avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

BOŞANMADA TERK VE EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILMASI

Türk aile hukuku sistematiğinde boşanma nedenleri, kanun koyucu tarafından "özel" ve "genel" boşanma sebepleri olarak iki ana kategoride düzenlenmiştir. Bu ayrım, sadece doktrinel bir sınıflandırma olmayıp, yargılama usulü, ispat kuralları ve mahkemenin takdir yetkisinin sınırları açısından hayati sonuçlar doğurur. Eşlerden birinin ortak konutu terk etmesi veya haklı bir sebep olmaksızın konuta dönmemesi, Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesinde "özel ve mutlak" bir boşanma sebebi olarak tanımlanmışken; evlilik birliğinin temelinden sarsılması durumu 166. maddede "genel ve nispi" bir sebep olarak yer almaktadır. Uygulamada en sık karşılaşılan hatalardan biri, terk eyleminin gerçekleşmiş olmasının, genel boşanma sebebi olan şiddetli geçimsizlik davası için tek başına yeterli bir karine teşkil ettiğinin varsayılmasıdır. Oysa Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, bu iki hukuki kurum arasındaki sınırları çok net bir şekilde çizmekte ve bir usulün eksikliğinin diğeriyle ikame edilemeyeceğini vurgulamaktadır.

Hukuki analiz bağlamında, bir eşin evden ayrılması her zaman "hukuki anlamda terk" teşkil etmediği gibi, her terk eylemi de otomatik olarak evlilik birliğini temelinden sarsmaz. Boşanma davalarında "hukuki sebep ile bağlılık ilkesi" gereği, davacı tarafın davasını hangi maddeye dayandırdığı, mahkemenin inceleme alanını belirler. Eğer dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK 166) nedenine dayandırılmışsa, mahkemenin odak noktası "terk" eylemi değil, taraflar arasındaki "çekilmezlik" ve "temelden sarsılma" unsurları olmalıdır. Bu makalemizde, terk olgusunun genel boşanma davalarındaki yerini, ihtar mekanizmasının usuli zorunluluğunu ve Yargıtay'ın güncel kararları ışığında "tek başına terk eyleminin boşanma kararı için yetersizliği" prensibini akademik bir perspektifle irdeleyeceğiz.

TERK NEDENİYLE BOŞANMANIN ÖZEL ŞARTLARI

Türk Medeni Kanunu’nun 164. maddesi, terk nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için oldukça sıkı şekil şartları ve süreler öngörmüştür. Kanun koyucunun bu katı tutumu, ailenin korunması ilkesi gereği, basit bir ayrılığın hemen boşanma ile sonuçlanmasını engelleme amacı taşır. Terk nedeniyle boşanmanın ilk şartı, eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk etmesi veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmemesidir. Burada "maksat" unsuru kritiktir; iş seyahati, askerlik veya hapis hali gibi zorunlu ayrılıklar terk olarak nitelendirilemez. Ayrıca, diğer eşi ortak konutu terk etmeye zorlayan veya konuta dönmesini engelleyen eş de kanun nezdinde "terk etmiş" sayılır. Bu durum, doktrinde "zımni terk" olarak adlandırılmakta olup, fiilen evde kalan eşin aslında hukuken kusurlu taraf olduğunu ortaya koyar.

Terk davasının en önemli usuli şartı ise "ihtar" mekanizmasıdır. Ayrılık en az altı ay sürmüş olmalı ve bu durum devam etmekte olmalıdır. Ancak ihtarın çekilebilmesi için ayrılığın dördüncü ayının bitmiş olması gerekir. İhtar tebliğ edildikten sonra terk eden eşe, konuta dönmesi için iki aylık bir yasal süre tanınır. Bu iki aylık süre geçmeden dava açılamaz. İhtarın geçerli olabilmesi için "samimi" olması şarttır. Davacı eşin, konuta dönecek olan eşi için uygun şartları hazırlaması (kapı kilidinin değiştirilmemesi, evin yaşanabilir durumda olması vb.) ve dönme çağrısının gerçekten evlilik birliğini sürdürme amacı taşıması gerekir. Yargıtay, ihtarın sadece boşanma davasına zemin hazırlamak için çekildiğini saptarsa, davanın reddine karar verir. Bu yönüyle terk, hakime takdir yetkisi bırakmayan ancak usuli şartları oluşmadan hüküm kurulmasına izin vermeyen bir "mutlak" sebeptir.

Mevzuat kapsamlı şekilde incelendiğinde, terk nedenine dayalı boşanmanın bir diğer önemli boyutu, ihtarın hukuki sonuçlarıdır. Usulüne uygun çekilen bir ihtar, davacı tarafın ihtardan önceki tüm kusurları affettiği veya en azından hoşgörü ile karşıladığı varsayımına dayanır. Bu nedenle, terk ihtarı gönderen eş, daha sonra açacağı bir boşanma davasında, ihtar tarihinden önceki vakıaları (şiddet, hakaret vb.) boşanma sebebi olarak ileri süremez. Bu durum, Türk aile hukukunda "dürüstlük kuralı"nın bir tezahürüdür. Hem eşini eve davet edip hem de eski defterleri mahkeme önünde açmak çelişkili bir tutum olarak kabul edilir. Dolayısıyla, terk nedeniyle boşanma yolu seçildiğinde, sürecin hukuki riskleri ve geçmişe etkileri profesyonel bir titizlikle değerlendirilmelidir.

EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELDEN SARSILMASI KRİTERLERİ

Genel boşanma sebebi olan TMK 166/1, evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmış olması halini düzenler. Burada kanun, belirli bir eylemi (zina, hayata kast vb.) değil, "sonucu" yani evliliğin sürdürülemez hale gelmesini merkeze koyar. Sarsılmanın varlığı için iki ana unsur bir arada bulunmalıdır: nesnel unsur (evlilik birliğinin sarsılmış olması) ve öznel unsur (ortak hayatın çekilmez hale gelmesi). Hâkim, her somut olayın kendine has özelliklerini inceleyerek, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, çocukların varlığını ve kusur oranlarını teraziye koyar. Bu maddeye dayalı davalarda "ispat serbestisi" geçerli olup, tanık beyanlarından sosyal medya kayıtlarına kadar her türlü yasal delil çekilmezliği ispatlamak için kullanılabilir.

Temelden sarsılma kriterleri değerlendirilirken, Yargıtay'ın en çok üzerinde durduğu husus kusur dağılımıdır. Davacı eşin, davalıdan daha ağır kusurlu olmaması kural olarak aranmaz; ancak davalı tarafın boşanmaya itiraz hakkı vardır. Eğer davacı tam kusurluysa veya davalıdan daha ağır kusurluysa ve davalının boşanmaya itirazı hakkın kötüye kullanılması niteliğinde değilse, dava reddedilir. Bu durum, genel boşanma sebebinin "nispi" karakterini ortaya koyar. Sarsılmaya yol açan davranışlar arasında fiziksel şiddet, hakaret, güven sarsıcı davranışlar, ekonomik şiddet, cinsel yükümlülüklerden kaçınma ve ilgisizlik gibi geniş bir yelpaze bulunur. Ancak bu davranışların sadece varlığı yeterli olmayıp, bunların evlilik birliğini devam ettirmeyi taraflar açısından imkansız kıldığının mahkemece saptanması gerekir.

Genel boşanma davasında, terk eylemi tek başına bir "çekilmezlik" kanıtı değildir. Bir eşin evden ayrılmış olması, evliliğin temelinden sarsıldığını göstermek için yardımcı bir unsur olabilir; ancak davanın kabulü için taraflar arasındaki diğer geçimsizlik nedenlerinin (vakıaların) usulüne uygun şekilde ispatlanması gerekir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin güncel kararlarında vurguladığı üzere, eğer davacı eş davasını şiddetli geçimsizliğe dayandırmışsa ve dosyada "evden ayrılma" dışında başkaca bir kusurlu davranış kanıtlanamamışsa, dava reddedilmelidir. Çünkü kanun koyucu, sadece ayrılık olgusuna dayalı boşanmayı "terk" maddesi altında özel bir prosedüre bağlamıştır; bu prosedürü baypas ederek genel maddeden sonuç almak hukuki güvenlik ilkesine aykırıdır.

ORTAK KONUTUN TERKİ VE BOŞANMA İLİŞKİSİ

Ortak konutun terki, evlilik birliğinin sona erdiğinin en somut göstergelerinden biri olarak kabul edilse de, hukuki sonuçlar bağlamında bu eylemin "neden" ve "nasıl" gerçekleştiği hayati önem taşır. Hukuk düzenimizde bir eşin evden ayrılması, her zaman bir kusur veya boşanma nedeni teşkil etmez. Eğer eş, haklı bir nedenle (can güvenliği endişesi, ağır baskı, şiddet vb.) evi terk etmişse, bu durum "haklı terk" olarak kabul edilir ve terk eden eşe kusur yüklenemez. Hatta bu durumda, eşini evden ayrılmaya zorlayan taraf "terk etmiş" sayılarak hukuki yaptırımla karşı karşıya kalır. Dolayısıyla, terk olgusu incelenirken eylemin "iradilik" ve "hukuka aykırılık" unsurları titizlikle ayırt edilmelidir.

Boşanma davalarında terk eyleminin ispatı genellikle tanık beyanları ve tutanaklarla gerçekleştirilir. Ancak tek başına "ayrı yaşama" olgusu, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ispatlamaya yetmez. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, eşlerin uzun süre ayrı yaşaması, aradaki duygusal bağın koptuğunun bir göstergesi olsa da, bu durum tek başına TMK 166 kapsamında bir boşanma hükmüne mesnet oluşturamaz. Kanun, bu tür durumlar için TMK 166/4 maddesinde "fiili ayrılık" nedenini düzenlemiştir; ancak bu maddeye göre boşanabilmek için öncelikle açılmış ve reddedilmiş bir boşanma davasının bulunması ve üzerinden üç yıl geçmesi şarttır. Bu katı sistem, eşlerin sadece "ayrı yaşıyoruz, o halde boşanalım" diyerek genel sebeplerden sonuç almasını engellemek üzere kurgulanmıştır.

Öte yandan, terk eyleminin genel boşanma davasına etkisi, kusur tayini noktasında kendisini gösterir. Eğer evlilik birliği zaten tarafların diğer kusurlu davranışları nedeniyle sarsılmışsa ve üzerine bir de haklı bir neden olmaksızın terk eylemi eklenmişse, terk eden tarafın kusuru ağırlaşacaktır. Ancak burada kritik olan, "terk" eyleminin boşanma davasının "nedeni" mi yoksa "sonucu" mu olduğudur. Eğer evlilik diğer nedenlerle sarsıldığı için eş evi terk etmişse, bu bir sonuçtur; ancak hiçbir neden yokken gidilmişse bu bir boşanma nedenidir. Yargıtay, bu ayrımı yaparken dosyadaki tüm delilleri bir bütün olarak değerlendirmekte ve usul ekonomisi kadar maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını da hedeflemektedir.

BOŞANMA DAVALARINDA İHTARIN HUKUKİ NİTELİĞİ

Terk nedenine dayalı boşanma davalarının olmazsa olmaz unsuru olan "ihtar", basit bir bildirimden ziyade, sonuçları kanunla belirlenmiş "şartlı bir irade açıklaması"dır. İhtarın amacı, eşe son bir fırsat tanıyarak evlilik birliğinin kurtarılmasını sağlamaktır. Bu nedenle ihtar metninde bulunması gereken ibareler kanunla sabitlenmiştir: Konuta dönmesi gereken süre (iki ay), dönmemesi halinde doğacak hukuki sonuçlar ve konutun anahtarının nerede olduğu veya nasıl temin edileceği gibi bilgiler açıkça yer almalıdır. Bu unsurlardan birinin eksikliği, ihtarı "gecersiz" kılar ve buna dayalı açılan davanın usulden reddine yol açar. Hâkim, ihtarın kanuni şartlara uygun olup olmadığını re'sen (kendiliğinden) incelemekle yükümlüdür.

İhtarın hukuki niteliği üzerine yapılan akademik tartışmalarda, bu işlemin bir "af" niteliği taşıyıp taşımadığı sıkça sorgulanır. Yargıtay'ın baskın görüşüne göre, terk ihtarı gönderen eş, ihtardan önceki olayları hoşgörü ile karşılamış sayılır. Bu kabulün temelinde, "eğer eşin eski davranışlarını boşanma sebebi sayacak kadar ağır buluyorsan, neden onu eve davet ediyorsun?" mantığı yatar. Ancak bu kuralın istisnaları mevcuttur; örneğin ihtar tebliğ edildikten sonra yeni bir kusurlu davranış gerçekleşmişse veya ihtara konu olan davet sırasında gizli kalmış bir ağır kusur (zina gibi) sonradan öğrenilmişse, af varsayımı ortadan kalkabilir. İhtarın bu "geçmişi temizleme" etkisi, boşanma stratejisi kurgulayan taraflar için en kritik risk faktörlerinden biridir.

Ayrıca, ihtarın "samimiyeti" kavramı, yargılamanın en çekişmeli noktasını oluşturur. Davacı eşin, eşini eve dönmeye davet ederken aslında onun dönmesini istemediği, kapıyı kilitli tuttuğu, elektrik-suyu kestirdiği veya evde huzursuzluk çıkaracak üçüncü kişileri (aile büyükleri vb.) bulundurduğu ispatlanırsa, ihtar samimiyetsiz kabul edilir. Samimiyetsiz bir ihtar, sadece davayı reddettirmekle kalmaz, aynı zamanda davacı tarafı "diğerini terk etmeye zorlayan eş" konumuna sokarak tam kusurlu hale getirebilir. Dolayısıyla, terk ihtarının çekilmesi aşamasından davanın sonuçlanmasına kadar olan süreç, usul hukukunun en hassas dengeleri üzerine kuruludur.

ÇEKİLMEZLİK UNSURUNUN İSPATI VE ÖNEMİ

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK 166) davasında "çekilmezlik", davanın kabulü için aşılması gereken en temel eşiktir. Kanun koyucu, sadece evliliğin sarsılmasını değil, bu sarsılmanın taraflardan evliliği sürdürmelerinin beklenemeyeceği bir "çekilmezlik" düzeyine ulaşmasını şart koşmuştur. Çekilmezlik, her eşin subjektif algısına göre değil, "makul ve ortalama bir insanın" o koşullar altında evliliği sürdürüp sürdüremeyeceği kriterine göre değerlendirilir. Bu noktada terk eylemi, eğer şiddetli geçimsizliğin bir parçası olarak ileri sürülüyorsa, mahkeme bu eylemin ortak hayatı nasıl katlanılmaz hale getirdiğini analiz etmelidir. Sadece "ayrı yaşıyorlar, o halde çekilmezlik vardır" şeklinde kurulan bir mantık silsilesi, Yargıtay tarafından hukuken yetersiz bulunmaktadır.

Çekilmezliğin ispatında kullanılan delillerin tutarlılığı, kararın sağlamlığı için zaruridir. Tanıklardan beklenen, sadece tarafların ayrı yaşadığını beyan etmeleri değil; evlilik içindeki huzursuzlukları, hakaretleri, ilgisizliği veya sarsılmaya yol açan somut olayları bizzat müşahede etmiş olmalarıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, sadece "geçinemiyorlar" veya "ayrı yaşıyorlar" diyen tanık beyanlarını "soyut ve yetersiz" bularak, yerel mahkeme kararlarını bozmaktadır. Çekilmezlik unsuru, evlilik birliğinin artık sadece kağıt üzerinde kaldığını, taraflar arasında asgari bir sevgi, saygı ve güven ortamının bulunmadığını somut vakıalarla ortaya koymalıdır. Terk eyleminin bu tabloda yer alabilmesi için, terkin nedeninin genel geçimsizliğin bir sonucu olduğu ve artık birleşme imkanının kalmadığı ispat edilmelidir.

Öte yandan, çekilmezlik unsurunun gerçekleşmediği durumlarda mahkemenin "ayrılık kararı" verme yetkisi de bulunmaktadır. TMK 170. madde uyarınca, boşanma sebebi ispatlanmış olsa dahi, evliliğin yeniden kurulması ihtimali varsa hakim boşanma yerine bir yıldan üç yıla kadar ayrılığa karar verebilir. Bu düzenleme, özellikle terk eylemi gibi, tarafların bir süre sonra sakinleşip bir araya gelme ihtimalinin bulunduğu vakalarda uygulama alanı bulabilir. Ancak günümüz pratiğinde mahkemeler doğrudan boşanma kararına yönelmektedir. Yargıtay'ın "tek başına terk eylemi şiddetli geçimsizlik için yeterli değildir" uyarısı, aslında mahkemeleri çekilmezlik unsurunu daha derinlemesine araştırmaya ve sadece fiziksel ayrılığa dayanarak boşanma hükmü kurmamaya davet etmektedir.

USULİ EKSİKLİKLERİN BOŞANMA KARARINA ETKİSİ

Boşanma davaları, kamu düzenini ilgilendiren davalar olduğu için, mahkemelerin usul kurallarına ve hukuki nitelendirmelere sıkı sıkıya bağlı kalması esastır. Bir davanın hangi hukuki nedene dayandığı (terk mi, sarsılma mı), davanın "nizamı"nı belirler. Yargıtay'ın incelediği somut olaylarda görüldüğü üzere, davacı taraf davasını TMK 166 (sarsılma) nedenine dayandırmışken, mahkemenin dosyada sarsılmaya dair yeterli delil bulamayıp sadece "taraflar 2 yıldır ayrı yaşıyor, kadın evi terk etmiş" diyerek boşanmaya karar vermesi, ağır bir usul hatasıdır. Çünkü terk, kanun tarafından özel bir prosedüre bağlanmıştır; ihtar çekilmeden, yasal süreler beklenmeden yapılan bir "terk tespiti", TMK 166 kapsamındaki bir boşanma hükmüne yasal dayanak oluşturamaz.

Hukuki nitelendirmede yapılan bu hata, tarafların hak arama özgürlüğünü de zedeler. Zira terk nedenine dayalı bir davada savunma yapacak olan tarafın odaklanacağı hususlar (ihtarın samimiyeti, konutun anahtarı vb.) ile genel boşanma davasında savunma yapacağı hususlar (şiddet iddiasına karşı beyanlar vb.) tamamen farklıdır. Mahkemenin, tarafların ileri sürmediği bir hukuki sebebi re'sen uygulayarak (örneğin ihtar çekilmemiş terki sarsılma gibi görerek) hüküm kurması, savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelir. Yargıtay bu tür kararları, "yetersiz gerekçe" ve "hukuki nitelendirme hatası" nedenleriyle bozarak, hukuki öngörülebilirliği korumaktadır.

Sonuç olarak; boşanma yargılamasında "terk" olgusu, çift yönlü bir kılıç gibidir. Eğer TMK 164'teki ihtar ve süre şartlarına uyulursa, boşanma için en kesin ve mutlak yoldur. Ancak bu şartlara uyulmadan, sadece terk eylemine dayanarak genel boşanma maddesinden (TMK 166) sonuç alınmaya çalışılması, yüksek yargı denetiminde başarısızlığa mahkumdur. Boşanma davalarında tarafların ve vekillerinin, davanın temelini hangi hukuki nedene dayandırdıklarını netleştirmeleri ve bu nedenin yasal unsurlarını eksiksiz şekilde ispatlamaları gerekir. Sadece "ayrı yaşama" veya "evden gitme" gibi fiili durumlar, kanunda öngörülen usuli adımlar atılmadığı sürece, tek başına bir evliliği hukuken bitirmeye yetmez.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. Eşim evi terk etti, hemen boşanma davası açabilir miyim?

Evi terk eden eşe karşı "terk nedeniyle" boşanma davası açabilmek için eşin en az 4 ay boyunca konuta dönmemiş olması ve ardından çekilecek ihtarın üzerinden 2 ay geçmiş olması gerekir (Toplam 6 ay). Ancak eşiniz evi terk ederken size şiddet uygulamış veya başka bir kusurlu davranışta bulunmuşsa, 6 ayı beklemeden "evlilik birliğinin temelinden sarsılması" (genel sebep) nedeniyle dava açabilirsiniz; ancak bu durumda terki değil, geçimsizliği ispatlamanız şarttır.

2. Terk nedeniyle boşanmada ihtar çekmek neden bu kadar önemli?

İhtar, kanun tarafından boşanmanın gerçekleşmesi için zorunlu bir şekil şartıdır. İhtar çekilmeden açılan bir "terk" davası usulden reddedilir. Ayrıca ihtar, terk eden eşe evine dönmesi için son bir yasal uyarı niteliğindedir ve bu ihtarın usulüne uygun, samimi ve konuta erişimi sağlayacak detayda olması gerekir.

3. Sadece 2 yıldır ayrı yaşıyor olmamız boşanmak için yeterli mi?

Hayır, sadece ayrı yaşıyor olmak boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir. Eğer davanız "genel boşanma" davası ise, ayrı yaşamanın yanında evliliği çekilmez hale getiren diğer kusurlu davranışları (hakaret, ilgisizlik, şiddet vb.) ispatlamanız gerekir. Sırf ayrılığa dayanarak boşanabilmek için ise ya "terk" prosedürünü tamamlamanız ya da reddedilen bir davanın ardından 3 yıllık fiili ayrılık süresini doldurmanız gerekir.

4. Eşimi evden kovdum ama o terk etti diyorum, boşanabilir miyim?

Eşini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın konuta dönmesini engelleyen eş, kanun önünde "terk eden eş" sayılır. Bu durumda davacı olsanız dahi, eşinizi kovduğunuzun ispatlanması halinde davanız reddedilir ve siz kusurlu duruma düşersiniz.

5. Terk ihtarı çektikten sonra eski olaylar mahkemede anlatılabilir mi?

Terk ihtarı göndermek, kural olarak ihtardan önceki olayları affettiğiniz veya en azından hoşgörü ile karşıladığınız anlamına gelir. Bu nedenle, ihtar tarihinden önce yaşanmış olan şiddet, hakaret veya geçimsizlik gibi vakıaları daha sonra açacağınız davada boşanma gerekçesi olarak kullanamazsınız; mahkeme bunları "affedilmiş vakıa" sayarak hükme esas almaz.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
2. Hukuk Dairesi 2025/1773 E. , 2025/8899 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/925 E., 2024/2064 K. DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma İLK DERECE MAHKEMESİ : Soma 2. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi SAYISI : 2020/449 E., 2022/25 K. Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı kadın vekili tarafından karşı davanın reddi, asıl davanın kabulü, kusur belirlemesi yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı-karşı davacı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Taraflar arasında görülen ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'un 166 ncı maddesine dayalı olarak acılan karşılıklı boşanma davalarının yapılan yargılaması neticesinde; İlk Derece Mahkemesince, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda kadının tam kusurlu olduğu belirtilerek kadının karşı davasının reddine, erkeğin asıl davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına ve fer'îlerine karar verilmiştir. Karara karşı davalı-davacı kadın vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuş, istinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Karara karşı davalı-karşı davacı kadın vekili tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuştur. 4721 sayılı Kanun’un 164 üncü maddesinde “Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.” hükmü mevcuttur. İlk Derece Mahkemesince davalı-karşı davacı kadının evi terk edip gittiği ve tarafların 2 yıldır ayrı yaşadıkları, birlik üzerine kurulu olan evlilik hayatında terk eylemini gerçekleştiren kadının tam kusurlu olduğu gerekçesiyle erkeğin asıl davasının kabulü ile boşanmaya karar verilmiş ise de, ortak haneyi terk etmiş olmak tek başına boşanma sebebi sayılamaz. Erkeğin yukarıda belirtilen terk hukuki nedenine dayalı olarak açılmış bir boşanma davası da bulunmamaktadır. 4721 sayılı Kanun'un 166 ıncı maddesinde yer alan çekilmezlik ve temelden sarsılma unsuru somut olayda erkeğin davasında gerçekleşmemiştir. Bu durumda erkeğin boşanma davasının da reddi gerekirken, yetersiz gerekçe ile boşanma kararı verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının asıl davanın kabulü ve kusur belirlemesi yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının asıl davanın kabulü ve kusur belirlemesi yönünden davalı-karşı davacı kadın yararına BOZULMASINA, 3.Davalı-karşı davacı kadın vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.10.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.