DİŞ KIRIĞI VE KEMİK KIRIĞI AYRIMI
Ceza hukukunda kasten yaralama suçu, mağdurun vücut bütünlüğüne verilen zararın (yaralamanın) ağırlığına göre kademelendirilmiş bir ceza sistematiğine sahiptir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK), basit bir tokat atılması ile bir kişinin kemiğinin kırılması arasında hem ceza miktarı hem de yargılama usulü (şikayet şartı) bakımından derin farklar öngörmüştür. Özellikle kavga ve darp olaylarında sıklıkla karşılaşılan "diş kırılması" vakaları, tıp bilimi ile ceza hukukunun kesiştiği oldukça teknik bir tartışma alanıdır. Halk arasında veya anatomi dışı genel algıda diş, sert yapısı itibarıyla kemiğe benzetilse de; Adli Tıp Kurumu kriterleri ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, dişi kemik sisteminin (iskeletin) bir parçası olarak kabul etmemektedir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin bu makaleye konu olan emsal kararı, mağdurun dişinin kırıldığı bir kasten yaralama eyleminde, yerel mahkemenin bu durumu "kemik kırığı" (TCK m. 87/3) sayarak sanığa fazla ceza vermesini açıkça hukuka aykırı bulmuş ve kararı bozmuştur. Bu makalede; kasten yaralama suçunun nitelikli halleri, basit tıbbi müdahale kavramı ve diş kırığının ceza hukukundaki gerçek yeri dogmatik bir hukuki incelemeyle tahlil edilmektedir.
Uygulamada, adli makamlara intikal eden bir darp olayında ilk bakılan belge "Adli Muayene Raporu"dur. Bu rapor, yaranın basit tıbbi müdahale (BTM) ile giderilip giderilemeyeceğini, hayati tehlike olup olmadığını veya vücutta kemik kırığı meydana gelip gelmediğini belirtir. Hakim, cezayı bu rapora göre belirler. Emsal kararda, mağdurun sol üst 1 numaralı dişinde kök kırığı meydana geldiği ve bu yaranın "BTM ile giderilemez" nitelikte olduğu tıbben rapor edilmiştir. Ancak yerel mahkeme hakimi, ortada "kırık" kelimesini görünce ve yara BTM ile giderilemez olunca, eylemi doğrudan TCK m. 87/3'teki "kemik kırığı" maddesine sokarak cezayı yarı oranında artırmıştır. Yargıtay ise "suçta ve cezada kanunilik" ilkesine (kıyas yasağına) dayanarak, dişin tıp literatüründe kemik olmadığını, dolayısıyla "kemik kırığı" maddesinden ceza verilemeyeceğini vurgulamış ve sanığın lehine bir bozma kararı tesis etmiştir.
KASTEN YARALAMA SUÇUNUN HUKUKİ TEMELİ
TCK m. 86'ya göre, "Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." Bu madde, kasten yaralama suçunun temel halidir.
Suçun temel halinde (m. 86/1) verilen ceza 1 yıldan 3 yıla kadardır ve bu suç şikayete tabi değildir, re'sen (kamu davası olarak) soruşturulur.
BASİT TIBBİ MÜDAHALE KAVRAMININ ÖNEMİ
Aynı kanunun 86. maddesinin 2. fıkrası, suçun daha hafif (cezası azaltılmış) halini düzenler: Eğer kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisi "basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif ise", mağdurun şikayeti üzerine faile dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir.
Bir tokat atılması, basit sıyrıklar veya ufak morluklar BTM ile giderilebilir yaralardır. Ancak emsal karardaki olayda mağdurun "dişinin kökünden kırılması", tıp bilimine göre basit bir müdahaleyle (örneğin ufak bir pansumanla) tedavi edilemez. Diş çekimi, kanal tedavisi veya implant gibi daha ağır tıbbi işlemleri gerektirir. Bu nedenle diş kırığı, "BTM ile giderilemez" (TCK m. 86/1 kapsamında) bir yaralanmadır.
KEMİK KIRIĞININ NİTELİKLİ HALİ
TCK m. 87/3 fıkrası, yaralamanın "neticesi sebebiyle ağırlaşmış" bir halini düzenler. "Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye (m. 86'ya) göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır."
Bu madde, mağdurun örneğin kolunun, burnunun veya kaburgasının (iskelet sistemine ait kemiklerin) kırılması durumunda uygulanır. Adli Tıp Kurumu, kemik kırığının hayat fonksiyonlarını ne derece (HAF: Hafif, Orta, Ağır) etkilediğine dair bir derece (1'den 6'ya kadar) belirler ve hakim de artırımı buna göre yapar.
DİŞ KIRIĞI KEMİK KIRIĞI DEĞİLDİR
Yerel mahkemenin yanılgısı, diş kırığını kanundaki "kemik kırığı" (m. 87/3) kavramına dahil etmesidir. Ceza hukukunda dar yorum esastır ve kıyas yasaktır. İnsan anatomisinde diş (dentes); mine, dentin ve sement adı verilen sert dokulardan oluşur, ancak iskelet sistemini oluşturan "kemik dokusu" (osseous tissue) ile aynı hücresel ve yapısal özellikleri taşımaz.
Bu tıbbi gerçeklik ışığında Yargıtay 3. Ceza Dairesi; "diş kırığının kemik kırığı olarak sayılamayacağı gözetilmeden" sanık hakkında m. 87/3'ün uygulanmasını hukuka aykırı bulmuştur. Bir dişi kırmak, bir kolu kırmakla aynı ceza artırımına tabi tutulamaz.
YANLIŞ MADDE UYGULAMASI VE FAZLA CEZA
Eğer yerel mahkemenin kararı onanmış olsaydı, sanık TCK m. 86/1'den aldığı temel cezanın (örneğin 1 yıl hapis) üzerine, TCK m. 87/3 (kemik kırığı) nedeniyle yarı oranına kadar (örneğin 6 ay daha) fazladan ve haksız yere hapis yatacaktı.
Yargıtay'ın bozma kararı, "fazla ceza tayinini" engellemiş ve kanunilik ilkesini korumuştur. Peki, bu durumda sanık hangi maddeden ceza almalıdır? Diş kırığı "BTM ile giderilemez" bir yara olduğundan, sanık sadece temel madde olan TCK m. 86/1'den (1 yıldan 3 yıla kadar hapis) cezalandırılmalı, ayrıca kemik kırığından (m. 87/3'ten) ceza artırımı yapılmamalıdır.
ORGAN İŞLEVİNİN ZAYIFLAMASI İHTİMALİ
Diş kırığı olaylarında dikkat edilmesi gereken ve Yargıtay'ın (bu olayda tartışılmasa da) başka kararlarında vurguladığı bir diğer husus şudur: TCK m. 87/1-a bendinde "duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına" neden olma hali düzenlenmiştir.
Adli Tıp kriterlerine göre, üst ve alt çenedeki dişler bir bütün olarak "çiğneme organını" oluşturur. Eğer kırılan veya kaybedilen diş sayısı çok fazlaysa (genellikle çiğneme fonksiyonunun belli bir yüzdenin altına düşmesi hali), eylem kemik kırığı sayılmasa da, "organın işlevinin sürekli zayıflaması" (TCK m. 87/1-a) kapsamında değerlendirilebilir (ki bu çok daha ağır bir cezadır). Ancak tek bir dişin (sol üst 1 numaralı dişin) kırılması, çiğneme organının işlevini sürekli zayıflatacak nitelikte görülmediğinden (veya dosyada böyle bir rapor olmadığından), olay salt TCK 86/1 kapsamında kalmıştır.
YARGITAYIN TİPİKLİK VE KANUNİLİK YAKLAŞIMI
Sonuç olarak; Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin bu emsal kararı, ceza yargılamasında "tipiklik" ve "kıyas yasağı" ilkelerinin ne kadar hayati olduğunu göstermektedir. Tıp ilminde kemik sayılmayan bir yapının (dişin) kırılmasını, salt "kırık" kelimesinden yola çıkarak TCK m. 87/3 (kemik kırığı) kapsamına sokmak, kanun koyucunun iradesini aşarak sanık aleyhine hukuk yaratmaktır. Kasten yaralama suçu neticesinde meydana gelen diş kırıkları, eylemin ağırlığına göre "Basit Tıbbi Müdahale ile giderilemez nitelikte yaralama" (TCK m. 86/1) olarak cezalandırılmalı; mahkemeler tıbbi ve anatomik kavramları ceza normlarına entegre ederken Adli Tıp Kurumu'nun bilimsel kriterlerine sıkı sıkıya bağlı kalmalıdır.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Hayır. Yargıtay kararına göre diş, iskelet sistemine ait bir kemik sayılmadığı için diş kırığına TCK 87/3'teki "kemik kırığı" maddesinden ceza artırımı uygulanamaz.
Genellikle hayır. Adli tıp raporlarında diş kırıkları genellikle "basit tıbbi müdahale ile giderilemez" nitelikte sayıldığından suç TCK 86/1 kapsamına girer. Bu durum şikayete tabi değildir (kamu davasıdır).
Eğer kırılan veya yerinden çıkan diş sayısı çoksa ve kişinin "çiğneme fonksiyonu" (organ işlevi) kalıcı olarak zayıflamışsa, sanığa TCK 87/1-a'dan (organ işlevinin sürekli zayıflaması) çok daha ağır bir ceza verilebilir.
Emsal kararda olduğu gibi, mahkeme kanunun öngörmediği bir maddeden (örneğin diş kırığına kemik kırığı cezası vererek) cezayı artırırsa, bu karar Yargıtay veya İstinaf mahkemelerince sanık lehine bozulur.
Yaranın "Basit Tıbbi Müdahale ile giderilip giderilemeyeceğine" veya "kemik kırığı" olup olmadığına hakim kendisi karar veremez; mutlaka Adli Tıp Kurumundan veya uzman hekimden bilimsel bir rapor alınması zorunludur.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir