avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

EŞİ BAŞKALARIYLA KIYASLAMA VE BOŞANMA

Türk Medeni Hukuku sisteminde evlilik birliği, tarafların karşılıklı sevgi, saygı, sadakat ve dayanışma yükümlülükleri üzerine inşa edilmiş, hem maddi hem de manevi boyutları olan kutsal bir akittir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 185. maddesi, eşlere birlikte yaşama, birbirlerine sadık kalma ve yardımcı olma gibi son derece katı ve emredici yükümlülükler yükler. Bu yükümlülüklerin ihlali, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına ve hukuken "ortak hayatın çekilmez hale gelmesine" yol açan başlıca boşanma sebeplerindendir. Geleneksel boşanma hukuku pratiğinde genellikle fiziksel şiddet, aldatma veya terk gibi majör ihlaller ön plana çıksa da, modern Yargıtay içtihatları psikolojik şiddetin de en az fiziksel şiddet kadar evlilik birliğini yıkıcı bir etkiye sahip olduğunu tereddütsüz bir şekilde kabul etmektedir. Bu makale, bir eşin diğerine yönelik olarak gerçekleştirdiği "hakaret etme" ve özellikle "eşini başka kişilerle kıyaslama" eylemlerinin hukuki niteliğini, TMK 166/1 kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına olan etkisini ve karşılıklı boşanma davalarındaki kusur dengesini akademik bir derinlikle incelemektedir.

Kişinin hayat arkadaşı tarafından sürekli olarak başkalarıyla mukayese edilmesi, onun fiziksel görünümünün, kazancının, sosyal statüsünün veya ailevi vasıflarının yetersiz görülerek bir başkasının üstün tutulması, hukuk düzleminde doğrudan doğruya kişinin onuruna, şerefine ve özsaygısına yapılmış ağır bir saldırıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin yerleşik uygulamasında bu tür eylemler, duygusal ve psikolojik şiddet kategorisinde değerlendirilerek "kusur" atfına mesnet oluşturur. Bir eşin diğerini değersizleştirmesi, evliliğin en temel taşı olan "karşılıklı saygı" unsurunu tamamen yok eder. Makalemizde, hakaret ve kıyaslama eylemlerinin boşanma davasında nasıl ispatlanacağı, bu tür eylemlere maruz kalan eşin dava hakkının sınırları ve her iki tarafın da dava açtığı (karşı dava) senaryolarda mahkemelerin izlemesi gereken kusur tayini metodolojisi, güncel yüksek mahkeme kararları ışığında ele alınacaktır.

BOŞANMA HUKUKUNDA KUSUR İLKESİ

Türk boşanma hukuku, genel hatlarıyla "kusur" ilkesine dayanır. TMK m. 166/1 uyarınca, evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için, davalının (kendisine dava açılan eşin) evlilik birliğini sarsan olaylarda az da olsa bir kusurunun bulunması veya tarafların eşit kusurlu olması aranır. Tamamen kusursuz bir eşe karşı salt "ben anlaşamıyorum" diyerek açılan boşanma davası reddedilir. Kusur, evlilik yükümlülüklerine aykırı davranmak, eşin kişilik haklarına saldırmak veya evliliğin devamını imkansız kılan eylemleri kasten ya da ihmal suretiyle gerçekleştirmektir.

Boşanma davalarında kusur incelemesi, matematiksel bir oranlama (örneğin %60-%40) şeklinde yapılmaz; mahkemeler tarafların eylemlerini "tam kusurlu", "ağır kusurlu", "eşit kusurlu", "az kusurlu" veya "kusursuz" şeklinde kategorize eder. Bir eşin, diğer eşe ağır hakaretler etmesi ve onu sürekli olarak üçüncü kişilerle (özellikle başka erkekler veya kadınlarla) kıyaslaması, doktrinde "ağır kusur" yahut en azından evlilik birliğini tek başına temelinden sarsmaya yetecek nitelikte "bağımsız bir kusur" olarak kabul edilmektedir. Zira hakaret, eşin toplumsal ve bireysel itibarını yok eden açık bir saldırıyken; kıyaslama, eşi "yetersiz" ve "değersiz" hissettirmeyi amaçlayan, süreklilik arz eden sinsi bir psikolojik işkencedir.

EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELDEN SARSILMASI

TMK 166. maddesinde düzenlenen "Evlilik birliğinin sarsılması", boşanma davası pratiğinde en sık başvurulan genel boşanma sebebidir. Kanun koyucu bu maddede spesifik bir eylem saymamış, "ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olması" kriterini getirmiştir. Bu kriterin içinin doldurulması, Yargıtay içtihatlarına bırakılmıştır. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması, eşler arasındaki sevgi, saygı ve güven bağının, bir daha onarılamayacak şekilde kopması anlamına gelir.

Bir eşin diğerini başka erkeklerle veya kadınlarla kıyaslaması, o eşte onarılamaz bir güven ve özgüven kaybına yol açar. "Ahmet'in kocası ne kadar çok kazanıyor, sen beceriksizsin", "Mehmet eşine nasıl davranıyor, sende o incelik yok" gibi ifadeler, ilk bakışta sadece basit birer tartışma cümlesi gibi görünse de, Yargıtay'ın hukuki filtresinden geçtiğinde bunların "psikolojik şiddet" olduğu sonucuna varılır. Yargıtay'a göre evlilik, eşlerin birbirlerini olduğu gibi kabul ettikleri, eksikliklerini örtmeye çalıştıkları bir yoldaşlık kurumudur. Bu yoldaşlık kurumunda eşin, bir başkasını rol model göstererek kendi eşini aşağılaması, müşterek hayatın sürdürülmesini objektif olarak imkansız kılar.

EŞİ BAŞKASIYLA KIYASLAMANIN HUKUKİ NİTELİĞİ

Kıyaslama eylemi, hukuki niteliği itibarıyla sadece bir eleştiri hakkı kullanımı veya fikir beyanı değildir. Türk Medeni Kanunu m. 24 ve m. 185 ekseninde değerlendirildiğinde bu eylem, doğrudan doğruya kişilik haklarına saldırı ve sadakat yükümlülüğünün duygusal boyutta ihlalidir. Eşini başka bir erkeğin (veya kadının) fiziksel özellikleri, kariyeri, maddi durumu veya davranışlarıyla kıyaslayan kişi, zımni olarak mevcut evliliğinden ve eşinden hoşnutsuzluğunu, "keşke onun gibi olsan" veya "keşke onunla evli olsaydım" mesajıyla dışa vurmaktadır.

Bu durum, mağdur eş üzerinde telafisi güç bir manevi yıkım yaratır. Psikolojik şiddetin en belirgin formlarından biri olan kıyaslama, mağdurda değersizlik hissi yaratmayı, onu kontrol altına almayı veya cezalandırmayı hedefler. Boşanma hukuku, eşlerin psikolojik bütünlüğünü korumayı görev edinir. Bu nedenle, mahkemeye sunulan delillerle (tanık beyanları, mesaj kayıtları, ses kayıtları vb.) eşini sürekli olarak başkalarıyla kıyasladığı ispatlanan taraf, boşanma davasında mutlak surette kusurlu sayılır ve aleyhine (diğer şartları varsa) manevi tazminata hükmedilir.

HAKARETİN BOŞANMA DAVASINA ETKİSİ

Hakaret, hem Türk Ceza Kanunu kapsamında bir suç hem de Türk Medeni Kanunu kapsamında mutlak bir boşanma ve kusur sebebidir. Yargıtay içtihatlarında; eşe "şerefsiz", "haysiyetsiz", "aptal", "geri zekalı" gibi kaba ve onur kırıcı sözler sarf edilmesi, evlilik birliğini temelinden sarsan en klasik eylemlerden biridir. Hakaret eyleminin nerede, kime karşı ve ne sıklıkla yapıldığı, kusurun ağırlığını belirler. Yalnızken edilen bir hakaret ile müşterek çocukların veya üçüncü kişilerin yanında edilen hakaret, psikolojik yıkım açısından aynı seviyede değildir; ancak her ikisi de boşanma sebebi oluşturur.

Makaleye konu Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararında da görüldüğü üzere, kadının eşine hakaret etmesi ve onu başka erkeklerle kıyaslaması, erkeğin boşanma davası açmasında haklı bir neden (kusur isnadı) olarak kabul edilmiştir. Zira kendisine hakaret edilen ve başka erkeklerle kıyaslanarak erkeklik onuru (veya insanlık onuru) zedelenen bir kimseden, o evliliği sürdürmesini ve eşiyle sevgi dolu bir ortak hayat kurmasını beklemek, TMK m. 166/1'in lafzına ve ruhuna açıkça aykırıdır.

KARŞI DAVA VE KUSUR DEĞERLENDİRMESİ

Uygulamada sıklıkla karşılaşılan durum, her iki eşin de birbirine karşı boşanma davası (asıl dava ve karşı dava) açmasıdır. Karşılıklı boşanma davalarında, her iki dava birleştirilerek görülür ve mahkeme, tarafların evlilik birliğinin sarsılmasındaki kusur oranlarını tek bir terazide tartar. Eğer her iki taraf da kusurluysa (örneğin erkek fiziksel şiddet uygulamış, kadın ise hakaret edip eşini başkasıyla kıyaslamışsa), mahkeme "eşit kusurlu" veya bir tarafı "daha ağır kusurlu" bularak, her iki davanın da kabulüne karar vermek zorundadır.

Bozmaya konu olan somut uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesinin yaptığı en büyük hata, davacı-karşı davalı kadının davasını kabul ederken (muhtemelen erkeği kusurlu bularak), erkeğin açtığı karşı boşanma davasını "yetersiz gerekçe ile" reddetmesidir. Oysa yargılama sırasında toplanan delillerle (tanık beyanları vb.), kadının da eşine hakaret ettiği ve onu başka erkeklerle kıyasladığı ispatlanmıştır. Hukuk mantığı gereği; eğer kadının bu eylemleri sabitse, kadın da kusurludur. Kadın kusurlu olduğu için, erkek de evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayanarak dava açmakta tamamen haklıdır. Hakimin, bir tarafın davasını kabul edip diğerininkini (ispatlanmış kusurlara rağmen) reddetmesi, HMK'nın adil yargılanma ve gerekçeli karar hakkı ilkelerine aykırıdır.

ORTAK HAYATIN ÇEKİLMEZLİK UNSURU

TMK 166/1'in kalbi, "ortak hayatın çekilmez hale gelmesi" unsurudur. Çekilmezlik, sübjektif ve objektif olmak üzere iki ayaklıdır. Objektif çekilmezlik, toplumdaki ortalama, makul ve mantıklı bir insanın o şartlar altında o evliliği yürütemeyecek olmasıdır. Sübjektif çekilmezlik ise, doğrudan doğruya davanın tarafı olan eşin o evliliğe tahammül gücünün kalmamış olmasıdır.

Eşini başka erkeklerle kıyaslamak ve ona hakaret etmek, evliliği her iki boyutta da çekilmez kılar. Objektif olarak, sürekli aşağılanan ve kıyaslanan bir eşin evliliğe devam etmesi toplum vicdanı ve makul akıl tarafından beklenemez. Sübjektif olarak da, davalı-karşı davacı erkek, açtığı dava ile "ben artık bu hakaretlere ve kıyaslamalara tahammül edemiyorum, benim için ortak hayat çekilmez hale gelmiştir" iradesini açıkça ortaya koymuştur. Yargıtay, hakimin kendi kişisel hoşgörü sınırlarına göre değil, yasanın belirlediği objektif çekilmezlik unsurlarına göre karar vermesi gerektiğini defalarca vurgulamıştır. "Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre" şeklindeki Yargıtay ifadesi, kanunun hakime çizdiği sınırı son derece net özetlemektedir.

YARGITAY İÇTİHATLARINDA EŞİT KUSUR YAKLAŞIMI

Boşanma davalarında kusur dağılımı, maddi tazminat, manevi tazminat ve yoksulluk nafakası gibi fer'i (bağlı) taleplerin kaderini belirler. TMK m. 174'e göre manevi tazminat talep edebilmek için talep edenin kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekir. Aynı şekilde yoksulluk nafakası (TMK m. 175) talep eden eşin, boşanmaya yol açan olaylarda "ağır kusurlu" olmaması şarttır.

Eğer ilk derece mahkemesi erkeğin davasını reddederse, kadını tamamen "kusursuz" kabul etmiş sayılır ve bu durum erkeği haksız yere yüklü tazminat ve nafaka ödeme riskiyle karşı karşıya bırakır. Oysa Yargıtay, toplanan deliller ışığında kadının da (hakaret ve kıyaslama eylemleriyle) kusurlu olduğunu tespit etmiştir. Erkeğin davasının da kabul edilmesi, kusur dengesinin yeniden kurulmasını sağlayacaktır. Mahkeme, bozma sonrası yapacağı değerlendirmede tarafların kusur ağırlıklarını (eşit kusur, az-ağır kusur dengesi) yeniden tartacak ve tazminat/nafaka kararlarını bu yeni teraziye göre verecektir. Yargıtay'ın bu bozma kararı, kimsenin kusurunun örtbas edilemeyeceği ve her kusurlu eylemin boşanma kararında bir hukuki karşılığı olacağı prensibinin garantisidir.

Sonuç olarak; evlilik birliği, tarafların birbirlerini ezdiği, aşağıladığı veya başkalarıyla yarıştırdığı bir arena değildir. Bir eşin, diğerini başka erkek veya kadınlarla kıyaslaması, fiziksel şiddet içermese dahi son derece yıkıcı bir psikolojik şiddet türüdür. Bu eylem, hakaret eylemiyle birleştiğinde TMK 166/1 anlamında evlilik birliğini temelinden sarsan ve ortak hayatı çekilmez kılan ağır bir kusurdur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin yerleşik ve emsal nitelikteki bu kararı; psikolojik şiddete maruz kalan eşin de boşanma davası açmakta haklı olduğunu, karşılıklı açılan davalarda her iki tarafın ispatlanan kusurlarına göre her iki davanın da kabul edilmesi gerektiğini ve mahkemelerin yetersiz gerekçelerle davaları reddederek tarafları zorla evli tutamayacağını Türk Hukuk sistemine bir kez daha mühürlemiştir.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. Eşi başkasıyla kıyaslamak tek başına boşanma sebebi midir?

Evet. Yargıtay içtihatlarına göre eşini sürekli olarak başka kişilerle kıyaslamak, eşin onurunu zedeleyen, onu değersizleştiren bir psikolojik şiddet türü olup, evlilik birliğini temelinden sarsan geçerli bir boşanma ve kusur sebebidir.

2. Her iki eş de dava açtığında (karşı dava) ne olur?

Karşılıklı açılan boşanma davaları birleştirilerek görülür. Eğer yargılama sonucunda her iki tarafın da evlilik birliğini sarsan kusurlu eylemleri ispatlanırsa, mahkeme her iki davanın da kabulüne karar vererek boşanmaya hükmeder.

3. Eşlerden biri kusurluysa boşanma davası açabilir mi?

Evet, açabilir. Ancak davasının kabul edilebilmesi için davalı eşin de az da olsa bir kusurunun bulunması gerekir. Eğer davalı eş tamamen kusursuzsa, kusurlu olan tarafın açtığı dava kanunen (itiraz üzerine) reddedilir.

4. Psikolojik şiddet (hakaret, kıyaslama) maddi ve manevi tazminat gerektirir mi?

Hakaret ve kıyaslama gibi eylemler kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğinden, bu eylemlere maruz kalan kusursuz veya daha az kusurlu eş lehine, Türk Medeni Kanunu m. 174 uyarınca manevi tazminata hükmedilir.

5. Mahkeme, eşleri barışmaları için zorla evli tutabilir mi?

Hayır. Dosya kapsamındaki delillerle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı ve ortak hayatın çekilmez hale geldiği ispatlanmışsa, hakimin tarafları zorla bir arada yaşamaya mecbur bırakması kanunen mümkün değildir; boşanmaya karar verilmelidir.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/2743 E. , 2017/8925 K. "Mahkemece davalı-karşı davacı erkek kusurlu bulunarak açtığı boşanma davası reddedilmiş, davacı-karşı davalı kadın tarafından açılan karşı boşanma davasının kabulüne karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden: davacı-karşı davalı kadının, eşine hakaret ettiği ve esini başka erkeklerle kıyasladığı anlaşılmaktadır. Bu halde, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Gerçekleşen olaylar karşısında davalı-karşı davacı erkek de dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, erkeğin davasının da kabulü ile boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile erkeğin davasının reddi doğru olmamıştır."