[İSTANBUL] [1.] AĞIR CEZA MAHKEMESİ SAYIN BAŞKANLIĞI’NE
ESAS HAKKINDAKİ SAVUNMALARIMIZ
Sayın Mahkemeniz nezdinde görülen davanın son aşamasına gelmiş bulunmaktayız. Yapılan yargılama ve toplanan deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde, müvekkil üzerine atılı suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığı, iddianamede yer alan iddiaların soyut ve varsayıma dayalı kaldığı açıkça görülmektedir. Ceza hukukunun evrensel ilkeleri ışığında müvekkilin beraati hukuki bir zorunluluktur.
1. MASUMİYET KARİNESİ VE İSPAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ
Anayasa’nın 38. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesiyle güvence altına alınan masumiyet karinesi, ceza yargılamasının temel taşıdır. İddia makamı, müvekkilin suçlu olduğunu "kuşkuya yer bırakmayacak" şekilde ispat etmekle yükümlüdür. Oysa dosya kapsamında müvekkilin fiili ile netice arasındaki illiyet bağını kuran somut, kesin ve inandırıcı bir delil ortaya konulamamıştır. Ceza hukukunda ispat yükü sanıkta değil, iddia makamındadır. İspat edilemeyen her iddia, masumiyet karinesi uyarınca geçersizdir.
2. ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİNİN UYGULANMASI GEREĞİ
Hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak, ceza yargılamasında bir suçun işlenip işlenmediği konusunda %1 bile şüphe kalması halinde mahkûmiyet kararı verilemez. "Şüpheden sanık yararlanır" ilkesi, maddi gerçeğin tam olarak aydınlatılamadığı durumlarda sanığın cezalandırılmamasını emreder.
Mevcut dosyada tanık beyanları çelişkili olup, olay yerine ilişkin teknik veriler iddianameyi desteklememektedir. Müvekkilin suç işleme kastıyla hareket ettiğine dair hiçbir veri bulunmamaktadır. Şüphenin bu derece yoğun olduğu bir dosyada, varsayımlardan hareketle ceza tayin edilmesi, adaletin ruhuna ve yasanın emredici hükümlerine aykırıdır.
3. DELİLLERİN YETERSİZLİĞİ VE ÇELİŞKİLİ TANIK BEYANLARI
İddianameye dayanak yapılan tanık beyanları, kendi içerisinde tutarsız olduğu gibi maddi vakıalarla da örtüşmemektedir. Tanıkların olaydan aylar sonra verdikleri ifadeler, sübjektif yorumlar içermekte ve somut gerçekten uzaklaşmaktadır. Teknik analiz raporları (Örn: Dijital incelemeler, DNA veya kamera kayıtları) müvekkilin suç mahallinde bulunmadığını veya fiile iştirak etmediğini kanıtlamaktadır. Bilimsel verilerin aksine, sadece duyuma dayalı tanık anlatımlarıyla mahkûmiyet kurulamaz.
4. SUÇUN MANEVİ UNSURU (KAST) OLUŞMAMIŞTIR
Bir fiilin suç teşkil edebilmesi için failin bu fiili "bilerek ve isteyerek" gerçekleştirmesi gerekir. Müvekkilin eylemleri incelendiğinde, suç işleme kastı taşımadığı, aksine olayın tamamen müvekkilin iradesi dışında gelişen bir durumdan kaynaklandığı görülecektir. Taksir dahi isnat edilemeyecek bir durumda müvekkili "kasten suç işlemekle" suçlamak, ceza hukukunun şahsiliğini ve kusur ilkesini hiçe saymaktır.
5. HUKUKA AYKIRI DELİLLERİN HÜKME ESAS ALINAMAYACAĞI
Dosyada yer alan [İLGİLİ DELİL] hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiştir. Anayasa m. 38/6 uyarınca, kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez. Hukuka aykırı bir delilin "temizlenmiş" hali dahi hükme esas alınamaz. Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir ilkesi gereğince, bu veriler dosyadan çıkarıldığında geriye mahkûmiyet için yeterli hiçbir kanıt kalmamaktadır.
6. BERAAT KARARININ YASAL GEREKÇELERİ
Ceza Muhakemesi Kanunu m. 223/2 uyarınca;
- Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması,
- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması,
- Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması (delil yetersizliği),
halleri somut olayda müvekkil lehine gerçekleşmiştir. Sayın Mahkemenin, adaletin tecellisi için bu hukuki durumu dikkate alarak beraat kararı vermesi elzemdir.
SONUÇ VE TALEP : Yukarıda arz ve izah edilen tüm bu nedenler ve Sayın Mahkemenizce resen gözetilecek hususlar ışığında;
1. Müvekkil [DAVALI] üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmaması ve delil yetersizliği nedeniyle CMK m. 223/2 uyarınca müvekkilin BERAATİNE,
2. Adli kontrol tedbirlerinin (varsa) kaldırılmasına,
Karar verilmesini vekâleten saygılarımızla arz ve talep ederiz. [TARİH]