BİLİMSEL ESERLERDE HUSUSİYET VE KORUMA KAPSAMI
Fikri ve Sınai Haklar Hukuku, insan zekasının ve emeğinin ürünü olan yaratımları koruma altına alırken, telif hakkı ile bilimin evrensel doğası arasında çok ince bir denge kurmak zorundadır. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK), bir yaratımın "eser" olarak korunabilmesi için sahibinin "hususiyetini" taşımasını şart koşar. Romanlar, şiirler veya besteler gibi bedii (estetik) eserlerde hususiyetin tespiti nispeten kolayken, nesnel doğrulara, gözlemlere ve evrensel formüllere dayanan "bilimsel eserlerde" hususiyetin nerede başlayıp nerede bittiği, akademisyenler ve yazarlar arasında sıklıkla telif ihtilaflarına (intihal davalarına) yol açmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) bu makaleye konu olan emsal kararı, bilimsel eserlerde telif korumasının içeriğe (muhtevaya) veya bilimsel olguların kendisine değil; yazarın bu olguları ifade şekline, üslubuna, konuyu kurgulayış ve sunuş biçimine verildiğini dogmatik bir netlikle ortaya koymaktadır. Zira bilimsel gerçekler, yerçekimi kanunu veya bir atomun yapısı insanlığın ortak malıdır ve hiç kimse bir doğa kanununu veya bilimsel formülü "bu benim telifimdir, başka bir kitapta kullanılamaz" diyerek tekelleştiremez. Bu makale, bilimsel eserlerde hususiyetin (orijinalliğin) sınırlarını, ifade şeklinin korunmasını ve grafik, tablo gibi yardımcı unsurların FSEK kapsamındaki statüsünü akademik bir usul ve telif hukuku perspektifiyle tahlil etmektedir.
Akademik dünyada yazılan ders kitapları, makaleler veya bilimsel tezler incelendiğinde, bu eserlerin büyük ölçüde kendinden önceki binlerce yıllık birikimin, deneylerin ve yabancı/yerli kaynakların bir sentezi olduğu görülür. Fikri mülkiyet hukuku, bu sentezi yapan bilim insanının emeğini elbette korur. Ancak bu koruma, yazarın ele aldığı "konuyu" veya "bilgiyi" korumak şeklinde değildir. Yargıtay HGK kararında "bilimin ortaya koyduğu bulgular üzerinde kural olarak mülkiyet hakkı söz konusu değildir" denilerek, bilginin serbest dolaşımı (public domain) ilkesi güvence altına alınmıştır. Eğer bir bilimsel eserde telif hakkı ihlali (intihal) aranacaksa; ikinci yazarın, birinci yazarın bulduğu "gerçeği" kullanıp kullanmadığına değil, o gerçeği anlatırken birinci yazarın kullandığı kelimeleri, paragrafların dizilişini, kendine has anlatım stilini (ifade ediliş biçimini) kopyalayıp kopyalamadığına bakılmalıdır. Hukukun koruduğu şey fikir değil, fikrin ifade ediliş şeklidir.
FİKRİ MÜLKİYET HUKUKUNDA ESER KAVRAMI
FSEK madde 1/B'ye göre eser; sahibinin hususiyetini taşıyan, ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleridir. Kanun, bir çalışmayı eser saymak için iki mutlak şart arar: Birincisi, kanunda sayılan eser türlerinden birine girmesi (objektif şart); ikincisi ise "sahibinin hususiyetini taşımasıdır" (sübjektif şart).
Hususiyet, eserin sahibine bağlı olan, ondan izler taşıyan, onu diğer çalışmalardan ayıran özgünlük, yenilik veya yaratıcılık kıvılcımıdır. Bir eser, başkasının eserinin aynen veya çok ufak kelime oyunlarıyla kopyası ise hususiyetten (orijinallikten) yoksundur ve hukuken korunmaz.
BİLİMSEL ESERLERİN HUKUKİ NİTELİĞİ
FSEK m. 2 kapsamında bilimsel eserler, "İlim ve Edebiyat Eserleri" kategorisinde yer alır. Tıp, hukuk, mühendislik veya sosyoloji alanında yazılan bir kitap bilimsel eserdir. Edebiyat eserlerinde (örneğin bir romanda) yazar hayal gücünü özgürce kullanarak tamamen yeni bir evren (muhteva) yaratabilirken, bilimsel eser yazarı nesnel gerçeklere, ispatlanmış olgulara ve bilimsel kurallara sıkı sıkıya bağlıdır.
Yazarın nesnel gerçeklere bağlı olması, bilimsel eserlerde "muhteva" (içerik) açısından büyük bir benzerliği zorunlu kılar. İki farklı akademisyen anatomi kitabı yazıyorsa, her ikisinin de kalbin dört odacıklı olduğunu yazması bir zorunluluktur; bu içerik benzerliği intihal sayılmaz.
HUSUSİYET KAVRAMININ ÖNEMİ
İşte tam bu noktada, Hukuk Genel Kurulu "Bilimsel eserlerde hususiyet muhtevadan ziyade ifade şeklindedir" tespitini yaparak çok önemli bir ayrım getirmektedir. Anatomi örneğinden devam edersek; kalbin dört odacıklı olduğu (muhteva) korunmaz. Ancak yazarın bu dört odacığın çalışma prensibini anlatırken kullandığı metaforlar, cümle yapıları, okuyucunun konuyu anlamasını kolaylaştırmak için seçtiği pedagojik kurgu ve dilin kullanılış biçimi (stili) tamamen o yazara aittir ve "hususiyet" tam olarak buradadır.
İÇERİK YERİNE İFADE ŞEKLİ
Yargıtay kararında altı çizilen "Eserin özünü oluşturan muhteva çoğu zaman uzun deney ve gözlemler sonucu elde edilir" cümlesi, bilimsel bilginin birikimli (kümülatif) doğasını ifade eder. Newton yerçekimini bulmuştur, ondan sonra gelen binlerce fizikçi aynı formülü kitaplarında kullanmıştır.
Eğer bir yazar, "Ben bu deneyi 10 yıl laboratuvarda çalışarak buldum, bu bulgu sadece benimdir" derse, bilimsel etiğe uysa da, fikri mülkiyet hukuku ona bir monopol (tekel) vermez. Bulunan (keşfedilen) şey doğada zaten var olan bir gerçektir. FSEK, o deneyi anlatan "makale metnini" (kelimelerin dizilişini) korur, deneyin sonucunu değil.
BİLİMSEL BULGULARIN ORTAK MÜLKİYETİ
Karardaki "Bilimin ortaya koyduğu bulgular üzerinde kural olarak mülkiyet hakkı söz konusu değildir. Zira bunlar insanlığın ortak malı sayılır" ilkesi, telif hukukunun (copyright) patent hukukundan ayrıldığı en keskin çizgidir. (Eğer bulgu sanayiye uygulanabilir yeni bir buluş ise patentle korunabilir, ancak bir kitapta yazan teorik bilgi telifle tekel altına alınamaz).
İnsanlığın ortak malı olan bu bulguların, diğer akademisyenler tarafından kendi kitaplarında "iktibas" (atıf) kurallarına uyularak serbestçe kullanılması, bilimin gelişmesi için anayasal bir zorunluluktur (Bilim ve sanat hürriyeti - Anayasa m. 27).
YORUM VE AÇIKLAYIŞ TARZININ KORUNMASI
Bir bilimsel eserin hukuken ihlal edildiğinden (intihal/kopyalama yapıldığından) söz edilebilmesi için, davalının sadece bilimsel olguları değil, davacının o olguları "açıklayış, yorumlayış ve sunuş" tarzını da kopyalamış olması gerekir.
Örneğin bir hukuk profesörü, Yargıtay kararlarını alt alta dizip aralara da kendi derin hukuki analizlerini, kavramsal ayrımlarını ve özgün paragraflarını yazmışsa (hususiyet katmışsa); bir başka yazarın o kitaptaki o özgün paragrafları "kopyala-yapıştır" yaparak veya çok küçük kelime değişiklikleriyle kendi kitabına alması açık bir telif (FSEK) ihlalidir.
GRAFİK VE TABLOLARIN HUKUKİ DURUMU
Bilimsel eserler sadece düz metinlerden oluşmaz. Yazarın konuyu anlatmak için çizdiği şemalar, istatistikleri görselleştirdiği grafikler, tablolar ve resimler de eserin bir parçasıdır. Hukuk Genel Kurulu kararı bu konuya da açıklık getirmektedir: "Eserde yer alan resim, şekil, tablo, grafik ve şema gibi unsurlar hususiyet taşımaları kaydıyla eserin ayrılmaz parçası sayılır ve eser kapsamında korunur."
Eğer yazar, karmaşık bir tıbbi veya mühendislik bilgisini, kendi yaratıcılığını kullanarak, renklerle ve özgün bir şema tasarımıyla (daha önce yapılmamış bir formatta) tabloya dökmüşse, bu tablo FSEK korumasındadır. Başka bir yazar, o tablonun içindeki rakamları (verileri) kullanabilir (ortak mal), ancak o tablonun "görsel tasarımını ve kurgusunu" aynen alıp kendi kitabına basamaz.
BİLİMSEL ESERLERDE İKTİBAS SINIRLARI
Bilimsel eserlerde başkasının ifade ediliş biçiminden veya şekillerinden yararlanmanın tek yasal yolu, FSEK m. 35'te düzenlenen "iktibas" (alıntı) kurallarına uymaktır. İktibasın hukuka uygun olması için; alıntının "maksadın haklı göstereceği bir nispet (oran) dahilinde" yapılması, kendi eserine entegre edilmesi ve en önemlisi "kaynağın ve yazarın adının açıkça (dipnot veya metin içinde) gösterilmesi" şarttır. Kaynak gösterilmeden yapılan her türlü ibare veya tablo kopyalaması intihaldir.
Sonuç olarak; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bu emsal nitelikteki kararı, bilimsel eserlerde telif korumasının sınırlarını evrensel fikri mülkiyet standartlarına uygun olarak çizmiştir. Hukuk, bir bilim insanının formüllerini, tarihi gerçekleri veya deney sonuçlarını insanlığın ortak malı (public domain) kabul ederek bilimin önünü açarken; o bilim insanının bu gerçekleri kağıda dökerken kullandığı kelime dizilimini, yorumlama yeteneğini, dil stilini, özgün grafik ve tablolarını "ifade ediliş biçimi" kapsamında telif koruması altına almaktadır. Bir bilimsel eserin intihal olup olmadığı incelenirken (bilirkişi incelemelerinde), metinlerin anlattığı "gerçeğin" aynı olup olmadığına değil, o gerçeğin anlatılışındaki "üslubun ve kurgunun" çalınıp çalınmadığına (hususiyete) bakılması, hem emeğin korunması hem de bilimin hürriyeti açısından yegane hukuki pusuladır.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Hayır. Yargıtay HGK kararına göre bilimsel bulgular, formüller ve olgular insanlığın ortak malıdır (muhteva). Bunları (kaynak göstererek) kullanmak bilimin doğası gereğidir ve telif ihlali değildir.
Yazarın bilinen bilimsel gerçekleri kağıda dökerken kullandığı kendine has anlatım tarzı, cümle kurgusu, olguları yorumlayış ve sunuş biçimidir. Hukukun koruduğu şey (telif) tam olarak bu "ifade şekli"dir.
Eğer tablo basit ve anonim bir dizilim değilse, ilk yazarın yaratıcılığını (hususiyetini) taşıyorsa, o tablo eserin ayrılmaz parçasıdır. Kopyalayamazsınız; ancak FSEK m. 35'e göre atıf/iktibas kurallarına uyarak kullanabilirsiniz.
Tarihi olay (örneğin İstanbul'un fethi) nesnel bir gerçektir ve içeriğin benzemesi zorunludur. İntihal olabilmesi için, ikinci yazarın birinci yazarın cümlelerini, paragraflarını veya konuyu kendine has kurgulayış sırasını kopyalamış olması gerekir.
Fikri mülkiyet hukuku "soyut fikirleri" korumaz. Fikrin korunabilmesi için mutlaka bir kalıba dökülmüş (yazıya, çizime, besteye dönüşmüş) ve "ifade edilmiş" (eser haline gelmiş) olması şarttır.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir