avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

DOLANDIRICILIK SUÇU VE HATADAN YARARLANMA

Ceza hukukunun malvarlığına karşı işlenen suçlar kategorisinde en karmaşık ve çok boyutlu yapıya sahip olan dolandırıcılık suçu, özü itibariyle hileli davranışlar yoluyla bir kimsenin iradesinin sakatlanması ve bu yolla haksız menfaat elde edilmesidir. Dolandırıcılık, sadece bir malın rıza dışı alınması değil, mağdurun hile ile ikna edilerek malını bizzat kendi eliyle faile teslim etmesi sürecidir. Bu süreçte fail, toplumdaki iyi niyet ve güven ilişkilerini istismar eder. Hukuk düzenimiz, dolandırıcılığı "çok hareketli" bir suç görüntüsünde tanımlar; yani suçun oluşması için sadece yalan söylemek yetmez, bu yalanın karşı tarafı aldatabilecek bir "hile" düzeyine ulaşması, mağdurun zararına ve failin yararına bir sonucun doğması gerekir. Özellikle günümüz karmaşık hukuk ve bürokrasi sisteminde, karşı tarafın veya kamu kurumlarının içine düştüğü bir hatadan haberdar olup bu hatayı düzeltmek yerine ondan faydalanmak, dolandırıcılık suçunun en ince ve teknik sınırlarını oluşturur.

Dolandırıcılık suçunda hile, sadece aktif yalanlarla değil, bazen de bilinçli bir "susma" ile gerçekleştirilebilir. İhmali davranışla dolandırıcılık olarak adlandırılan bu durumda, failin karşı tarafı içine düştüğü hatadan kurtarma konusunda bir "hukuki bilgilendirme yükümlülüğü" bulunmalıdır. Mahkeme süreçlerinde veya resmi işlemlerde, taraflardan birinin isim benzerliği veya yanlış tebligat gibi nedenlerle sehven taraf ilan edilmesi durumunda, bu kişinin durumu bilmesine rağmen sessiz kalarak haksız ödeme alması, TCK 158/1-d maddesi kapsamında "Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Nitelikli Dolandırıcılık" suçunu oluşturur. Hukuk sistemi, yargısal mekanizmaların bir aldatma aracı olarak kullanılmasına en ağır yaptırımları öngörür. Bu makalemizde, dolandırıcılık suçunun maddi ve manevi unsurlarını, hilenin ihmali davranışla gerçekleştirilme şartlarını ve mahkeme hatalarından yararlanmanın hukuki sonuçlarını akademik bir çerçevede analiz edeceğiz.

DOLANDIRICILIK SUÇUNUN MADDİ UNSURLARI

Dolandırıcılık suçunun vücut bulabilmesi için birbirini izleyen ve aralarında illiyet bağı bulunan üç temel maddi unsurun gerçekleşmesi gerekir: Hileli davranış, aldatma ve menfaat temini (zarar). Suçun başlangıç noktası olan hile, mağdurun algı dünyasında yapay bir gerçeklik yaratma çabasıdır. Hile, sadece basit bir yalan değil, bu yalanı destekleyen ve doğruluğuna inandırmaya yönelik kurgulanmış davranışlar dizisidir. Yargıtay içtihatlarında hile; "karşı tarafın inceleme eğilimini etkisiz kılan, denetleme imkanını ortadan kaldıran veya mağduru hataya düşüren" hareketler olarak tanımlanır. Bu hareketlerin mutlaka dış dünyaya yansıyan somut bir görüntü taşıması esastır.

İkinci unsur olan "aldatma", hilenin mağdur üzerindeki etkisidir. Her yalan aldatıcı değildir; aldatma kabiliyeti, hilenin yoğunluğuna ve mağdurun o anki durumuna göre değişkenlik gösterir. Hukuk, "ortalama bir insanın" aldanabileceği düzeydeki kurnazlıkları hile olarak kabul eder. Eğer mağdur, hilenin farkına varmışsa veya hile o kadar basittir ki kimseyi aldatması mümkün değildir, o takdirde dolandırıcılık suçunun oluşmadığından bahsedilir. Aldatma, mağdurun irade özgürlüğünü sakatlamalı ve onu normalde yapmayacağı bir tasarrufa (malını veya parasını vermeye) yöneltmelidir.

