Tanık Beyanına İtiraz Dilekçesi (Görev ve Husumet Def'i)

Dilekçe Portalına Dön

Bu dilekçe; şahsi sorumluluğu olmayan bir şirket yetkilisine karşı açılan alacak davasında, tanık beyanlarına ve mahkemenin görevine karşı hazırlanan bir itiraz metnidir. Dilekçede; limited şirket tüzel kişiliği gereği husumet itirazı, tüketici mahkemesinin görev alanı (6502 sayılı Kanun) ve imzasız belgeler ile tanıkla ispat yasağına ilişkin temel hukuki savunmalar yer almaktadır.

ŞİŞMAN HUKUK VE DANIŞMANLIK
UETS: [UETS NO]
Tel: 0539 319 80 90
E-mail: avoguzhansisman@hotmail.com
[BAKIRKÖY] [18. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ] SAYIN HAKİMLİĞİ’NE
DOSYA NO
: [ESAS NO]
DAVALI VEKİLİ
: AV. OĞUZHAN ŞİŞMAN
-Adres Antettedir-
KONU
: Tanık beyanına karşı cevap ve itirazlarımızın sunulması.
AÇIKLAMALAR
GÖREVSİZLİK İTİRAZI Dosya kapsamı ve dava konusu değerlendirildiğinde, müvekkil aleyhine açılan bu dava, müvekkilin ticari faaliyetleri çerçevesinde değil, davacının kişisel konut ihtiyacını karşılamak amacıyla gerçekleştirdiği işlem ve buna ilişkin kapora ödemesi ile ilgilidir. Somut olayda davacı, kendi özel ihtiyacı doğrultusunda hareket etmiş olup, dava konusu işlem ticari bir faaliyet kapsamında değerlendirilemez. Bu nedenle, söz konusu uyuşmazlık, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve HMK uyarınca tüketici mahkemesinin görev alanına girmektedir. Bu sebeple, mahkemenizce yapılan asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu yönündeki önceki değerlendirmenin hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Somut olayda tarafların statüsü, işlemin niteliği ve sözleşmenin amacı birlikte dikkate alındığında, görevli mahkeme tüketici mahkemesidir. Bu itibarla, görevsizlik itirazımızın reddedilmesi gerektiği hususunu saygıyla arz ederiz. HUSUMET İTİRAZI Dosya kapsamında davacı tarafından kapora sözleşmesi olduğu iddia edilen belgeye dayanılarak dava konusu edilen alacak talebi, müvekkile değil, ancak davacı tarafça sözleşmenin tarafı olduğu iddia edilen [TİCARİ ŞİRKET]'ne karşı yöneltilebilir. Somut olayda müvekkil, söz konusu şirketin yetkilisi olmakla birlikte, limited şirketin tüzel kişiliği ve sermaye yapısı gereği, şirket borçlarından şahsen sorumlu tutulamaz. Bu nedenle, müvekkilin iddia edilen borç ile hukuki olarak herhangi bir kişisel ilişkisi bulunmamaktadır. Türk Ticaret Kanunu uyarınca, limited şirketler ayrı bir tüzel kişiliğe sahip sermaye şirketleri olup, borçlarından yalnızca şirketin malvarlığı ile sorumludur. Limited şirket ortaklarının veya yetkililerinin, şirket alacaklılarına karşı kişisel malvarlıklarıyla sorumluluğu bulunmamaktadır. Ortakların sorumluluğu, yalnızca taahhüt ettikleri sermaye paylarını yerine getirmekle ve şirket sözleşmesinde öngörülen ek yükümlülükleriyle sınırlıdır. Bu bağlamda, davacı tarafından ileri sürülen borç iddiasının, müvekkilin kişisel olarak kabulü veya borçlandırılması anlamına gelmediği açıktır. Dolayısıyla, iddia edilen borç ilişkisinin varlığı iddia edilse dahi (ki bu husus ayrıca delil değerlendirmesi gerektirir), söz konusu borcun gerçek muhatabının [TİCARİ ŞİRKET] olduğu, müvekkilin ise şahsen borçlu olmadığı hukuken açıktır. Limited şirket ortağı veya yetkilisi olması, müvekkilin bu borcu kabul ettiği veya borçtan kişisel olarak sorumlu tutulması anlamına gelmez; bu tür bir sorumluluk, Türk Ticaret Kanunu’nun temel ilkeleri ile bağdaşmamaktadır. Buna ek olarak, limited şirketlerin borçlarından dolayı ortak veya yetkililerin kişisel malvarlığı ile sorumluluğu yalnızca kanunda açıkça öngörülmüş istisnai hallerle sınırlıdır. Ticari alacak ilişkileri açısından bu istisnalar bulunmadığı sürece, müvekkilin iddia edilen borç ile herhangi bir kişisel sorumluluğu söz konusu değildir. Bu çerçevede; Müvekkilin dava konusu iddia edilen borç ile hukuki bir borç ilişkisi bulunmadığı, Borcun gerçek ve hukuki muhatabının [TİCARİ ŞİRKET] olduğu, İddia edilen borcun varlığı kabul edilse dahi müvekkilin şahsen sorumlu tutulamayacağı, hususları nazara alınarak, davanın müvekkil yönünden husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesini saygıyla arz ederiz. TANIK BEYANINA İTİRAZLARIMIZ VE HUKUKİ AÇIKLAMALAR: Tanık beyanında iddia edildiği üzere davacı, müvekkile 3.000 dolar kapora verdiği iddia edilmiştir. Öncelikle, söz konusu kapora sözleşmesinde müvekkilin imzası veya herhangi bir yazısı bulunmamaktadır. Bu durum, söz konusu ödeme ve borç iddiasının müvekkil ile ilişkilendirilemeyeceğini açıkça göstermektedir. İddia edilen söz konusu evraka dayanılarak borç ilişkisinin varlığını tanıkla ispat etmek mümkün değildir. Çünkü söz konusu belge, tarafımızca hiçbir şekilde kabul edilmemekte ve geçerli bir borç teşkil etmemektedir. Evrakta belirtilen 3.000 tutarın yanındaki herhangi bir döviz işareti veya para birimi ibaresi yoktur. Türkiye sınırları içerisinde yapılan sözleşmelerde ücretin yanında herhangi bir para birimi işareti yoksa, söz konusu bedel Türk Lirası olarak kabul edilir. Dolayısıyla, tanık beyanındaki “3.000 dolar” iddiası, karşı tarafın kötü niyetli bir yorumunu ve delil çarpıtmasını göstermektedir. Müvekkil ile [TİCARİ ŞİRKET] şirketi arasında yapılan sözleşme ve kapora işlemleri, müvekkilin şahsi borcu olarak değil, şirketin borcu olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle, iddia edilen borcun müvekkile yansıtılması hukuken mümkün değildir. Tanık, davacı lehine doğrudan çıkarı olan bir taraf olup, beyanları taraflıdır ve güvenilirliği yoktur. HMK 266 ve 267. maddeler uyarınca, taraf menfaatinin bulunduğu tanıkların beyanları dosya açısından tek başına delil olarak değerlendirilemez. SONUÇ VE TALEP : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1. Mahkemenizin görevsiz olduğuna karar verilerek dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine, 2. Tanık olarak dinlenen [TANIK]’nın taraflı olması sebebiyle beyanlarına itibar edilmemesine, 3. Söz konusu kapora sözleşmesinin ve iddia edilen 3.000 TL/Dolar bedelin müvekkil ile herhangi bir borç ilişkisi oluşturmadığının kabul edilmesine, 4. Dosyada yer alan belgelerin müvekkilin onayı ve imzası olmadan düzenlendiği hususunun dikkate alınmasına, karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz. [TARİH]

Önemli Uyarı: Bu dilekçe metni, somut bir hukuki uyuşmazlığın koşulları dikkate alınarak örnek mahiyetinde hazırlanmıştır. Her davanın kendine has dinamikleri, delil durumu ve hukuki süreci farklılık gösterir. Hak kaybına uğramamak adına, bu taslağın doğrudan kullanımı yerine bir avukat aracılığıyla hukuki yardım alınması şiddetle önerilir.