AÇIKLAMALAR
Müvekkil [DAVALI] hakkında [MAHKEME] tarafından verilen [TARİH] tarihli karar ile adli kontrol hükümleri (Haftada belirli günlerde imza atma ve yurt dışına çıkış yasağı) uygulanmasına karar verilmiştir. Söz konusu karar, gelinen aşama itibariyle ölçülülük ilkesine aykırı olup, müvekkilin temel hak ve özgürlüklerini telafisi güç şekilde kısıtlamaktadır. İşbu nedenlerle tedbirin kaldırılması gerekmektedir.
1. ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİNİN İHLALİ
Ceza muhakemesinde koruma tedbirlerine başvurulurken "ölçülülük" ilkesi esastır. Bir tedbir, ulaşılan amaçla orantılı olmalı ve kişi üzerinde gereksiz bir yük oluşturmamalıdır. Müvekkilin üzerine atılı suçlamaların niteliği, dosyadaki delil durumu ve yargılama süreci dikkate alındığında, haftalık imza yükümlülüğü müvekkili peşinen cezalandırma mahiyetine bürünmüştür. Adli kontrol, yargılamanın selametini sağlamak için bir araçtır; ancak bu araç, müvekkilin hayatını idame ettirmesini engelleyecek boyuta ulaşmamalıdır.
2. ÇALIŞMA HÜRRİYETİ VE SOSYAL YAŞAMIN KISITLANMASI
Müvekkil, [MESLEK/İŞ] ile iştigal etmekte olup, işi gereği sürekli olarak şehir içi ve şehir dışı seyahat etmek durumundadır. Haftada [SAYI] gün karakola giderek imza atma yükümlülüğü, müvekkilin iş programını tamamen bozmakta, müşterileriyle olan randevularını aksatmakta ve ekonomik olarak büyük zarara uğramasına neden olmaktadır.
Özellikle yurt dışı çıkış yasağı, müvekkilin ticari faaliyetlerini küresel ölçekte sürdürmesine engel teşkil etmektedir. Günümüz ekonomik koşullarında bir iş insanının veya çalışanın seyahat özgürlüğünün kısıtlanması, onun geçim kaynaklarının kurutulması anlamına gelir. Bu durum, anayasal bir hak olan "çalışma ve sözleşme hürriyeti" ile bağdaşmamaktadır.
3. DELİLLERİN TAMAMEN TOPLANMIŞ OLMASI
Soruşturma/kovuşturma dosyası incelendiğinde, toplanması gereken tüm delillerin toplandığı, tanıkların dinlendiği ve bilirkişi raporlarının dosyaya girdiği görülmektedir. Müvekkilin bu aşamadan sonra delillere müdahale etme veya yargılamayı etkileme ihtimali fiilen bulunmamaktadır. Delillerin karartılma tehlikesinin bulunmadığı bir aşamada, adli kontrol gibi kısıtlayıcı tedbirlerin devam ettirilmesi yargılama ekonomisi ve hakkaniyetle bağdaşmaz.
4. MÜVEKKİLİN İYİ NİYETLİ TUTUMU
Müvekkil, soruşturmanın başlangıcından itibaren adli makamlarla tam bir iş birliği içerisinde hareket etmiştir. Yapılan her çağrıya zamanında icabet etmiş, sorgu ve ifade işlemlerinde samimi açıklamalarda bulunmuştur. Adli kontrol kararı verildiğinden bu yana tüm yükümlülüklerini aksatmadan ve büyük bir titizlikle yerine getirmiştir. Müvekkilin bu tutumu, onun adaletten kaçma veya yargılamayı aksatma niyetinin olmadığının en somut kanıtıdır.
5. ADLİ KONTROLÜN AMACI VE GÜNCEL DURUM
Adli kontrol tedbirinin asıl amacı, şüpheli veya sanığın yargılama sürecinde hazır bulunmasını sağlamaktır. Müvekkilin sabit ikametgâhı, bakmakla yükümlü olduğu ailesi ve yerleşik iş düzeni dikkate alındığında, kendisinin yargılamadan kaçması söz konusu değildir. Gelinen noktada adli kontrol tedbirinin devamı, bir güvenlik önlemi olmaktan çıkıp müvekkil için bir külfet ve mağduriyet kaynağı haline gelmiştir.
SONUÇ VE TALEP : Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle;
1. Müvekkil hakkında uygulanan adli kontrol tedbirlerinin (imza yükümlülüğü ve yurt dışı çıkış yasağı) BÜTÜNÜYLE KALDIRILMASINA,
2. Sayın mahkemeniz aksi kanaatte ise imza yükümlülüğünün ayda bire indirilmesi veya daha hafif bir tedbirle değiştirilmesine,
Karar verilmesini vekâleten saygılarımızla arz ve talep ederiz. [TARİH]