Krediye Bağlı Hayat Sigortası Menfi Tespit Dilekçesi

Dilekçe Portalına Dön

Krediye bağlı hayat sigortası poliçesi kapsamında sigorta şirketinin haksız ret kararının iptali, mirasçıların borçlu olmadığının tespiti ve rehinli aracın satışının durdurulması talepli kapsamlı dava dilekçesi örneğidir. Metin, ölüm nedeninin mevcut hastalıkla ilgisi olmadığı durumlar ve sigortacının basiretli tacir sıfatıyla araştırma yükümlülüğüne dair güncel Yargıtay ve BAM kararlarını içermektedir.

ŞİŞMAN HUKUK VE DANIŞMANLIK
UETS: [UETS NO]
Tel: 0539 319 80 90
E-mail: avoguzhansisman@hotmail.com
[MAHKEME] SAYIN HAKİMLİĞİ’NE
(TÜKETİCİ MAHKEMESİ SIFATIYLA)
İHTİYATİ TEDBİR TALEPLİDİR
ARABULUCULUK DOSYA NO
: [ARABULUCULUK BÜROSU] [DOSYA NO]
DAVACILAR (Mirasçılar)
: 1- [DAVACI 1] (T.C.: [TC NO])
2- [DAVACI 2] (T.C.: [TC NO])
3- [DAVACI 3] (T.C.: [TC NO])
4- [DAVACI 4] (T.C.: [TC NO])
5- [DAVACI 5] (T.C.: [TC NO])
[ADRES]
VEKİLİ
: AV. OĞUZHAN ŞİŞMAN
-Adres Antettedir-
DAVALILAR
: 1- [SİGORTA ŞİRKETİ]
2- [KOOPERATİF]
DAVA DEĞERİ
: Şimdilik 1000 TL (Belirsiz alacak davasıdır.)
KONU
: Krediye bağlı hayat sigortası poliçesi kapsamında davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun tespiti, hukuka aykırı ret işleminin geçersizliğinin tespiti, kredi borcunun poliçe teminatı kapsamında kapatılması, teminat olarak gösterilen rehinli iş makinesi üzerindeki paraya çevirme işlemlerinin tedbiren durdurulması ile fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000 TL üzerinden borçlu olmadığımızın tespiti amacıyla menfi tespit davası açılması ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalılara yükletilmesi talebidir.
AÇIKLAMALAR
Müteveffa [MÜTEVEFFA], hayatta iken ihbar olunan [BANKA] aracılığıyla [KOOPERATİF] üzerinden ihtiyaç kredisi kullanmış olup söz konusu kredi, hayat sigortası yapılması şartına bağlanmıştır. Bu kapsamda davalı [SİGORTA ŞİRKETİ] tarafından müteveffa adına kredi borcunu teminat altına alan bir hayat sigortası poliçesi düzenlenmiş ve poliçede sigortalının vefatı halinde borcun sigorta teminatı kapsamında karşılanacağı açıkça hüküm altına alınmıştır. Kredi başvurusu yüz yüze yapılmamış, bankanın telefon/mobil uygulaması üzerinden uzaktan gerçekleştirilmiş olup bu süreçte müteveffaya kapsamlı bir sağlık beyan formu doldurtulmadığı gibi poliçenin kapsamı ve beyan yükümlülüğünün sonuçları hakkında yeterli bilgilendirme de yapılmamıştır. Müteveffa kredi borcunu düzenli şekilde ödemekte iken vefat etmiş, mirasçıları tarafından poliçe kapsamında [SİGORTA ŞİRKETİ] sigorta şirketine başvurulmuş ancak sigortacı, müteveffanın sağlık durumunu eksik veya yanlış beyan ettiği iddiasıyla ödeme yapmayı reddetmiştir. (Ekte sunulmuştur) I. MÜTEVEFFANIN KANSER NEDENİYLE ÖLMEDİĞİ VE ÖLÜMÜN ANİ ŞEKİDE GERÇEKLEŞTİĞİ [SİGORTA ŞİRKETİ] Sigorta şirketinin ret gerekçesinin aksine müteveffanın ölümü kanser hastalığına bağlı değildir. Müteveffa, vefatından hemen önce hastanede tedavi görmekte olup ölüm gününden kısa süre önce doktoru ile görüşmüş ve yapılan değerlendirme sonucunda sağlık durumunun stabil olduğu, en geç iki gün içinde taburcu edileceği kendisine ve yakınlarına bildirilmiştir. Tüm hastane evraklarının [HASTANE]’den celbini talep ederiz. Müteveffanın oğulları olan davacılar [DAVACI 1] ve [DAVACI 4], ölüm anına kadar müteveffanın yanında bulunmuş olup müteveffanın bilincinin açık olduğu, konuşabildiği, genel sağlık durumunun yerinde olduğu ve oğullarıyla keyifli şekilde sohbet ettiği bizzat gözlemlenmiştir. Bu durum, müteveffanın yaşamını tehdit eden akut bir tablo içinde olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Ancak müteveffa, tamamen anlık ve öngörülemez şekilde gelişen bir sağlık olayı sonucunda ani kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmiştir. Ölümün bu şekilde gerçekleşmesi, sigorta şirketinin ileri sürdüğü hastalığa bağlı ölüm iddiasıyla bağdaşmamaktadır. Murisin KOAH ve kalp hastalığı olduğu iddialarına rağmen, ölüm nedeninin "akut miyokard infarktüsü" (ani kalp krizi) olduğu olayda; bilirkişi raporuna dayanılarak ölüm ile önceki hastalıklar arasında illiyet bağı bulunmadığı tespit edilmiştir. Mahkeme, murisin doğru beyan yükümlülüğüne aykırı davranmadığını kabul ederek sigortacının tazminatı ödemesine ve mirasçılar lehine hüküm kurulmasına karar vermiştir.
Yargıtay, 4. Hukuk Dairesi, [DOSYA NO]: "Adli Tıp raporu ile kişinin ölümünün doğumsal kaynaklı olan sakküler anevrizmanın yırtılmasına bağlı beyin kanaması sonucu meydana gelmiş olduğu, kişinin ölümüne neden olan beyin damarı genişlemesi ve yırtığının sözleşme tarihi sonrasında konulmuş olduğu... davacıların, muris [MÜTEVEFFA]'nın bakiye kredi borcu nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitine... karar verilmiştir."
Murisin kalp kapağı operasyonunu beyan etmediği, ancak ölümün beyin kanaması (anevrizma) sonucu gerçekleştiği bir olayda; Yargıtay, sözleşme öncesi hastalık ile ölüm arasında illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle mirasçıların borçtan sorumlu tutulamayacağına ve sigorta şirketinin ödeme yapması gerektiğine dair kararı onamıştır. BAM-Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi kararında, murisin KOAH ve kalp hastalığı olduğu iddialarına rağmen ölümün “akut miyokard infarktüsü” (ani kalp krizi) olduğu saptanmış ve bilirkişi raporuna dayanılarak, ölüm ile önceki hastalıklar arasında illiyet bağı bulunmadığı tespit edilmiştir. Mahkeme, murisin doğru beyan yükümlülüğüne aykırı davranmadığını kabul ederek sigortacının tazminatı ödemesi gerektiğine ve mirasçılar lehine hüküm kurulmasına karar vermiştir. Benzer şekilde Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararında, murisin kalp kapağı operasyonunu beyan etmediği, ancak ölümün beyin kanaması (anevrizma) sonucu gerçekleştiği bir olayda, sözleşme öncesi hastalık ile ölüm arasında illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle mirasçıların borçtan sorumlu tutulamayacağına ve sigorta şirketinin ödeme yapması gerektiğine karar verilmiştir. Somut olayımıza uygulanacak olursa, müteveffanın ölümünün ani kalp krizi sonucu gerçekleşmesi, sigorta şirketinin ileri sürdüğü kanser hastalığına bağlı ölüm iddiasıyla örtüşmemektedir. BAM ve Yargıtay kararları paralelinde, ölüm ile önceki hastalıklar arasında illiyet bağı kurulamadığından, müvekkil mirasçıların kredi borcundan sorumlu tutulamayacağı ve sigorta şirketinin tazminat ödeme yükümlülüğünün devam ettiği açıkça ortaya çıkmaktadır. II. MÜTEVEFFA POLİÇE KONUSUNDA GEREKLİ ŞEKİLDE BİLGİLENDİRİLMEMİŞTİR Müteveffanın kanser hastalığı sonucu öldüğü iddiasını kabul anlamına gelmemek üzere, kredi başvurusu ve buna bağlı sigorta işlemleri klasik anlamda yüz yüze bir sözleşme kurulması şeklinde gerçekleşmemiş, tamamen bankanın telefon/mobil uygulaması üzerinden uzaktan yürütülen standart bir işlem süreci kapsamında