avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

ABONELİK SÖZLEŞMELERİNDE İSPAT YÜKÜ

Elektrik, su, doğalgaz ve internet gibi temel hizmetlerin sunumu, kural olarak sağlayıcı kurum ile tüketici arasında akdedilen bir "abonelik sözleşmesi"ne dayanır. Bu sözleşme, tarafların hak ve yükümlülüklerini belirleyen, tüketim bedelinin kimden tahsil edileceğini yasal olarak tescil eden temel belgedir. Ancak uygulamada, özellikle kiracı değişimleri, iş yeri devirleri veya uzun süreli taşınmaz kullanımlarında, abonelik kayıtlarının güncelliğini yitirdiği veya kurum arşivlerinde sözleşme asıllarına ulaşılamadığı durumlarla sıkça karşılaşılmaktadır. Hizmet sağlayıcı kurumlar, yıllar sonra ortaya çıkan ödenmemiş faturalar için, o adreste bir dönem faaliyette bulunmuş veya ismine fatura kesilmiş kişilere karşı icra takibi başlatabilmektedir. Bu noktada hukuk sisteminin en temel sorusu gündeme gelir: Kurumun arşivinde bulunmayan veya ispatlanamayan bir sözleşmeye dayanarak, eski bir kullanıcıdan on yıl sonraki tüketim bedeli talep edilebilir mi?

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ispat yüküne dair genel ilkeleri, bir olayın varlığını iddia eden tarafın, bu iddiayı ispatla mükellef olduğunu açıkça belirtir. Hizmet sağlayıcı kurum, bir kişinin kendi abonesi olduğunu iddia ediyorsa, bu aboneliği ispat eden imzalı sözleşmeyi veya dijital onayı mahkemeye sunmak zorundadır. Sadece geçmişte bir dönem fatura ödenmiş olması veya adreste fiilen bulunulmuş olması, süresiz ve sonsuz bir abonelik ilişkisinin kanıtı sayılamaz. Yargıtay’ın 2023 yılı sonundaki güncel kararları, "arşiv çalışması" veya "belgelere ulaşılamaması" gibi gerekçelerin kurumları ispat yükünden kurtarmayacağını, sözleşme tarafı olduğu kanıtlanamayan kişiden tüketim bedeli istenemeyeceğini tescil etmiştir. Bu makalemizde, abonelik sözleşmelerinde ispat külfetini, arşiv sorunlarının hukuki sonuçlarını, fiili kullanıcı ile resmi abone arasındaki farkları ve Yargıtay’ın kanun yararına bozma kararı ile netleşen ispat standartlarını akademik bir perspektifle ele alacağız.

ABONELİK SÖZLEŞMESİ VE TARAFLARIN BELİRLENMESİ

Abonelik sözleşmesi, sürekli bir borç ilişkisi doğuran ve tüketiciye belirli bir hizmetin kesintisiz sunulmasını sağlayan özel bir sözleşme türüdür. Bu sözleşmenin kurulabilmesi için tarafların karşılıklı irade beyanlarının uyuşması ve borçlunun kimliğinin net bir şekilde belirlenmesi gerekir. Sözleşme, faturayı ödeyecek olan borçluyu tayin eder. Ancak mülkiyetin veya kullanım hakkının el değiştirdiği durumlarda, yeni kullanıcının eski abonenin yerine geçmesi veya aboneliği üzerine almaması, "fiili kullanım" ile "resmi abonelik" arasında bir hukuki boşluk yaratır.

Hukukumuzda borç, ancak sözleşmenin tarafı olan kişiden talep edilebilir. Bir kişi, bir adreste on yıl önce kiracı olarak bulunmuş ve o dönemdeki faturaları ödemişse, bu durum o kişinin o adresteki sayaç için ebedi bir abonelik sözleşmesi imzaladığı anlamına gelmez. Eğer kurum, sözleşme aslına ulaşamıyorsa, kişinin sadece o dönemdeki dürüst davranarak faturaları ödemiş olmasını, gelecekteki tüm borçların da teminatı olarak kullanamaz. Abonelik ilişkisi, varsayımlar üzerine değil, somut belgeler üzerine inşa edilmelidir.

Tarafların belirlenmesindeki hata, icra takiplerinin ve davaların temelini sakatlar. Hizmet sağlayıcı kurumlar, geniş veri tabanlarına ve arşivleme imkanlarına sahip profesyonel kuruluşlardır. Bu kurumların kendi arşivlerindeki dağınıklık veya kayıt eksikliği, ispat yükünü tersine çevirerek tüketiciye "abone olmadığını ispatla" yükümlülüğü getiremez. Bu durum, silahların eşitliği ilkesine ve dürüstlük kuralına aykırıdır.

HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU VE İSPAT KÜLFETİ

İspat yükü, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) madde 190 uyarınca, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Abonelik davasında, bir alacağın varlığını iddia eden kurum, bu alacağın temelini oluşturan sözleşme ilişkisini ispatlamak zorundadır. Eğer davalı taraf "benim böyle bir sözleşmem yok, ben sadece o tarihte kiracıydım ve mal sahibinin aboneliğini kullandım" diyorsa, aksini yani şahsi aboneliğin varlığını kanıtlamak kurumun görevidir.

Hakim, vicdani kanaatini oluştururken sunulan delillere bakar. Somut olayda kurumun "arşivlerimizde çalışmamız devam ediyor, sözleşmeye ulaşamadık" beyanı, bir delil değil, bir itiraftır. İspat edilemeyen bir hukuki durum, yok hükmündedir. Mahkemece sadece geçmiş ödemelerden yola çıkarak "zımni bir sözleşme" olduğu varsayımı yapılamaz. Zira abonelik işlemleri belirli bir usul ve form (başvuru, güvence bedeli, imza vb.) gerektirir.

İspat külfetinin yer değiştirmesi ancak kanuni bir karine varsa mümkündür. Abonelik hukukunda kurum lehine "isimsiz her kullanıcı abonedir" şeklinde bir karine yoktur. Aksine, hizmeti satan kurumun alıcısını net olarak saptama ve bu kaydı tutma yükümlülüğü (özen borcu) vardır. Bu borcun ihlali, kurumun dava hakkını kaybetmesi sonucunu doğurur.

ARŞİVDE BULUNAMAYAN SÖZLEŞMELERİN AKIBETİ

Hizmet sağlayıcı kurumların (elektrik dağıtım şirketleri, belediyeler vb.) arşiv yönetimi, idari ve teknik bir zorunluluktur. Bir sözleşmenin "arşivde bulunamaması", kurumun iç işleyişindeki bir kusurdur ve bu kusur tüketicinin aleyhine bir borç doğuramaz. Yargıtay, bu tür durumlarda "kurumun belgelere ulaşamaması, borçlunun sözleşme tarafı olduğu iddiasını ispatlanmamış kılar" diyerek kesin bir sınır çizmiştir.

Sözleşme aslı veya onaylı örneği olmadan, sadece bir abone numarası üzerinden fatura kesilmesi, o faturanın yasal bir borç doğurması için yeterli değildir. Fatura, bir sözleşmenin sonucu olabilir ancak sözleşmenin yerine geçmez. Kurumlar, teknolojinin imkanlarını kullanarak her bir abonenin dijital kopyasını saklamakla yükümlüdür. Fiziksel arşivlerin kaybı veya yangın/su baskını gibi mücbir sebepler bile, borç ilişkisinin varlığını ispat etme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz; sadece ispatın başka delillerle (ikrar, yazılı delil başlangıcı vb.) yapılmasını gerektirir.

Eğer davalı, aboneliği açıkça inkar ediyorsa ve kurum da sözleşmeyi sunamıyorsa, dava reddedilmelidir. Aksi takdirde, hayatı boyunca on farklı adreste kiracı olarak oturan bir vatandaş, her bir adreste on yıl sonra oluşacak kaçak kullanım veya ödenmemiş faturalardan sorumlu tutulma riskiyle karşı karşıya kalır. Bu durum, hukuki güvenlik ilkesini kökünden sarsar.

GEÇMİŞ KULLANIMIN SÖZLEŞMEYE DELALETİ

Abonelik davalarında satıcıların en sık kullandığı argüman, davalının geçmişte fatura ödemiş olmasıdır. "Daha önce kendi adına gelen faturaları ödeyen kişi, sözleşmeyi kabul etmiş sayılır" tezi, ilk bakışta mantıklı görünse de hukuken eksiktir. Faturanın ödenmesi, sadece "o dönemdeki tüketimin bedelinin üstlenilmesi"dir. Bu eylem, ödeme yapanı süresiz bir abonelik sözleşmesinin tarafı haline getirmez.

Özellikle iş yeri veya konut kiralamalarında, kiracıların mal sahibinin aboneliğini kullanması ve faturaları kendi isimlerine (veya kullanıcı sıfatıyla) ödemesi yaygın bir pratikti. Bu durum, yeni bir abonelik sözleşmesi kurulduğu anlamına gelmez; mevcut bir borcun üçüncü kişi tarafından ifasıdır. Borcu ifa eden (ödeyen), o borcun asıl borçlusu konumuna geçmez. Dolayısıyla, kurumun elinde davalının imzasını taşıyan bir "Abonelik Tesisi" belgesi yoksa, geçmiş ödemeler sözleşmenin varlığına delil sayılamaz.

Geçmiş kullanım, ancak "fiili kullanım" iddiasıyla açılan tazminat davalarında (haksız fiil) önem arz eder. Ancak dava bir "sözleşme alacağı" davası ise, geçmiş kullanım sözleşmenin yerini tutamaz. Hukuk, belgelerin netliğini varsayımların belirsizliğine tercih eder.

FİİLİ KULLANICI VE RESMİ ABONE AYRIMI

Abonelik hukukunda en temel ayrım, "kayıttaki abone" ile "fiili kullanıcı" arasındaki ayrımdır. Alacaklı kurum, borcu kural olarak resmi aboneden ister. Eğer resmi abone adresten ayrılmış ancak aboneliğini feshetmemişse, sonrasındaki kullanımlardan da (müşterek ve müteselsil sorumluluk esasları çerçevesinde) sorumlu tutulabilir. Ancak bu kuralın uygulanabilmesi için, kişinin "resmi abone" olduğunun ispatlanması şarttır.

Somut olayda olduğu gibi, kişinin bir dönem o adreste bulunduğu sabit olsa da "resmi aboneliği" ispatlanamıyorsa, o kişiden sonraki dönemlerin bedeli istenemez. Zira borç, "abonelikten" değil "tüketimden" doğmaktadır. Eğer kişi o tarihte adreste değilse (taşınmışsa) ve abone olduğuna dair bir belge de yoksa, kurumun borcu ondan talep etmesi için hiçbir yasal dayanak kalmaz.

Fiili kullanıcı, sayaçtan geçen elektriği veya suyu bizzat tüketen kişidir. Kurum, borcun gerçek tüketicisini tespit edip ona yönelebilir. Ancak bu durumda davanın temeli "sözleşme" değil "sebepsiz zenginleşme" veya "haksız fiil" olmalıdır. Sözleşmeye dayalı bir takipte, sadece "bir zamanlar buradaydı" demek, borçluyu mahkum etmeye yetmez.

ABONELİĞİN FESİH EDİLMEMESİ VE SORUMLULUK

Yargıtay’ın birçok kararında "abone, aboneliğini iptal ettirmedikçe sonrasındaki kullanımlardan sorumludur" ilkesi yer alır. Bu ilke, kurumun alacağını güvence altına almak için geliştirilmiştir. Ancak bu sorumluluğun doğması için öncelikli ve vazgeçilmez şart, kişinin "abone" olduğunun kurumca ispatlanmış olmasıdır. İmzalı bir sözleşme varsa, abone o adresten taşınsa bile, aboneliğini resmen kapatmadığı sürece başkalarının yaptığı tüketimden sorumlu olur.

Ancak, kurum sözleşmeyi sunamıyorsa, davalıya "neden aboneliğini kapatmadın?" sorusu sorulamaz. Çünkü ortada kapatılması gereken resmi bir hukuki bağ olduğu kanıtlanamamıştır. Kişi, aboneliği olmadan fatura ödeyen bir "fiili kullanıcı" ise, adresten ayrıldığı an sorumluluğu da biter. "Fesih kaydı yok" gerekçesi, ancak ispatlanmış bir sözleşmenin varlığı halinde geçerlidir.

Bu ayrım, tüketiciler için hayati önemdedir. Bir aboneliğiniz varsa mutlaka kapatmalısınız; ancak adınıza bir abonelik kurulduğuna dair imzanız yoksa, kurumun sizi "feshetmedin" diyerek on yıl sonraki borçlardan sorumlu tutması hukuken mümkün değildir.

KANUN YARARINA BOZMA VE HUKUKİ SONUÇLARI

Emsal kararda, Adalet Bakanlığı’nın "kanun yararına temyiz" yoluna gitmesi, uyuşmazlığın hukuki ilkeler açısından ne kadar kritik olduğunu gösterir. Kanun yararına bozma, kesinleşmiş ancak hukuka aykırı olan kararların, ilerideki davalara kötü örnek olmaması için Yargıtay tarafından incelenmesidir. Bu karar, yerel mahkemelerin "ispat yükünü" hafife alan yaklaşımını sert bir şekilde eleştirmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, kurumun sözleşmeyi ibraz edemediği, arşivine ulaşamadığı ve davalının fiili kullanıcı olduğunu da iddia etmediği bir senaryoda davanın reddedilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu karar, hizmet sağlayıcı dev kurumlara karşı bireysel tüketicinin en büyük güvencesidir. İspat, adaletin temelidir ve ispatın yokluğu, hakkın kaybı demektir.

Sonuç olarak; abonelik sözleşmelerinde ispat yükü kayıtsız şartsız hizmet sağlayıcı kurumdadır. Geçmiş dönem ödemeleri veya adreste bir süre faaliyette bulunulmuş olması, imzalı bir sözleşmenin yokluğunda borç doğurmaya yeterli değildir. Tüketiciler, kendilerine ait olmayan veya ispatlanamayan abonelikler üzerinden gelen haksız borç bildirimlerine karşı, HMK’nın ispat kurallarını ileri sürerek kendilerini savunabilirler. Hukuk, kurumun arşiv hatasını tüketicinin borcuna dönüştürmez. Adalet, belgelerin konuştuğu bir düzendir ve belgesiz bir iddia, hukuken hiçbir kıymet taşımaz.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. Abonelik sözleşmem arşivde bulunamazsa borçtan sorumlu olur muyum?

Eğer kurum imzalı bir abonelik sözleşmesini mahkemeye sunamıyorsa ve siz aboneliği inkar ediyorsanız, kural olarak sorumlu tutulamazsınız. İspat yükü kurumdadır.

2. Yıllar önce oturduğum evin elektrik borcu bana gelir mi?

Eğer adınıza resmi bir abonelik varsa ve taşınırken kapatmadıysanız, sizden sonraki tüketime dair borçtan sorumlu olabilirsiniz. Ancak adınıza abonelik olduğu ispatlanamazsa sorumlu olmazsınız.

3. Kiracıyken faturaları kendi ismime ödemem abone olduğumu kanıtlar mı?

Hayır. Fatura ödemek "fiili kullanıcı" olduğunuzu gösterebilir ancak aranızda süresiz bir "abonelik sözleşmesi" kurulduğunu ispatlamak için kurumun imzalı belgenizi sunması gerekir.

4. Taşınırken aboneliği kapatmak zorunda mıyım?

Evet. Eğer adınıza resmi bir abonelik sözleşmesi imzaladıysanız, adresten ayrılırken mutlaka feshetmelisiniz. Aksi halde sizden sonraki kullanım bedelleri de sizin üzerinize borç olarak yazılabilir.

5. Kurum "arşivimizdeki çalışma nedeniyle belgeyi bulamadık" diyebilir mi?

Diyebilir ancak bu beyan davayı kazanmalarını sağlamaz. Belge ibraz edilemediği sürece mahkeme davanın reddine karar vermelidir. Arşiv sorunu tüketiciye yansıtılamaz.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
3. Hukuk Dairesi 2023/1368 E. , 2023/3200 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/326 E., 2022/46 K. DAVA TARİHİ : 21.12.2020 Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen itirazın iptali davasında davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davalının imzaladığı abonelik sözleşmesi kapsamında müvekkili şirketten elektrik enerjisi satın almaya başladığını, taraflar arasındaki sözleşme gereği davalının tüketimlerinin faturalandırıldığını ancak davalının düzenlenen faturaların ödemesini yapmadığını, borçlarını ödemesi için davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalı tarafça takibe haksız şekilde itiraz edildiğini ileri sürerek; takibe vaki itirazın iptali ile lehine inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; müvekkilinin dava konusu adreste 08.04.2002 ile 30.06.2004 tarihleri arasında faaliyette bulunduğunu, bu tarihler arasında işletmesine ait tüm elektrik faturalarını ödediğini, icra takibinde 08.04.2013 ile 08.10.2014 dönemine ait elektrik tüketim bedellerinin talep edildiğini, bu tarihler arasında elektrik kaydının bulunmadığını, takibin haksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; takibin 001006155062 nolu hesaba ait aboneliğe tahakkuk ettirilen 26.02.2013-24.09.2014 tarihleri arasında sayaçtan geçen kullanıma ilişkin fatura bedelleri ile gecikme faizi ve KDV'sinin tahsili talebine dayandığı, sayaç abonelik sözleşmesi sunulamamış ise de davalı tarafın dava konusu adrese ve sayaca ilişkin cevap dilekçesinde 08.04.2002-30.06.2004 dönemi yönünden kullanımın ve bu döneme ilişkin borcun ödendiğinin kabul edilmesi karşısında, taraflar arasında abonelik sözleşmesinin bulunduğunun kabul edildiği, adresi terk etmiş olmasının abone olan davalının sorumluluğunu kaldırmayacağı, dosya kapsamına göre herhangi bir fesih kaydına rastlanmadığı, bu sebeple sayaçtan geçen tüketimden ve o tarihte geçerli olan yönetmelik hükümlerine göre hesaplanacak tahakkuktan davalının sorumlu olacağı, alınan 17.11.2021 tarihli bilirkişi raporunun dosya kapsamına ve yerleşik kararlara uygun olduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulü ile davalı borçlunun takip dosyasına itirazının kısmen iptali ile takibin 1.846,00 TL asıl alacak, 165,59 TL takip tarihine kadar işlemiş gecikme faizi ve 29,74 TL işlemiş faizin KDV’si olmak üzere toplam 2.041,33 TL üzerinden asıl alacağa takip tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle devamına, fazla talebin reddine, alacak likit olduğundan asıl alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kesin olarak karar verilmiştir. IV. KANUN YARARINA TEMYİZ A. Kanun Yararına Temyiz Yoluna Başvuran İlk Derece Mahkemesi kararının kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiştir. B. Temyiz Sebepleri Adalet Bakanlığının 17.02.2023 tarihli yazısında; davacı şirketin, davalı ile imzalanmış abonelik sözleşmesi olduğunu iddia etmişse de bu iddiasını ispat edecek herhangi bir sözleşme ibraz etmediği, davalının da 08.04.2002 ile 30.06.2004 tarihleri arasında kiracı olarak faaliyette bulunduğu döneme ilişkin faturaları ödediğini ve adına düzenlenmiş bir abonelik sözleşmesi bulunmadığını savunduğu, Mahkemece davacı şirketin fatura kesilen dönemde davalının fiili kullanıcı olduğu iddiasında bulunmadığı da dikkate alınarak davalının 1006155062 sözleşme hesap numaralı abonelik sözleşmesinin tarafı olduğu ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, 08.04.2002-30.06.2004 dönemi yönünden kullanımın ve bu döneme ilişkin borcun ödendiğinin kabul edilmesi karşısında taraflar arasında abonelik sözleşmesinin bulunduğu, adresi terk etmiş olmasının abone olan davalının sorumluluğunu kaldırmayacağı, dosya kapsamına göre herhangi bir fesih kaydına rastlanmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın, kanun yararına bozulması talep edilmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı şirket tarafından davalıya tahakkuk ettirilen elektrik tüketim bedelinin tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 190 ıncı maddesi. 3. Değerlendirme 1. Somut olayda; 1006155062 sözleşme hesap numaralı abonelik sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine, borçlu davalının haksız yere itiraz ettiği ileri sürülerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesi talep edilmiş, Mahkemece alınan bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 2. İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir. 6100 sayılı Kanu'nun 190 ıncı maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. 3. Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerden; davalının dava konusu adreste 08.04.2002 ile 30.06.2004 tarihleri arasında faaliyette bulunduğu, davalının davacı şirkete başvurusu sonrasında davacı şirketçe verilen 03.02.2021 tarihli cevapta, arşivlerinde davalı adına sözleşme ve belgelere ulaşılamadığının belirtildiği, davalının cevap dilekçesinde ve aşamalarda ileri sürdüğü beyanlarında, dava konusu adreste faaliyette bulunduğu dönemin 08.04.2002 ile 30.06.2004 tarihleri arası olduğunu, ... yeri açılış ve kapanış tarihlerini dosyaya sunduğunu, bu tarihleri arasında davacı şirketle sözleşme yapmadığını, aboneliğin dava dışı taşınmaz maliki adına olduğunu, yine dosyaya sunduğu davacı şirkete başvurusu sonrasında verilen cevapta da adına kayıtlı herhangi bir borç ve sözleşme olmadığının beyan edildiğini belirttiği, davacı şirketin dosyaya sunduğu 26.03.2021 tarihli yazısında ise, devam etmekte olan arşiv çalışması nedeniyle abonelik sözleşmesine ulaşılamadığını bildirdiği, davacı şirketçe takibe konu edilen dönem olan 08.04.2013 ile 08.10.2014 döneminde davalının ilgili adreste fiili kullanıcı olduğunun iddia edilmediği de nazara alındığında, davalının ilgili sözleşme hesap numaralı abonelik sözleşmesinin tarafı olduğu ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olduğundan, Adalet Bakanlığının yerinde görülen temyiz talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz talebinin kabulü ile 6100 sayılı Kanun'un 363 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararın bu yönden sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, Kararın bir örneğinin ve dava dosyasının Adalet Bakanlığına gönderilmesine, 09.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.