BOŞANMADA DUYGUSAL ŞİDDET VE AŞAĞILAMA
Evlilik birliği, tarafların sadece ortak bir çatı altında yaşaması değil, aynı zamanda birbirlerinin kişilik haklarına saygı duyması, sevgi, şefkat, sadakat ve anlayış çerçevesinde duygusal bir ortaklık kurmasıdır. Hukuk düzenimiz, evlilik kurumunu toplumsal yapının en kutsal birimi olarak nitelendirirken, bu birimin sağlıklı işleyebilmesi için eşlere belirli ahlaki ve hukuki yükümlülükler yükler. Ancak evliliğin devamı boyunca, taraflardan birinin diğerini değersizleştiren, onurunu kıran ve psikolojik bütünlüğünü sarsan eylemlerde bulunması evlilik bağını temelinden dinamitler. Şiddet, sadece fiziksel saldırılarla sınırlı olmayıp, bireyin ruhsal sağlığını hedef alan sözlü ve duygusal müdahaleleri de kapsar. Aile hukuku uygulamasında "duygusal şiddet" olarak nitelendirilen bu davranış modelleri, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan en ağır kusurlardan biridir. Bir eşin diğerine "Seni sevmiyorum", "İstemiyorum", "Ailemin zoruyla evlendim", "Yanıma yakışmıyorsun" şeklinde hitap etmesi, doğrudan doğruya eşin kişilik değerlerine saldırı olup, onun onurunu zedeleyen çok ağır bir aşağılama biçimidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları, bu tür sistemli duygusal aşağılamaların, sürekli hakaret ve fiziksel şiddetle birleştiği durumlarda ortak hayatın devamının nesnel olarak beklenemeyeceğini ve boşanma davasının kabul edilmesi gerektiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.
EVLİLİK BİRLİĞİNDE DUYGUSAL ŞİDDET KAVRAMI VE HUKUKİ NİTELİĞİ
Duygusal şiddet; eşlerden birinin, diğerinin psikolojik direncini kırmak, onu değersiz hissettirmek, kontrol altında tutmak veya cezalandırmak amacıyla gerçekleştirdiği sistemli ve süreklilik arz eden psikolojik saldırılardır. Fiziksel şiddet gibi vücutta somut izler bırakmadığı için tespiti ve ispatı daha zor olsa da, mağdur üzerinde bıraktığı tahribat en az fiziksel şiddet kadar ağırdır. Yargı kararlarında; eşi sürekli eleştirmek, onun fiziksel görünüşüyle alay etmek, sevgiden mahrum bırakmak, soğuk davranmak, aile fertleriyle görüşmesini engellemek ve onu toplum içinde küçük düşürmek duygusal şiddetin en yaygın görünümleri arasında sayılmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesi çerçevesinde evlilik birliğinin sarsılmasına yol açan olaylarda, duygusal şiddet uygulayan eş ağır kusurlu kabul edilir. Hukuk, bireylerin evlilik birliği içerisinde duygusal olarak istismar edilmesine seyirci kalamaz. Eşini duygusal olarak yok sayan ve aşağılayan taraf, evlilik sözleşmesinin en temel felsefesine aykırı davranmış olur.
"SENİ SEVMİYORUM, İSTEMİYORUM" BEYANININ BOŞANMAYA ETKİSİ
Evlilik ilişkisinin ayakta kalmasını sağlayan en temel harç karşılıklı sevgi ve bağlılık duygusudur. Bir eşin, diğer eşe açıkça ve ısrarla "Seni sevmiyorum, artık istemiyorum" demesi, evlilik birliğini sürdürme iradesinin tamamen ortadan kalktığının dışa vurumudur. Bu ifade, sıradan bir tartışma anında sarf edilen anlık bir öfke patlaması olmanın ötesinde, süreklilik arz edecek şekilde ve eşi yıpratmak amacıyla dile getiriliyorsa, çok ağır bir duygusal şiddet fiilidir. Eşine karşı sevgi beslemediğini ve evliliği devam ettirmek istemediğini beyan eden kişi, evlilik birliğinin kendisine yüklediği sevgi ve saygı gösterme borcunu doğrudan ihlal etmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bu tür sözlerin eşe karşı söylenmesini, evlilik ortaklığını anlamsızlaştıran ve birliğin temelinden sarsılmasına yol açan en birincil kusurlu davranışlardan biri olarak kabul etmektedir. Sevginin bittiğinin bu denli yaralayıcı bir üslupla ifade edilmesi, evlilik içindeki güven ortamını tamamen yok eder.
"AİLEMİN ZORUYLA EVLENDİM" İFADESİNİN ANLAMI
Bir evliliğin özgür iradeye dayanması, evlilik akdinin geçerliliğinin ve sıhhatinin en temel şartıdır. Eşlerden birinin, evlendikten sonra diğer eşe sürekli olarak "Ben seninle kendi isteğimle evlenmedim, ailemin zoruyla evlendim" şeklinde telkinlerde bulunması, mağdur eş için çok büyük bir hayal kırıklığı ve değersizlik hissi yaratır. Bu söz, evliliğin en başından beri bir yalan veya dayatma üzerine kurulduğunu iddia etmek anlamına gelir ve mağdur eşin evlilik birliğine olan inancını tamamen sarsar. Eşini bu şekilde itham eden kişi, evliliğin sorumluluklarını üstlenmek istemediğini ve eşini hiçbir zaman gerçek bir hayat arkadaşı olarak kabul etmediğini beyan etmektedir. Yargıtay içtihatlarında, bu ifadenin sürekli olarak tekrarlanması, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında asli kusur oluşturan bir duygusal şiddet ve aşağılama eylemi olarak tescillenmiştir. Hiç kimse, kendisine sürekli olarak zoraki bir eş muamelesi yapılan bir evliliği sürdürmeye zorlanamaz.
FİZİKSEL GÖRÜNÜM VE SOSYAL STATÜ AŞAĞILAMASI: "YANIMA YAKIŞMIYORSUN"
İnsan onuru, anayasal koruma altındaki en yüce değerdir ve evlilik birliği de bu onurun korunması gereken en birincil sosyal alandır. Eşlerden birinin, diğerine "Sen benim yanıma yakışmıyorsun", "Fiziksel olarak bana uygun değilsin" veya benzeri sözlerle hitap etmesi, doğrudan doğruya eşin fiziksel görünümünü, sosyal statüsünü veya entelektüel seviyesini hedef alan ağır bir aşağılamadır. Bu sözler, eşin özgüvenini yıkmayı, onu yetersiz ve değersiz hissettirmeyi amaçlayan sistemli bir psikolojik saldırıdır. Evlilik, eşlerin birbirlerini oldukları gibi kabul etmelerini, eksikliklerini tamamlamalarını ve birbirlerine destek olmalarını gerektirir. Eşini sosyal veya fiziksel olarak yetersiz görerek onu aşağılayan taraf, evlilik ahlakını tamamen çiğnemiştir. Yargıtay'ın yerleşik kararlarında, eşini "yanına yakıştırmadığını" söyleyen eşin bu eylemi, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında ağır kusur oluşturan, kişilik haklarına doğrudan saldırı niteliğinde bir eylem olarak kabul edilmektedir.
FİZİKSEL, SÖZLÜ VE DUYGUSAL ŞİDDETİN BİRLEŞİMİ VE ÇEKİLMEZLİK
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için, uyuşmazlığın ortak hayatı eşler için çekilmez hale getirmesi gerekir. Çekilmezlik unsuru değerlendirilirken, kusurlu davranışların yoğunluğu ve bir arada bulunuşu büyük önem taşır. Yargıtay incelemesine konu olan uyuşmazlıkta, davalı erkeğin sadece duygusal şiddetle yetinmediği; eşine yönelik sürekli hakaretler savurduğu (sözlü şiddet) ve ayrıca fiziksel şiddet uyguladığı sabitleştirilmiştir. Fiziksel şiddet, vücut bütünlüğüne yönelik doğrudan bir saldırı olup, en ağır boşanma ve kusur nedenidir. Sözlü şiddet (hakaret) ve duygusal şiddet (aşağılama) ile birleşen fiziksel şiddet, evlilik ortaklığını tamamen yaşanmaz bir cehenneme çevirir. Bu gibi durumlarda, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizliğin mevcut olduğu tartışmasızdır. Olayların bu şekilde seyretmesi karşısında, şiddete ve aşağılamaya maruz kalan eşin boşanma davası açmakta tamamen haklı olduğu kabul edilir.
YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARININ DETAYLI TAHLİLİ
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/8230 Esas ve 2017/9539 Karar sayılı ilamı, duygusal aşağılamanın boşanma davalarındaki yerini ve önemini gösteren çok net bir karardır. Daire, davalı erkeğin eşine yönelik sarf ettiği "Seni sevmiyorum, istemiyorum, ailemin zoru ile evlendim, yanıma yakışmıyorsun" sözlerini basit bir geçimsizlik ifadesi olarak görmemiş; bunları doğrudan "aşağılama" ve "duygusal şiddet" olarak nitelendirmiştir. Bu aşağılayıcı ifadelerin sürekli hakaret ve fiziksel şiddetle desteklenmesini, evlilik birliğinin temelinden sarsılması için fazlasıyla yeterli görmüştür. Yargıtay, yerel mahkemenin bu unsurları doğru değerlendirerek boşanma kararı vermesini hukuka uygun bulmuş ve davacı eşin dava açmakta tamamen haklı olduğunu tescil etmiştir. Bu karar, duygusal ve psikolojik şiddete maruz kalan kadınların ve erkeklerin, evlilik birliği içindeki bu sinsi istismara karşı yasal yollara başvurarak haklarını arayabileceklerinin en büyük teminatıdır.
DUYGUSAL ŞİDDETİN AİLE MAHKEMELERİNDE İSPAT YOLLARI
Duygusal şiddet ve aşağılama iddiaları, fiziksel şiddetteki darp raporu veya doktor raporu gibi somut tıbbi belgelere dayanmadığı için ispatlanması en zor uyuşmazlık alanlarındandır. Ancak bu durum, duygusal şiddetin ispatlanamayacağı anlamına gelmez. Aile mahkemelerinde duygusal şiddet iddiaları; tarafların birbirlerine attığı SMS, WhatsApp, e-posta mesajları, sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlar veya gönderilen mesaj içerikleriyle kanıtlanabilir. Eşin bu tür sözleri başkalarının yanında söylemesi durumunda, olaya şahit olan komşular, arkadaşlar veya aile yakınları tanık olarak dinletilebilir. Ayrıca, evlilik danışmanları veya psikolog raporları, mağdurun maruz kaldığı psikolojik şiddet nedeniyle gördüğü tedaviler ve bu süreçteki psikolojik durumunu gösteren uzman görüşleri de mahkemeye delil olarak sunulabilir. İspat sürecinin profesyonelce yönetilmesi, davacının hem boşanma davasını kazanmasını sağlayacak hem de lehine yüksek miktarda maddi-manevi tazminat ve nafaka hükmedilmesinin önünü açacaktır.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Evet, eşin sürekli ve sistemli olarak "seni sevmiyorum, istemiyorum" diyerek sevgisizliğini dile getirmesi duygusal şiddet olup, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan haklı bir boşanma sebebidir.
Evet, eşin sürekli olarak "ailemin zoruyla evlendim" diyerek evliliği ve diğer eşi değersizleştirmesi ağır bir aşağılama ve duygusal şiddet türüdür. Bu eyleme maruz kalan eşin boşanma davası açma hakkı vardır.
Evet, eşinin duygusal şiddetine, sürekli aşağılamalarına ve hakaretlerine maruz kalan eşin kişilik hakları ağır saldırıya uğramış kabul edilir. Bu nedenle TMK 174 uyarınca maddi ve manevi tazminat talep edebilir.
Evet, evliliğin bitmesi için fiziksel şiddet uygulanması şart değildir. Eşin psikolojik ve duygusal şiddet uygulaması, aşağılaması ve hakaret etmesi evliliği temelinden sarsmaya tek başına yeterlidir.
Sözlü aşağılamalar ve duygusal şiddet genellikle ev içinde yaşandığından, bu durumlara şahit olan veya eşlerin soğuk, aşağılayıcı ilişkisini gözlemleyen tanıkların beyanları davanın kazanılmasında en kritik delildir.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.