EŞLERİN AİLE BAŞKANLIĞI MÜTESELSİL SORUMLULUĞU
Aile, toplumun en temel hücresi olmakla birlikte, hukuk düzeni tarafından korunan ve belirli sorumluluklarla donatılmış bir müessesedir. Aile yapısı içerisindeki bireylerin, özellikle reşit olmayan ve gözetim altındaki çocukların üçüncü kişilere verdikleri zararlar karşısında hukuki sorumluluğun kime ve nasıl yükleneceği, Borçlar Hukuku ve Medeni Hukuk disiplinlerinin kesişim noktasındaki en kritik konulardan biridir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesi, gözetim yükümlülüğü altındaki kişilerin (küçüklerin, akıl hastalarının vb.) başkalarına verdiği zararlardan dolayı "ev başkanının" (aile başkanının) sorumluluğunu düzenlemiştir. Bu sorumluluk, bir "kusursuz sorumluluk" (özen sorumluluğu) türüdür. Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi döneminde sadece babaya tanınan ev başkanlığı sıfatı ve tekil sorumluluk, günümüz modern hukuk anlayışıyla tamamen değişmiştir. Yürürlükteki TMK kapsamında eşler, eşit yetki ve sorumlulukla "ortak aile başkanı" sıfatını taşırlar. Dolayısıyla, gözetim altındaki bir çocuğun başkasına verdiği zararlardan dolayı anne ve babanın sorumluluğu, kişisel birer borç olmayıp, aile başkanlığı sıfatının birlikte taşınmasından doğan "müteselsil" (ortaklaşa ve zincirleme) bir borçtur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bu makaleye konu olan emsal ve aile hukuku tazminat rejimini derinden sarsan kararı, bu ortak sorumluluğu kesin bir dille hüküm altına almaktadır. Karar uyarınca; gözetime muhtaç çocuğun verdiği zararlardan anne ve baba ortak aile başkanı sıfatıyla müteselsilen sorumludur.
Uygulamada, çocukların okulda, sokakta veya komşularına ait mülklerde (Örn: taşa basarak komşunun arabasını çizmek, yangın çıkarmak) verdikleri maddi zararlar nedeniyle mağdurlar tazminat davaları açmaktadırlar. Davalı anne ve babalar ise genellikle sorumluluktan kurtulabilmek için "ben iş saatindeydim, çocukla o an annesi ilgileniyordu" ya da "ben o sırada evde yoktum, sorumluluk babasınındır" diyerek bireysel özen savunmaları geliştirmektedirler. Adli yargıdaki ilk derece mahkemeleri de kimi zaman kusuru sadece o an çocuğun yanında olan ebeveyne yükleme hatasına düşebilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bu keyfi ve parçalı sorumluluk anlayışını reddetmektedir. Aile başkanlığı, anlık olarak değişen veya devredilebilen bir sıfat değildir. Eşler evlilik birliği devam ettiği sürece ortak aile başkanıdırlar. Eğer müteselsil sorumluluk öngörülmemiş olsaydı, mağdurlar her iki ebeveyni ayrı ayrı dava etmek zorunda kalacak, anne ve babanın birbirini suçlaması karşısında maddi gerçeğe ulaşmak imkansızlaşacaktı. HGK kararı, mağduru koruyan, aile içi dayanışmayı ve özen görevini en üst seviyeye çıkaran muazzam bir adalet güvencesidir.
EV BAŞKANLIĞI KAVRAMININ TARİHSEL GELİŞİMİ
Eski hukuk sistemlerinde ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi'nin 320. maddesinde ataerkil aile yapısının bir yansıması olarak ev başkanı sadece "baba" olarak tanımlanmıştı.
Bu eski düzende, kadının aile içindeki hukuki temsili ve sorumluluğu ikincil plandaydı. Ancak 2002 yılında yürürlüğe giren 4721 sayılı yeni Türk Medeni Kanunu, cinsiyet eşitliği ilkesini ailenin merkezine yerleştirerek "baba ev başkanıdır" dogmasını tamamen tarihe gömmüş ve eşitlikçi bir aile modeli kurmuştur.
TÜRK MEDENİ KANUNU EŞİTLİK İLKESİ
TMK’nın 186. maddesi uyarınca eşler, birliği beraberce yönetirler. Bu eşitlik ilkesinin bir yansıması olarak, TMK m. 369'da düzenlenen ev başkanlığı sıfatı da ortaklaşa kazanılır.
Evlilik birliğinde, eşlerin her ikisi de aynı anda ve eşit yetkilerle "aile başkanı" sıfatını taşırlar. Bu durum, sadece haklarda değil, borçlarda ve sorumluluklarda da tam bir eşitliği ve ortaklığı beraberinde getirir. Eşlerin hiçbiri tek başına aile reisi olmadığı gibi, sorumluluktan da tek başına sıyrılamaz.
ÇOCUĞUN ÜÇÜNCÜ KİŞİLERE VERDİĞİ ZARARLAR
Reşit olmayan küçüklerin veya ayırt etme gücü bulunmayan kısıtlıların eylemleri sonucunda üçüncü kişilere verdikleri zararlar, haksız fiil hukuku kapsamında tazmin edilmelidir.
Zarar veren çocuk, yaşı gereği ehliyetsiz veya sınırlı ehliyetli olduğundan, genellikle kendi şahsi malvarlığıyla bu zararı karşılayamaz. Kanun koyucu, hem mağdurun zararının ortada kalmaması hem de toplum düzeninin korunması amacıyla, çocuğu gözetmekle mükellef olan ebeveynleri doğrudan sorumlu tutmuştur.
MÜTESELSİL SORUMLULUĞUN HUKUKİ VE PRATİK GEREKÇELERİ
Müteselsil sorumluluk; birden çok borçlunun, borcun tamamından alacaklıya karşı zincirleme olarak sorumlu olması durumudur. Alacaklı borcun tamamını dilediği borçludan talep edebilir.
Emsal kararda HGK’nın belirttiği üzere, anne ve babanın müteselsil sorumlu tutulmasının iki temel pratik gerekçesi vardır: Birincisi, mağdurun her iki ebeveyni ayrı ayrı dava etmek zorunda kalarak usuli zorluklar yaşamamasıdır. İkincisi ise, aile başkanları arasında müteselsil sorumluluk olmasaydı, her bir eşin kendi gözetim ödevini yerine getirdiğini (Örn: "ben işe gitmiştim, görevimi yaptım") bağımsızca ispat etmesinin yaratacağı adaletsizliktir.
ÖZEN YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE İSPAT KURALLARI
TMK m. 369 kapsamındaki ev başkanının sorumluluğu bir "özen sorumluluğu"dur. Ev başkanı, zararın doğmasını engellemek için gereken özeni gösterdiğini ispat etmedikçe sorumlu kalır.
Burada ispat yükü yer değiştirmiştir. Mağdur ebeveynin kusurlu olduğunu değil, ebeveyn kendisinin tamamen kusursuz olduğunu ve gözetim görevini eksiksiz yerine getirdiğini kanıtlamalıdır. Anne ve babanın çocuk üzerindeki gözetim görevi süreklidir; bu ödevin yerine getirildiğinin kanıtlanması ise son derece katı kurallara tabidir (kurtuluş kanıtı).
TÜRK MEDENİ KANUNU ÜÇ YÜZ ALTMIŞ DOKUZUNCU MADDE
Ev başkanının özen sorumluluğunu ve sınırlarını belirleyen TMK’nın 369. maddesinin ilk fıkrası şu şekildedir:
TMK Madde 369/1 -
"Ev başkanı, aile halinde yaşayan kişilerin ve özellikle çocukların, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanların başkalarına verdikleri zararlardan, alışılmış şekilde özen gösterdiğini veya özen gösterseydi bile zararın doğumunu engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur."
Bu hüküm, aile birliği içindeki mali sorumluluğu müteselsil kılmaktadır.
HMK UYARINCA TAZMİNAT DAVASI YÖNETİMİ
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) çerçevesinde, çocuğun verdiği zararlardan dolayı anne babaya karşı açılacak tazminat davaları haksız fiil usullerine tabidir. HMK dairesinde dava şu şekilde yönetilir:
HMK m. 6 uyarınca davanın açılacağı genel yetkili mahkeme, davalı anne ve babanın yerleşim yeri mahkemesidir. Davacı alacaklı (mağdur), HMK m. 119'a uygun olarak düzenleyeceği dava dilekçesinde, anne ve babayı "müteselsil davalılar" olarak göstererek zararın tahsilini talep eder. Yargılama sürecinde çocuğun verdiği zarar miktarı, kusur oranları (pedagog ve adli tıp uzmanları bilirkişiliğiyle) ve ebeveynlerin kurtuluş kanıtı sunup sunamadığı HMK delil kuralları dairesinde tartışılır. Mahkeme, HGK emsal kararı doğrultusunda, anne ve babanın müteselsilen tazminat ödemesine karar vermelidir. Tek bir eş aleyhine karar kurulması veya sorumluluğun bölünmesi HMK ve TMK usullerine aykırıdır.
HUKUKİ YORUMLAR VE AİLE HUKUKU
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bu tarihi kararı, modern Medeni Kanunumuzun ruhuna, cinsiyet eşitliği ilkesine ve mağdurun korunması felsefesine %100 uyumlu, mükemmel bir hukuk zaferidir.
Sonuç olarak; TMK m. 369 uyarınca, aile halinde yaşayan çocukların üçüncü kişilere verdikleri zararlardan dolayı anne ve baba ortak "aile başkanı" sıfatıyla müteselsilen (ortaklaşa ve zincirleme) sorumludur. Bu borç, eşlerin şahsi borcu değil, aile başkanı olmalarından kaynaklanan ortak borçlarıdır. Eşlerin sorumluluktan kaçmak için birbirini suçlaması hukuken geçersizdir. Yargıtay HGK, bu kararla aile birliğinin mali sorumluluğunu pekiştirmiş, mağdurların haklarını güvence altına almış ve Türk medeni hukukunun gelişimine paha biçilemez bir değer katmıştır.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Evet, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu emsal kararı uyarınca, çocuğun verdiği zararlardan anne ve baba "ortak aile başkanı" sıfatıyla müteselsilen (birlikte ve zincirleme olarak) sorumludur. Komşu zararın tamamını ikinizden birden veya dilediği birinizden isteyebilir.
Hayır, kurtulamazsınız. Aile başkanlığı sıfatı anlık olarak değişmez. İşyerinde olmanız, çocuk üzerindeki genel gözetim ve özen yükümlülüğünüzü ortadan kaldırmaz. Eşlerin sorumluluğu müteselsil olduğundan şahsi özen savunmaları sizi borçtan kurtarmaz.
TMK m. 369/1 uyarınca, çocuk üzerinde "alışılmış şekilde özen gösterdiğinizi" veya "özen gösterseniz bile zararın doğumunu engelleyemeyeceğinizi" kesin delillerle kanıtlarsanız (kurtuluş kanıtı) sorumluluktan kurtulabilirsiniz. Ancak yargılamada bu ispat standardı çok katıdır.
Boşanma halinde velayet hakkı eşlerden hangisine verilmişse, fiili ve hukuki aile başkanlığı sıfatı da o eşte kalır. Dolayısıyla, boşanmış çiftlerde çocuğun verdiği zararlardan velayeti elinde bulunduran ebeveyn tek başına sorumlu olur.
Haksız fiil sorumluluğuna dayanan bu davalarda, mağdurun zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve herhalde zararın gerçekleştiği tarihten itibaren 10 yıl içinde davanın açılması gerekir.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.