avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Elektrik Aboneliği Feshi ve Abone Sorumluluğu Analizi

ELEKTRİK ABONELİĞİ FESHİ VE ABONE SORUMLULUĞU

Enerji hukuku kapsamında elektrik tedarik sözleşmeleri, perakende satış lisansı sahibi tüzel kişiler ile tüketiciler (aboneler) arasında kurulan ve süreklilik arz eden bir hukuki ilişkiyi ifade eder. Bu ilişkinin en temel unsuru, abonenin belirli bir sayaç üzerinden tüketilen elektrik enerjisinin bedelini ödeme taahhüdüdür. Ancak uygulamada, abonenin mülkü tahliye etmesi, iş yerini devretmesi veya taşınması durumunda abonelik sözleşmesinin usulüne uygun olarak feshedilmemesi, ciddi hukuki ihtilaflara yol açmaktadır. Hukukumuzda yerleşik bir ilke olarak; abonelik iptal ettirilmedikçe, o abonelik üzerinden gerçekleştirilen normal veya kaçak (usulsüz) tüm tüketim bedellerinden, fiili kullanıcı ile birlikte kayıtlı abonenin "müteselsilen" sorumlu olduğu kabul edilir. Bu sorumluluk, abonenin o mülkü fiilen kullanmıyor olmasından veya taşınmazı çoktan terk etmiş olmasından bağımsız olarak, sadece "sözleşme tarafı" sıfatıyla devam eder.

Abonelik sözleşmesinin sona erdirilmesi süreci, sadece bir "bildirim" değil, aynı zamanda tarafların karşılıklı yükümlülüklerini (borçların ödenmesi, güvence bedelinin iadesi, enerjinin kesilmesi) yerine getirmesi gereken karmaşık bir işlemdir. Abonenin iptal talebinde bulunmasına rağmen, idarenin "borç var" gerekçesiyle bu talebi reddetmesi veya enerjiyi kesmemesi, sorumluluğun sınırlarını tartışmalı hale getirir. Özellikle abonelik sonlandırma talebinden sonraki dönemde oluşan borçlar, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve zararı azaltma borcu (TBK m. 114) çerçevesinde değerlendirilmelidir. Enerji şirketinin kendi kusuruyla enerjiyi kesmemesi veya kaçak kullanımı görmezden gelmesi durumunda, abonenin sorumluluğunun hakkaniyet ölçüsünde sınırlandırılması gerekmektedir. Bu analizde, elektrik abonelik sözleşmelerinin fesih usulü, abonenin müteselsil sorumluluğunun kapsamı ve iptal başvurusundan sonra doğan borçlardan sorumluluk kriterleri, Yargıtay’ın emsal kararları ışığında incelenecektir.

ENERJİ HİZMETLERİNDE SÖZLEŞMESEL İLİŞKİ

Elektrik enerjisi tedariki, Borçlar Kanunu anlamında bir "satış" sözleşmesi niteliğinde olup, Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği (EPMH Yönetmeliği) gibi özel düzenlemelere tabidir. Abone, perakende satış sözleşmesini imzaladığı andan itibaren, sözleşmede belirtilen adresteki sayaç üzerinden tüketilen enerjinin bedelinden sorumlu hale gelir. Bu sorumluluk, abonenin tacir veya finansal tüketici olmasından bağımsız olarak, sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesine dayanır. Sözleşme, tarafların iradesiyle veya kanuni nedenlerle feshedilinceye kadar hukuki varlığını sürdürür.

Abonelik sözleşmesinin içeriği, genellikle idare tarafından hazırlanan tip sözleşmelerden oluşur. Bu sözleşmelerde yer alan "müşterinin sözleşmeyi tek taraflı feshetme şartları", taraflar arasındaki uyuşmazlıklarda öncelikli olarak uygulanır. Abonman sözleşmesinin genel şartları, sözleşmenin ayrılmaz bir parçasıdır ve tarafları bağlar. Dolayısıyla, bir abonenin aboneliğini sonlandırmak istemesi durumunda, sadece fiziksel olarak taşınması yeterli olmayıp, sözleşmede ve mevzuatta öngörülen "idari fesih" sürecini tamamlaması şarttır. Aksi takdirde, abonenin "ben orada oturmuyorum" savunması, borcun tahsiline engel teşkil etmez.

