Tasarrufun İptali Davası İkinci Cevap Dilekçesi

Dilekçe Portalına Dön

Bu dilekçe; boşanma protokolü uyarınca gerçekleştirilen taşınmaz devrinin "mal kaçırma" iddiasıyla tasarrufun iptali davasına konu edilmesi üzerine hazırlanan ikinci cevap (replik) dilekçesidir. Dilekçede; dava şartı olan aciz belgesinin yokluğu, devrin meşru bir boşanma ilamına dayanması, davacının "sahte senet" üzerinden haksız kazanç sağlama gayreti ve dürüstlük kuralına aykırılıklar kapsamlı bir şekilde izah edilmektedir.

ŞİŞMAN HUKUK VE DANIŞMANLIK
UETS: [UETS NO]
Tel: 0539 319 80 90
E-mail: avoguzhansisman@hotmail.com
[KÜÇÜKÇEKMECE] [12.] ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİ'NE
DOSYA NO
: [DOSYA NO]
2. KEZ CEVAP VEREN DAVALI
: [DAVALI] (T.C.: [TC NO])
[ADRES]
VEKİLİ
: AV. OĞUZHAN ŞİŞMAN
-Adres Antettedir-
D.DAVALI
: [DİĞER DAVALI]
[ADRES]
DAVACI
: [DAVACI] (T.C.: [TC NO])
[ADRES]
VEKİLİ
: [DAVACI VEKİLİ]
[ADRES]
KONU
: İkinci cevaplarımızı ve itirazlarımızı ihtiva eder.
AÇIKLAMALAR
Davacı vekili tarafından, müvekkilim aleyhine (Husumet yöneltilmesi üzerine); "[ADRES]" yer alan taşınmazın muvazaalı olarak 3.kişilere devredilmesi sebebiyle zarara uğradığını ve söz konusun tasarrufun iptali ile satış yetkisinin verilmesi” istemiyle eldeki dava ikame edilmiştir. Ancak bahse konu iddia ve talepler haksız ve mesnetsiz olduğu gibi huzurda ikame edilen dava tamamen kötüniyetle açılmış olup reddini talep ederiz. Davacının cevaba cevap dilekçesine ve delillerine karşı 2. cevaplarımızı yasal süre içinde sunmakla birlikte davacının işbu cevaba cevap dilekçesindeki tüm beyanları tekrardan ibaret soyut, temelden yoksun, çelişkili tekrarlarla dolu, mesnetsiz ve tamamen kötüniyetlidir, şöyle ki; 1- ACİZ BELGESİNİN YOKLUĞU VE USULİ İTİRAZLARIMIZ Davacı cevaba cevap dilekçesinde "borçlunun alacaklıyı zarara uğratmak amacıyla taşınmazını devrettiğinin ve köyünde babasından intikal eden çok ortaklı tarladan başka malvarlığı bulunmadığının öğrenilmesiyle derhal huzurdaki davanın açılması gereği doğmuştur. Aciz belgesi daha sonra dosyaya sunulacaktır." şeklindeki beyanı soyut, temelden yoksun ve tamamen kötüniyetlidir. Davacı tarafın öncelikle müvekkilden herhangi bir alacağı olmadığı gibi müvekkilin senet vermesini gerektiren bir durumu söz konusu da değildir. Aksine müvekkil davacının sahibi olduğu şirketten alacaklıdır. Bu durum ticari defter ve banka hesap hareketleriyle sabittir. Dosyaya kesin veya geçici aciz belgesi sunulmamıştır. Bu durumda mahkemece dava şartı olan kesin veya geçici aciz belgesi sunulmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamıştır (Y17. H.D. Esas No:2012/2516 Karar No:2013/224 K.). "Tasarrufun iptali davasına konu olan Taşınmazın değeri bilinmediği için şimdilik dava değeri [MİKTAR] TL olarak gösterilmiş olup taşınmaz değerinin tespitini takiben harç tamamlanması mümkündür." Tasarrufun İptali davası, nispi harca tabidir. Karar ve ilam harcı, iptali istenen tüm tasarruf üzerinden değil, davacının alacağı üzerinden hesaplanır. Fakat iptali istenen tasarrufun değeri, davacının alacağından az ise, karar ve ilam harcının tasarrufun tamamı üzerinden hesaplanması gerekir. Dolayısıyla davacı tarafa öncelikle icra takip çıktısı üzerinden nispi harcın tamamlattırılmasını talep ederiz. 2- TEMEL BORÇ İLİŞKİSİNİN YOKLUĞU VE SAHTE SENET İDDİALARIMIZ Davacı cevaba cevap dilekçesinde "[İSTANBUL] [26.] İCRA MÜDÜRLÜĞÜ [DOSYA NO] Sayılı kambiyo senedine dayalı takibin başlatmasını müteakkip davalı-borçlu tarafından zaman kazanmak amacıyla, kötüniyetli olarak senet altındaki imzaya itiraz ederek, icra takibinin kesinleşmesini geciktirmiş ve bu sırada Anlaşmalı boşanma yoluyla taşınmazı eşine devretmiştir. [İSTANBUL] [42.] İCRA HUKUK MAHKEMESİ [DOSYA NO] Sayılı dosyasında yapılacak inceleme sonunda senetteki imzanın borçluya ait olduğu ortaya çıkacaktır. Davalı-borçlu ile Müvekkilin sahibi olduğu [DAVACI ŞİRKET] arasında uzun yıllardır devam eden bir iş ilişkisi mevcuttur. Davacı inşaat malzemeleri satmakta davalı ise inşaat işi yapmaktadır. Borcun dayanağı olan senetler, davalı tarafından [DAVACI ŞİRKET] ile ticari ilişkisinden kaynaklı borcuna karşılık olarak müvekkile verilmiştir. Davalı tarafından sunulan banka dekontları ise yıllardır süren cari hesaplara ilişkin eski ödemelerdir. Davalı, müvekkilin şirketine olan borcunun yükselmesi üzerine, söz konusu senetleri düzenlemiş, dava konusu taşınmazın tapu örneğini de teminat olarak vermiş ve müvekkilin şirketinden yeni malzemeler alıp işini yapmaya devam etmiştir. Davalı tarafından alacaklı [DAVACI ŞİRKET] emrine, "malen" düzenlenerek verilen senetler şirket kayıtlarına geçtikten sonra, şirket sahibi tarafından ciro edilerek tahsile verilmiştir. Davalının [DAVACI ŞİRKET]'e olan borçları muhasebe kayıtları ve ticari defterlerinin incelenmesiyle ortaya çıkacaktır. Kaldı ki; Yasal olarak senedin geçerli olabilmesi için geçerli bir hukuki işlemin varlığı dahi aranmamaktadır. KIYMETLİ EVRAK, ASIL BORÇ İLİŞKİSİNDEN BAĞIMSIZ BİR ALACAK DOĞURMAKTADIR. TBK m. 18’e göre, soyut borç ikrarı geçerlidir." şeklindeki iddia ve cevaplar tamamen kötüniyetli olup temelden yoksun kendi içerisinde çelişmektedir. Senetleri asla kabul anlamına gelmemek kaydıyla biran aksi düşünülse dahi Malen kaydı olan bonolarda, senedin mal karşılığı alındığı kabul edilmiş varsayılır. Bu durumda lehdar şirket ise, bu bonoyu ticari defterlerine işlemek ve karşılığında fatura ve sevk irsaliyesi düzenlemek zorundadır. Çünkü TTK.76-86 arası hükümlere göre ticaret şirketleri aldıkları senetleri defterlerine işlemek ve karşılığında TTK.23 'ye uygun fatura kesmek zorundadır. Keza VUK' da bu husus ayrıntılı düzenlenmiştir. Bu kestiği faturayı da karşı tarafa göndermek/tebliğ etmek suretiyle 8 günlük itiraz süresini beklemeli aksi halde fatura içeriği reddedilmiş sayılır. Bu husus TTK m.21/2' düzenlenmiştir. Bu hükme göre, faturanın alındığı tarihten itibaren fatura içeriğine 8 gün içinde itiraz edilmemesi halinde faturanın içeriği kabul edilmiş sayılacağı belirtilmiştir. Somut olayımızda ise müvekkil tarafından, dava dışı davacının sahibi olduğu [DAVACI ŞİRKET]'ten bahsi geçen tarihlerde herhangi bir mal alınmadığı gibi bahsi geçen tarihte müvekkil adına tanzim edilmiş herhangi bir fatura ve sevk irsaliyesi de yoktur. Hal böyle iken müvekkil almadığı bir mal için neden böyle bir senet versin ? ya da senet bedeli kadar mal almış olsa sevk irsaliyesinin muhakkak olması gerekmez mi ? çünkü sevk irsaliyesi olmadan malı taşıyacak nakliye tırının bir yerden bir yere gidebilmesi hukuken ve fiziken mümkün değildir ? bu soruların dahi sorulması halinde senetlerin sahte olduğu, senet üzerindeki yazıların ve imzanın müvekkile ait olmadığı aşikardır. Müvekkil borca ve imzaya itiraza ilişkin icra hukuk mahkemesinde açtığı davayla borçlu olmadığının tespitini sağlayacaktır. Bunu davayı uzatmak ya da zaman kazanmak için değil tamamen borçlu olmadığının tespiti için yapmış olup davacının sahte senetlerle haksız tahsil etme niyetini bertaraf etmek için yasal hakkını kullanmıştır. Bununla ilgili savcılık şikayet hakkımız da saklı olup davacının sahte senetlerle hileli şekilde müvekkilden para tahsil etmeye çalışmasından da anlaşılacağı üzere kötüniyeti aşikar ispatlıdır. Davacı tarafın bahsi geçen sahte senetleri sahibi olduğu şirket üzerinden değil de kendisine cirolayarak kendisi üzerinden icra takibine konu etmesinin sebebi sahibi olduğu dava dışı [DAVACI ŞİRKET]'in borca batık olması ve şirketin borçlularından mal kaçırmak kastıyla kanun yolunu dolandığı ortadadır. Dolayısıyla kişi kendinden bilir işi misali müvekkilin de kendisinden mal kaçırdığını düşünerek huzurdaki davanın ikame etmiştir. Fakat müvekkil zaten hali hazırda davacıya herhangi bir borcu olmadığı gibi mal kaçırmasını da gerektirecek bir durumu yoktur. İşbu takibe konu senetlerin hem yazı hem tarih ve hemde imza yönünden mahkemeniz eliyle bilirkişi marifetiyle tespitini talep ederiz. Sayın bilirkişiden alınacak rapor üzerine bahse konu senetlerin müvekkilin el ürünü olmadığı dolayısıyla senetlerin sahte olduğu gerçek bir alacağın olmadığı görülecektir. 3- TAPU KAYITLARI VE BOŞANMA PROTOKOLÜNE İLİŞKİN GERÇEKLER Davacı cevaba cevap dilekçesinde "Tapu kayıtları esastır. taşınmazın [DİĞER DAVALI]'na ait olduğuna dair gerçek dışı sav dinlenemez. Taşınmazın tapu kaydı incelendiğinde davalı [DAVALI]'ın dava konusu taşınmazı [TARİH] de satın aldığı, maddi sorunlar nedeniyle [TARİH] de taşınmazın 1/4 mülkiyetini davalı [DİĞER DAVALI]'ın kardeşi [ŞAHIS]'a sattığı görülmektedir. Boşanma protokolü ile devredilene kadar, taşınmazın diğer davalıya satışı vs. söz konusu değildir." şeklinde beyan vermiştir. Ancak davacı tarafın ileri sürdüğü “tasarrufun iptali” ve “muvazaa devri” iddiaları hukuken temelsizdir. Tasarrufun iptali davasının kabulü için, taşınmazın devrinin kasıtlı, aldatıcı ve borçluyu zarara uğratmaya yönelik bir işlem olarak yapılmış olması, bunun somut delillerle kanıtlanması gerekir. Oysa somut olayda, dava konusu taşınmazın [DİĞER DAVALI]’ya devri, boşanma kararı ve kararın kesinleşmesini müteakip, mahkeme hükmünün uygulanması amacıyla gerçekleştirilmiş olup, hukuka tamamen uygun ve resmi tapu siciline tescil edilmiş bir işlemdir. Tarafların herhangi bir kötü niyet taşıdığına dair en ufak bir delil bulunmamaktadır. Söz konusu taşınmaz evlilik birliği içinde edinilmiş olup, bu kapsamda taşınmaz üzerinde hem [DAVALI] hem de [DİĞER DAVALI]’nın eş olarak hak sahibi olduğu açıktır. Türk Medeni Kanunu m. 202 ve devamı hükümleri uyarınca, evlilik birliği içinde edinilen mallar ortak mülkiyet kapsamına girer ve eşler, bu mallar üzerinde eşit hak ve yetkiye sahiptir. Bu bağlamda, [DAVALI] tarafından gerçekleştirilen devir işlemi, yalnızca mahkeme kararının uygulanması ve [DİĞER DAVALI]’nın mülkiyet hakkının tescili amacıyla yapılmış olup, üçüncü kişileri veya alacaklıları zarara uğratma amacı taşımamaktadır. Özellikle vurgulamak gerekir ki, taşınmazın devri sırasında herhangi bir hile, sahtecilik veya muvazaalı işlem söz konusu değildir. Tapu kayıtları ve tescil belgeleri, taşınmazın gerçekte [DİĞER DAVALI]’ya ait olduğunu ve devrin mahkeme kararı uyarınca gerçekleştirildiğini açıkça göstermektedir. Tarafların boşanma süreci ve boşanma kararının kesinleşmesi dikkate alındığında, [DAVALI]’nın bu işlemi yapması, hem kendi hukuki durumunu güvence altına almak hem de [DİĞER DAVALI]’nın mahkeme kararı çerçevesinde haklarını kullanmasını sağlamak amacını taşımaktadır. Somut olay özelinde, müvekkillerin herhangi bir kötü niyet taşımadığı, taşınmazın devrinin alacaklıları zarara uğratmak amacıyla yapılmadığı ve işlemin, boşanma kararının uygulanması kapsamında her iki eşin de haklarını koruyacak şekilde gerçekleştirildiği açıktır. Bu nedenle, karşı tarafın ileri sürdüğü “tasarrufun iptali” ve “muvazaa devri” iddialarının hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Mahkemenin değerlendirmesinde, taşınmazın devrinin boşanma kararı ve kararın kesinleşmesinden sonra, yasal ve meşru bir şekilde [DİĞER DAVALI]’ya intikal ettiği dikkate alınmalıdır. Bu çerçevede, huzurdaki dava tamamen temelsiz ve kötüniyetli bir iddia üzerine kurulmuş olup, taşınmazın [DİĞER DAVALI]’ya ait olduğu hususu hem tapu kayıtları hem de boşanma kararı kapsamındaki hukuki durum nedeniyle kesin olarak sabittir. [DAVALI]’nın bu devir işlemi, yalnızca mahkeme kararının uygulanması ve [DİĞER DAVALI]’nın mülkiyet hakkının korunması amacını taşımakta olup, hukuka aykırı veya üçüncü kişileri zarara uğratan bir tasarruf olarak nitelendirilemez. Dolayısıyla mahkemenin, taşınmazın [DİĞER DAVALI]’ya ait olduğuna dair gerçek durumu dikkate alarak, karşı tarafın iddialarını reddetmesi gerekmektedir. 4- HUKUKİ YARAR EKSİKLİĞİ VE TASARRUFUN İPTALİ ŞARTLARININ OLUŞMAMASI Davacı cevaba cevap dilekçesinde "Davacının işbu davayı açmasında hukuki yarar vardır. Taraflar müvekkilimin alacağını elde etmesine engel olmak için, tam olarak muvazaalı bir boşanma protokolü ile taşınmazı eşine devretmiştir." şeklinde beyanda bulunmuştur. Karşı tarafın iddia ettiği üzere davacının işbu davayı açmakta hukuki yararının bulunduğu savı, gerçek durumu yansıtmamakta olup tamamen temelsizdir. Hukuki yarar, bir davanın açılabilmesi için zorunlu olan ve davacının talebinin mahkemece sağlanmasının, davacının menfaatine hizmet etmesi anlamına gelir. Somut olayda, taşınmazın devri, boşanma kararı ve kararın kesinleşmesini müteakip, hukuka uygun şekilde yerine getirilmiş olup, müvekkil [DAVALI]’nın ve [DİĞER DAVALI]’nın haklarını korumak amacı taşımaktadır. Öncelikle vurgulamak gerekir ki, taşınmaz evlilik birliği içerisinde edinilmiş olup, bu kapsamda hem [DAVALI] hem de [DİĞER DAVALI] eş olarak hak sahibidir. Taraflar arasındaki boşanma protokolü ve mahkeme kararı çerçevesinde yapılan devir işlemi, sadece yasal ve meşru bir hak kullanımından ibarettir. Dolayısıyla davacının, taşınmazın mülkiyetinin [DİĞER DAVALI]’ya intikal etmesini engellemeye yönelik iddiaları, gerçek durumu değiştirmeye yönelik, hukuken geçersiz bir girişimdir. Somut olay özelinde, davacı tarafından ileri sürülen iddialar, taşınmazın muvazaa yoluyla devredildiği ve [DAVALI]’nın alacaklısının menfaatini engellediği yönündedir. Oysa taşınmaz, boşanma kararının yerine getirilmesi amacıyla devredilmiş olup, ne [DAVALI] ne de [DİĞER DAVALI]’nın kötü niyet taşıdığına dair somut bir delil bulunmamaktadır. Taşınmaz üzerindeki Aile Konutu şerhi, yalnızca taşınmazın eşlerin kullanımını koruyan bir hukuki güvencedir ve davacının iddia ettiği gibi alacağın tahsilini engelleyen bir unsur değildir; zira, taşınmaz mahkeme kararı ve hukuki düzenlemeler çerçevesinde devredilmiş ve herhangi bir üçüncü kişiyi zarar verme amacı taşımamaktadır. Davalının devir işlemi, yalnızca mahkeme kararının uygulanması ve [DİĞER DAVALI]’nın mülkiyet hakkının tescil edilmesi amacını taşımaktadır. Bu nedenle, davacının iddia ettiği şekilde taşınmazın haczedilmesi ve alacağını tahsil etmesi mümkün değildir. Zira taşınmaz müvekkil ve [DİĞER DAVALI]’nın ortak hakları ve boşanma kararı kapsamında korunmakta, davacının taleplerinin mahkemece yerine getirilmesi, mevcut hukuki düzen ve somut durum göz önünde bulundurulduğunda hukuken mümkün değildir. Bu çerçevede, davacının işbu davayı açmakta herhangi bir hukuki yararı bulunmadığı açık ve nettir. Taraflar arasındaki boşanma işlemi ve mahkeme kararının uygulanması, taşınmazın devrini zorunlu kılmış ve hukuki durumu netleştirmiştir. Davacının dava yoluyla sağlamak istediği sonuç, gerçek durumu değiştirmeye ve hukuken geçerli bir hakkı ortadan kaldırmaya yönelik olup, hukuki yarar kapsamında değerlendirilemez. Dolayısıyla mahkemenin, davacının iddialarını dikkate almadan davanın hukuki yarar eksikliği nedeniyle reddine karar vermesi gerekmektedir. “Tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için; davacının davalı borçluda gerçek bir alacağının bulunması, borçlu hakkında yapılan icra takibinin kesinleşmiş olması, iptal konusu tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış aciz belgesinin bulunması gereklidir.” (17.HD, T. 20.05.2009, 2951/3395, Kazancı İçtihat Programı, e.t: 22.02.2015) Taraflar arasında söz konusu boşanma işlemleri ve taşınmazın devri, hukuki düzenlemeler çerçevesinde yerine getirilmiş olup, davacının iddialarına dayanak oluşturan “tasarrufun iptali” talebi, mevcut somut olay açısından hukuken geçersizdir. Nitekim, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 20.05.2009 tarihli ve 2951/3395 sayılı kararında belirtildiği üzere, tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için bir dizi hukuki şartın varlığı zorunludur. Buna göre; Davacının davalı borçluda gerçek bir alacağının bulunması gerekir. Oysa somut olayda, müvekkil [DAVALI], taşınmazın devri öncesinde taraflar arasında yapılan ticari işlemler ve hesap mutabakatları çerçevesinde, davacının talep ettiği miktara ilişkin herhangi bir kesin alacak yükümlülüğüne tabi değildir. Borcun doğumundan sonra iptal konusu tasarrufun yapılmış olması şarttır. Mevcut durumda ise, taşınmazın [DİĞER DAVALI]’ya devri, boşanma protokolü ve mahkeme kararı çerçevesinde, tarafların hak ve yükümlülüklerini düzenlemek amacıyla gerçekleştirilmiş olup, herhangi bir borç doğumundan sonra alacaklının zararını artırmak veya alacağın tahsilini engellemek amacı taşımamaktadır. Borçlu hakkında yapılan icra takibinin kesinleşmiş olması gerekir. Somut olayda, icra takibine konu ödeme emri, taraflarca boşanma süreci başlatılmadan önce hazırlanmış ve protokolün mahkemeye sunulması ile ilişkilendirilemez. Dolayısıyla, taşınmazın devri işlemi, icra takibinin kesinleşmesinden önce yapılmış bir işlem olup, davacının iddiasına dayanak oluşturamaz. Aciz belgesinin bulunması zorunludur. Dosya kapsamında ne kesin ne de geçici bir aciz belgesi bulunmamaktadır. Bu nedenle, davacının tasarruf iptali talebinin hukuken dinlenebilmesi mümkün değildir. Bu çerçevede, Yargıtay kararında vurgulanan koşulların somut olayda hiçbirinin gerçekleşmediği açıkça görülmektedir. Taşınmazın devri, boşanma kararı ve protokol çerçevesinde tamamen hukuka uygun ve tarafların haklarını koruyacak şekilde yapılmıştır. Davacının iddiaları, somut delil ve hukuki şartlarla desteklenmediği için, taşınmazın mülkiyetinin [DİĞER DAVALI]’ya intikal etmesi ve devir işleminin geçerliliği hukuken tartışmasızdır. 5- BOŞANMA PROTOKOLÜ VE ZAMANLAMA GERÇEKLERİ Davacı cevaba cevap dilekçesinde "taşınmazın haczedilmesi, muvazaalı bir boşanma ile engellenmiştir. boşanma protokolü alacaklıdan mal kaçırma kastıyla yapılmıştır. tasarruf iptal edilmelidir." şeklinde beyan vermiştir. Karşı tarafın iddia ettiği üzere, taşınmazın haczedilmesinin muvazaalı bir boşanma protokolü ile engellendiği ve tasarrufun iptal edilmesi gerektiği yönündeki beyanlar, gerçek durumu yansıtmamakta ve tamamen temelsizdir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, söz konusu boşanma protokolü, icra dosyasına konu ödeme emrinden çok önce hazırlanmış ve mahkemeye sunulmak üzere duruşma günü alınmış bir işlemdir. Bu durum, müvekkillerin boşanma sürecini, mevcut icra takibine bağlı olarak değil, tamamen kendi hukuki ve kişisel durumlarını düzenlemek amacıyla başlattığını göstermektedir. Somut olay özelinde, taraflar boşanma sürecini başlatmadan önce, bir dizi hukuki ve idari adımı çoktan atmış durumdadırlar. Boşanma protokolünün hazırlanması ve mahkemeye sunulması, tarafların hak ve yükümlülüklerini belirlemek, mal paylaşımını düzenlemek ve evlilik birliği süresince edinilmiş taşınmazların mülkiyetini hukuka uygun şekilde tescil etmek amacını taşımaktadır. Bu çerçevede, boşanma protokolü ve taşınmazın [DİĞER DAVALI]’ya devri, icra takibine veya davacının alacağına engel olmayı amaçlayan bir işlem değildir; aksine tarafların kendi hukuki durumlarını netleştirmek ve mahkeme kararını uygulamak amacıyla yapılan meşru bir hukuki işlemdir. Tarafların boşanma protokolünü icra takibinden sonra yapmış gibi gösterme iddiası da yanlıştır. Mevcut belgeler ve duruşma tarihleri incelendiğinde, boşanma protokolü icra dosyasına ilişkin ödeme emrinden önce hazırlanmış ve mahkemeye sunulmak üzere gerekli tüm adımlar tamamlanmıştır. Bu durum, taşınmazın devrinin kötü niyetli olarak yapıldığı iddialarını çürütmektedir. Ayrıca, protokolün mahkeme kararıyla kesinleşmesi sürecinde, taraflar tarafların hak ve yükümlülüklerini korumak amacıyla tamamen hukuka uygun şekilde hareket etmiş ve herhangi bir üçüncü kişiyi zarar verme niyeti taşımamıştır. Öte yandan, davacının iddia ettiği “alacaklıdan mal kaçırma kastı” tamamen varsayıma dayalıdır ve somut delil ile desteklenmemektedir. Müvekkiller, taşınmazın devri işlemini, boşanma kararı ve protokol çerçevesinde gerçekleştirmiş olup, tarafların hak ve menfaatlerini korumak amacı taşımaktadır. Bu nedenle, taşınmazın haczedilmesini engellemek veya davacının alacağını ortadan kaldırmak gibi bir niyet söz konusu değildir. İlgili icra dosyası ve ödeme emri, boşanma protokolü hazırlanırken taraflarca bilinmemekte veya sürecin işleyişini etkileyecek durumda değildir; protokol tamamen tarafların kendi hukuki haklarını güvence altına almak amacıyla hazırlanmıştır. 6- DAVACININ KÖTÜNİYETLİ TUTUMU VE ŞİRKET MALVARLIĞINI KAÇIRMA GAYRETİ KESİNLİKLE, DAVAYA KONU SENEDİN TARAFIMIZCA DÜZENLENDİĞİ KABUL EDİLMEMEKLE BİRLİKTE, söz konusu senedin üzerinde açıkça görüldüğü üzere senet, [DAVACI ŞİRKET] adına düzenlenmiştir. Ancak davacı [DAVACI]’ın, şirketin yetkilisi sıfatıyla, bu senedi kendisine devrederek icra takibine konu ettiği açıktır. Şirketin mali bakımdan batık durumda olması ve senedin bu şekilde devri, şirketten alacaklı olan diğer kişilerin haklarını açık ve somut biçimde zarar uğratacak niteliktedir. Davacı tarafın işbu davayı yürütme biçimi, gerçekten alacaklı menfaatini korumaktan ziyade kendi hukuki çıkarlarını ön planda tutmak ve müvekkillerimizi haksız şekilde suçlayarak lehine sonuç elde etmek amacı taşımaktadır. Somut olayda, davacının, kendi sahibi olduğu şirketten mal kaçırarak ve şirketin borçlarını örtbas edecek şekilde senedi kendi üzerine geçirmesi, davanın esasını oluşturan hukuki gerekçelerden yoksun olduğunu ve davacının işbu davayı kötü niyetle açtığını açıkça ortaya koymaktadır. 7- SONUÇ VE GENEL DEĞERLENDİRME Huzurda sunulan tüm cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile ortaya konulan deliller ve açıklamalar ışığında, davacının ileri sürdüğü iddiaların tamamen temelsiz, soyut ve kötüniyetli olduğu açıktır. Tarafların gerçekleştirdiği taşınmaz devri işlemi, boşanma kararı ve protokol çerçevesinde tamamen hukuka uygun, tarafların haklarını koruyucu ve üçüncü kişileri zarara uğratmayan bir işlem niteliği taşımaktadır. Davacının tasarruf iptali, muvazaa ve mal kaçırma iddialarına dayalı taleplerinin, somut delil ve hukuki koşullar açısından hiçbir dayanağı bulunmamaktadır. Öyle ki; taşınmazın devri, boşanma protokolünün icra dosyasına ilişkin ödeme emrinden önce hazırlanmış olması ve mahkeme kararıyla uygulanması sebebiyle tamamen meşru ve geçerli bir hukuki işlemidir. Bu kapsamda, davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı gibi, ileri sürdüğü iddialar somut olayın gerçekleriyle örtüşmemekte ve hukuken kabul edilemez niteliktedir. Mahkemenin, taşınmazın devrinin hukuka uygun olduğu hususunu dikkate alarak, davacının tüm taleplerinin reddine karar vermesi gerekmektedir. NETİCE-İ TALEP : Arz ve izah edilen ve resen nazara alınacak sebeplerden mütevellit (fazlaya ilişkin tüm talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla); • Haksız ve hukuka aykırı olarak açılan davanın öncelikle USULDEN REDDİNE, • Usule ilişkin itirazlarımızın kabul görmemesi halinde ESASTAN REDDİNE, • Yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini müvekkil adına saygı ile vekâleten arz ve talep ederim. [TARİH]

Önemli Uyarı: Bu dilekçe metni, somut bir hukuki uyuşmazlığın koşulları dikkate alınarak örnek mahiyetinde hazırlanmıştır. Her davanın kendine has dinamikleri, delil durumu ve hukuki süreci farklılık gösterir. Hak kaybına uğramamak adına, bu taslağın doğrudan kullanımı yerine bir avukat aracılığıyla hukuki yardım alınması şiddetle önerilir.