İş Hukuku Sürekli İş Göremezlik İstinafa Cevap Dilekçesi

Dilekçe Portalına Dön
ŞİŞMAN HUKUK VE DANIŞMANLIK
Tel: 0539 319 80 90
E-mail: avoguzhansisman@hotmail.com
[BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ] İLGİLİ HUKUK DAİRESİ'NE
Gönderilmek Üzere
[MAHKEME] SAYIN HAKİMLİĞİ'NE
DOSYA NO
: [ESAS NO]
DAVACI
: [DAVACI] (T.C.: [TC NO])
[ADRES]
VEKİLİ
: AV. OĞUZHAN ŞİŞMAN
-Adres Antettedir-
DAVALI
: 1- SOSYAL GÜVENLİK KURUMU
2- [DAVALI ŞİRKET]
KONU
: [MAHKEME] kararında davalılarca yapılan istinaf başvurularına cevaplarımızın sunulmasıdır.
AÇIKLAMALAR
KARAR ÖZETİ : [MAHKEME]’nin [TARİH] tarihli ve [ESAS NO] Esas, [KARAR NO] Karar sayılı ilamıyla müvekkilimiz [DAVACI]’nın [TARİH] tarihli iş kazası sebebiyle meslekte kazanma gücü kaybının, geçici iş göremezlik süresinin sonu olan [TARİH] tarihinden itibaren E Cetveli’ne göre %9 olduğunun tespitine karar verilmiştir. Bu karar üzerine hem davacı taraf olarak biz daha yüksek bir maluliyet oranı belirlenmesi talebiyle istinaf kanun yoluna başvurmuş, hem de davalı taraflar – düşük bir oran belirlenmesi gerektiğini iddia ederek – istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. Şu açıkça ifade edilmelidir ki; karar her ne kadar davanın kabulüne dair bir sonuç içerse de, maluliyet oranı yönünden eksik, hatalı ve hukuka aykırı tespit içermekte olup müvekkilimiz aleyhine sonuç doğuracak niteliktedir. Diğer yandan, davalılarca yapılan istinaf başvurusu ise haksız, dayanaktan yoksun ve müvekkilin gerçek mağduriyetini görmezden gelen niteliktedir. Aşağıda bu durum tüm yönleriyle açıklanmıştır. MALULİYET ORANI KONUSUNDAKİ TEMEL ÇELİŞKİ Taraflar arasında kararın istinaf edilmesine yol açan temel çelişki, maluliyet oranının belirlenmesine ilişkindir. Davacı olarak biz, müvekkilin yaşadığı ağır iş kazası nedeniyle gerçek mağduriyetini yansıtan oranın %9 değil, en az %15 olması gerektiğini tıbbi belgeler, önceki Adli Tıp raporları ve Yargıtay içtihatlarıyla ortaya koyduk. Bu çerçevede istinaf talebimizde, alınan raporların eksik olduğunu, fiziksel muayene yapılmadığını, önceki tespitlerle çelişildiğini ve mevcut bulguların hatalı değerlendirildiğini izah ettik. Davalılar ise, tam aksine, bu oranın daha da düşük olması gerektiğini, %9’luk tespitin dahi fazla olduğunu ileri sürmektedir. Davalı taraf vekilleri, müvekkilin kalıcı bir iş göremezlik durumu yaşamadığını ima eden, adete iş kazasının sonuçlarını küçümseyen argümanlarla, gerçek mağduriyetin üstünü örtmeye çalışmaktadır. Ancak bu yaklaşım, hem somut tıbbi vakıaya hem de önceki bilirkişi tespitlerine tamamen aykırıdır. Müvekkilin sol el 2. parmağındaki kalıcı sinir, tendon ve kemik kayıpları, mesleğini sürdürememesine yol açmakta; bu durum fiziksel ve psikolojik olarak günlük yaşamını etkilemektedir. Yani bu sadece “kısmi” veya “geçici” bir iş gücü kaybı değil, mesleki geleceği doğrudan ve kalıcı olarak ortadan kaldıran bir durumdur. Bu nedenle, mahkemece belirlenen %9 oran, gerçekte yaşanan mağduriyetin çok altındadır. Mahkeme kararı, bu yönüyle müvekkil aleyhine hukuka aykırı ve eksik incelemeyle verilmiş olmakla birlikte, karşı tarafın istinaf taleplerinde yer alan “oranda indirim yapılması gerektiği” yönündeki beyanlar tamamen haksız ve dayanaktan yoksundur. DAVALI TARAFLARIN USUL VE ESAS YÖNÜNDEN HAKSIZ İTİRAZLARINA KARŞI CEVAPLARIMIZ Karşı tarafın istinaf dilekçelerinde yer alan diğer iddialar, mahkeme kararının usule ve esasa uygun olmadığı, bilirkişi raporlarının hatalı olduğu gibi soyut beyanlardan ibarettir. Ne var ki, bu noktada dikkat çekici olan; karşı tarafın, müvekkilin lehine sonuç doğurabilecek hiçbir bulguya tahammül gösteremeyecek kadar konuyu küçümseyen bir yaklaşım sergilemesidir. Karşı taraf, önceki Adli Tıp Kurulu raporlarında %10,3 olarak belirlenen oranı göz ardı etmekte, hiçbir gerekçe sunulmadan daha düşük oran verilmesini haklı göstermeye çalışmaktadır. Oysa aynı ATK, daha önce yine bu dosya kapsamında müvekkilin fiziksel durumunu %10,3 oranında sürekli iş göremezlik olarak değerlendirmişken, bu kez fiziki muayene yapılmaksızın dosya üzerinden ve çelişkili biçimde %9 oranını önermiştir. Bu, bilimsel tutarlılığa da hukuki denetime de açıkça aykırıdır. Ayrıca karşı tarafın iddia ettiği gibi, ATK raporları mutlak ve sorgulanamaz belgeler değildir. Özellikle fiziki muayene yapılmadan alınan raporların Yargıtay içtihatlarına göre hükme esas alınması mümkün değildir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/1091 E., 2023/6568 K. "Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması hâlinde, zararın kapsamının tespiti açısından sürekli iş göremezlik oranının doğru bir şekilde belirlenmesi zorunludur. Söz konusu belirlemenin, bağlı oldukları mevzuat uyarınca sağlık kurulu raporu vermeye yetkili hastaneler veya sağlık kuruluşları tarafından çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetince kaza tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılması gerekir."
Somut olayımızda Mahkemece, tarafımızca tüm aşamalarda yapılan itirazlara ve açık taleplerimize rağmen, müvekkilin bizzat fiziki muayenesi yapılmaksızın, yalnızca dosya üzerinde inceleme yoluyla alınan ve daha önce alınmış raporlarla çelişen Adli Tıp raporuna itibar edilerek karar tesis edilmiştir. Oysa ki, müvekkilin geçirdiği ciddi iş kazası ve buna bağlı olarak oluşan sürekli iş gücü kaybı iddiası dikkate alındığında, fiziksel muayene yapılmaksızın doğru ve objektif bir maluliyet oranının tespit edilmesi mümkün değildir. Bu hususta, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2022/1091 Esas, 2023/6568 Karar sayılı, emsal nitelikteki ilamında da açıkça görüldüğü üzere, Yargıtay içtihadı da zararın ve sürekli iş gücü kaybının bilimsel, objektif ve denetime açık şekilde, yetkili sağlık kuruluşlarınca, uzman hekim heyeti marifetiyle, doğrudan ve bizzat yapılan fiziki muayene sonucunda belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. MAHKEME KARARI BU HALİYLE DAVACI ALEYHİNDE OLACAK ŞEKİLDE HUKUKA AYKIRIDIR Her ne kadar ilk derece mahkemesi davanın “kabulüne” karar vermişse de, bu kabul şeklen olup tayin edilen oran gerçek mağduriyeti yansıtmadığı için müvekkilimizin lehine değildir. Mahkeme kararında; – Fiziki muayene yapılmadan alınan ATK raporuna dayanılmış, – Önceki yüksek oranlı ATK raporu neden dikkate alınmadığı gerekçelendirilmemiş, – Mesleğin niteliği dikkate alınmaksızın oran tespiti yapılmış, – Maluliyetin sürekli mi geçici mi olduğu yeterince tartışılmamıştır. Dolayısıyla bu kararda esasen müvekkilin mağduriyeti ikinci plana atılmış, karar düşük oranla hükme bağlanmak suretiyle mağduriyet derinleştirilmiştir. SONUÇ VE TALEP : Yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere; Karşı taraf vekillerinin istinaf başvurularının TAMAMEN REDDİNE, Davacı vekili olarak sunduğumuz istinaf başvurusunun KABULÜNE, İlk derece mahkemesi kararının maluliyet oranı yönünden kaldırılarak, müvekkilin maluliyet durumunun sürekli iş göremezlik şeklinde ve en az %15 oranında olacak şekilde yeniden tespit edilmesine, Bizzat fiziki muayene yapılmak suretiyle üniversite hastanesinden veya bilimsel yetkinliği haiz sağlık kuruluşundan yeni bilirkişi raporu alınarak değerlendirme yapılmasına karar verilmesini vekâleten arz ve talep ederiz. [TARİH]

Önemli Uyarı: Bu dilekçe metni, somut bir hukuki uyuşmazlığın koşulları dikkate alınarak örnek mahiyetinde hazırlanmıştır. Her davanın kendine has dinamikleri, delil durumu ve hukuki süreci farklılık gösterir. Hak kaybına uğramamak adına, bu taslağın doğrudan kullanımı yerine bir avukat aracılığıyla hukuki yardım alınması şiddetle önerilir.