Enerji tedarikinde abonenin en temel yükümlülüğü bedel ödemek iken, idarenin yükümlülüğü ise kesintisiz ve kaliteli enerji sağlamaktır. Ancak bu karşılıklı edimler dengesi, abonenin kusurlu davranışları (kaçak kullanım) veya idarenin ihmali (başvuruya rağmen enerjiyi kesmeme) ile bozulabilir. Sözleşme sona erdirilmediği sürece, idare o adresteki muhatap olarak "aboneyi" görmeye devam eder. Bu durum, taşınmazı yeni kiralayan veya devralan kişilerin "abonesiz" enerji kullanması halinde, eski abonenin ciddi bir rücu riski ile karşı karşıya kalmasına neden olur.

ABONENİN MÜTESELSİL SORUMLULUĞU İLKESİ

Yargıtay’ın istikrar kazanmış uygulamasına göre; bir abonelik iptal ettirilmedikçe, o abonelik üzerinden tüketilen kaçak ve normal kullanım bedelinden, fiili kullanıcı ile birlikte abone müteselsilen (zincirleme) sorumludur. Müteselsil sorumluluk, alacaklının (enerji şirketinin) borcun tamamını, borçlulardan herhangi birinden veya tamamından talep edebilme yetkisini ifade eder. Bu ilke, enerji şirketlerinin alacaklarını güvence altına almalarını sağlar ve tüketicileri aboneliklerini usulüne uygun kapatmaya teşvik eder.

Müteselsil sorumluluk, abonenin taşınmazı fiilen kullanmıyor olmasını bir savunma aracı olmaktan çıkarır. Abone, iş yerini devretmiş olsa bile, aboneliği kendi adına bırakmaya devam ettiği sürece, devralan kişinin kaçak elektrik kullanmasından doğan faturadan da sorumlu tutulabilir. "Ben devrettim, artık onlar kullanıyor" şeklindeki itirazlar, enerji şirketi ile yapılan sözleşmeyi sona erdirmedikçe hukuken bir değer taşımaz. Bu sorumluluk rejimi, abonelerin "sözleşme tarafı" sıfatının yarattığı bir hukuki görünümdür.

Bu ağır sorumluluğun tek istisnası, aboneliğin usulüne uygun şekilde feshedilmiş olmasıdır. Fesih gerçekleştiği andan itibaren, eski abonenin o sayaç üzerindeki sorumluluğu sona erer. Eğer fesih sonrası enerji kesilmemişse ve başkası kullanmaya devam etmişse, bu durum artık "abonesiz kullanım" kapsamına girer ve sorumluluk tamamen fiili kullanıcıya ait olur. Ancak feshin gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında, sadece dilekçe verilmesi her zaman yeterli görülmeyebilir; idarenin de bu talebi işleme koyma yükümlülüğü vardır.

ABONELİK SÖZLEŞMELERİNİN FESİH PROSEDÜRÜ

Elektrik aboneliğinin feshi, EPMH Yönetmeliği ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre gerçekleştirilir. Genellikle müşteri, abonelik sonlandırma talebini içeren bir dilekçe ile idareye başvurur. Bu başvuruyla birlikte, idarenin sayacı okuyup son faturayı tahakkuk ettirmesi, elektriği fiilen kesmesi ve abonenin başlangıçta yatırdığı "güvence bedelini" mahsup ederek iade etmesi gerekir. EPMH Yönetmeliği m. 26/4 uyarınca, perakende satış sözleşmesinin feshi durumunda, nakden tahsil edilen güvence bedeli, "tüm borçların ödenmiş olması kaydıyla" güncellenerek üç iş günü içinde iade edilmelidir.

