AKADEMİK YURTDIŞI GÖREVLENDİRME BORÇLARI
Üniversitelerin ve akademik kurumların temel amaçlarından biri, uluslararası standartlarda bilgi üretmek ve bilim insanı yetiştirmektir. Bu gaye doğrultusunda, yükseköğretim kurumlarında görev yapan araştırma görevlileri ve öğretim elemanları, akademik bilgi ve görgülerini artırmak, araştırma yapmak ya da lisansüstü eğitim almak üzere devlet imkanlarıyla yurtdışına gönderilmektedir. Yükseköğretim mevzuatında, özellikle de 2547 sayılı Yasa kapsamında düzenlenen bu görevlendirmeler, kamu kaynaklarının etkin kullanılması amacıyla sıkı yükümlülüklere tabi tutulmuştur. Yurtdışına gönderilen akademik personelin, görevlendirme süresinin sonunda ülkeye ve kurumuna geri dönerek belirli bir süre mecburi hizmet yapması esastır. Bu yükümlülüğün ihlali durumunda, kamu idaresinin yaptığı eğitim ve öğretim giderlerini, varsa ödenen aylık, yolluk ve yevmiyeleri faiziyle ve cezai şartlarıyla birlikte talep etme hakkı doğmaktadır. Bu alacakların takibi amacıyla, görevlendirme öncesinde "yüklenme senedi ve muteber imzalı kefalet senedi" alınması yasal bir zorunluluktur. Ancak bu tür rücu davaları, idari işlemler ile özel hukuk ilişkilerinin (yüklenme senedi, kefalet sözleşmesi) iç içe geçtiği çok katmanlı hukuki sorunları beraberinde getirir. Kamu görevlisinin borçlandırılmasına yönelik idari işlemin iptali talebiyle idari yargıda açılan davalar, adli yargıda açılan rücu davalarının doğrudan temelini etkiler. Adli yargı hakiminin, henüz kesinleşmemiş bir idari yargı kararına dayanarak davayı reddetmesi veya kabul etmesi, usul hukuku ilkelerine aykırıdır. Hukuki belirlilik ilkesi gereğince, idari yargıdaki kararın kesinleşmesinin beklenmesi ve bu süreçte yürürlüğe giren yasal yapılandırma kanunlarının somut olaydaki borç miktarına etkisinin titizlikle analiz edilmesi gerekmektedir.
AKADEMİK PERSONELİN YURTDIŞI GÖREVLENDİRME YÜKÜMLÜLÜKLERİ VE YÜKLENME SENETLERİ
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 39. maddesi ve ilgili yönetmelikler çerçevesinde, araştırma görevlileri ve diğer akademik personel yetiştirilmek amacıyla yurtdışına gönderildiğinde, kendilerinden yüklenme senedi ve kefaletname alınmaktadır. Yüklenme senedi, kamu personeli ile idare arasında akdedilen, personelin yurtdışındaki eğitim veya araştırma süresince uymakla yükümlü olduğu kuralları ve eğitim sonrasındaki mecburi hizmet mükellefiyetini düzenleyen bir özel hukuk sözleşmesidir. Bu senet ile personel, idarenin kendisi için yapacağı harcamaları, ödeyeceği maaşları ve diğer giderleri kabul etmekte; yükümlülüklere aykırı davranması halinde ise bu harcamaların belirlenen oranlarda (bazen iki misli veya yasal faiziyle birlikte) rücu edilmesini peşinen taahhüt etmektedir. Yüklenme senetleri, idareye doğrudan bir alacak hakkı tanıyan ve uyuşmazlık durumunda adli yargıda açılacak tazminat davalarının esasını oluşturan en temel hukuki belgedir. Ancak senedin içeriğinde yer alan cezai şartlar ve borçlandırma miktarları, kamu düzenine ve borçlar hukuku prensiplerine aykırı olmamalı, personelin hakkaniyete uygun savunma imkanlarını tamamen ortadan kaldırmamalıdır.
MECBURİ HİZMET VE GÖREVDEN ÇEKİLME HUKUKİ SONUÇLARI
Mecburi hizmet yükümlülüğü, devletin akademik personele sunduğu eğitim desteğinin ve yaptığı harcamaların toplumsal bir faydaya dönüşmesini sağlayan yasal bir karşılıktır. Yurtdışındaki görev süresini tamamlayan araştırmacı, kanuni süreler içinde kendi üniversitesine dönerek görevine başlamak ve yurtdışında geçirdiği sürenin belirli bir katı kadar (genellikle iki katı) mecburi hizmet yapmakla mükelleftir. Personelin bu süre dolmadan görevinden istifa etmesi, mecburi hizmet yükümlülüğünü yerine getirmekten kaçınması veya görevine dönmeyerek kesintisiz devamsızlık yapması neticesinde idarece "müstafi" (istifa etmiş) sayılması durumunda, yüklenme senedine aykırılık hukuken kesinleşmiş olur. Görevden çekilme veya müstafi sayılma ile birlikte mecburi hizmetin kalan kısmına tekabül eden eğitim harcamalarının geri alınması süreci başlar. Bu durumda idare, personelin mecburi hizmetini yapmadığı dönemlerin oranına göre borç miktarını hesaplamak ve yasal faiziyle tahsil etmekle yükümlüdür. Ancak bu hesaplama yapılırken personelin fiilen çalışarak ifa ettiği mecburi hizmet süreleri varsa, bu süreler toplam borç miktarından mahsup edilmeli, sadece yerine getirilmeyen kısım üzerinden rücu hesabı çıkarılmalıdır.
İDARİ YARGIDAKİ İPTAL DAVALARININ ADLİ YARGIDAKİ ALACAK DAVALARINA ETKİSİ
Yurtdışı görevlendirmeden dönmeyen veya mecburi hizmet yükümlülüğünü ihlal eden kamu görevlisine yönelik borçlandırma işlemi, idarenin tek taraflı irade açıklamasıyla tesis ettiği bir idari işlemdir. Kamu görevlisi, idare tarafından kendisine tebliğ edilen borç miktarının veya borçlandırma kararının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla idari yargıda (İdare Mahkemesinde) iptal davası açma hakkına sahiptir. İdari yargıda açılan bu iptal davası, idari işlemin hukuka uygunluk denetimini yapar ve eğer işlem hukuka aykırı bulunursa iptaline karar verir. Diğer taraftan idare, borcun tahsili amacıyla adli yargıda (Asliye Hukuk Mahkemesinde) alacak davası açmaktadır. Adli yargıdaki dava, özel hukuk hükümlerine tabi olan yüklenme senedine dayanır. Bu iki yargı kolu arasındaki ilişki son derece hassastır. İdare mahkemesince verilecek bir iptal kararı, asliye hukuk mahkemesindeki alacak davasının hukuki temelini (idari işlemi) ortadan kaldırır. Ancak idari işlemin iptal edilmiş olması, adli yargıdaki davanın hemen reddedilmesini gerektirmez; zira idari yargı kararlarının da üst mahkemelerce (Bölge İdare Mahkemesi, Danıştay) bozulması ve işlemin yeniden hukuka uygun hale gelmesi ihtimali mevcuttur.
KESİNLEŞMEMİŞ İPTAL KARARLARININ BEKLETİCİ MESELE YAPILMA ZORUNLULUĞU
Ceza, hukuk ve idari yargılama usullerinde, bir davanın çözümü başka bir mahkemenin kararına bağlı ise, o mahkemenin vereceği kararın kesinleşmesi bekletici mesele yapılmalıdır. Asliye hukuk mahkemesi, idarenin açtığı alacak davasını karara bağlarken, davalının idare mahkemesinde açtığı iptal davasının sonucunu gözetmek zorundadır. İdare mahkemesince verilmiş olan iptal kararı, Danıştay denetiminden geçerek kesinleşmediği sürece nihai bir hukuki sonuç doğurmaz. Yargıtay’ın yerleşik kararları uyarınca, adli mahkemece kesinleşmemiş bir idare mahkemesi kararı gerekçe gösterilerek davanın esastan reddine karar verilmesi büyük bir usul hatasıdır. Yapılması gereken, idari yargıdaki dava dosyasının seyrinin izlenmesi, kararın kesinleşmesinin beklenmesi ve kesinleşen hükme göre adli yargı davasında karar verilmesidir. Kesinleşme beklenmeden aceleyle verilecek bir karar, ileride idari yargı kararının bozulması durumunda adli kararın da temelinin sarsılmasına ve yargılamanın yenilenmesi gibi karmaşık hukuki süreçlerin doğmasına yol açacaktır. Bu durum, adalete olan güveni zedeleyen ve usul ekonomisine aykırı bir yaklaşımdır.
KAMU ALACAKLARININ YAPILANDIRILMASI KANUNLARININ EĞİTİM BORÇLARINA UYGULANMASI
Türkiye'de belirli dönemlerde kamu alacaklarının yeniden yapılandırılmasına, faizlerin silinmesine veya borçların taksitlendirilmesine yönelik yasal düzenlemeler yapılmaktadır. Bu kapsamda çıkarılan 6111 sayılı Kanun ve sonraki benzer yapılandırma kanunları, yurtdışına eğitim amacıyla gönderilen ve mecburi hizmet ihlali nedeniyle borçlandırılan kamu görevlilerinin durumunu doğrudan etkileyen özel hükümler (Geçici maddeler) barındırmaktadır. Bu yasal düzenlemeler, yüklenme senedi ve kefaletnamelerden kaynaklanan borçların asıllarının ödenmesi şartıyla cezai şartların, gecikme faizlerinin veya iki misli gibi katlamalı taleplerin silinmesine imkan tanımaktadır. Asliye hukuk mahkemesi, rücu davasını karara bağlarken sadece mevcut sözleşme hükümlerini değil, dava sürecinde veya öncesinde yürürlüğe giren bu yapılandırma kanunlarını da re'sen (kendiliğinden) dikkate almalıdır. Yargıtay kararlarında açıkça belirtildiği üzere, yürürlükte olan bir yapılandırma kanununun geçici maddelerinin borçlu lehine hükümler içerip içermediği, davalının bu kanunlardan yararlanma hakkının bulunup bulunmadığı araştırılmalı ve hesaplama buna göre revize edilmelidir. Yapılandırma kanunlarının uygulanmaması, yasal hakkın gaspı anlamına geleceğinden bozma sebebidir.
KEFALET HUKUKU YÖNÜNDEN MÜTESELSİL KEFİLLERİN SORUMLULUK SINIRLARI
Akademik personelin yurtdışına gönderilmesi aşamasında düzenlenen yüklenme senetlerinde, genellikle diğer meslektaşları veya yakınları "müteselsil kefil" sıfatıyla yer almaktadır. Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre kefalet, asıl borçlunun borcunu ifa etmemesi durumunda alacaklıya karşı şahsen sorumlu olmayı taahhüt eden fer'i nitelikte bir sözleşmedir. Müteselsil kefalette alacaklı idare, asıl borçluya başvurmadan doğrudan kefile de yönelebilir. Ancak kefilin sorumluluğu, yüklenme senedinde açıkça belirtilen miktar sınırını ve kendi rızasını aşamaz. Asıl borcun idari olarak iptal edilmesi veya yapılandırma kanunları kapsamında asıl borçlunun borcunda indirime gidilmesi durumunda, kefilin sorumluluğu da bu doğrultuda kendiliğinden azalır veya sona erer. Kefaletin fer'iliği ilkesi gereğince, asıl borçlu hakkında borcun bulunmadığına veya yapılandırıldığına dair bir hüküm kurulduğunda, bu hüküm kefilleri de doğrudan korur. Asliye hukuk mahkemesi, kefiller yönünden sorumluluk tayini yaparken, yüklenme senedindeki kefalet limitlerini, kefalet tarihini ve asıl borcun yasal durumunu eş zamanlı olarak değerlendirmelidir. Aksi takdirde, kefillere asıl borçludan daha ağır bir sorumluluk yüklenmesi hukuken mümkün değildir.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
İdare, personelin yurtdışı eğitimi veya görevi süresince yaptığı tüm fiili eğitim giderlerini, ödenen aylıkları, yolluk ve yevmiyeleri yüklenme senedinde yer alan cezai şartlar ve yasal faiziyle birlikte talep edebilir.
Dava kendiliğinden durmaz ancak adli yargı hakimi, idare mahkemesindeki iptal davasının sonucunu ve bu kararın kesinleşmesini HMK uyarınca "bekletici mesele" yapmak zorundadır.
Hayır. İdare mahkemesinin verdiği iptal kararının kesinleşmesi beklenmelidir. Karar kesinleştiğinde alacak davasının hukuki dayanaksız kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilebilir.
Yapılandırma kanunları (örneğin 6111 sayılı Kanun ve benzerleri), borç aslı dışındaki faizlerin, cezai şartların veya yüklenme senedindeki katlamalı borç taleplerinin silinmesine ve borcun taksitlendirilmesine olanak tanır.
Hayır. Kefaletin fer'iliği ilkesi gereğince kefillerin sorumluluğu asıl borçlunun sorumluluğunu aşamaz. Asıl borçlunun borcu iptal edilirse veya yapılandırılırsa kefiller de bu indirimden aynen yararlanırlar.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Danıştay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.