ÇEKTE ŞAHSİ DEFİLER VE KÖTÜNİYETİN İSPATI
Kıymetli Evrak Hukukunun ve özellikle çek ciro silsilesinin temel felsefesi "tedavül (dolaşım) güvenliğini" sağlamaktır. Çek yaprağı elden ele dolaşırken, her yeni hamil (alacaklı), çeki ilk veren kişinin (keşidecinin) temel borç ilişkisindeki sorunlarından bağımsızlaşarak güvenle parasını tahsil edebilmelidir. Aksi takdirde kimse kimseden çek almaz. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin (görev alanı 11. Hukuk Dairesine geçen) bu makaleye konu olan emsal kararı, bir çekin "bedelsiz" olduğu iddiasının, ciro yoluyla çeki devralan "üçüncü kişi hamile" karşı ne zaman ve nasıl ileri sürülebileceğinin sınırlarını çizen çok kritik bir içtihattır. Karara konu olayda; davacı keşideci, kendi cirantasına (ilk aldığı kişiye) verdiği çekin "bedelsiz (karşılıksız/avans)" kaldığını iddia etmiş ve bu çeki sonradan ciro ile devralan davalı hamile karşı menfi tespit/iptal davası açmıştır. Yerel mahkemenin reddettiği ancak Bölge Adliye Mahkemesi'nin (İstinaf) kabul ettiği davada Yargıtay, Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 687 (eski m. 599) kuralını hatırlatarak noktayı koymuştur: "Bedelsizlik bir şahsi defidir ve kural olarak 3. kişi hamile karşı ileri sürülemez." İstisnası ise, hamilin çeki devralırken "bile bile borçlunun zararına hareket ettiğinin" ispatlanmasıdır. Çok daha önemlisi Yargıtay, doğrudan taraf olmayan 3. kişiye karşı yöneltilen bu "kötüniyet (zarara hareket)" iddiasının ispatında, (doğrudan taraflar arasındakinin aksine) HMK sınırlarının esnetildiğini ve bu kötüniyetin "tanık dahil her türlü delille" ispat edilebileceğini tescil etmiştir. Ancak somut olayda dinlenen tanıklar, davalının kötüniyetli olduğunu söylemediği için Yargıtay, İstinaf kararını bozmuştur. Bu makale, çekte şahsi defiler ile mutlak defiler arasındaki farkı ve kötüniyet ispatının inceliklerini akademik bir dille incelemektedir.
Hukukumuzda "Defi", davalının borçlu olduğunu kabul etmekle birlikte, özel bir hukuki sebebe (zaman aşımı, ödemezlik vb.) dayanarak borcu ifa etmekten kaçınmasıdır. Kıymetli Evrak Hukukunda defiler kabaca ikiye ayrılır: Mutlak defiler ve Şahsi defiler. Mutlak defiler (örneğin çekteki imzanın sahte olması), çeki elinde bulunduran "herkese" karşı ileri sürülebilir. Çünkü sahte bir imza, ciro ile geçerli hale gelmez. Ancak "Şahsi defiler" sadece taraflar arasında geçerlidir.
KAMBİYO SENETLERİNDE ŞAHSİ DEFİ KAVRAMI
Yargıtay kararının temel taşı şu cümledir: "Davacı tarafından ileri sürülen bedelsizlik iddiası, şahsi bir defidir."
Bedelsizlik (yani "Ben bu çeki avans vermiştim ama mal gelmedi" veya "Ben bu çekin parasını elden ödemiştim ama çeki geri alamadım" iddiaları), sadece o malı teslim etmeyen veya elden parayı alan kişiye (aradaki doğrudan tarafa) karşı sürülebilir. Çek ciro edilip kasap, manav veya toptancı gibi 3. bir kişiye geçtiği anda, bu şahsi defi (savunma) hakkı kural olarak düşer.