Uygulamada en çok karşılaşılan sorun, abonenin iptal talebi sırasında mevcut olan geçmiş borçlardır. Enerji şirketleri, genellikle "eski borçlar ödenmeden aboneliği kapatmayız" şeklinde bir tavır sergilemektedir. Ancak bu yaklaşım, abonenin gelecekte doğacak borçlardan (başkalarının kullanımından) sorumlu tutulmaya devam edilmesi riskini doğurur. Hukuki açıdan doğru olan yaklaşım; aboneliğin talep tarihinde "sonlandırılması", mevcut borçların takibine devam edilmesi ve o tarihten itibaren abonenin yeni borçlardan sorumlu tutulmamasıdır.

Fesih prosedürünün tamamlanması için abonenin üzerine düşen tüm şartları (dilekçe, kimlik ibrazı, son endeks bildirimi vb.) yerine getirmiş olması gerekir. Eğer abone bu şartları yerine getirmişse, idarenin teknik veya idari gerekçelerle aboneliği açık tutması, idarenin kendi kusuru olarak değerlendirilir. Abonelik sözleşmesinin "nasıl sona erdirileceğine" ilişkin şartlar incelenirken, sadece şirket iç yönetmeliklerine değil, genel hukuk prensiplerine de bakılmalıdır. Abone, sözleşmeyi tek taraflı feshetme iradesini açıkça ortaya koymuşsa, bu irade beyanı idareye ulaştığı andan itibaren sonuç doğurmaya başlamalıdır.

İPTAL TALEBİ SONRASI DOĞAN BORÇLAR

Abonenin 10 Şubat gibi bir tarihte iptal talebinde bulunduğunu, ancak idarenin elektriği Haziran ayında kestiğini varsayalım. Aradaki 4 aylık sürede taşınmazı kullanan başkalarının yarattığı borçtan abone sorumlu tutulmalı mıdır? Yargıtay’ın bu konudaki yaklaşımı, "haklı neden" ve "idarenin kusuru" dengesine dayanır. Eğer abone usulüne uygun başvurmuş ve idarenin elektriği kesmek için teknik bir engeli bulunmuyorsa, başvurudan sonraki borçlardan abonenin sorumlu tutulması hakkaniyete ve dürüstlük kuralına (TMK m. 2) aykırıdır.

EPMH Yönetmeliği uyarınca, usulsüz veya borç nedeniyle kesilmesi gereken elektriğin idarece kesilmemesi, idarenin müterafık (ortak) kusurunu oluşturur. Türk Borçlar Kanunu m. 114 atfıyla m. 52 uyarınca; alacaklı (idare), borcun veya zararın artmasına kendi kusuruyla sebebiyet vermişse, tazminattan indirim yapılmalı veya tazminat tamamen kaldırılmalıdır. Abone iptal dilekçesini vermişse, artık o sayaçtan enerji geçmesini istemediğini beyan etmiştir. İdarenin bu beyana rağmen hattı açık tutması, "kendi kusuruyla zararın artmasına sebebiyet vermesi" anlamına gelir.

Bu gibi durumlarda mahkemeler, abonenin "iptal talebi tarihindeki" borçlarını tespit eder ve aboneyi sadece bu kısımdan sorumlu tutar. İptal talebinden sonraki kullanımlar, fiili kullanıcının (haksız fiil sorumlusunun) borcudur. Abonenin müteselsil sorumluluğu, idarenin iyi niyetli ve basiretli bir sağlayıcı gibi hareket etmesi halinde geçerlidir. İdarenin başvurudan aylar sonra kesim işlemi yapması, basiretli tacir yükümlülüğüyle bağdaşmaz. Dolayısıyla, iptal dilekçesi sorumluluk için bir "milat" kabul edilmelidir.

GÜVENCE BEDELİ VE MAHSUP İŞLEMLERİ

Güvence bedeli, abonenin enerji tüketim borçlarını ödememe riskine karşı sözleşme başında alınan bir teminattır. EPMH Yönetmeliği’nin 26. maddesi, bu bedelin iadesini "borçların ödenmiş olması" şartına bağlar. Ancak bu şart, abonenin aboneliği kapatma hakkını ortadan kaldırmaz. İdare, abonenin borcu olsa dahi aboneliği "sonlandırabilir" ve güvence bedelini mevcut borca mahsup edebilir. Bakiye borç kalırsa, bu miktar için icra takibi yapma hakkı saklıdır.

İdarenin, "borç ödenmeden güvence bedelini güncelleyip iade etmemekte" haklı olup olmadığı, sözleşme hükümlerine göre incelenmelidir. Eğer güvence bedeli borcu kapatmaya yetmiyorsa, idarenin bu bedeli elinde tutması meşru bir savunmadır. Ancak güvence bedelinin mahsup edilerek aboneliğin kapatılması imkanı varken, borcu bahane ederek aboneliği açık tutmak ve yeni borçlar birikmesine göz yummak "hakkın kötüye kullanılması" (TMK m. 2) olarak değerlendirilebilir.

Güvence bedelinin güncellenmesi, enflasyon karşısında paranın değerinin korunmasını sağlar. İdare, abonenin iade talebinden itibaren en geç üç iş günü içinde bu işlemi yapmakla yükümlüdür. Bu sürenin aşılması durumunda idare temerrüde düşer. Mahkemeler, uyuşmazlık çözülürken abonenin güvence bedelinin ne kadar olduğunu, bu bedelin borçları ne ölçüde kapattığını ve mahsup işleminin neden yapılmadığını titizlikle incelemek zorundadır.

ZARARI AZALTMA BORCU VE ENERJİ ŞİRKETLERİ

Zararı azaltma borcu, her alacaklı için geçerli olan evrensel bir hukuk kuralıdır. Enerji şirketi, abonenin ödeme yapmadığını veya aboneliği sonlandırmak istediğini bildiği halde, enerji akışını sürdürerek borcun fahiş miktarlara ulaşmasına seyirci kalamaz. Özellikle "kaçak elektrik" tespiti yapılmasına rağmen enerjinin kesilmemesi, idarenin bu borcun artmasını "kabullendiği" ve hatta "teşvik ettiği" şeklinde yorumlanabilir.

Yargıtay kararlarında, idarenin mevzuata uygun olarak elektriği kesmemesi ve ödemekle yükümlü olunan borçların güvence bedelinden düşülüp bakiye alacağın tahsili yoluna gitmemesi, idarenin kusuru olarak nitelendirilmektedir. Kendi kusuru nedeniyle abonenin zararının artmasına sebebiyet veren idare, bu artan zarardan dolayı aboneyi sorumlu tutamaz. Bu ilke, BK 98 (yeni TBK 114) delaletiyle BK 44 (yeni TBK 52) maddesinin uygulanmasını zorunlu kılar.

Enerji şirketinin "personel yetersizliği", "ulaşım zorluğu" veya "idari yoğunluk" gibi gerekçelerle elektriği kesmemesi, aboneyi bağlayan meşru mazeretler değildir. Teknoloji çağında uzaktan kesme/açma imkanlarının da arttığı göz önüne alındığında, idarenin fesihten sonraki kullanım bedellerini eski aboneden tahsil etmeye çalışması, sözleşmesel adalete aykırıdır. Mahkemece yapılacak incelemede, enerjinin fiilen ne zaman kesildiği ve kesim işleminin neden geciktiği mutlaka sorgulanmalıdır.

DÜRÜSTLÜK KURALI VE HAKKANİYET DENETİMİ

Medeni Kanun’un 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı, hakların kullanılmasında ve borçların ifasında uyulması gereken temel ahlaki-hukuki çıtadır. Bir abonenin fiilen kullanmadığı, taşındığını bildirdiği ve aboneliğinin iptalini istediği bir yerden dolayı, idarenin ihmali sonucu biriken devasa faturalardan sorumlu tutulması "hakkaniyete" aykırıdır. Hukuk, sadece yazılı metinlerin mekanik uygulanması değil, somut olayda adaletin tecellisidir.

Yargıtay, abonelik sözleşmesi sona erdirilme istemini içeren dilekçeden sonraki borçlar için "hakkaniyet" denetimi yapar. Eğer abone, mülkü tahliye ettiğini ve artık sorumlu olmak istemediğini idareye resmi yolla iletmişse, idarenin bu andan itibaren aboneyi "risk altında" tutmaya hakkı yoktur. İdare, abonenin borçlarını bahane ederek onu süresiz bir sorumluluk zincirine hapsedemez. Dürüstlük kuralı, abonenin iradesine saygı duyulmasını ve idarenin de üzerine düşen "operasyonel sorumluluğu" (kesme işlemi) yerine getirmesini emreder.

