avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

AİLE KONUTUNDA EŞİN ÖLÜMÜNÜN İPOTEK DAVASINA ETKİSİ

Aile konutu, Türk Medeni Kanunu'nun kabul ettiği modern aile hukuku felsefesinde, ailenin yaşam merkezini oluşturan, hatıralarını barındıran ve sosyal güvenliğini sağlayan en temel hukuki kavramlardan biridir. Yasa koyucu, aile birliğinin ekonomik veya şahsi riskler sebebiyle sarsılmasını engellemek adına, aile konutu üzerinde yapılacak tasarruf işlemlerini diğer eşin rızasına bağlamıştır. TMK'nın 194. maddesinde düzenlenen bu koruma uyarınca, malik olan eş, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu üzerindeki mülkiyet veya sınırlı ayni hakları (örneğin ipotek) devredemez ya da sınırlandıramaz. Ancak, eşlerden birinin diğerinin rızasını almadan aile konutuna ipotek tesis ettirdiği durumlarda, rızası alınmayan eşin açtığı ipotek iptali davası devam ederken malik olan eşin vefat etmesi halinde davanın hukuki akıbeti ne olacaktır? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bu makaleye konu olan emsal ve tarihi nitelikteki kararı, aile hukuku ve miras hukuku dogmatiği açısından son derece önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Karar uyarınca; rıza dışı kurulan ipotek işlemi en başından itibaren geçersiz (nisbi butlan/hükümsüz) olup, malik olan eşin yargılama sırasında ölmesi bu geçersiz işleme asla hukukilik kazandıramaz. Başka bir anlatımla, "ölü doğan bir hukuki işlem ölümle diriltilemez." Sağ kalan eşin, mirasçı sıfatıyla TMK m. 240 (aile konutu üzerinde intifa/oturma hakkı) ve TMK m. 652 (aile konutunun mülkiyetinin özgülenmesi) hakları bulunmakta olup, ölümle birlikte davanın konusuz kaldığını söylemek hukuken imkansızdır.

Uygulamada ticari riskler altına giren veya borçlanan malik eşler, bankalardan kredi alabilmek amacıyla aile konutu niteliğindeki taşınmazlarını teminat göstermekte ve eşlerinin haberi olmadan ipotek tesis ettirmektedirler. Eşin bu durumdan haberdar olması üzerine açılan "aile konutu şerhi konulması ve rıza dışı kurulan ipoteğin iptali davası", mülkiyet hakkı ile bankanın iyi niyetli ayni hak iddiası arasında büyük bir çatışma yaratır. Yargıtay, bankaların bu tür işlemlerde iyi niyet savunmalarını (TMK m. 1023) kabul etmemekte ve aile konutu araştırması yapma yükümlülüğünü bankalara yüklemektedir. Dava devam ederken malik eşin ölümü üzerine bankalar, evliliğin ölümle son bulduğu ve dolayısıyla TMK m. 194'teki korumanın konusuz kaldığı yönünde savunmalar ileri sürmektedirler. Ancak Yargıtay Genel Kurulu, bu tezin kabul edilmesi halinde, geçersiz bir işleme ölümle meşruiyet kazandırılacağını ve hakkı ihlal edilen sağ eşin, taşınmazın cebri icrayla satılması tehlikesiyle karşı karşıya bırakılarak büyük hak kayıplarına uğrayacağını vurgulamıştır. Sağ kalan eşin, miras hukukundan kaynaklanan konutun özgülenmesi talepleri, bu davanın devam etmesindeki hukuki yararının en büyük yasal kanıtıdır.

AİLE KONUTU KORUMASI VE TMK 194

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi, aile konutunun korunmasını emredici bir hüküm olarak düzenlemiştir. Bu koruma, evlilik birliğinin devamı süresince geçerli olup, konutun mülkiyetine sahip olmayan eşe, diğer eşin tasarruflarını denetleme ve engelleme yetkisi verir. Maddenin amacı, ailenin barınma hakkını ve sosyal istikrarını korumak, eşlerden birinin tek taraflı ve fevri kararlarıyla ailenin sokakta kalmasının önüne geçmektir.

TMK m. 194 uyarınca; "Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz." İpotek tesisi, mülkiyet hakkını doğrudan sınırlandıran ve ileride cebri icra (satış) yoluyla mülkiyetin kaybına yol açabilecek en ağır sınırlı ayni hak tesisidir. Bu nedenle, aile konutu üzerindeki ipotek işlemlerinde diğer eşin "açık rızası" (yazılı ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde) alınmak zorundadır. Rızanın yokluğu, işlemi kurucu unsurdan yoksun bırakır.

GEÇERSİZ İŞLEMİN ÖLÜMLE HUKUKİLİK KAZANAMAMASI

Hukuk teorisinin en temel ilkelerinden biri, kurucu unsurları eksik veya yasal emredici hükümlere aykırı olarak kurulan geçersiz bir hukuki işlemin, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin veya sonradan hangi olay meydana gelirse gelsin kendiliğinden geçerli hale gelemeyeceğidir. Aile konutu niteliğindeki bir taşınmaz üzerinde eşin rızası alınmaksızın kurulan ipotek işlemi, kurulduğu an itibarıyla sakattır ve askıda hükümsüzlük (geçersizlik) yaptırımına tabidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun kararında da muhteşem bir lafızla ifade edildiği üzere; "Şayet iddia edildiği gibi açık rıza alınmamış ise bu ipotek işleminin geçersiz olduğu açıktır. Dolayısıyla, geçerli bir işlemin olmadığının kabul edildiği hallerde, malik olan eşin ölümünün bu işleme hukukilik kazandırması düşünülemez. Diğer bir anlatımla ölü olan bir işlem diriltilemez." Malik eşin ölmesi, en başından beri sakat olan ipoteği temizlemez veya bankanın haksız ayni hakkını meşrulaştırmaz. Hukuk sistemi, ölüm gibi doğal bir olayı, haksız ve geçersiz bir tasarrufa kılıf olarak kullandıramaz.

SAĞ KALAN EŞİN MİRAS HUKUKUNDAN KAYNAKLANAN HAKLARI

Evlilik birliği ölümle sona erdiğinde, TMK m. 194'teki aile konutu koruması yerini miras hukukunun koruyucu hükümlerine bırakır. Sağ kalan eş, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da o konutta yaşamaya devam etmek isteyebilir ve yasa koyucu bu isteği miras hukuku çerçevesinde güvenceye almıştır. Sağ kalan eşe mirasçı sıfatıyla tanınan bu haklar, onun rıza dışı kurulan ipoteğe karşı açtığı davadaki hukuki yararının ölümden sonra da devam ettiğinin en büyük kanıtıdır.

Bu haklardan ilki, TMK’nın 240. maddesinde düzenlenen "sağ kalan eşe aile konutu üzerinde intifa (kullanım) veya oturma (sükna) hakkı tanınması" talebidir. İkinci ve daha güçlü olan hak ise, TMK’nın 652. maddesinde düzenlenen "aile konutunun ve ev eşyalarının sağ kalan eşe miras payına mahsuben özgülenmesi (mülkiyetinin verilmesi)" hakkıdır. Sağ kalan eşin bu yasal haklarını fiilen kullanabilmesi ve konutun mülkiyetini üzerine alabilmesi için, öncelikle konut üzerindeki haksız ve geçersiz ipoteğin kaldırılması şarttır. Üzerinde ağır bir ipotek yükü bulunan ve her an cebri icra ile satılma tehlikesi olan bir konutun mirasçı eşe özgülenmesi fiilen hiçbir fayda sağlamayacaktır.

DAVANIN KONUSUZ KALMAMASI VE HUKUKİ YARAR

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (ve HMK) kuralları çerçevesinde, bir davanın konusuz kalması; davanın açılmasından sonra uyuşmazlık konusunun ortadan kalkması veya tarafların talep haklarının yasa gereği tamamen son bulması durumunda söz konusu olur. Davalı banka, evliliğin ölümle son bulması sebebiyle davanın konusuz kaldığını ileri sürse de, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu savunmayı haklı olarak reddetmiştir.

Kararda açıklandığı üzere, ortada halen geçersizliği iddia edilen ve konutu tehdit eden bir ipotek bulunmaktadır. Evlilik ölümle sona ermiş olsa dahi, davanın konusuz kaldığını söylemek mümkün değildir. Sağ kalan eşin davayı sürdürmekteki hukuki yararı, yargılama sırasında davalı eşin ölümünden sonra da aynen devam etmektedir. Aksi düşünce, yani davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle reddedilmesi veya karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi, davacının davasında haklı olup olmadığının araştırılmasına engel olacak ve taşınmazın banka tarafından cebri icrayla satılarak sağ eşin evsiz kalması sonucunu doğuracaktır ki bu durum anayasal mülkiyet ve barınma haklarının ağır ihlali anlamına gelir.

TÜRK MEDENİ KANUNU 194, 240 VE 652 MADDELERİ

Aile konutu koruması ile mirasçılık hakları arasındaki bu yasal köprü, Türk Medeni Kanunu'nun bütüncül yapısını ortaya koyar. İlgili yasal hükümler hukuk ve usul kuralları çerçevesinde şu şekilde tanzim edilmiştir:

TMK Madde 194 -
"Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz."

TMK Madde 240 -
"Sağ kalan eş, eski yaşantısını devam ettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine miras payına mahsuben intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir..."