İYİNİYETLİ ÜÇÜNCÜ KİŞİ HAMİLİN KORUNMASI
TTK m. 687/1'in amacı, iyi niyetli (olaylardan habersiz) 3. kişileri korumaktır. Toptancı, mal verdiği kişiden bir çek aldığında, o çekin ta en baştaki keşidecisinin malları teslim alıp almadığını bilemez, bilmek zorunda da değildir. O, senedin dış görünüşüne (ciro zincirine) güvenir.
Bu sebeple kural açıktır: "Poliçeden (çekten) dolayı kendisine başvurulan kişi (keşideci), kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan defileri başvuran hamile karşı ileri süremez."
BORÇLUNUN ZARARINA HAREKET ETME İSTİSNASI
Hukuk, iyiniyetli 3. kişiyi korurken, "kötüniyetli" 3. kişiyi de cezalandırır. TTK m. 687/1'deki istisna şudur: "...meğer ki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun..."
Eğer 3. kişi (son hamil), çeki devraldığı kişinin o çeki haksız yere elinde tuttuğunu (malın teslim edilmediğini, bedelsiz kaldığını) biliyorsa ve sırf o kişiyi haciz tehlikesinden kurtarmak veya asıl borçluya zarar vermek (parasını zorla tahsil etmek) amacıyla o çeki danışıklı (muvazaalı) bir ciro ile devralmışsa, işte o zaman şahsi defi ona karşı da ileri sürülebilir.
KÖTÜNİYETİN ARANACAĞI KRİTİK ZAMAN DİLİMİ
Yargıtay kararında ispat hukukuna dair çok ince ve can alıcı bir saat ayarı yapılmıştır: "Çekin bedelsiz olduğunun bilinmesi gereken an, çekin devralındığı andır."
Eğer 3. kişi çeki ciro ile alırken olaylardan habersizse (iyiniyetliyse), ancak çeki aldıktan bir ay sonra asıl borçlu onu arayıp "O çek bedelsiz, tahsile koyma" demişse, artık çok geçtir. Sonradan oluşan kötüniyet senedin gücünü zayıflatmaz. Hukuken önemli olan tek an, ciro (devir) imzalarının atıldığı andır.
ÜÇÜNCÜ KİŞİYE KARŞI İSPAT ARAÇLARI
Hatırlanacağı üzere, doğrudan taraflar arasında bedelsizlik (avans) iddiası ancak "yazılı kesin delille" ispatlanabilirdi. Ancak araya 3. kişi girdiğinde oyunun kuralları değişir.
Asıl borçlu (keşideci), 3. kişi hamil ile hiç karşılaşmadığı ve aralarında bir sözleşme yapmadığı için, bu kişinin "kötüniyetli (danışıklı)" hareket ettiğini yazılı belgeyle ispatlaması imkansıza yakındır. Kimse kötüniyetini sözleşmeye yazmaz.
KÖTÜNİYETİN TANIKLA İSPATI İMKANI
İşte bu mantıki imkansızlığı aşmak için Yargıtay şu muazzam kuralı işletmektedir: "Bu yöndeki bir iddia (yani hamilin bile bile zarara hareket ettiği/bedelsizliği bildiği iddiası), tanık dahil her türlü delille ispat edilebilecektir."
Bu, Türk Yargı Sisteminde HMK'nın katı senetle ispat kuralına getirilmiş çok kritik bir içtihadi istisnadır. Çünkü burada ispatlanmaya çalışılan şey senedin "kendisinin" bedelsizliği değil, 3. kişinin "iç dünyası (kötüniyeti / haksız fiili)"dir. Haksız fiiller her zaman tanıkla ispatlanabilir.
TANIK BEYANLARININ İÇERİKSEL YETERSİZLİĞİ
Yargıtay tanık dinlenmesini kabul etse de, emsal karardaki dosyada tanıkların beyanlarını yetersiz bulmuştur: "...dinlenen tanıklar, davalı ...'ün çeki devraldığı anda çekin bedelsiz olduğunu bildiği yönünde beyanda bulunmamışlardır."
Yani tanıklar mahkemede çıkıp "Evet hakim bey, o çek avanstı, mallar verilmemişti" demiştir. Bu beyan sadece doğrudan tarafları bağlar. Tanıkların 3. kişiyi (hamili) yakabilmesi için şunu demesi gerekirdi: "Hakim bey, bu davalı 3. kişi de bizimle aynı masadaydı, malların verilmediğini o da biliyordu, sırf icraya koyabilmek için çeki aralarında anlaşarak el değiştirdiler." Ancak dosyada böyle bir tanık ifadesi olmadığı için, 3. kişinin kötüniyeti ispatlanamamıştır.
YARGITAYIN TİCARİ GÜVENLİK YAKLAŞIMI
Sonuç olarak; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin bu emsal içtihadı, Ticaret Hukuku (kambiyo senetleri) ile Usul Hukuku (ispat kuralları) arasındaki hassas teraziyi kuran bir manifestodur. Çeklerin ciro yoluyla tedavülü ticari hayatın kan damarıdır. Bir çeki elinde bulunduran 3. kişi, senedin mutlak (sahtelik, tahrifat vb.) sorunları haricinde, kendisinden önceki kişilerin aralarındaki mal-hizmet sorunlarından (şahsi defilerden, bedelsizlikten) sorumlu tutulamaz. Keşideci (çeki yazan borçlu), senedin bedelsiz olduğunu 3. kişiye karşı ileri sürebilmek için, bu kişinin "sırf borçluya zarar vermek (onu haksız yere ödeme yapmaya zorlamak) kastıyla ve bedelsizliği bile bile" çeki devraldığını ispatlamakla yükümlüdür. Bu haksız fiil (kötüniyet) niteliğindeki kast, "tanık" dahil her türlü delille ispatlanabilir. Ancak tanıkların, sadece asıl ilişkideki bedelsizliği anlatması yetmez; tam olarak 3. kişinin "devir anındaki" bilgi ve kötüniyetine şahitlik etmeleri zorunludur. Aksi halde, (emsal olayda olduğu gibi) sırf asıl ilişki bozuldu diye, yasal karine gereği iyiniyetli sayılan 3. kişi hamilin elindeki çek iptal edilemez ve alacağı tehlikeye düşürülemez.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Evet, TTK m. 687 gereği kural olarak isteyebilir. Çünkü sizin malı alamamanız "şahsi bir defidir" ve kural olarak iyiniyetli 3. kişiyi bağlamaz. Çeki ödemek zorundasınız (sonra malı vermeyen firmaya rücu edebilirsiniz).
Yargıtay kararına göre 3. kişinin "kötüniyetini (olayı bildiğini)" ispatlamak için yazılı belge şart DEĞİLDİR. Bu iddiayı tanıkla, mesajlarla veya kamera kayıtlarıyla her türlü delille ispatlayabilirsiniz.
Evet sürebilirsiniz. İmza sahteliği "şahsi" değil, "mutlak" bir defidir. Çek bin defa ciro edilip en iyiniyetli kişiye geçse bile, imza size ait değilse (kriminal raporla sabitse) parayı ödemezsiniz.
Hayır olmazsınız. Yargıtay emsal kararına göre kötüniyetin (bilmenin) aranacağı an "çekin devralındığı an"dır. Devir anında iyiniyetli olan kişi korunur, sonradan verilen bilgi onun hakkını elinden almaz.
Üçüncü kişiye (hamile) karşı davayı kaybetmeniz, asıl muhataba karşı haklarınızı yok etmez. Çeki hamile ödedikten sonra, size malı teslim etmeyen asıl firmaya (veya kişiye) karşı "Sebepsiz Zenginleşme" davası açarak paranızı geri alabilirsiniz.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir