Bu dilekçe; borçlunun icra takibine karşı 'kısıtlılık' iddiası ile yaptığı şikâyet ve takibin durdurulması talebine karşı alacaklı vekili tarafından hazırlanan kapsamlı cevap metnidir. Dilekçede; kısıtlılık kurumunun borçtan kaçma amacıyla kötüye kullanılması, dürüstlük kuralı, Yargıtay'ın tam ehliyetsizler hakkındaki yerleşik içtihatları ve ihtiyati haciz talepleri teknik argümanlarla sunulmaktadır.
ŞİŞMAN HUKUK VE DANIŞMANLIK
UETS: [UETS NO]
Tel: 0539 319 80 90
E-mail: avoguzhansisman@hotmail.com
Tel: 0539 319 80 90
E-mail: avoguzhansisman@hotmail.com
[BAKIRKÖY] [6. İCRA HUKUK MAHKEMESİ] SAYIN HAKİMLİĞİ'NE
TEMİNATSIZ İHTİYATİ TEDBİR TALEPLİDİR
TEMİNATSIZ İHTİYATİ TEDBİR TALEPLİDİR
DOSYA NO
: [ESAS NO]
CEVAP VEREN DAVALI
: [DAVALI (ALACAKLI)] (T.C.: [TC NO])
[ADRES]
[ADRES]
VEKİLİ
: AV. OĞUZHAN ŞİŞMAN
-Adres Antettedir-
-Adres Antettedir-
DAVACI (Vasi)
: [DAVACI (Vasi)]
KONU
: Davacının teminatsız tedbir ve takibin iptali talepli şikâyetine karşı cevaplarımız ile ihtiyati tedbir ve bekletici mesele taleplerimizin sunulmasıdır.
AÇIKLAMALAR
Müvekkilimiz [DAVALI]’nun hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla, davacı tarafın işbu dosya kapsamında ileri sürdüğü şikâyet ve teminatsız ihtiyati tedbir taleplerine karşı, aşağıda ayrıntılarıyla açıklanacak gerekçelerimiz ve delillerimiz çerçevesinde cevaplarımızı sunuyoruz. Ayrıca, işbu uyuşmazlıkta müvekkilimizin alacağının güvence altına alınması için, gerekli görüldüğü takdirde teminatsız ihtiyati tedbir veya teminatsız ihtiyati haciz taleplerimizin de kabulüne karar verilmesini saygıyla arz ederiz.
GÖREVSİZLİK İTİRAZIMIZ
Öncelikle belirtmek gerekir ki işbu uyuşmazlığın çözümünde mahkemenizin görevli olmadığı kanaatindeyiz. Zira davacı tarafın ileri sürdüğü iddialar, kambiyo senedinin düzenlenme sebebi, taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ve irade fesadı iddiaları gibi maddi hukuk incelemesini gerektiren hususlara ilişkindir. Oysa icra hukuk mahkemeleri sınırlı inceleme yetkisine sahip olup senedin maddi geçerliliğini ve taraflar arasındaki temel borç ilişkisini inceleme yetkisine sahip değildir. Bu tür iddiaların ancak genel görevli mahkemelerde açılacak ayrı bir dava kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Bu nedenle, görev yönünden itirazlarımızın kabulü ile davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerekmektedir.
ZAMANAŞIMI YÖNÜNDEN İTİRAZIMIZ
Davacı tarafça ileri sürülen talepler zamanaşımına uğramış olup bu nedenle davanın esasının incelenmesi hukuken mümkün değildir. Zira uyuşmazlığa konu edilen işlem ve iddiaların üzerinden kanunda öngörülen zamanaşımı süresi geçmiş bulunmaktadır. Zamanaşımı, kamu düzenine ilişkin olmamakla birlikte tarafımızca süresinde ileri sürülen bir def’i niteliğinde olup mahkemenizce re’sen dikkate alınması gereken bir husustur. Bu itibarla, davacı tarafın zamanaşımına uğramış taleplerine itibar edilmesi hukuken mümkün olmadığından davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekmektedir.
DAVACI AYNI TAKİBE İLİŞKİN AYNI ŞEKİLDE DAVA AÇMIŞTIR
Davacı taraf, aynı icra takibine ilişkin olarak [BAKIRKÖY] [7. İCRA HUKUK MAHKEMESİ]’NİN [ESAS NO] SAYILI DOSYASI'nda daha önce de dava açmış, ancak HMK m.54/3 uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Verilen kesin süreye rağmen gerekli izin belgelerini ibraz etmemesi nedeniyle dava esastan incelenmemiştir. Ardından aynı iddialarla yeniden dava açarak icra takibini geciktirmiştir. Bu durum, usul hukukunun dürüstlük ve kötüye kullanmama ilkelerine aykırıdır. Somut olayda davacının amacı, müvekkilin alacağını tahsilini engellemek ve icra takibini geciktirmektir; dolayısıyla dava kötü niyetle açılmıştır. Bu nedenle, öncelikle davacı tarafın teminatsız ihtiyati tedbir talebinin reddine, ardından işbu davanın kötü niyetli olarak açıldığı gerekçesiyle reddine karar verilmesini arz ve talep ederiz.
KISITLILIK İDDİASI VE HUKUKİ ETKİSİ
Kısıtlılık iddiaları kişilerce farklı amaçlarla kullanılabilmektedir; bazı hallerde kısıtlama kararı, borçtan kaçış amacıyla kötü niyetle ileri sürülebilir. Türk Medeni Kanunu çerçevesinde kısıtlanma kararlarının ancak sağlık kurulu raporu ve usulî gereklilikler sonucunda verilebileceği; kararın üçüncü kişilere etkisinin ve ilanının hukuki sonuç doğurduğu kabul edilmekle birlikte, mahkemece kısıtlılığın fiil ehliyeti üzerindeki gerçek etkisinin somut olaya göre tespit edilmesi gerekir. Kısıtlılık iddiası tek başına borç ilişkisinin ortadan kalkması sonucunu doğurmayıp, işlemin irade unsuru, tarafların davranışları ve deliller bütününe göre değerlendirilmelidir.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre de, kısıtlılık kurumunun amacı kişiyi sömürüye açık hâle getiren fiillerden korumak olup; fiilen normal zekâ seviyesinde hareket eden, bilinçli işlemler yapan, malvarlığı üzerinde tasarruf eden ve hukuki ilişkilere aktif biçimde katılan kişilerin sonradan kısıtlılık kararına dayanarak borçtan kaçınması hukuken korunmaz. YARGITAY, TAM EHLİYETSİZ DAHİ OLSA BİLE BİR KİŞİNİN KENDİ DAVRANIŞLARI İLE KARŞI TARAFA GÜVEN VEREREK HUKUKİ İŞLEM TESİS ETMESİ HÂLİNDE –HELE Kİ BU İŞLEMLERLE MADDİ MENFAAT ELDE ETMİŞSE– TMK M.2 VE BK M.54 GEREĞİ BU BORÇTAN SORUMLU OLACAĞINI AÇIKÇA KABUL ETMEKTEDİR.
Somut olayda sözde kısıtlı [KISITLI] ve davacı vasi [DAVACI (Vasi)]’nin, müvekkille aralarında olan ev satış vaadi kapsamında banka hesapları üzerinden para transferleri gerçekleştirdikleri, dekontlarda sabit şekilde maddi menfaat elde ettikleri, elden yüklü miktarda ödemeler aldıkları (DAVAYA KONU SENET DE BU ÖDEMELER KAPSAMINDA VERİLMİŞTİR.), hatta davacı vasinin de aynı şekilde müvekkilden para tahsil ettiği banka dekontları ile sabitken borcun ifası söz konusu olunca; fiziksel ya da zihinsel hiçbir engeli bulunmayan (işbu husus kurul raporu ile sabittir.) [KISITLI] adına savurganlık bahanesiyle çıkarılan ve ardından birçok kişiden ödeme alıp senetle borçlanan davacı ve oğlunun tüm bu borçlanmalar karşısında kısıtlılık kararını dürüst vatandaşlara karşı bir silah gibi kullanması hukuken korunamaz.
Dahası, sözde kısıtlı [KISITLI]’in organize dolandırıcılık faaliyetleri kapsamında SAHTE BELGELER DÜZENLEDİĞİ, çeşitli kişilerle birlikte hareket ettiği, banka hesapları üzerinden müvekkilden para aktarımı sağladığı soruşturma dosyası kapsamıyla sabitken; bu derece karmaşık ve bilinçli eylemleri gerçekleştiren bir kişinin “kısıtlılık” kisvesiyle borçtan kurtulmaya çalışması, Yargıtay’ın açık içtihatları gereğince hakkın kötüye kullanılmasıdır ve hukuk düzeni tarafından korunması mümkün değildir.
[DAVACI (Vasi)] DE SÖZDE KISITLI [KISITLI] İLE BERABER HAREKET EDEREK HAKSIZ KAZANÇ ELDE ETMİŞTİR
Ayrıca belirtmek gerekir ki; yalnızca kısıtlı olduğunu iddia eden [KISITLI] değil, vasisi olan [DAVACI (Vasi)] de müvekkilden haksız menfaat sağlamış, müvekkilin güven ilişkisinden yararlanarak çeşitli tarihlerde müvekkilden banka yolu ile para transferleri almıştır. Bu ödemelere ilişkin tüm dekontlar ve para hareketlerine dair kayıtlar [BAKIRKÖY] CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NIN [SORUŞTURMA NO] SAYILI DOSYASI'nda mevcuttur. [DAVACI (Vasi)]’nin sözde kısıtlı [KISITLI] ile birlikte hareket ederek müvekkili dolandırdığı, müvekkilden sistematik şekilde para aldığı ve bu suretle müvekkilin maddi zarara uğramasında bizzat rol üstlendiği somut delillerle sabittir. Dolayısıyla davacı vasinin, kısıtlılık kararını ileri sürerek gerçekte kendi ve kısıtlının elde ettiği haksız kazancı perdeleme ve borçtan kaçınma gayreti içerisinde olduğu açıktır. Hukuk düzeni, bu şekilde açık kötü niyet içeren ve haksız fiil niteliği taşıyan davranışları korumaz. ([DAVACI (Vasi)] HESABINA GÖNDERİLEN [MİKTAR]'YE YAKIN ÖDEMENİN DEKONTLARI EKTEDİR.)
DÜRÜSTLÜK KURALI VE HAKKIN KÖTÜYE KULLANILAMAMASI
Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı, tüm özel hukuk ilişkilerinde uygulanması zorunlu olan temel ilkedir. Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorundadır. Kanun, hakkın kötüye kullanılmasını açıkça yasaklamış olup, hakkın kötüye kullanılması hukuk düzeni tarafından korunmaz. Somut olayda davacı tarafın tutumu, bu ilkenin açık ihlalidir. Zira hem kısıtlı [KISITLI] hem de vasi [DAVACI (Vasi)], müvekkilden gerek nakit gerek banka yolu ile aldıkları yüksek meblağlı paralar karşılığında uzun süre boyunca borç ilişkisini sürdürmüş, bu süreçte müvekkile karşı yükümlülüklerini yerine getirmemiştir. Buna rağmen aynı kişiler, gerçekte borç ilişkisini gizlemek ve müvekkilin alacağın tahsilini engellemek amacıyla kısıtlılık kararını ileri sürmekte ve bu kararı bir tür sorumluluktan kaçış aracı hâline getirmektedir.
Oysa ki, dürüstlük kuralı gereğince bir kişi, kendi kusurundan veya kötü niyetli davranışından yararlanarak hukuki sonuç elde edemez. Kötü niyet, herhangi bir hakka hukuki koruma sağlamaz; aksine hukuk düzeni kötü niyeti hiçbir surette himaye etmez. Davacı vasi ile kısıtlı olduğu iddia edilen [KISITLI]'in, müvekkili maddi zarara uğratmalarının ardından kısıtlılık kararını ileri sürerek takibin iptalini talep etmeleri, hakkın kötüye kullanılmasıun en açık örneklerindendir. Bu tür davranışların hukuk düzeninde korunması mümkün değildir. Nitekim Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da, bir hakkın kötüye kullanılması hâlinde, ŞEKLEN HAKLI GÖRÜLSE DAHİ O DAVRANIŞA HUKUKİ SONUÇ BAĞLANAMAYACAĞI VURGULANMAKTADIR.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi Esas: 2013/16226 Karar: 2014/12206: “Kural olarak tam ehliyetsiz kişilerin hukuki işlemleri hükümsüzdür (TMK m.15). Ancak bu kuralın istisnaları vardır. Bunlardan biri TMK.nun 2.maddesinde de öngörülen dürüstlük kuralıdır. Buna göre, 'Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz'. TMK.nun 15.maddesinde hükme bağlanan kuralın istisnalarından biri de, B.K.nun 54.maddesi hükmüdür... kendisini ehil bir kişi gibi gösterip hukuki işlem yapan ve bu suretle karşı tarafı zarara uğratan ehliyetsiz kişinin bu zarardan sorumlu olacağının kabulü gerekir. Kanun, tam ehliyetsizlerin yaptıkları hukuki işlemleri batıl sayarken bu gibi kimseleri korumak... amacını gütmüştür. Bu tehlikenin ortadan kalktığı normal zekalı bir insanla eşdeğer tarzda hareket ettiği durumlarda, hukuki muamelenin hükümsüzlüğünü ileri sürmek hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olacağından kanun bunu himaye etmez.”
Nitekim Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da açıkça vurgulandığı üzere, kural olarak tam ehliyetsiz kişilerin hukuki işlemleri geçersiz sayılmakla birlikte (TMK m.15), bu kuralın istisnası niteliğinde olan dürüstlük ilkesi ve hakkın kötüye kullanılması yasağı (TMK m.2) uyarınca, ehliyetsizliğin bir “kalkan” olarak kullanılmasına hukuk düzeni hiçbir şekilde cevaz vermez.
SİSTEMATİK DOLANDIRICILIK VE SAHTECİLİK EYLEMLERİ
Sözde kısıtlı [KISITLI]’in, gerçekte olağan ve tam bir irade serbestisiyle hareket ederek mahkemeler ve tapu müdürlükleri adına sahte evrak düzenlediği, pek çok farklı kişiyle iştirak hâlinde sistematik biçimde dolandırıcılık faaliyetlerinde bulunduğu, müvekkili [DAVALI]’nun da bu yöntemlerle mağdur edildiği soruşturma dosyasındaki delillerle sabittir. [KISITLI], farklı kişilerin banka hesaplarını kullanarak müvekkilden para transferi sağlamakta, bu eylemler sırasında söz konusu şahısların bilgisi ve katkısı bulunduğu gibi; sürece bizzat [DAVACI (Vasi)]’nin de dahil olduğu, banka hareketleri, dekontlar ve iletişim kayıtlarıyla açıkça anlaşılmaktadır.
CEZA SORUŞTURMASININ SOMUT DOSYAYA ETKİSİ VE BEKLETİCİ MESELE GEREKLİLİĞİ
Uyuşmazlığın çözümünde ceza soruşturmasının sonuçlarının beklenmesi, delillerin bütünlüğü ve hukuki tesis açısından belirleyicidir. HMK m.165 uyarınca bekletici mesele yapılması uygun olup, ceza soruşturmasının sonuçları asıl davayı doğrudan etkileyebilir. [BAKIRKÖY] CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI [SORUŞTURMA NO] sayılı dosyada, [KISITLI] ve [DAVACI (Vasi)]’nin müvekkile yönelik haksız fiilleri, banka hareketleri, para transferleri, dekontlar ve diğer deliller mevcuttur.
KARŞI TARAFIN İHTİYATİ TEDBİR TALEBİNİN REDDİ GEREKMEKTEDİR
Davacı, adli yardım talep etmeden teminatsız ihtiyati tedbir istemiştir. Oysa HMK m.389 ve devamı uyarınca ihtiyati tedbir, yalnızca haklılık karinesinin güçlü delillerle gösterilmesi ve telafisi güç veya imkânsız zararın somut olarak ispatı halinde uygulanabilecek istisnai bir korumadır; kural olarak teminat gerekir. Somut olayda davacının amacı, icra takibini durdurmak ve müvekkilin alacağını geciktirmektir.
TEMİNATSIZ ŞEKİLDE; İHTİYATİ TEDBİR EĞER MÜMKÜN DEĞİLSE İHTİYATİ HACİZ TALEBİMİZ
Somut olayda ihtiyati tedbir, müvekkilin telafisi güç veya imkânsız zarara uğrama ihtimali bulunduğundan zorunludur (HMK m.389). Davacı tarafın malvarlığını gizleme veya devretme riski göz önünde bulundurulduğunda alacağın güvence altına alınması için ihtiyati tedbir uygulanmalıdır. Müvekkilin fakirlik belgesi mevcut olduğundan, HMK m.392/3 uyarınca tedbir teminatsız olarak verilebilir. İhtiyati tedbir uygun görülmezse, alacağın güvence altına alınması amacıyla İİK m.257 ve devamı uyarınca ihtiyati haciz talep edilmelidir.
SONUÇ VE TALEP : Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle;
1. Davacının kötü niyetli şikâyetinin REDDİNE,
2. Davacı tarafın hukuki dayanaktan yoksun teminatsız ihtiyati tedbir talebinin REDDİNE,
3. Mahkeme aksi kanaatte ise, [BAKIRKÖY] CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI [SORUŞTURMA NO] soruşturma dosyasının bekletici mesele yapılmasına ve işbu dosyaya celbine (HMK m.165 uyarınca) karar verilmesine,
4. Müvekkil tarafından talep edilen teminatsız ihtiyati tedbirin kabulü ile [KISITLI]’in taşınır-taşınmaz malvarlığı, banka hesapları ve üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarına tedbir konulmasına; eğer mümkün değilse teminatsız ihtiyati hacze karar verilmesine (HMK m.389 uyarınca),
5. Takibin DEVAMINA,
6. Yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederiz. [TARİH]
Önemli Uyarı: Bu dilekçe metni, somut bir hukuki uyuşmazlığın koşulları dikkate alınarak örnek mahiyetinde hazırlanmıştır. Her davanın kendine has dinamikleri, delil durumu ve hukuki süreci farklılık gösterir. Hak kaybına uğramamak adına, bu taslağın doğrudan kullanımı yerine bir avukat aracılığıyla hukuki yardım alınması şiddetle önerilir.