TMK Madde 652 -
"Eşlerden birinin ölümü hâlinde terekede aile konutu ve ev eşyası varsa; sağ kalan eş, miras payına mahsuben bunların mülkiyetinin kendisine özgülenmesini isteyebilir."

Bu hükümler, sağ kalan eşin barınma ve yaşam standardını korumak için tasarlanmış birbirini tamamlayan yasal araçlardır. İpotek iptal edilmediği sürece bu maddelerin uygulanma kabiliyeti fiilen ortadan kalkacaktır. Bu nedenle Yargıtay, bu yasal bağlantıyı kurarak adaleti sağlamıştır.

HMK USUL KURALLARI VE MAHKEMENİN YARGILAMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümleri uyarınca, hakim uyuşmazlığın esası hakkında karar vermekle yükümlüdür. Davacının davasını açarken hukuki yararının bulunması (HMK m. 114/1-h) dava şartı olup, bu yararın karar anına kadar devam etmesi gerekir. Malik eşin ölümü, sağ kalan eşin bu davayı açmak ve yürütmekteki hukuki yararını ortadan kaldırmadığı gibi, miras hukukundan kaynaklanan haklar sebebiyle bu yararı daha da pekiştirmiştir.

Mahkeme, HMK kuralları uyarınca davalı eşin ölümü üzerine davayı konusuz kalmış gibi kapatamaz; aksine, mirasçıların davaya dahil edilmesi (taraf teşkilinin sağlanması) ve davacının iddia ettiği "açık rıza alınmadığı" hususunun araştırılmasına devam etmek zorundadır. Yargılama sürecinde bankanın kredi dosyası, ipotek evrakları ve muvafakatname asılları celbedilerek imza incelemesi yapılmalı, davacının rızasının bulunup bulunmadığı kesin olarak saptanmalıdır. Aksi halde, haklılık araştırması yapılmadan verilecek bir karar, usul hukuku ilkelerinin ve hak arama özgürlüğünün açık bir ihlali olacaktır.

KİŞİLİK HAKLARI, TAZMİNAT VE CEBRİ İCRA RİSKİ

Geçersiz bir ipoteğe dayanılarak aile konutunun cebri icra (icra dairesi vasıtasıyla satış) yoluyla satılması tehdidi, sağ kalan eş üzerinde çok ağır bir psikolojik baskı, maddi ve manevi zarar yaratır. Bu durum, Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde koruma altına alınan kişilik haklarının (özellikle konut dokunulmazlığı, barınma ve huzurlu yaşam hakkı) ağır bir şekilde ihlal edilmesidir.

Davacının davasında haklı olmasına rağmen, mahkemenin davayı ölüm nedeniyle konusuz bırakması durumunda, taşınmaz bankanın talebiyle satılacak ve sağ eş evinden tahliye edilecektir. Bu haksız cebri icra işlemi neticesinde sağ kalan eşin uğrayacağı maddi zararları, Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde düzenlenen haksız fiil hükümleri uyarınca davalı bankadan tazmin etme hakkı bulunacaktır. Aynı zamanda, rıza dışı ipotek tesisi ve sonrasındaki haksız tahliye süreci nedeniyle eşin maruz kalacağı derin üzüntü ve sarsıntı sebebiyle TBK m. 56 çerçevesinde manevi tazminat davası açılması da yasal olarak mümkündür. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca yürütülen iptal davası, bu büyük hak ihlallerini ve tazminat süreçlerini en başından önleyen koruyucu bir kalkan işlevi görmektedir.

HUKUKİ ÇIKARIMLAR VE EMSAL YORUMLAR

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bu karar düzeltme ilamı, Türk aile ve miras hukuku uygulamasında adeta bir devrim niteliğindedir. Karar, TMK m. 194'ün lafzi sınırlarını aşarak, kanunun ruhunu ve amacını (téléologique yorum) ön plana çıkarmış ve miras hukuku ile aile konutu koruması arasında mükemmel bir köprü kurmuştur. "Ölü işlemin ölümle diriltilemeyeceği" yönündeki hukuki aforizma, geçersiz işlemlerin meşrulaştırılmasına karşı yargının gösterdiği en güçlü hukuki duruştur.

Sonuç olarak; evlilik birliği ölümle sona ermiş olsa dahi, rıza dışı tesis edilen ipoteğin geçersizliği davasının konusuz kaldığını söylemek hukuken ve mantıken imkansızdır. Sağ kalan eşin miras hukukundan kaynaklanan aile konutunun özgülenmesi ve intifa hakkı talepleri, bu davanın devam etmesindeki hukuki yararının en somut yasal dayanağıdır. Davalı bankanın haksız ipoteği varlığını sürdürdüğü sürece, sağ eşin bu yasal haklarını kullanması engellenecek ve taşınmazın icra yoluyla satılması gibi telafisi imkansız hak ihlalleri doğacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, direnme kararını uygun bularak bu büyük adaletsizliğin önüne geçmiş ve sağ kalan eşin barınma ve mülkiyet haklarını yargısal güvenceye alarak hukukun üstünlüğü ve adalet ilkelerine çok değerli bir katkı sunmuştur.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. Eşim benden habersiz aile konutumuza ipotek koydurdu, dava açtım ama eşim vefat etti. Davam düşer mi?