tamamlanmıştır. Bu süreçte müteveffanın sağlık durumuna ilişkin ayrıntılı ve bilinçli bir beyan alınmamış, mevcut hastalıkların poliçe kapsamına etkisi açık ve anlaşılır şekilde izah edilmemiş, beyan yükümlülüğünün hukuki sonuçları konusunda aydınlatma yapılmamış ve sigorta sözleşmesinin kapsamı ile istisnaları hakkında bilgilendirici nitelikte bir açıklama sunulmamıştır. Özellikle kredi kullanımı sırasında sigorta poliçesinin zorunlu unsur olarak sunulması ve işlemlerinin hızlı biçimde elektronik ortamda tamamlanması, müteveffanın gerçek anlamda iradi ve bilinçli bir beyan sürecinden geçtiğini kabul etmeyi güçleştirmektedir. Sigorta hukukunda beyan yükümlülüğünün varlığından söz edilebilmesi için sigortalının, kendisine yöneltilen soruların kapsamını ve bunların hukuki sonuçlarını anlayabilecek şekilde bilgilendirilmiş olması gerekir. Somut olayda ise müteveffanın sağlık durumu hakkında hangi bilgileri vermesi gerektiği, eksik veya yanlış beyanın hangi sonuçları doğuracağı ve poliçenin hangi hâllerde teminat dışı kalacağı hususlarında yeterli açıklama yapılmadığı açıktır. Bu nedenle sigorta şirketinin, sözleşme kurulurken gerekli özeni göstermeksizin sonradan beyan yükümlülüğüne aykırılık iddiasına dayanması, dürüstlük kuralı ve sözleşmeye bağlılık ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Ayrıca sigorta şirketi tacir sıfatı gereği basiretli davranmak ve risk değerlendirmesini sözleşme kurulmadan önce yapmakla yükümlüdür. Günümüzde sigortacıların sağlık verilerine erişim imkânlarının bulunduğu, en azından ek beyan, tetkik veya belge talep edebilecek teknik ve kurumsal kapasiteye sahip oldukları tartışmasızdır. Buna rağmen herhangi bir araştırma yapılmaksızın poliçe düzenlenmiş olması, sigortacının riski mevcut haliyle kabul ettiğini göstermektedir. Sonradan ortaya çıkan ölüm olayı üzerine geriye dönük araştırma yapılarak sözleşmenin geçersizliğinin ileri sürülmesi, sigortacının kendi ihmal ve kusuruna dayanarak sorumluluktan kaçınmaya çalıştığını göstermektedir ki hukuk düzeni böyle bir sonucu korumaz. Bu nedenlerle, davalı sigorta şirketinin müteveffanın beyan yükümlülüğünü ihlal ettiği yönündeki savunması hem maddi vakıalar hem de sigorta hukukunun temel ilkeleri bakımından hukuki dayanaktan yoksun olup poliçe kapsamında doğan sorumluluğu ortadan kaldırmaya elverişli değildir. III. KANSER NEDENİYLE ÖLÜM VARSAYIMINDA DAHİ SİGORTA ŞİRKETİNİN SORUMLULUĞU Kesinlikle kabul anlamına gelmemek üzere, müteveffanın kanser hastalığı sebebiyle vefat etmiş olduğu varsayılsa dahi davalı sigorta şirketinin poliçeden doğan sorumluluğu ortadan kalkmamaktadır. Zira sigortacı, Türk Ticaret Kanunu anlamında tacir sıfatına sahip olup faaliyet alanının uzmanı olarak riskin değerlendirilmesi, sigorta konusu kişinin sağlık durumunun araştırılması ve sözleşmenin kurulup kurulmayacağına ilişkin kararın verilmesi hususlarında basiretli davranmakla yükümlüdür. Sigorta sözleşmesinin kurulması aşamasında risk analizi yapmak, gerekli bilgi ve belgeleri talep etmek, şüpheli görülen durumlarda ek beyan, rapor veya tıbbi tetkik istemek tamamen sigortacının görev ve yetki alanı içindedir. Bu yükümlülük yerine getirilmeksizin poliçe düzenlenmişse, sigortacının sonradan gerçekleşen rizikoya dayanarak sorumluluktan kaçınması hukuken mümkün değildir. Günümüz teknolojik ve kurumsal imkânları dikkate alındığında sigorta şirketlerinin sigortalıya ilişkin sağlık verilerine erişim sağlayabilmesi, en azından ayrıntılı sağlık beyanı alma, doktor raporu isteme veya poliçeyi belirli şartlara bağlama imkânına sahip olduğu tartışmasızdır. Nitekim uygulamada yüksek riskli durumlarda sigortacılar tarafından tıbbi inceleme yapılması, ek prim talep edilmesi veya teminatın sınırlanması sıkça başvurulan yöntemlerdir. Buna rağmen somut olayda herhangi bir araştırma yapılmadan, ek inceleme talep edilmeden ve poliçe kapsamı daraltılmadan sigorta sözleşmesinin kurulmuş olması, sigortacının mevcut risk durumunu bilerek ve isteyerek kabul ettiğini göstermektedir. Sigortacının sözleşme kurulurken sahip olduğu araştırma imkânlarını kullanmayıp poliçeyi yürürlüğe koyduktan sonra, rizikonun gerçekleşmesi üzerine geriye dönük değerlendirme yaparak teminat dışı bırakma yoluna gitmesi, sözleşmeye bağlılık ilkesi ve dürüstlük kuralı ile bağdaşmamaktadır. Hukuk düzeni, bir tarafın kendi ihmal ve kusuruna dayanarak sorumluluktan kurtulmasına izin vermez. Sigortacının poliçe düzenlenmesi aşamasındaki pasifliği veya eksik incelemesi, sigortalı aleyhine sonuç doğuracak şekilde yorumlanamaz. Bu itibarla, müteveffanın kanser hastalığının bulunduğu kabul edilse dahi, sigorta şirketinin poliçe düzenlemeden önce gerekli risk araştırmasını yapmamış olması kendi kusuru olup bu husus teminatın ortadan kaldırılması için geçerli bir gerekçe teşkil etmez. Aksine poliçenin düzenlenmiş olması, sigortacının rizikoyu üstlendiğinin ve sözleşmeyi mevcut koşullar altında geçerli şekilde kurduğunun en güçlü göstergesidir. Dolayısıyla davalı [SİGORTA ŞİRKETİ] sigorta şirketinin bu yöndeki savunması, hem sigorta hukukunun temel ilkeleri hem de sözleşmeye bağlılık prensibi bakımından hukuki dayanaktan yoksundur. IV. [SİGORTA ŞİRKETİ] SİGORTA ŞİRKETİNİN ÇELİŞKİLİ VE KUSURLU DAVRANIŞI Müteveffanın ölümünden hemen sonra düzenlenen resmi ölüm belgesinde ölüm nedeni kalp krizi olarak yer almasına rağmen sigorta şirketi daha sonra müteveffanın kanser nedeniyle öldüğünü ileri sürerek ödeme yapmayacağını bildirmiştir. Bu durum hem tıbbi kayıtlarla çelişmekte hem de ret kararının objektif bir incelemeye dayanmadığını göstermektedir. Dikkat çekici olan husus, sigorta şirketinin ödeme yapma aşamasında müteveffanın sağlık geçmişini araştırabilmiş olmasıdır. Poliçe düzenlenmeden önce yapılması gereken bu araştırmanın sonradan yapılması ve elde edilen bilgilerin ret gerekçesi olarak ileri sürülmesi, sigortacının kendi ihmal ve kusuruna dayanarak sorumluluktan kaçınmaya çalıştığını göstermektedir. Oysa hukuk düzeni, kişinin kendi kusurundan yararlanarak hak elde etmesine izin vermez. V. SİGORTA ŞİRKETİNE BAŞVURU YAPILMADAN MİRASÇILARDAN TAHSİLAT YAPILAMAYACAĞI Somut olayda kredi işlemi, sigorta poliçesi ve teminat ilişkisi birbirinden bağımsız sözleşmeler olmayıp, tek bir ekonomik amaca yönelmiş bütünleşik aralarında zorunlu sözleşmesel bir hukuki sorumluluk vardır. Müteveffanın kredi kullanabilmesi, hayat sigortası yaptırılması şartına bağlanmış; kredi veren kuruluş olan [KOOPERATİF], sigorta poliçesini kendi alacağını güvence altına almak amacıyla zorunlu tutmuştur. Sigorta poliçesinin düzenlenmesi, kredi sözleşmesinin kurulmasının ön koşulu niteliğinde olduğundan, teminat amacına uygun şekilde işletilmemesi hâlinde, kredi veren kurumun doğrudan mirasçılara yönelmesi hem dürüstlük kuralına hem de yerleşik Yargıtay içtihatlarına aykırıdır. Nitekim Yargıtay kararlarında, krediye bağlı hayat sigortası mevcutken alacağın öncelikle sigorta şirketinden tahsil edilmesi gerektiği, bu yapılmadan mirasçılara yönelmenin hukuka aykırı olduğu açıkça kabul edilmiştir. Bu nedenle ileride yapılabilecek olası icra takibinde de, sigorta şirketine başvuru yapılmadan ve poliçe kapsamında alacağın tahsil edilmesi sağlanmadan müvekkil mirasçılardan doğrudan tahsil yoluna gidilmesi mümkün değildir. Kooperatif, kredinin kullandırılmasına aracılık eden ve teminat ilişkisini kuran asli aktörlerden biri olup, sigorta poliçesinin düzenlenmesi ve kredi ilişkisinin tesis edilmesi süreçlerinde tüketicinin bilgilendirilmesi yükümlülüğüne sahiptir. Müteveffanın sağlık beyanı, sigorta kapsamı ve poliçenin sonuçları hakkında yeterli bilgilendirme yapılmadığı dikkate alındığında, kooperatifin sigorta şirketine başvurmaksızın mirasçılara yönelik açacağı icra takibi veya rehnin paraya çevrilmesi yönündeki girişim hukuka aykırı olacaktır. Bu sebeple, sigorta şirketinin poliçe kapsamındaki sorumluluğu gözetilmeden ve alacağın öncelikle sigortadan tahsil edilmesi sağlanmadan müvekkil mirasçılardan doğrudan tahsil yoluna gidilmesi ihtimali dikkate alındığında, İHTİYATİ TEDBİR TALEBİMİZİN TEMİNATSIZ ŞEKİLDE KABULÜ GEREKİR. Bu tedbir, müvekkillerin telafisi mümkün olmayan zararlarla karşılaşmasını önlemek ve rehnin dava sonuçlanana kadar paraya çevrilmesini engellemek amacıyla zorunludur. Bankanın, sigorta şirketinden alacağını tahsil yollarını tüketmeden mirasçılara karşı itirazın iptali davası açması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Mahkeme, "bankanın police teminatı kapsamında kalan bakiye kredi alacağını öncelikle sigorta şirketinden tahsil etmesi gerektiğini" vurgulayarak, davanın usulden reddine ilişkin kararı onamıştır. Yukarıda yer verilen BAM kararları somut olayımız açısından son derece yol göstericidir. Mevcut krediye bağlı hayat sigortası poliçesi varken, sigorta şirketine başvuru yapılmadan ve poliçe kapsamında alacağın tahsil edilmesi sağlanmadan, bankanın veya kooperatifin doğrudan mirasçılara yönelmesi hem usul hem de yasa bakımından hukuka aykırıdır. Kararlarda açıkça belirtildiği üzere, alacağın öncelikle sigorta teminatından tahsil edilmesi zorunludur ve bu yapılmadan mirasçılara karşı dava açılması veya icra işlemlerine başlanması mümkün değildir. SIGORTA SORUMLULUGU Kabul anlamına gelmemek üzere, müvekkilin kanser hastalığı sebebiyle vefat etmiş olması durumunda dahi sigorta şirketinin poliçe kapsamındaki ödemeyi tamamen reddetmesi mümkün değildir. Ölümün nedeni ne olursa olsun, sigorta şirketinin sorumluluğu devam etmekte olup, müvekkil mirasçılar bu borçtan doğrudan sorumlu tutulamaz. Bu nedenle sigorta teminatının devreye girmesi sağlanmadan ve alacağın tahsili gerçekleştirilmeden müvekkillere yönelik herhangi bir talep veya işlem hukuken geçersizdir. Somut olayımızda da, kabul etmemekle birlikte müteveffanın kanser hastalığı iddiası ileri sürülse dahi ölümün ani kalp krizi sonucu gerçekleştiği göz önünde bulundurulduğunda, mirasçılar doğrudan borcun tamamından sorumlu tutulamaz. VI. REHİNLİ MALIN PARAYA ÇEVRİLMESİNİN DURDURULMASI İÇİN TEMİNATSIZ İHTİYATİ TEDBİR TALEBİMİZ VARDIR Dava konusu krediye teminat olarak müteveffaya ait [PLAKA] plakalı kepçe niteliğinde bir iş makinesi üzerinde rehin tesis edilmiş olup söz konusu araç davacıların tek ve asli geçim kaynağını oluşturmaktadır. Müteveffanın