Boşanma Davası Temyiz Dilekçesi

Dilekçe Portalına Dön

Bu dilekçe; evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle açılan davanın reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyizi amacıyla hazırlanmıştır. Dilekçede; 5 yıllık fiili ayrılık süreci, tanık beyanlarının 'bilgi aktarımı' denilerek hukuka aykırı şekilde dışlanması, çocuğun üstün yararı ilkesi ve nafaka miktarının hakkaniyete aykırılığı gibi temel hukuki uyuşmazlıklar ele alınmaktadır.

ŞİŞMAN HUKUK VE DANIŞMANLIK
UETS: [UETS NO]
Tel: 0539 319 80 90
E-mail: avoguzhansisman@hotmail.com
YARGITAY İLGİLİ HUKUK DAİRESI’NE
Gönderilmek Üzere
[İSTANBUL] [14. AİLE MAHKEMESİ] SAYIN HAKİMLİĞİ’NE
BAM DOSYA NO
: [BAM ESAS/KARAR NO]
TEMYİZ EDEN DAVACI
: [DAVACI] (T.C.: [TC NO])
VEKİLİ
: AV. OĞUZHAN ŞİŞMAN
-Adres Antettedir-
DAVALI
: [DAVALI] (T.C.: [TC NO])
VEKİLİ
: [DAVALI VEKİLİ]
[ADRES]
KONU
: [İSTANBUL] [BAM] [10. HUKUK DAİRESİ]’nin [TARİH] tarihli istinaf başvurusunun reddine dair kararının BOZULMASI talebidir.
AÇIKLAMALAR
Somut olayda, taraflar arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, fiili ayrılık ve ortak hayatın sona erdiği, davalı eşin kusurlu davranışlarının davacı üzerinde ciddi olumsuz etkiler yarattığı ve müşterek çocuğun üstün yararının yeterince gözetilmediği açıkça görülmektedir. Buna rağmen hem ilk derece mahkemesi hem de Bölge Adliye Mahkemesi, delillerin bütüncül değerlendirilmesini yapmaksızın, hukuki ve maddi vakıaları yeterince incelemeksizin, soyut ve kalıplaşmış gerekçelerle karar vermiştir. İşbu nedenlerle, yerel mahkeme ve istinaf mahkemesi kararları gerekçesiz, denetime elverişsiz ve hukuka aykırıidır. Aşağıda, bu hukuka aykırılıkların detaylı olarak izahı yapılmaktadır. İLK DERECE VE İSTİNAF MAHKEMESİ KARARLARI USUL VE YASAYA AÇIKÇA AYKIRIDIR Yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafça yapılan istinaf başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi ise, istinaf dilekçesinde ileri sürülen somut hukuka aykırılık iddialarını ayrı ayrı tartışmaksızın, soyut ve genel ifadelerle ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle başvurunun reddine karar vermiştir. Oysa hem ilk derece mahkemesi kararı hem de istinaf incelemesi, delillerin değerlendirilmesi, hukuki nitelendirme ve gerekçe oluşturma bakımından ciddi hukuka aykırılıklar içermektedir. Şöyle ki; İlk derece mahkemesi, dosya kapsamındaki tanık anlatımlarım, belge ve diğer delilleri bir bütün halinde değerlendirmek yerine parçacı bir yaklaşımla ele almış, davalının evlilik birliğini çekilmez hale getiren davranışlarını göz ardı etmiştir. Tanık beyanlarının önemli bir kısmı doğrudan gözleme dayalı olmasına rağmen “bilgi aktarımı” olduğu gerekçesiyle hükme esas alınmamış, bu suretle ispat hakkı fiilen ortadan kaldırılmıştır. Davalının hakaret, aşırı kıskançlık, evden kovma, aile ile ilişkileri kesme, savurganlık ve evlilik birliğini zedeleyici diğer davranışları dosya kapsamındaki belgeler ve tanık anlatımlarıyla ortaya konulmuş olmasına rağmen, bu hususlar hiç gerçekleşmemiş gibi değerlendirme yapılmıştır. Tarafların uzun süredir fiilen ayrı yaşadıkları, ortak hayatın sona erdiği ve evlilik birliğinin fiilen bitmiş olduğu olgusu dikkate alınmamıştır. Bölge Adliye Mahkemesi ise, istinaf dilekçesinde ayrıntılı şekilde ileri sürülen bu hukuka aykırılıkları inceleyip tartışmak yerine, yalnızca “ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu” yönünde kalıplaşmış bir ifadeyle başvurunun reddine karar vermiştir. Bu durum, istinaf denetiminin gereği gibi yapılmadığını açıkça göstermektedir. Oysa istinaf mahkemelerinin görevi, yalnızca şekli bir onama yapmak değil, dosyayı maddi ve hukuki yönden yeniden değerlendirerek hatalı kararları düzeltmektir. Somut olayda ise bu görev yerine getirilmemiş, ilk derece mahkemesinin hatalı değerlendirmesi aynen benimsenmiştir. Dosya kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, davalı eşin kusurlu davranışlarının süreklilik arz ettiği ve evlilik birliğini çekilmez hale getirdiği, bu hususların tanık anlatımları ve belgelerle ortaya konulduğu, ilk derece mahkemesinin delilleri hatalı takdir ettiği ve eksik inceleme ile karar verdiği, Bölge Adliye Mahkemesinin ise bu hataları gidermediği açıkça anlaşılmaktadır. Bu haliyle, hem ilk derece mahkemesi kararı hem de istinaf başvurusunun reddine ilişkin karar, Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesine, HMK’nın delillerin değerlendirilmesine ilişkin hükümlerine, Anayasa’nın gerekçeli karar ilkesine ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına açıkça aykırıdır. EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILDIĞI SABİTTİR (TMK m.166/1) Taraflar uzun süredir fiilen ayrı yaşamaktadır. Dosya kapsamından anlaşılacağı üzere, taraflar arasındaki ortak hayat sona ermiş, evlilik birliği yalnızca hukuki anlamda varlığını sürdürmekte olup fiilen ortadan kalkmıştır. Bu durum, evlilik birliğinin devamının taraflardan beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığını açıkça göstermektedir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre; Uzun süreli fiili ayrılık tek başına boşanma sebebi olmasa da, evlilik birliğinin fiilen sona erdiğinin ve ortak hayatın yeniden kurulmasının mümkün olmadığının en güçlü göstergelerinden biridir. Somut olayda fiili ayrılık kısa süreli olmayıp yıllardır devam etmektedir. Tarafların yeniden bir araya gelmelerine yönelik herhangi bir irade veya girişim bulunmamaktadır. Bu durum, evlilik birliğinin amacının ortadan kalktığını ve birliğin sürdürülebilirliğinin fiilen imkânsız hale geldiğini ortaya koymaktadır. Dosya kapsamındaki tanık anlatımları, belgeler ve taraf beyanları birlikte değerlendirildiğinde davalı eşin evlilik birliğini temelinden sarsan ve davacı açısından ortak hayatı çekilmez hale getiren çok sayıda kusurlu davranışı bulunduğu sabittir. Bunlar arasında özellikle; davacıyı aşağılayıcı ve onur kırıcı sözlerle hedef alan sürekli hakaretleri, aşırı kıskanç, baskıcı ve güvensiz davranışlarıyla davacının sosyal ve mesleki hayatını kısıtlaması, davacıyı müşterek konuttan kovarak birlikte yaşama iradesini fiilen ortadan kaldırması, davacının ailesiyle ilişkileri kesmesi ve aile bağlarını zedelemesi, davacının gelirini aşan savurgan harcamalar yaparak ekonomik huzuru bozması, sürekli gerginlik ve geçimsizlik yaratarak aile ortamını yaşanamaz hale getirmesi, gibi eylemler açıkça ortaya konmuştur. Bu davranışlar münferit olmayıp süreklilik arz eden ve evlilik birliğinin özünü zedeleyen niteliktedir. Nitekim evlilik birliğinin temelinden sarsılması için taraflardan birinin kusurlu davranışlarının diğer eş açısından ortak hayatı çekilmez hale getirmesi yeterlidir. Somut olayda bu şart fazlasıyla gerçekleşmiştir. Davacının müşterek konuttan ayrılmak zorunda kalması, tarafların uzun süre ayrı yaşaması ve evlilik bağının fiilen kopması, davalı eşin kusurlu davranışlarının doğal sonucu olup davacıya yüklenebilecek bir durum değildir. Zira Yargıtay uygulamasında da kabul edildiği üzere, kusurlu davranışlar nedeniyle evden ayrılan eşin terk etmiş sayılması mümkün değildir. TANIK BEYANLARININ HÜKME ESAS ALINMAMASI USUL VE YASAYA AÇIKÇA AYKIRIDIR Yerel mahkeme, dosya kapsamında dinlenen tanıkların beyanlarını “bilgi aktarımı niteliğinde” olduğu gerekçesiyle hükme esas almamış, bu suretle davacı tarafın ispat imkânını fiilen ortadan kaldırmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi de bu hatalı değerlendirmeyi denetlemek yerine aynen benimseyerek istinaf başvurusunu reddetmiştir. Oysa dosyada dinlenen tanıkların anlatımları incelendiğinde; tanıkların önemli bir kısmının olaylara bizzat şahit olduğu, tarafların evlilik içindeki davranışlarını doğrudan gözlemlediği, davalının davacıya ve davacının ailesine karşı tutumlarını kendi duyumlarına değil, gözlemlerine dayalı olarak aktardığı, taraflar arasındaki geçimsizlik, gerginlik, soğukluk ve fiili ayrılık sürecini yakından bildikleri, açıkça görülmektedir. Özellikle aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda, olayların çoğu tarafların özel yaşam alanında gerçekleştiğinden üçüncü kişiler tarafından birebir görülmesi her zaman mümkün değildir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da kabul edildiği üzere aile içi ilişkilerde yaşanan olayların ispatında tanık anlatımları temel ve çoğu zaman en önemli delildir. Mahkemenin, hem tanık beyanlarını hem de bu beyanları destekleyen yazılı delilleri birlikte değerlendirmek yerine tamamen göz ardı etmesi, delillerin bütüncül değerlendirilmesi ilkesine açıkça aykırıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 198. maddesi uyarınca hâkim, delilleri serbestçe takdir eder; ancak bu takdir yetkisi keyfi olmayıp somut gerekçelere dayanmak zorundadır. IV. FİİLİ AYRILIK VE ORTAK HAYATIN SONA ERMESİ OLGUSU GÖZ ARDI EDİLMİŞTİR Taraflar yaklaşık beş yıldır fiilen ayrı yaşamaktadır. Bu süre kısa süreli bir geçimsizlik veya geçici ayrılık olmayıp, evlilik birliğinin fiilen sona erdiğini açıkça gösteren uzun ve kesintisiz bir ayrılık dönemidir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre; uzun süreli fiili ayrılık, evlilik birliğinin amacının ortadan kalktığının en önemli göstergelerindendir. Somut olayda; taraflar uzun süredir ayrı yaşamaktadır, ortak konut fiilen dağılmıştır, taraflar arasında duygusal ve sosyal bağ kopmuştur, yeniden bir araya gelme ihtimali ortadan kalkmıştır. Evlilik birliğinin taraflar açısından fiilen sona erdiği bir durumda, tarafları yeniden birlikte yaşamaya zorlamak hem hukuken hem de hayatın olağan akışına aykırıdır. VELAYET KONUSUNDA ÇOCUĞUN ÜSTÜN YARARI GÖZETİLMEMİŞTİR Yerel mahkemece müşterek çocuk [MÜŞTEREK ÇOCUK]’ın velayeti anneye bırakılmış, Bölge Adliye Mahkemesi de bu kararı onamıştır. Ancak velayet düzenlemesi yapılırken çocuğun üstün yararının somut olayın özellikleri çerçevesinde kapsamlı şekilde değerlendirilmesi gerekirken, mahkemeler tarafından bu husus yeterince araştırılmamış ve tartışılmamıştır. Davacı baba müşterek çocuğun eğitim, bakım ve yaşam giderlerini düzenli olarak karşılamakta, babası öğretim üyesi olup çocuğun gelişimine katkı sağlayabilecek imkânlara sahiptir. Buna rağmen velayetin anneye verilmesinin gerekçesi somut verilere dayandırılmamış, kamu düzenine ilişkin bu konuda gerekli re’sen araştırma yapılmamıştır. İSTİNAF KARARI GEREKÇESİZ OLUP DENETİME ELVERİŞLİ DEĞİLDİR Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen istinaf başvurusunun reddine ilişkin karar, Anayasa ve usul hukukunun öngördüğü gerekçeli karar ilkesini karşılamaktan uzak olup temyiz denetimine elverişli değildir. Kararda istinaf sebeplerinin hangi gerekçeyle reddedildiği açıklanmamış, soyut ve kalıp ifadelerle yetinilmiştir. Bu durum Anayasa’nın 141. maddesi ile HMK’nın 297. maddesine açıkça aykırı olup karar temyiz denetimine elverişli değildir. HÜKMEDİLEN NAFAKA HAKKANİYETE VE ÖDEME GÜCÜNE AYKIRIDIR Mahkemece davacı aleyhine hükmedilen nafaka miktarı, davacının ekonomik ve sosyal durumu ile gelir düzeyi gereği gibi dikkate alınmaksızın belirlenmiş olup hakkaniyet ilkesine açıkça aykırıdır. Davacı sabit gelirli bir kamu görevlisi olup geliri yalnızca maaşla sınırlıdır. Hükmedilen nafaka miktarının davacının mali gücünü aşan ağır bir yük oluşturduğu açıktır. Nafaka, bir tarafı korurken diğer tarafı mağdur eden bir araç haline getirilemez. SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; 1. [İSTANBUL] [BAM] [10. HUKUK DAİRESİ]’nin [TARİH] tarihli kararının BOZULMASINA, 2. İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi için dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesine, 3. Yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini bilvekale arz ve talep ederiz. [TARİH]

Önemli Uyarı: Bu dilekçe metni, somut bir hukuki uyuşmazlığın koşulları dikkate alınarak örnek mahiyetinde hazırlanmıştır. Her davanın kendine has dinamikleri, delil durumu ve hukuki süreci farklılık gösterir. Hak kaybına uğramamak adına, bu taslağın doğrudan kullanımı yerine bir avukat aracılığıyla hukuki yardım alınması şiddetle önerilir.