Bu denetim kapsamında, abonenin iptal başvurusunun "haklı bir nedene" dayanıp dayanmadığına bakılmaz; zira sözleşme serbestisi gereği abone her zaman (belirli şartlarla) sözleşmeyi feshedebilir. Önemli olan, abonenin borcunun bulunmasının, feshin "hukuki sonuçlarını" (sorumluluğun sona ermesini) durdurup durdurmayacağıdır. Yargıtay’ın baskın görüşü, feshin gerçekleştiği andan itibaren abonenin yeni tüketimlerden sorumlu tutulamayacağı yönündedir; geçmiş borçlar ise ayrı bir takip konusudur.

KAÇAK ELEKTRİK KULLANIMI VE ABONE SORUMLULUĞU

Kaçak elektrik kullanımı, hem cezai hem de hukuki sonuçları olan ağır bir ihlaldir. Eğer kaçak kullanım, abonelik aktifken gerçekleşmişse, abone "müteselsil sorumlu" olarak bu ağır bedeli ödemek zorunda kalabilir. Ancak kaçak kullanımın tespiti, aynı zamanda idareye "enerjiyi derhal kesme" yükümlülüğü yükler. EPMH Yönetmeliği m. 14/b uyarınca, usulsüz kullanımda enerjinin kesilmesi şarttır.

İdarenin kaçak kullanımı tespit edip tutanak tutmasına rağmen elektriği kesmemesi, abonenin sorumluluğunu hafifleten bir unsurdur. Eğer abone zaten iptal dilekçesi vermişse ve üzerine bir de kaçak kullanım tutanağı düzenlenmişse, idarenin hala elektriği kesmemiş olması kabul edilemez bir ihmaldir. Bu durumda abone, kaçak kullanım bedelinin sadece kendi kullanım dönemiyle sınırlı kısmından sorumlu tutulmalıdır. İdarenin kendi kusuruyla artmasına izin verdiği "kaçak tüketim faturası", abonenin dürüstlük kuralı çerçevesindeki korumasından yararlanmasını sağlar.

Sonuç olarak, elektrik aboneliği uyuşmazlıklarında abonenin sorumluluğu mutlak değildir. "Abonelik iptal edilmedikçe sorumluluk sürer" kuralı, idarenin basiretli bir şekilde hareket etmesi ve fesihten sonraki artışlara kendi kusuruyla yol açmaması şartına bağlıdır. Abone, iptal dilekçesini verdiği andan itibaren hukuken koruma altına girmeli; idare ise enerjiyi kesme yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Aksi takdirde, fiilen kullanılmayan bir yerin faturası, sözleşme hukukunun ruhuna aykırı bir şekilde eski abonenin sırtına yüklenmiş olacaktır.

HUKUKİ SORU VE CEVAPLAR

Evi tahliye ettim ama aboneliği iptal etmedim, borçlardan sorumlu muyum?

Evet. Yargıtay kararlarına göre, abonelik iptal edilmediği sürece, o adreste tüketilen elektrikten kayıtlı abone ile fiili kullanıcı müteselsilen sorumludur. Tahliye etmeniz sorumluluğunuzu kendiliğinden sona erdirmez.

İptal dilekçesi verdim ama banka borcum var diye kapatmadı, sonraki borçlar ne olur?

İptal dilekçesi sorumluluk için milattır. Eğer usulüne uygun başvurduysanız ve idare borcu bahane ederek enerjiyi kesmediyse, başvurudan sonraki kullanımlardan (kaçak veya normal) sorumlu tutulmamanız gerekir.

Güvence bedeli borca mahsup edilebilir mi?

Evet. Yönetmelik uyarınca, sözleşme sona erdiğinde idare, alacaklarını güvence bedelinden mahsup edebilir. Borçlar bittikten sonra bakiye tutar aboneye iade edilmelidir.

Kaçak elektrik kullanımında abonenin kusuru yoksa sorumluluk kalkar mı?

Kusurunuz olmasa bile, aboneliğiniz devam ediyorsa "sözleşmeye dayalı müteselsil sorumluluk" gereği bedeli ödemek zorunda kalabilirsiniz. Ancak abonelik iptal başvurusu yaptıysanız bu sorumluluktan kurtulabilirsiniz.

İdarenin elektriği kesmemesi tazminattan indirim sağlar mı?

Evet. İdarenin borç veya iptal talebi nedeniyle kesmesi gereken elektriği kesmemesi, "zararı artırma borcuna aykırılık" teşkil eder ve abonenin ödeyeceği tutardan hakkaniyet indirimi yapılmasını sağlar.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
3. Hukuk Dairesi 2014/2810 E. , 2014/4610 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ANKARA 5.SULH HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 08/11/2012 NUMARASI : 2011/2321-2012/1780 Taraflar arasında görülen itirazın iptali davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı ve vekili tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı borçlu aleyhine enerji tüketim bedeli ve kaçak tüketim nedeniyle tahakkuk ettirilen bedelin tahsili için hakkında yürütülen Ankara 24. İcra Müdürlüğünün 2010/1472 Esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamına ve davacı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin tahliye ettiği iş yeri ile ilgili olarak idareye abonelik sonlandırma dilekçesi verdiğini, ancak idarece kabul edilmediğini, tahliyeden ve bildirimden sonraki kullanım bedellerinin müvekkilinden istendiğini, davacı idarenin öncelikle tespit ettiği bedeli gerçek kullanıcıdan tahsili yoluna gitmesi gerektiğini, bunun mümkün olmaması hâlinde abonelik adına olan eski kiracıyı dava etmesinin yasal sorumluluk olduğunu, bu yapılmadan doğrudan müvekkil aleyhine takibe geçilmesinin yasaya aykırı olduğunu belirterek, açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahalli Mahkemece; açılan davanın elektrik tüketimi ve kaçak elektrik kullanımı nedeniyle oluşan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davası olduğu, davacı tarafından davalı ve dava dışı şirket aleyhine toplam 6.578,57 TL asıl alacak ve ferileri için takip yapıldığını, davalının iş yerini diğer davalı şirkete devrettiğini bildirerek, itiraz ettiğini, yapılan incelemede aboneliğin davalı adına olduğu, ancak davalının 2005 yılı sonunda taşınmazı tahliye etmesine rağmen abonelik sözleşmesini iptal ettirmediğinden sorumluluğunun sürdüğünü, ancak davalının 10/02/2009 tarihli dilekçe ile müracâat ederek aboneliğinin iptali ile güvence bedelinin iadesini istediği, davacı şirketçe mevzuata uygun olarak elektriğin kesilip ödemekle yükümlü olduğu borçların güvence bedelinden düşülüp bakiye alacağın tahsili gerekirken bunun yapılmadığı, davalının fiilen işyerini kullanmadığı da anlaşılmış olmasına rağmen başvurudan (4) ay sonrası elektrik kesim işlemlerinin başlatıldığı, EPMH Yönetmeliğinin 14/b maddesi gereğince usulsüz elektrik kullanımında elektriğin kesilmesi gerekirken kesilmediğini, davacının bu konuda kusurlu olduğunu, kendi kusuru nedeniyle davalı zararının artmasına sebebiyet verildiğini, davalının aboneliğin iptalini istediği gözetilerek işlem yapılmaması nedeniyle kullanmadığı, elektrik bedelinden sorumlu olmasının hakkaniyete ve MK 2.maddesine uygun olmadığı, BK 98.maddesi delaletiyle BK 44.maddesi uygulanarak iptal talebi sonrası dönemlerden sorumlu tutulmaması gerektiği gözetilerek, davanın kısmen kabulü ile Ankara 24.İcra Müdürlüğünün 2010/1472 sayılı dosyasında 2.353,45 TL asıl alacak 423,62 TL asıl alacağın KDV’si, 289,82 TL gecikme faizi 52,17 TL gecikme faizi KDV’si olmak üzere toplam 3.119,06 TL’ye yönelik itirazın iptaline, fazlaya ilişkin talebin reddine, alacak miktarının belirlenmesi yargılamayı gerektirdiğinden inkâr tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Uyuşmazlık; aboneliğin iptal edilmemesinin haklı nedene dayalı olup olmadığı, varılacak sonuca göre de, abonelik iptal talebinden sonra tahakkuk edecek kaçak veya normal kullanım bedelinden davalının sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Somut olayda davacı, davalının abonesi olduğu sayaç borcu nedeniyle (kaçak ve normal kullanım) 29/01/2010 tarihinde 5.178,57 TL asıl alacak, 1.186,61 TL gecikme zammı, 213,59 TL KDV olmak üzere toplam 6.578,77 TL üzerinden abone olan davalı ve fiili kullanıcı aleyhine ilamsız takip yapmış, fiili kullanıcı 15/02/2010 tarihli dilekçesi ile borcu kabul etmiş, abone (davalı) 10/02/2010 tarihli dilekçesi ile borca itiraz etmiş, takip davalı yönünden durmuş, eldeki davada abonenin icra takibindeki borca itirazı nedeniyle açılmıştır. Davalı 10/02/2009 tarihli dilekçesi ile; aboneliğe konu işyerini 01/01/2005 tarihinde devretmesine rağmen adına borç göründüğünü bu borçların kendisine ait olmadığını, borçların fiili kullanıcıdan tahsil edilerek adına olan aboneliğin sonlandırılmasını, ayrıca içerideki teminat (güvence) bedelinin kendisine ödenmesini talep etmiştir. Davacı idarede davalının aboneliğine ait yerde abonelik sonlandırma başvurusundan önceki tarihe ait abone borçları olduğundan sonlandırma istemi dilekçesine rağmen aboneliğin sonlandırılmadığını ve güvence bedelinin iade edilmediğini öne sürmüştür. Yargıtay'ın ve dairemizin istikrar kazanmış uygulamasına göre abonelik iptal ettirilmedikçe o abonelik üzerinden tüketilen kaçak ve normal kullanım bedelinden fiili kullanıcıyla birlikte abonede müteselsilen sorumludur. Bir başka deyişle abonelik iptal ettirilmedikçe abonenin sorumluluğu devam eder. 01/03/2003 tarihli Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin, Güvence Bedeli başlıklı 26.maddesinin 4.bendine göre “Perakende satış sözleşmesinin feshi veya sona ermesi durumunda perakende satış lisansı sahibi tüzel kişi, nakden tahsil edilen güvence bedelini, tüm borçların ödenmiş olması kaydıyla, güncelleştirerek, talep tarihinden en geç üç iş günü içerisinde ilgili gerçek veya tüzel kişiye öder” hükmü yer almaktadır. Ayrıca, davacı vekili temyiz dilekçesi ve 02/10/2012 tarihli (bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi) dilekçesinde; davalı ile davacı kurum arasında imzalanan abonelik sözleşmesinin 10. maddesinin -c- bendinin müşterinin sözleşmeyi tek taraflı olarak fesh etmesinin şartlarının düzenlendiğini beyan etmiştir. Dosya içinde mübrez ve taraflar arasında imzalanan 05/04/1990 tarihli “Abonman Sözleşmesinin” not bölümlü 2.maddesinde “Abonman sözleşmesi genel şartları bu sözleşmenin ayrılmaz bir parçası olup aynı hüküm mahiyettedir” ibaresi yer almaktadır. O hâlde; taraflar arasında imzalanan abonelik sözleşmesinin genel şartlar bölümlü ekide temin edilebiliyorsa dosyaya konarak, sözleşme ve yönetmelik gereği abonelik sözleşmesinin nasıl sona erdirileceğine ilişkin şartlarda incelenerek, abonenin borcunun da bulunduğu gözönüne alınarak davacının abonelik sözleşmesini sona erdirmemekte ve güvence bedelini güncelleyip iade etmemekte haklı olup olmadığı, dolaysıyla buradan varılacak sonuca görede, abonelik sözleşmesini sona erdirme istemini içeren dilekçesinden sonraki borçlardan da davalının sorumlu olup olmadığı hususunda inceleme yapılmalı ve gerekirse bilirkişiden rapor alınmalıdır. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 24.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.