vefatı ile birlikte aile hem ekonomik hem de sosyal açıdan ağır bir kayıp yaşamış durumdadır. Rehinli malın paraya çevrilmesi halinde davacıların gelir elde etme imkânı ortadan kalkacak, aile ekonomik olarak ayakta kalamayacak ve bu durum telafisi imkânsız sonuçlar doğuracaktır. Sigorta şirketinin sorumluluğuna ilişkin uyuşmazlık henüz yargı kararıyla kesinleşmemişken teminatın paraya çevrilmesi, davacıların hak arama özgürlüğünü fiilen ortadan kaldıracak ve davanın sonucunu anlamsız hale getirecektir. Müteveffa [MÜTEVEFFA], [BANKA] aracılığıyla [KOOPERATİF] üzerinden kredi kullanmış ve krediye bağlı olarak da davalı [SİGORTA ŞİRKETİ] tarafından hayat sigortası poliçesi düzenlenmiştir. Müteveffanın vefatı üzerine mirasçılar tarafından poliçe kapsamında başvuru yapılmış; ancak sigorta şirketi ödemeyi reddetmiştir. Oysa mevcut tıbbi kayıtlar ve olayın gelişimi, ölümün ani ve öngörülemez bir sağlık olayı sonucu gerçekleştiğini göstermekte olup sigorta şirketinin ileri sürdüğü gerekçeler somut delillerle desteklenmemektedir. Krediye teminat olarak gösterilen [PLAKA] plakalı iş makinesi, davacıların tek ve asli geçim kaynağını oluşturmakta olup paraya çevrilmesi halinde davacıların ekonomik varlığı ciddi biçimde sarsılacak ve telafisi imkânsız sonuçlar doğacaktır. Bu nedenle sigorta şirketinin poliçe kapsamındaki sorumluluğunun tespiti ile kredi borcunun sigorta teminatından karşılanmasının sağlanması ve rehinli malın paraya çevrilmesine yönelik işlemlerin dava sonuna kadar durdurulması hukuki zorunluluk arz etmekte olup akabinde müvekkillerin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz. DELİLLER : Mirasçılık belgesi, Kredi sözleşmesi ve ödeme hesap planı, Hayat sigortası poliçesi ve özel koşullar, Müteveffanın vefat belgesi, Sigorta şirketi tarafından gönderilen reddedici yazı, Araç rehini belgesi, Tanık beyanları ve bilirkişi raporu, Sağlık raporları ve tıbbi kayıtlar. HUKUKİ NEDENLER : 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, Medeni Kanun m.2 (dürüstlük kuralı), Sigorta sözleşmeleri hukuku ve mevzuatı, İflas ve İcra Hukuku hükümleri, Yargıtay içtihatları. TALEP VE SONUÇ : Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle fazlaya ilişkin talep ve dava hakkımız saklı olmak kaydıyla belirsiz alacak davası olarak açtığımız işbu davada; 1. Müvekkil davacıların, müteveffa [MÜTEVEFFA] tarafından kullanılan kredi nedeniyle davalılara BORÇLU OLMADIKLARININ TESPİTİNE (menfi tespit), 2. Krediye bağlı hayat sigortası poliçesi kapsamında davalı [SİGORTA ŞİRKETİ]’nin sorumluluğunun devam ettiğinin tespitine ve kredi borcunun poliçe teminatı kapsamında karşılanması gerektiğinin belirlenmesine/tespitine, 3. [KOOPERATİF]’in, sigorta teminatı devreye sokulmadan müvekkil mirasçılara yönelmesinin hukuka aykırı olduğunun tespitine, 4. Dava konusu krediye teminat olarak tesis edilen rehinli [PLAKA] plakalı iş makinesi üzerindeki paraya çevirme işlemlerinin, dava sonuna kadar TEMINATSIZ OLARAK İHTİYATİ TEDBİR yoluyla durdurulmasına, 5. Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz. [TARİH]

Önemli Uyarı: Bu dilekçe metni, somut bir hukuki uyuşmazlığın koşulları dikkate alınarak örnek mahiyetinde hazırlanmıştır. Her davanın kendine has dinamikleri, delil durumu ve hukuki süreci farklılık gösterir. Hak kaybına uğramamak adına, bu taslağın doğrudan kullanımı yerine bir avukat aracılığıyla hukuki yardım alınması şiddetle önerilir.