AÇIKLAMALAR
Müvekkil [DAVALI], [TARİH] tarihinde [MAHKEME] tarafından verilen karar ile tutuklanmış bulunmaktadır. Söz konusu tutuklama kararı, usul ve yasaya, evrensel hukuk ilkelerine ve dosya kapsamındaki somut gerçeklere aykırı olup, müvekkilin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ağır şekilde ihlal etmektedir. İşbu nedenle karara itiraz etme zarureti hasıl olmuştur.
1. TUTUKLAMA BİR CEZA DEĞİL, GEÇİCİ BİR TEDBİRDİR
Ceza muhakemesi hukukunda tutuklama, yargılamanın sağlıklı yürütülmesini sağlamak amacıyla başvurulan en ağır koruma tedbiridir. Ancak tutuklama asla bir mahkûmiyet hükmü gibi infaz edilemez. Müvekkilin henüz suçluluğu sabit olmamışken, peşinen cezalandırılması masumiyet karinesine aykırıdır. Mevcut dosyada müvekkilin tutuklu kalmasını gerektirecek somut bir zorunluluk bulunmamaktadır.
2. KAÇMA ŞÜPHESİ BULUNMAMAKTADIR
Tutuklama kararının gerekçesinde yer alan "kaçma şüphesi" iddiası tamamen soyut ve varsayımsal bir değerlendirmedir. Müvekkil, sabit ikametgâh sahibi olup, ailesiyle birlikte yaşamaktadır. Bakmakla yükümlü olduğu çocukları ve düzenli bir işi mevcuttur. Müvekkilin tüm sosyal ve ekonomik bağları Türkiye içerisindedir. Soruşturma aşamasında yapılan tüm çağrılara icabet etmiş, adaletten kaçma yönünde hiçbir girişimde bulunmamıştır. Bu denli güçlü sosyal bağları olan bir kimsenin kaçma ihtimalinden söz etmek hayatın olağan akışına aykırıdır.
3. DELİLLERİN KARARTILMA TEHLİKESİ YOKTUR
Dosyadaki delillerin büyük bir kısmı toplanmış, tanık beyanları alınmış ve teknik incelemeler tamamlanmıştır. Müvekkilin, dosyada mevcut olan delillere müdahale etme, değiştirme veya karartma imkânı fiilen ortadan kalkmıştır. Delillerin adli emanet altında veya dosya kapsamında güvencede olduğu bir aşamada, karartma şüphesiyle tutukluluk halinin devamına karar verilmesi hukuki dayanaktan yoksundur. Ayrıca şüpheli, kolluk ve savcılık aşamasında samimi beyanlarda bulunarak maddi gerçeğin ortaya çıkmasına katkı sağlamıştır.
4. ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİ VE ADLİ KONTROL SEÇENEĞİ
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 101. maddesi uyarınca tutuklama kararı verilirken adli kontrol tedbirlerinin neden yetersiz kalacağı açıkça belirtilmelidir. "Ölçülülük" ilkesi gereği, eğer yargılamanın amacı daha hafif bir tedbirle (yurt dışı çıkış yasağı, belirli yerlere gitmekten yasaklanma, imza yükümlülüğü veya ev hapsi) sağlanabiliyorsa, tutuklamaya başvurulamaz.
Müvekkil açısından adli kontrol hükümleri son derece yeterli ve işlevsel olacaktır. Müvekkilin hürriyetinden mahrum bırakılması hem kendisi hem de ailesi için telafisi imkânsız maddi ve manevi zararlar doğurmaktadır. Müvekkilin tutukluluğu, orantısız bir mağduriyet yaratarak adalet dengesini bozmaktadır.
5. AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ VE ANAYASAL GÜVENCELER
AİHS 5. maddesi ve Anayasa'nın 19. maddesi, herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğunu, bu hakkın ancak demokratik bir toplumda zorunlu olan hallerde kısıtlanabileceğini vurgular. İlgili yargı kararlarında da belirtildiği üzere, "matbu gerekçelerle" verilen tutuklama kararları hak ihlali teşkil eder. Dosyadaki tutuklama kararı, somut olgularla desteklenmeyen, genel geçer ve basmakalıp ifadeler içermektedir. Bu durum müvekkilin adil yargılanma hakkına da gölge düşürmektedir.
SONUÇ VE TALEP : Yukarıda arz ve izah olunan ve mahkemenizce re'sen dikkate alınacak nedenlerle;
1. Müvekkil hakkında verilen tutuklama kararına yönelik İTİRAZIMIZIN KABULÜNE,
2. Müvekkilin bihakkın veya mahkemenizce uygun görülecek ADLİ KONTROL tedbirlerinden biri uygulanmak suretiyle TAHLİYESİNE,
Karar verilmesini vekâleten saygılarımızla arz ve talep ederiz. [TARİH]