Son unsur ise, bu aldatmanın sonucunda mağdurun veya bir başkasının zararına olarak failin veya bir başkasının "yarar sağlaması"dır. Dolandırıcılık suçu, bir "zarar" suçudur. Yani, hile yapılmış ama kimse zarar görmemiş ve fail bir menfaat elde etmemişse, suç tamamlanmış sayılmaz (teşebbüs aşamasında kalabilir). Zarar, malvarlığında meydana gelen her türlü eksilmeyi ifade eder. Menfaat ise, bu eksilmeye karşılık gelen haksız kazançtır. Bu üç unsur arasındaki zincirleme bağ koptuğunda, örneğin menfaat hileyle değil de başka bir sebeple elde edilmişse, dolandırıcılık suçu yasal unsurları itibariyle oluşmaz.

HİLE KAVRAMI: İCRAİ VE İHMALİ DAVRANIŞLAR

Dolandırıcılık suçunda hile kural olarak "icrai" bir davranışla, yani aktif bir eylemle (sahte belge sunma, kendini başka biri olarak tanıtma vb.) gerçekleştirilir. Ancak ceza hukuku teorisinde hile, "ihmali" davranışla da işlenebilir. Bu durum, failin karşı tarafın zaten içine düşmüş olduğu bir hatayı fark etmesi ve bu hatayı düzeltmesi gerekirken susarak bu hatanın devamını sağlamasıdır. İhmali davranışla hilenin kabul edilebilmesi için failin "bilgilendirme yükümlülüğü" (garantörlük) bulunmalıdır. Bu yükümlülük kanundan, sözleşmeden veya dürüstlük kuralından kaynaklanabilir. Özellikle mahkemelerle veya kamu kurumlarıyla olan ilişkilerde, dürüstlük kuralı gereği kişilerin yanlışlıklara müdahale etme sorumluluğu vardır.

İhmali hilede, failin susması karşı taraf için bir "açıklama" veya "beyan" niteliği taşımalıdır. Yani mağdur, failin sessiz kalmasını "durumun doğruluğuna" dair bir onay olarak algılamalıdır. Örneğin, bir banka memurunun yanlışlıkla bir kişinin hesabına fazla para yatırması durumunda, mudinin bu hatayı fark edip parayı çekmesi; mahkeme kararındaki isim benzerliği nedeniyle kendine ait olmayan bir parayı tahsil etmesi bu kapsama girer. Burada fail, hatayı kendisi yaratmamıştır ama başkasının yarattığı hatayı kendi lehine bir silaha dönüştürmüştür. Hukuk, "başkası hata yaptıysa bu benim şansımdır" mantığını değil, "hatayı biliyorsan ve hukuk düzeni içindeysen düzeltmekle yükümlüsün" mantığını esas alır.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2011/10967 E. sayılı kararında da vurgulandığı üzere; dolandırıcılık suçunda hile, karşı tarafın içine düştüğü hatadan yararlanarak da gerçekleştirilebilir. Ancak bu durumda kişinin, hataya düşen karşı tarafı bilgilendirmek konusunda yükümlülüğünün olması gerekir. Hataya düşen kişi ile hukuki ilişkide bulunulan durumlarda (örneğin bir dava taraflığı durumunda), böyle bir yükümlülük kendiliğinden doğar. Sessizlik, bu aşamada mağdurun iradesini sakatlayan bir "pasif hile" unsuru haline gelir. Bu tespit, dolandırıcılık suçunun sadece "aktif yalancılar" değil, "fırsatçı sessizler" tarafından da işlenebileceğini ortaya koyar.

KAMU KURUMLARININ ARAÇ OLARAK KULLANILMASI (TCK 158/1-D)

Dolandırıcılık suçunun "nitelikli" hallerinden biri olan TCK 158/1-d maddesi, suçun "Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle" işlenmesini düzenler. Kanun koyucu, bu kurumların taşıdığı kamusal güveni ve sahip oldukları resmi belgelerin inandırıcılığını istismar eden faillere daha ağır bir ceza öngörmüştür. Bir mahkemenin, bir tapu dairesinin veya bir belediyenin dolandırıcılık eylemine "bilmeden" alet edilmesi, suçun hem toplumdaki güven duygusuna hem de devletin itibarını zedeleyen bir boyut kazanmasına yol açar.

Bir kamu kurumunun "araç olarak kullanılması", hilenin o kurumun işlemleri, kayıtları veya belgeleri üzerinden kurgulanması demektir. Örneğin, sahte bir nüfus cüzdanı ile bankadan para çekmek (banka kamu kurumu statüsündeyse) veya mahkemeye sahte delil sunarak haksız bir karar aldırmak bu kapsama girer. Burada kurum, dolandırıcılık eyleminin "kanalı" haline getirilmiştir. Kurumun hatası veya personelin dikkatsizliği, failin hilesini kolaylaştırıcı bir rol oynar. TCK 158/1-d, devletin resmi mekanizmalarını kirli emellerine alet eden kişiye, basit dolandırıcılıktan (TCK 157) çok daha şiddetli bir cevap verir.

Bu nitelikli halin oluşması için kurumun mutlaka zarar görmesi gerekmez; hilenin kurum aracılığıyla yapılmış olması yeterlidir. Zararı çeken taraf özel bir şahıs olsa bile, eğer hile bir mahkeme dosyasındaki hatadan faydalanılarak gerçekleştirilmişse nitelikli dolandırıcılık hükümleri uygulanır. Yargıtay kararlarında, mahkemelerin "aracı" kılındığı durumlarda yargı erkinin saygınlığının da bir saldırı altında olduğu kabul edilir. Dolayısıyla, bir davanın tarafıymış gibi davranıp mahkemeyi yanıltarak başkasının parasını alan kişi, sadece şahsı değil, adaletin tecellisini sağlayan mekanizmayı da dolandırmış sayılır.

MAHKEME HATASINDAN YARARLANMANIN HUKUKİ SONUCU

Hukuk yargılamasında bazen isim benzerliği, hatalı nüfus kayıtları veya yanlış tebligatlar nedeniyle "maddi hatalar" yapılabilmektedir. Mahkemenin, davanın gerçek tarafı olmayan ama aynı ismi taşıyan bir kişiyi muhatap alması bu hataların en belirgin örneğidir. Eğer bu kişi, kendisine gelen tebligatları aldığında durumun bir hata olduğunu anlıyorsa (örneğin taşınmazın kendisine ait olmadığını biliyorsa) ancak bu hatayı mahkemeye bildirmek yerine "davayı kabul edip" veya "sessiz kalıp" sonucunda hükmedilen parayı tahsil ediyorsa, bu eylem doğrudan dolandırıcılık suçudur. Burada "ben yapmadım, mahkeme yaptı" savunması hukuken geçersizdir.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin incelediği olayda, sanık ölü bir paydaşla aynı ismi taşıdığı için mahkemece tebligat yapılmış ve sanık taşınmazın kendi annesinden kaldığını düşündüğünü iddia etmiştir. Ancak Yargıtay, dava dosyasındaki tapu kayıtları ve verasete ilişkin bilgiler ışığında sanığın bu hatayı anlamamasının mümkün olmadığını tespit etmiştir. Mahkeme hatasını düzeltmek yerine bu hatanın satış dosyasında da devam etmesini sağlayan ve nihayetinde başkasına ait olan satış parasını tahsil eden sanığın eylemi, TCK 158/1-d kapsamında nitelikli dolandırıcılık olarak tanımlanmıştır. Mahkeme hatası, fail için bir "suçtan kurtulma bahanesi" değil, suçun "işleniş aracı" olarak değerlendirilmiştir.

Buradaki hukuki sonuç, kişilerin resmi makamlarla olan ilişkilerinde dürüstlük kuralına uyma zorunluluğudur. Bir kimse, hak etmediği bir paranın kendisine bir kurum hatasıyla ödeneceğini anladığı an, bu hatayı bildirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün ihlali ve paranın "sessizce" tahsil edilmesi, hilenin en rafine halidir. "Hatadan faydalanma", iradenin sakatlanması sürecine faal bir sessizlikle katılım demektir. Bu nedenle mahkemeler, bu tür durumlarda sanığın savunmasındaki "iyi niyet" iddialarını somut verilerle (dosya içeriği, tapu kayıtları vb.) sıkı bir denetime tabi tutarlar. Gerçekliği yansıtmayan sessizlik, hukukta açık bir yalan kadar cezai sorumluluk doğurur.

SUÇUN MANEVİ UNSURU VE KASTIN KAPSAMI

Dolandırıcılık suçu, sadece "kasten" işlenebilen bir suçtur; taksirle (dikkatsizlik sonucu) dolandırıcılık olması mümkün değildir. Faildeki bu kast, suçun tüm maddi unsurlarını (hile, aldatma, zarar, yarar) kapsamalıdır. Fail, gerçekleştirdiği davranışın "hile" teşkil ettiğini, bu hilenin başkasını "aldatıcı" nitelikte olduğunu ve sonucunda mağdurun "zarar" görüp kendisinin "menfaat" elde edeceğini bilmeli ve istemelidir. İhmali davranışla işlenen suçlarda ise fail, karşı tarafın hataya düştüğünü bilmeli ve bu hatayı düzeltme yükümlülüğünü kasten yerine getirmemelidir.

Dolandırıcılık kastı değerlendirilirken failin "bilinci" ve "iradesi" sorgulanır. Fail, hile ile zarar arasındaki "illiyet bağının" (nedensellik bağının) farkında olmalıdır. Yani zarar, hileli davranışın bir sonucu olarak doğmalıdır. Fail, "ben hile yapmasaydım da bu para bana gelecekti" diyebiliyorsa veya zararın kendi hilesiyle değil de tamamen bağımsız bir olayla gerçekleştiğini düşünüyorsa, suçun manevi unsuru eksik kalabilir. Ancak bu kastın "doğrudan kast" olması şart değildir; "olası kast" da dolandırıcılık suçu için yeterlidir. Yani fail, bir hatanın sonuçlarından yararlanırken bir başkasının zarar görebileceğini öngörüyor ve bu sonucu "olursa olsun" diyerek kabulleniyorsa olası kastla sorumludur.

Yargıtay kararlarında sanığın "hata yaptığını düşündüm" şeklindeki savunmaları, kastın yokluğunu ispatlama çabasıdır. Ancak mahkemeler, failin kişisel durumunu, eğitimini ve olayın gelişimini baz alarak bu "düşüncenin" hayatın olağan akışına uygun olup olmadığını tartarlar. Örneğin, kendisine ait olmayan bir tarlanın satış parasını alan bir kişinin "benim tarlam sanıyordum" demesi, eğer o kişinin hiçbir zaman öyle bir tarlası olmamışsa veya tapu kayıtları aksini çok net gösteriyorsa inandırıcı bulunmaz. Kast, içsel bir dünya olsa da, dışsal somut delillerle teşhis edilir. Bilinçli bir şekilde haksız kazanca yönelen irade, dolandırıcılık suçunun manevi merkezini oluşturur.

HİLE İLE ZARAR ARASINDAKİ İLLİYET BAĞI

Dolandırıcılık suçunun en kritik halkası, hileli davranış ile ortaya çıkan zarar arasındaki illiyet (nedensellik) bağıdır. Zarar, mutlaka hilenin etkisiyle gerçekleşmiş olmalıdır. Eğer mağdur hileye rağmen değil de, tamamen başka bir motivasyonla (örneğin hayırseverlik veya kendi yaptığı başka bir hata ile) malını vermişse dolandırıcılık suçu oluşmaz. Hilenin, mağdurun iradesini "teslim alan" veya "yanıltan" bir güçte olması gerekir. Mahkeme hatasından yararlanma durumlarında illiyet bağı; mahkemenin yaptığı hatanın failin hilesiyle (veya bilinçli susmasıyla) beslenerek bir "ödeme kararı"na dönüşmesiyle kurulur.

İlliyet bağı değerlendirilirken "kesintisiz bir zincir" aranır. Hile yapıldı -> Mağdur aldandı -> Mağdur malvarlığında tasarruf yaptı -> Zarar doğdu. Bu zincirdeki herhangi bir halka koptuğunda suç tamamlanmış sayılmaz. Örneğin, fail hile yapmış ama mağdur uyanık davranıp parayı vermemişse, illiyet bağı "zarar" aşamasına ulaşamadığı için eylem teşebbüste kalır. Ya da hile yapılmış ama mağdur bu hileye hiç inanmamış, sadece faili yakalatmak için parayı vermişse (polis tuzakları gibi), aldatma unsuru gerçekleşmediği için yine teşebbüs tartışılır.

İlliyet bağı bazen "araya giren nedenler" ile karmaşıklaşabilir. Kamu kurumlarının araç olarak kullanıldığı davalarda, kurumun (örneğin mahkemenin) kendi içindeki dikkatsizliği illiyet bağını kesmez. Aksine, kurumun bu dikkatsizliği failin hilesi tarafından "kullanıldığı" için suç nitelikli hale gelir. Fail, kurumun hatasını kendi yararına "kanalize" ettiği sürece illiyet bağı mevcuttur. Yargıtay'ın "hatanın satış dosyasında devam ettirilmesinden faydalanarak" ibaresi, failin hatayı sahiplenerek zarar sürecine dahil olduğunu ve böylece hile ile zarar arasındaki bağı kurduğunu teyit eder.

DÜRÜSTLÜK KURALI VE BİLGİLENDİRME YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Ceza hukuku ile özel hukuk arasındaki en güçlü köprülerden biri dürüstlük kuralıdır. Kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyi niyet ve güven, dolandırıcılık suçunun korunmaya çalıştığı hukuki değerdir. Bilgilendirme yükümlülüğü, karşı tarafın hataya düşmesini engelleme borcudur. Eğer bir taraf, diğerinin bir konuda yanlış bilgi sahibi olduğunu biliyorsa ve aralarında hukuki bir ilişki (dava, sözleşme, resmi işlem vb.) varsa, dürüstlük kuralı gereği susması "aldatma" niteliği taşır. Susmak, "her şey yolunda" mesajı vermektir. Hukuk, kişilere pasif kalarak haksız zenginleşme hakkı tanımaz.

Özellikle yargı organları önünde bu yükümlülük zirveye çıkar. Mahkemeye sunulan belgelerin veya verilen beyanların doğruluğu kadar, mahkemenin yaptığı maddi hataları fark edip düzeltmek de bir "usuli dürüstlük" borcudur. Bu borcun ihlali, sadece bir tazminat konusu değil, TCK kapsamında hapis cezası gerektiren bir suçtur. İsim benzerliğinden yararlanarak bankadan başkasının parasını çeken veya ölü bir akrabasının maaşını almaya devam eden kişi, bu bilgilendirme yükümlülüğünü kasten ihlal etmiş sayılır. Dürüstlük kuralı, dolandırıcılık suçunun "ihmali davranış" boyutundaki en önemli yasal dayanağıdır.

Sonuç olarak; dolandırıcılık suçu, sadece aktif kurgularla değil, başkasının hatasını kurnazca kabullenmekle de işlenebilen bir güvendir suçudur. Kamu kurumlarını ve mahkemeleri bu hataya alet etmek, suçun vahametini ve cezasını artırır. Hukuk sistemi, kişilerin "maddi hatalardan" kâr devşirmesine izin vermez; bu tür eylemleri malvarlığına ve kamu güvenine karşı bir saldırı olarak görür. Adalet, sadece söylenen yalanları değil, gerçeğin söylenmesi gerekirken tutulan suçlu sessizlikleri de cezalandırır. Dolandırıcılıkla elde edilen her menfaat, bir başkasının emeğinin ve haklarının gasp edilmesi olduğu kadar, toplumdaki güven ikliminin de zehirlenmesidir.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. Başkasının yaptığı bir hatadan faydalanarak para almak suç mudur?

Evet. Eğer aranızda bir hukuki ilişki varsa (örneğin bir dava veya resmi işlem) ve karşı tarafın hata yaptığını biliyorsanız, bu hatayı bildirmekle yükümlüsünüz. Hatadan bilerek faydalanıp menfaat sağlamak "ihmali davranışla dolandırıcılık" suçunu oluşturur.

2. İsim benzerliği nedeniyle yanlışlıkla bana gelen bir ödemeyi alırsam ne olur?

Eğer o paranın size ait olmadığını biliyor ve buna rağmen isim benzerliğinden faydalanarak tahsil ediyorsanız, bu eylem "Nitelikli Dolandırıcılık" suçuna girer (TCK 158/1-d). Mahkemelerin veya bankaların bu tür hatalarından yararlanmak hapis cezası gerektiren ağır bir suçtur.

3. Dolandırıcılık suçunun basit hali ile nitelikli hali arasındaki fark nedir?

Basit dolandırıcılık (TCK 157) iki kişi arasında herhangi bir resmi kurum aracı kılınmadan işlenen suçtur. Nitelikli dolandırıcılık (TCK 158) ise mahkeme, banka, sigorta gibi kurumların araç olarak kullanılması veya dini değerlerin istismarı gibi durumlarda oluşur ve çok daha ağır cezalar öngörür.

4. "Benim param sandım" diyerek suçtan kurtulabilir miyim?

Bu bir savunma stratejisidir ancak mahkeme buna kolayca inanmaz. Kişinin ekonomik durumu, söz konusu miktarın büyüklüğü, tapu kayıtları ve dosya içeriği incelenir. Hayatın olağan akışına aykırı bir "yanılma" iddiası kastı ortadan kaldırmaz.

5. Hiç yalan söylemeden, sadece susarak dolandırıcılık suçu işlenir mi?

Evet. Eğer karşı taraf bir hata içindeyse ve sizin onu bilgilendirme yükümlülüğünüz varsa (kanunen veya dürüstlük kuralı gereği), sessiz kalarak o hatadan menfaat sağlamanız dolandırıcılık suçunun "hile" unsurunu oluşturur.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
(Kapatılan)15. Ceza Dairesi 2011/10967 E. , 2012/1299 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Dolandırıcılık HÜKÜM : Beraat Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Dolandırıcılık, hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlamasıdır. Bu bakımdan dolandırıcılık suçu, kişilerin malvarlığına karşı işlenen bir suçtur. Bu suçun işlenişi sırasında hileli davranışlar ile kişiler aldatılmaktadır. Aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyi niyet ve güven ihlâl edilmektedir. Bu suretle kişinin irade serbestisi etkilenmekte ve irade özgürlüğü ihlâl edilmektedir. Çok hareketli suç görüntüsü taşıyan dolandırıcılık suçunun oluşumu açısından birden fazla fiilin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu hareketlerden birincisini hile oluşturmaktadır. Hile, icraî bir davranışla gerçekleştirilebileceği gibi; karşı tarafın içine düştüğü hatadan, bir konuda yanlış bilgi sahibi olmasından yararlanarak da, yani ihmalî davranışla da, gerçekleştirilebilir. Ancak, bu durumda kişinin, hataya düşen karşı tarafı bilgilendirmek konusunda yükümlülüğünün olması gerekir. Hataya düşen kişi ile hukukî ilişkide bulunulan durumlarda, böyle bir yükümlülük vardır. Ayrıca, muhatabın belli bir husustaki hatası karşısında kişinin ihmalî davranışının, örneğin susmasının, bir beyan, açıklama değerini taşıması gerekir. Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için, gerçekleştirilen hilenin etkisiyle, bu hileye maruz kalan kişinin veya bir üçüncü kişinin zararına olarak, fail veya bir başkası bir menfaat elde etmelidir. Dolandırıcılık suçu, kasten işlenebilen bir suçtur. Burada söz konusu olan kast, dolandırıcılık suçunun maddî unsurlarının hepsinin fail tarafından bilinmesini ifade etmektedir. Bir başka ifadeyle, fail gerçekleştirdiği davranışların hile teşkil ettiğini, başka birini aldatıcı nitelikte olduğunu bilmelidir. Ayrıca, fail, bu hileli davranışlar sonucunda bunların etkisiyle, hileye maruz kalan kişinin veya başkasının malvarlığında bir eksilme meydana geldiğini, zarar gördüğünü ve buna karşılık, kendisinin veya sair bir kişinin malvarlığında bir artma meydana geldiğini bilmelidir. Bu itibarla, fail, mağdurun malvarlığındaki eksilmenin, mağdurun gördüğü zararın kendi hileli davranışları sonucunda meydana geldiğini bilmelidir; hile ile zarar arasındaki illiyet bağının varlığının bilincinde olmalıdır. Belirtilen hususlara ilişkin kast, doğrudan kast olabileceği gibi, olası kast da olabilir. Ceza Genel Kurulu'nun 07.02.2006 tarih, 2005/11-129 Esas ve 2006/13 Karar sayılı ilamında, "Sanığın, yurtdışından Pamukbank ... Şubesine ... Hüsnü Işık adına gönderilen 7.000 DM tutarındaki havale bedelini, bu şahsa ait sahte nüfus cüzdanı ibraz edip kendisini bu kişi olarak tanıtmak suretiyle 10.10.2000 tarihinde ilgili banka şubesinden çektiği, ayrıca, Yapı Kredi Bankasının ... Şubesine ... adına gönderilen 30.000 DM tutarındaki havale bedelini de bu kişi adına düzenlediği sahte nüfus cüzdanı ile 09.11.2000 tarihinde banka şubesine başvurarak çekmiş bulunduğu dosyadaki kanıtlardan açık, net ve duraksatmaz düzeyde anlaşılmaktadır. Sanık her iki olayda da banka memurlarını, gönderilen havalenin gerçek alıcısının kendisi olduğunu sahte nüfus cüzdanlarını göstererek ikna ile onların iradesini sakatlayarak paraların kendisine teslim işlemlerini gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla sanığın eylemlerinde sahte nüfus cüzdanları, dolandırıcılık suçunun “hile” unsurunu oluşturmaktadır. Dolandırıcılık suçu hileli davranışlarla bir kimsenin aldatılmasıdır. Burada hileli davranış parayı gönderen ya da alan kişiye değil, doğrudan doğruya banka adına hareket eden banka memurlarına yapılmış ve bu şekilde paranın teslimi sağlanmıştır. Dolandırıcılık suçunda, hileli hareketlerle irade özgürlüğü sakatlanan ile zarar görenlerin farklı kişiler olması da olanaklıdır. Suçun tanımından da bu açıkça anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, banka hizmet, kayıt ve belgelerinden yararlanılarak gerçekleştirilen dolandırıcılık eyleminde bankanın aracı olarak kullanılması nedeniyle, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 504/3. madde ve fıkrasında yazılı nitelikli dolandırıcılık suçu oluşmuştur..." şeklinde karar verilmiştir. ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2004/1461 Esas sayılı dosyasının dava dilekçesinde dava konusu taşınmazın ölü olan ... adına paydaş olarak kayıtlı olduğu ve bu kişi adına dava açıldığı, davanın görülmesi esnasında sanık ...'in taşınmaza malik olmadığı halde sanığa ölü olan ... ile aynı ismi ve baba adını taşıması nedeniyle dava dilekçesinin tebliğ edildiği, somut olayda sanığın savunmasında; dava konusu taşınmazın annesinden kalmış olduğunu düşündüğü yönündeki beyanlarına itibar edilemeyeceği, yine sanığın dava dilekçesi içeriğine göre bu taşınmazın kendisine ait olmadığını açıkça anlayabileceği, buna rağmen ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2004/1461 Esas sayılı dosyasındaki davacı tarafından yapılan hatanın satış dosyasında devam ettirilmesinden faydalanarak, katılanlara ait taşınmazın satış parasını almış olduğu anlaşılmakla TCK.nun 158/1-d maddesindeki suçun oluştuğu gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK. nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 19.01.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.