DAVALARIN TEFRİKİ VE HÜKÜM USULÜ
Hukuk yargılamasında yargılama sürecinin hızlı, düzenli ve usul ekonomisine uygun şekilde yürütülmesi esastır. Bu amaç doğrultusunda, Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında mahkemelere birden fazla talebi içeren davaları ayırma (tefrik) yetkisi verilmiştir. Tefrik kararı, davaların daha basit ve hızlı çözülebilmesi amacıyla hakimin takdirine veya yasal zorunluluklara dayanılarak verilen usuli bir karardır. Ancak mahkemece tefrik kararı verilmesi, davanın kendiliğinden ayrıldığı anlamına gelmez. Tefrik işleminin idari ve fiziki olarak gerçekleştirilmesi, yani dosyanın ayrı bir esasa kaydedilerek yeni bir dosya üzerinden yürütülmesi mahkemenin re'sen yapması gereken idari bir görevdir. Mahkemenin tefrik işlemini fiziki olarak yapmayıp, bu görevi taraflara yüklemesi ve yerine getirilmemesi durumunda alacak talebini tamamen kararsız bırakması usul hukukuna aykırıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesi uyarınca, davada ileri sürülen tüm talepler hakkında mahkemece olumlu ya da olumsuz ayrı ayrı hüküm kurulması zorunludur.
ALACAK VE MENFİ TESPİT DAVALARININ BİRLİKTE AÇILMASI
Bir sözleşmeden veya haksız fiilden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, taraflar hem alacak talebini hem de borçlu olunmadığının tespitini (menfi tespit) içeren davaları birlikte açabilirler. Örneğin, bir trafik kazası sonrasında verilen bonoya dayalı icra takibine karşı menfi tespit istenirken, kazadan kaynaklanan hasar bedeli için alacak davası da aynı dilekçeyle ileri sürülebilir. Bu durum objektif dava birleşmesidir.
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNUNA GÖRE DAVALARIN TEFRİKİ
HMK’nın 167. maddesi uyarınca hakim, yargılamanın daha iyi yürütülmesini sağlamak amacıyla, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına (tefrikine) karar verebilir. Davaların ayrılması kararı, mahkemenin dosyayı daha kolay yönetmesini amaçlar ancak tarafların hak kaybına uğramasına yol açacak şekilde yorumlanamaz.
RE'SEN TEFRİK İŞLEMLERİNİN MAHKEMECE YAPILMASI ZORUNLULUĞU
Mahkeme duruşmada "davaların ayrılmasına" karar verdiğinde, bu kararın gereği olan dosya açma, harç ve tebligat işlemlerinin idari alt yapısını mahkeme kalemi re'sen kurmalıdır. Davacı tarafa süre verilerek "tefriki sen yap" denilmesi ve yapılmadığı gerekçesiyle davanın bir kısmının incelenmeden bırakılması, devletin adalet dağıtma yükümlülüğü ve hak arama hürriyeti ile bağdaşmaz.
BİRDEN FAZLA TALEBİN AYRI AYRI KARARA BAĞLANMASI
Eğer mahkeme tefrik kararını fiziki olarak uygulamamışsa, davadaki talepler halen tek bir dosya içinde bir arada duruyor demektir. Bu durumda hakim, karar aşamasına geldiğinde davacının hem alacak talebi hakkında hem de menfi tespit talebi hakkında gerekçeli ve açık bir şekilde ayrı ayrı kabul veya ret kararı vermek zorundadır. Taleplerden birinin görmezden gelinmesi eksik karar niteliğindedir.
HÜKMÜN KAPSAMI VE HMK İKİYÜZ DOKSAN YEDİNCİ MADDE
HMK’nın 297. maddesinin ikinci fıkrası, gerekçeli kararın hüküm fıkrasının nasıl yazılması gerektiğini emreder. Kararda, taleplerden her biri hakkında verilen hükmün, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi şarttır. Bu kural, kararların şeffaflığı ve infaz edilebilirliği için hayati önem taşır.
EKSİK HÜKÜM KURULMASININ YARGITAY BOZMA GEREKÇESİ
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin bozma kararına konu olayda; davacı, aracına çarpan davalının verdiği 6.000 TL'lik senede dayanarak başlattığı icra takibine itiraz edilmesi üzerine alacak davası açmış, ayrıca icra mahkemesince hükmedilen kötüniyet tazminatı yönünden borçlu olmadığının tespiti (menfi tespit) talebinde bulunmuştur. Mahkeme alacak davasını ayırma kararı almış ancak fiziki işlemi gerçekleştirmemiştir. Nihai kararda sadece menfi tespit davasını reddedip alacak davası hakkında karar vermemiştir. Yargıtay, bu eksikliği HMK m. 297'ye aykırı bularak hükmü bozmuştur.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Evet, aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan ve aralarında bağlantı bulunan alacak ile menfi tespit talepleri tek bir dava dilekçesiyle birlikte açılabilir.
Mahkeme kalemi tarafından re'sen yeni bir esas numarası verilerek dava dosyası ikiye bölünür ve işlemler iki ayrı dosya üzerinden yürütülür.
Dosya fiilen ayrılmadığı için tüm talepler aynı davada derdest kalmaya devam eder ve hakimin karar verirken bu taleplerin tamamını hükme bağlaması gerekir.
Hüküm fıkrasında, davacının ileri sürdüğü her bir bağımsız talep hakkında (örneğin hem alacak hem menfi tespit) ayrı ayrı, sıra numarası altında açık bir karar yazılmalıdır.
Davacının yargısal taleplerinin askıda kalmasını önlemeyi, usuli güvenceleri sağlamayı ve mahkemelerin tüm talepleri karara bağlama yükümlülüğünü korumayı amaçlar.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Danıştay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.