AÇIKLAMALAR
Yerel mahkeme tarafından verilen beraat kararına karşı Cumhuriyet savcılığı ve tarafımızca yapılan istinaf başvurusu üzerine [İSTANBUL] [BAM] [7. CEZA DAİRESİ]’nce istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, bu karara karşı süresi içerisinde temyiz yoluna başvurulmuştur. Ancak Daire, temyiz talebimizi incelemeksizin kararın kesin olduğu gerekçesiyle ek karar vererek başvurumuzu reddetmiştir. Oysa CMK sistematiğinde, temyiz yoluna başvurulup başvurulamayacağı hususu nihai olarak Yargıtay tarafından denetlenmesi gereken bir mesele olup, özellikle ağır ceza mahkemesi yargılamalarına konu ciddi suç isnatlarının bulunduğu dosyalarda kanun yolu incelemesinin şekli gerekçelerle ortadan kaldırılması hukuki güvenlik ilkesine aykırıdır.
SOMUT OLAYIN AĞIR NİTELİĞİ VE SUÇ İSNATLARININ CİDDİYETİ
Dosya kapsamı incelendiğinde, olayın birden fazla sanığın katılımıyla gerçekleştirildiği iddia edilen silahlı saldırıya ilişkin olduğu, çok sayıda mağdurun yaralandığı ve hayati tehlike doğuran sonuçların meydana geldiği anlaşılmaktadır. Soruşturma aşamasında fiilin kasten öldürmeye teşebbüs ve yağma gibi ağır suç tipleri kapsamında değerlendirilmiş olması, olayın basit suç kategorisinde ele alınamayacağını açıkça göstermektedir. Bu nitelikteki bir eylem hakkında verilen beraat kararının hiçbir yüksek yargı denetimine tabi olmaksızın kesinleştirilmesi, ceza adalet sisteminin temel amacı olan maddi gerçeğe ulaşma ilkesi ile bağdaşmadığı gibi, kamu vicdanını da zedeleyici niteliktedir.
SUÇ VASFINA İLİŞKİN UYUŞMAZLIK TEMYİZ DENETİMİNİ ZORUNLU KILMAKTADIR
Somut dosyada temel tartışma, eylemin gerçekleşip gerçekleşmediğinden ziyade, hukuki niteliğinin ne olduğuna ilişkindir. Katılanlar, sanıkların eylemlerinin basit yaralama kapsamında değerlendirilemeyeceğini, öldürmeye teşebbüs başta olmak üzere daha ağır suç tiplerini oluşturduğunu ileri sürmektedir. Suç vasfının belirlenmesi, ceza yargılamasının en kritik aşamalarından biridir ve bu konuda yapılan hatalar doğrudan hükmün sonucunu etkilemektedir. Yerleşik Yargıtay uygulamasına göre, suçun hukuki nitelendirilmesine ilişkin ciddi uyuşmazlık bulunan dosyalarda temyiz denetiminin ortadan kaldırılması kabul edilemez; zira aksi halde maddi gerçeğe ulaşma amacı ciddi şekilde zedelenir ve farklı mahkemeler arasında uygulama birliği sağlanamaz.
BERAAT KARARLARININ TEMYİZE TABİ OLUP OLMADIĞININ BELİRLENMESİNDE FİİLİN AĞIRLIĞI ESASTIR
Ceza yargılamasında bir kararın temyize tabi olup olmadığı değerlendirilirken yalnızca hüküm sonucuna değil, isnat edilen suçun kanuni ceza sınırına, fiilin ağırlığına, kullanılan araçlara, mağdur sayısına ve olayın toplumsal etkisine bakılması gerekir. Somut olayda silah kullanılması, birden fazla mağdurun bulunması, hayati tehlike doğuran yaralanmaların meydana gelmesi ve eylemin planlı şekilde gerçekleştirildiği iddiaları, fiilin yüksek derecede ceza tehdidi içeren suç tipleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu nedenle beraat hükmünün temyiz denetimine kapalı olduğu yönündeki değerlendirme, dosyanın gerçek niteliğini yansıtmamaktadır.
KATILANLARIN TEMYİZ HAKKININ ORTADAN KALDIRILMASI HUKUKA AYKIRIDIR
Katılanlar, olayın doğrudan mağdurları olup fiziksel, psikolojik ve ekonomik zarar görmüş kişilerdir. Ceza yargılamasında katılan sıfatı, mağdurun yargılama sürecine aktif katılımını ve adalet arayışını güvence altına almak amacıyla düzenlenmiştir. Kanun koyucu, mağdurlara beraat kararlarına karşı kanun yollarına başvurma imkânı tanıyarak yargılamanın tek taraflı olmasını engellemeyi hedeflemiştir. Buna rağmen katılanların temyiz hakkının kesinlik gerekçesiyle ortadan kaldırılması, mağdurların adalete erişim hakkını fiilen imkânsız hale getirmekte ve ceza yargılamasının denge unsurunu ortadan kaldırmaktadır.
KARARIN TEMYİZE KAPATILMASI ANAYASAL VE ULUSLARARASI HAKLARI İHLAL ETMEKTEDİR
Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı, yargı kararlarının etkili kanun yolu denetimine açık olmasını gerektirir. Özellikle ağır suç iddialarının bulunduğu dosyalarda yargılamanın en üst denetim mercii tarafından incelenmemesi, olası yargı hatalarının düzeltilmesini engelleyecek ve hukuk devleti ilkesine zarar verecektir. Ayrıca AİHS’in 13. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı kapsamında, bireylerin hak ihlali iddialarını ileri sürebilecekleri gerçek ve işlevsel bir kanun yolunun bulunması zorunludur; şeklen var olan ancak fiilen kullanılamayan bir kanun yolu bu hakkı karşılamaz.
CMK m.296/2 UYARINCA RET KARARININ YARGITAY DENETİMİNE TABİ OLMASI GEREKİR
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen temyiz isteminin reddine ilişkin kararın kesin olduğu söylenemez; zira CMK m.296/2 uyarınca bu karara karşı Yargıtay nezdinde başvuru imkânı açıkça tanınmıştır. Nitekim Daire de ek kararında bu hususu belirtmek suretiyle, temyiz yolunun kapalı olup olmadığına ilişkin son değerlendirme yetkisinin Yargıtay’a ait olduğunu kabul etmiştir. Bu nedenle Yargıtay’ın öncelikle kararın kesin nitelikte olup olmadığını incelemesi ve temyiz talebimizin esastan değerlendirilmesini sağlaması gerekmektedir.
SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle;
1. [İSTANBUL] [BAM] [7. CEZA DAİRESİ]’nin [TARİH] tarihli temyiz isteminin reddine ilişkin ek kararının kaldırılmasına,
2. Temyiz başvurumuzun kabul edilerek dosyanın Yargıtay ilgili Ceza Dairesi’ne gönderilmesine ve yapılacak inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz. [TARİH]