Hayır, davanız düşmez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına göre, rıza dışı kurulan ipotek en başından beri geçersizdir ve eşin ölmesi bu geçersiz işleme geçerlilik kazandırmaz. Sağ kalan eş olarak davanın devamında hukuki yararınız sürdüğü için yargılamaya devam edilir.

2. Eşimin ölümünden sonra ipotek iptali davasını neden devam ettirmeliyim?

Çünkü mirasçı sıfatıyla, TMK m. 652 uyarınca aile konutunun mülkiyetinin miras payınıza mahsuben adınıza özgülenmesini veya TMK m. 240 uyarınca üzerinde intifa/oturma hakkı kurulmasını talep etme hakkınız vardır. Bu hakları kullanabilmeniz için konut üzerindeki geçersiz ipoteğin iptal edilmesi şarttır.

3. Banka "evlilik ölümle bitti, artık aile konutu koruması kalmadı" diyerek evimi satabilir mi?

Hayır, satamaz. İpotek iptal davası devam ederken bankanın evi satmaya çalışması durumunda, mahkemeden icra takibinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir talep edebilirsiniz. Yargıtay, haklılığınız araştırılmadan evin satılmasını büyük bir hak ihlali olarak kabul etmektedir.

4. Aile konutu ipotek iptal davasında bankanın "ben durumun aile konutu olduğunu bilmiyordum" savunması geçerli midir?

Hayır, geçerli değildir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, bankalar kredi verirken ve ipotek tesis ederken taşınmazın aile konutu olup olmadığını araştırmakla yükümlü basiretli birer tacirdir. Eşin açık rızasını almayan banka, iyi niyet (TMK m. 1023) korumasından yararlanamaz.

5. Aile konutu ipoteğinde eşin "açık rızası" nasıl olmalıdır?

Açık rıza, eşin ipotek işleminden, borç miktarından ve bu işlemin hukuki sonuçlarından haberdar olarak, özgür iradesiyle bizzat imzaladığı yazılı bir muvafakatname veya sözleşme katılımıyla olmalıdır. Soyut ve genel rıza beyanları geçersizdir.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU İÇTİHAT METNİ
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2906 E., 2017/1723 K. "Somut olayda, dava açıldığı tarihte davalı eş üzerine kayıtlı taşınmaz üzerinde davalı banka lehine konulmuş bir ipoteğin varlığı söz konusu olup, davacı sağ eş dava açarak ipoteğin geçersiz olduğunu ileri sürmüştür. Şayet iddia edildiği gibi açık rıza alınmamış ise bu ipotek işleminin geçersiz olduğu açıktır. Dolayısıyla, geçerli bir işlemin olmadığının kabul edildiği hallerde, malik olan eşin ölümünün bu işleme hukukilik kazandırması düşünülemez. Diğer bir anlatımla ölü olan bir işlem diriltilemez. O hâlde, sağ kalan eşin mirasçı sıfatıyla, yukarıda açıklanan hakları (TMK m. 240 ve 652) bulunmaktadır ve davacının bu davayı açtığı sırada var olan hukuki yararı, yargılama sırasında davalı eşin ölümünden sonra da devam etmektedir. Bunun yanında, hälen ortada geçersizliği ileri sürülen bir ipotek bulunmaktadır. Bu nedenlerle, evlilik ölümle sona ermekle birlikte davanın konusuz kaldığını söylemek mümkün değildir. Aksi düşünce, davacının davasında haklı olup olmadığı hususunun araştırılmasına olanak sağlanmadan, taşınmazın cebri icra ile satılması sonucunu doğuracak, bu durum ise büyük hak ihlallerine yol açacaktır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında somut olayda davacı kadının yargılama sırasında TMK 'nın 240 ve 652. maddeleri kapsamında bir talebinin olmadığı, bu nedenle davacının TMK'nın 194. maddesinde belirtilen aile konutu korumasından yararlanmayacağı, ancak şartları varsa taşınmazın aile konutu olduğunun tespiti davası açabileceği, Hukuk Genel Kurulunun bozma kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Hukuk Genel Kurulunun 24.05.2017 gün ve 2017/2-1609 E., 2017/965 K. sayılı bozma kararının kaldırılması ve direnme kararı uygun olmakla, işin esası yönünden diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmektedir."