ENGELLİ HASTA VE İDARENİN HİZMET KUSURU
Devlet hastanelerinde sunulan sağlık hizmetleri, niteliği gereği "kamu hizmeti" statüsündedir ve idarenin bu hizmeti sunarken vatandaşa zarar vermemesi, teşkilatını kusursuz şekilde organize etmesi esastır. İdare Hukukunda, kamu hizmetinin geç işlemesi, kötü işlemesi veya hiç işlememesi durumlarına "Hizmet Kusuru" denir. Sağlık alanında hizmet kusuru (tıbbi malpraktis) denildiğinde akla genellikle yanlış ameliyatlar veya hatalı ilaç kullanımları gelir. Oysa İdare Hukuku, olayı sadece "doktorun tıbbi hatası" (komplikasyon/malpraktis) ekseninde değil, "hastane yönetiminin organizasyon eksikliği" ekseninde de değerlendirir. Danıştay 10. Daire Başkanlığı'nın bu makaleye konu olan emsal kararı, engelli bir vatandaşın (işitme özürlü) sağlık hizmetine erişim hakkının nasıl ihlal edildiğini ve bu ihlalin doğrudan doğruya bir hizmet kusuru yaratarak ölümle sonuçlandığını tespit eden tarihi bir içtihattır. Karara konu olayda; işitme engelli hamile bir kadın Devlet Hastanesi'ne sevk edilmiş, ancak hastane personeli kadının "özel durumunu" hiç dikkate almamıştır. Kadın duymadığı ve konuşamadığı için ebelerin verdiği komutları anlayamamış, buna rağmen iletişimi sağlayabilecek yegane kişi olan kendi annesi doğum odasından dışarı çıkarılmış ve en vahimi, böyle riskli bir "özel duruma" rağmen doktora haber verilmeyerek doğum sadece ebeler eliyle gerçekleştirilmiştir. Yaşanan iletişim kopukluğu ve yanlış müdahale zinciri sonucunda maalesef bebek hayatını kaybetmiştir. Yerel mahkemenin (muhtemelen Adli Tıp raporlarında tıbbi bir kusur bulamayarak) davayı reddetmesi üzerine, İstinaf Mahkemesi idarenin organizasyon/iletişim hatasını "hizmet kusuru" sayarak manevi tazminata hükmetmiş, Danıştay 10. Dairesi de bu çağdaş ve hakkaniyetli kararı onamıştır. Bu makalede, kamu hastanelerinin engelli hastalara karşı olan pozitif yükümlülükleri ve idarenin organizasyon kusurları incelenmektedir.
Anayasa'nın 125. maddesi, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğunu emreder. Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde yaşanan bebek ölümleri veya kalıcı sakatlıklarda, mağdurlar idareye karşı (İdare Mahkemesinde) "Tam Yargı Davası" açarlar. Bu davalarda idarenin tazminata mahkum edilebilmesi için ortada bir hizmet kusurunun olması şarttır. Emsal kararda Danıştay, kusuru neşterde veya ilaçta değil, hastane prosedürlerinin katılığı ve idarenin "özel durumu yönetememesi" üzerinde bulmuştur.
İDARENİN SAĞLIK HİZMETLERİNDEN DOĞAN SORUMLULUĞU
Devlet, vatandaşlarına "sağlıklı bir ortamda ve insan onuruna yakışır şekilde" sağlık hizmeti sunmakla görevlidir. Kamu hastanesinin kapısından giren bir hasta, idarenin koruması altındadır. İdare, doktorunu, ebesini, cihazını ve hatta hasta iletişimini eksiksiz organize etmek zorundadır.
Hizmetin kötü veya eksik işlemesi kavramı, salt "doktorun yanlış teşhisi" ile sınırlı değildir. Kararda vurgulandığı üzere, idarenin (hastane yönetiminin) "sağlıklı bir doğum ortamını oluşturamaması" kendi başına bağımsız bir kusurdur.
HİZMET KUSURU KAVRAMI VE KAPSAMI
Hizmet kusuru, kamu hizmetinin kuruluşunda, işleyişinde veya teşkilatında ortaya çıkan nesnel bir eksikliktir. Bu kusur aranırken şahısların (Ayşe Ebe'nin veya Doktor Ahmet'in) şahsi kini veya kastı aranmaz; anonim olarak idare aygıtının "çarklarının doğru dönüp dönmediğine" bakılır.
Olayda çarklar açıkça bozuk dönmüştür: Engelli bir hasta gelmiş, hastanın engeline dair bir protokol uygulanmamış, uzman hekim uyarılmamış ve engelli vatandaşa sıradan bir prosedür dayatılmıştır.
ENGELLİ HASTALARIN SAĞLIK HAKKI
Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve Hasta Hakları Yönetmeliği uyarınca, engelli hastaların tıbbi süreçlerde "anlayabileceği bir dille" bilgilendirilmesi ve tedaviye katılımı esastır.
Davacı "işitme özürlü"dür. Doğum eylemi, annenin ıkınma, nefes alma ve personelle sürekli etkileşim halinde olmasını gerektiren, anlık reflekslerin hayati olduğu bir süreçtir. Hastanenin, duymayan bir kadına (yanında bir işaret dili tercümanı veya yakını olmadan) sözlü komutlar vererek doğumu yönetmeye çalışması, tıbbi değil "idari" bir faciadır.
İLETİŞİM HAKKI VE HASTA YAKINI REFÜZÜ
Kural olarak doğumhanelere enfeksiyon riski ve tıbbi gizlilik/mahremiyet gereği refakatçi (anne, eş) alınmaz. Bu kural normal bir hizmet işleyişidir. Ancak İdare Hukukunda kurallar, olağanüstü durumlarda esnetilmek zorundadır.
Danıştay'ın "iletişim kurmada yardımcı olabilecek annesinin dışarı çıkarıldığı" şeklindeki tespiti muazzamdır. İdare (hastane), şekilci bir yaklaşımla "Yasak, çıkın" diyerek annesi dışarı atmış; ancak işitme engelli kadının ebelerle nasıl iletişim kuracağını (çözümünü) sağlamamıştır. Kuralların hastanın zararına körü körüne uygulanması idarenin sorumluluğunu doğurur.
UZMAN HEKİM YERİNE EBE MÜDAHALESİ
Devlet hastanelerinde risksiz normal doğumların ebeler tarafından yaptırılması yasal mevzuata uygundur. Ancak emsal kararda durum risksiz ve normal değildir: Karşımızda iletişim kurulamayan, özel durumu olan (işitme engelli) bir gebe vardır.
Karardaki "davacının özel durumu dikkate alınmaksızın doktora haber verilmeden doğumun ebelere gerçekleştirildiği" ibaresi idarenin asıl kusurunu işaret eder. Ebelerin riskli vakayı (iletişim engeli bir risktir) nöbetçi uzman hekime derhal bildirmemesi ve süreci tek başlarına yönetmeye kalkması sistemin (idarenin) işleyiş kusurudur.
TAM YARGI DAVALARINDA MANEVİ TAZMİNAT
İdare Hukukunda manevi tazminat, idarenin hukuka aykırı eylemi nedeniyle kişinin duyduğu acı, elem ve ızdırabın kısmen de olsa hafifletilmesini (tatminini) amaçlar. Genç bir kadının, kendisini ifade edemediği ve anlamadığı bir odada, doktor olmadan çocuğunu kaybetmesi, insani olarak tarif edilemez bir acıdır.
İstinaf mahkemesi bu acının karşılığı olarak (ve idarenin kusuru oranında) 30.000 TL manevi tazminata hükmetmiş (2015 yılı değerlerine göre) ve bu meblağa idareye başvuru tarihinden itibaren faiz işletilmesini emretmiştir.
DANIŞTAYIN HASTA HAKLARINI KORUYUCU YAKLAŞIMI
İlk derece mahkemesi (İdare Mahkemesi) muhtemelen Adli Tıp Kurumundan "Bebek kordon dolanması vs. doğal komplikasyonla ölmüştür, ebenin tıbbi hatası yoktur" şeklinde bir rapor aldığı için davayı reddetmiştir.
Ancak İstinaf ve Danıştay; olaya sadece "biyolojik bir tıbbi rapor" gözüyle değil, "hastane organizasyonu ve engelli hakları" gözüyle bakarak, kamu vicdanını rahatlatan bir Hukuk Devleti dersi vermiştir. Danıştay zımnen şunu söylemektedir: Bebek doğal bir komplikasyonla ölmüş olsa dahi; sen o anneyi duymadığı halde yalnız bıraktın, doktor çağırmadın ve sağlıklı bir doğum ortamı sunmadın, dolayısıyla bu ölümdeki "organizasyon kusurundan (hizmet kusurundan)" sorumlusun.
Sonuç olarak; Danıştay 10. Daire Başkanlığı'nın bu emsal içtihadı, kamu hastanelerinin engelli hastalara karşı olan sorumluluk sınırlarını yeniden çizen çok değerli bir metindir. İşitme engelli bir gebenin doğum sürecinde; onunla işaret yoluyla iletişim kurabilecek olan annesinin doğumhaneden şekilci kurallarla dışarı çıkarılması, iletişim probleminin hastane yönetimi (veya ebeler) tarafından çözülememesi ve böyle "özel (riskli)" bir durumda derhal uzman bir hekime haber verilmeksizin doğuma devam edilmesi, İdare Hukuku anlamında net bir "hizmetin kötü ve eksik işlemesi" halidir. Bu idari zafiyet ve organizasyonsuzluk ortamında bebeğin hayatını kaybetmesi, Sağlık Bakanlığı'nın tazminat sorumluluğunu doğurur. Danıştay'ın, ilk derece mahkemesinin ret kararını kaldıran İstinaf Mahkemesi kararını onaması; idarenin, vatandaşlarına sadece yatak ve ilaç sunmakla değil, hastanın özel durumlarına (engelliliğine) uygun "iletişim, uzman hekim desteği ve psikolojik güven (sağlıklı ortam)" sunmakla da yükümlü olduğunu perçinlemiştir.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Devlet hastanelerinde yaşanan mağduriyetlerde doğrudan doktoru (veya ebeyi) değil, idareyi (Sağlık Bakanlığını) İdare Mahkemesinde dava etmeniz gerekir. Buna "Tam Yargı Davası" denir.
Hayır, kesin reddedilmez. Emsal karardaki gibi, doktorun tıbbi (biyolojik) hatası olmasa bile, hastanenin organizasyon eksikliği, iletişim kurulamaması, hijyen eksikliği veya doktorun zamanında gelmemesi gibi sebeplerle "idarenin hizmet kusurundan" tazminat kazanabilirsiniz.
Mevzuata ve Hasta Hakları kurallarına göre evet. Hastane, hastalığınızı ve tedavinizi size anlatabilecek uygun bir iletişim ortamı sağlamak zorundadır. Sağlayamıyorsa (emsal karardaki gibi anneniz gibi) bir yakınınızı yanınızda bulundurmak zorundadır.
Maddi tazminat (ölüm/sakatlık varsa) bilirkişilerce (aktüerya) kuruşu kuruşuna hesaplanır. Manevi tazminat ise İdare Mahkemesi hakimleri tarafından; olayın ağırlığına, idarenin kusur oranına ve zenginleşme aracına dönüşmeme ilkesine göre takdir edilir.
Evet. İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) m. 13 uyarınca, eylemi öğrendiğiniz tarihten itibaren 1 yıl ve her halde 5 yıl içinde ilgili idareye (Sağlık Bakanlığı/Başhekimlik) ön başvuru yaparak tazminat talep etmelisiniz. Bu başvuru reddedilirse (veya 30 gün içinde cevap verilmezse) dava açabilirsiniz.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir