ESTETİK OPERASYONLARDA SONUÇ TAAHHÜDÜ
Tıp hukukunun en dinamik ve hukuki ihtilaflara en açık alanlarından biri şüphesiz ki estetik cerrahidir. Klasik hekim-hasta ilişkisinde amaç, hastanın mevcut bir rahatsızlığını, tıp biliminin kurallarına uygun olarak tedavi etmek ve iyileşme sürecini özenle yönetmektir. Ancak kişinin salt dış görünüşünü güzelleştirmek, fiziksel bir deformasyonu estetik kaygılarla gidermek amacıyla bıçak altına yattığı burun estetiği (rinoplasti), göğüs estetiği veya saç ekimi gibi operasyonlarda hukuki zemin tamamen değişmektedir. Bu tür müdahalelerde hasta, sadece "tedavi edilmeyi" değil, açıkça vadedilen veya kendisi tarafından talep edilen "estetik sonuca" ulaşmayı arzulamaktadır. Hukuk sistemimiz, bu farklı beklentiyi karşılamak adına estetik operasyonları klasik vekalet sözleşmesi sınırlarından çıkararak, Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) düzenlenen "eser sözleşmesi" kapsamına almıştır. Eser sözleşmesinin doğası gereği hekim, operasyon sonucunda hedeflenen estetik formu yaratmayı (sonuç taahhüdü) hukuken üstlenmiş sayılır. Bu makale, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları doğrultusunda, estetik operasyonlarda ilk müdahalede sonucun elde edilememesi durumunda hekimin sorumluluğunu, "güven sarsılması" kavramının hukuki sonuçlarını, hastanın revizyon (ikinci) operasyon için aynı hekime gitme zorunluluğunun bulunmamasını ve bu süreçte doğan maddi ile manevi tazminat haklarını akademik bir derinlikle tahlil etmektedir.
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan temel uyuşmazlık, estetik operasyon sonrası beklenen sonucun alınamaması (şekil bozukluğunun devam etmesi veya daha da kötüleşmesi) üzerine hekimin sunduğu standart savunmadır: "Hastayı revizyon (düzeltme) ameliyatı için çağırdık ancak gelmedi." Yargıtay'ın emsal kararı, bu klasik savunmayı hukuken çürüten muazzam bir içtihattır. Yargıtay'a göre, ilk operasyonda taahhüt ettiği sonucu yaratamayan ve hastanın bedeninde giderilemeyen bir şekil bozukluğuna yol açan hekime karşı hastanın güveni haklı olarak sarsılmıştır. Güveni sarsılmış bir iş sahibinden (hastadan), bedenini aynı yükleniciye (hekime) ikinci kez teslim etmesini beklemek dürüstlük kuralına ve hayatın olağan akışına aykırıdır. Makalemizde, bu güven kırılmasının borçlar hukuku bağlamındaki fesih ve tazminat boyutları, üçüncü kişiye yaptırılan düzeltme masraflarının rücu mekanizması ekseninde detaylıca incelenecektir.
ESTETİK CERRAHİDE SÖZLEŞMELERİN HUKUKİ NİTELİĞİ
Borçlar hukukunda sözleşmelerin vasıflandırılması, ihtilaf halinde uygulanacak sorumluluk rejimini doğrudan belirler. Tedavi amaçlı tıbbi müdahalelerde hekim ile hasta arasındaki ilişki TBK m. 502 vd. maddelerinde düzenlenen "vekalet sözleşmesi"dir. Vekalet sözleşmesinde hekim, hastaya iyileşme garantisi veremez; zira insan bedeni öngörülemez reaksiyonlar verebilir. Hekimin tek borcu, tıp biliminin (lege artis) kurallarına uygun, özenli bir tedavi süreci yürütmektir.
Ancak salt güzelleşme kastıyla yapılan estetik operasyonlarda Yargıtay'ın istikrar kazanmış görüşü, bu ilişkinin TBK m. 470 vd. maddelerinde düzenlenen "Eser Sözleşmesi" olduğudur. Eser sözleşmesinde yüklenici konumundaki hekim, iş sahibi konumundaki hastaya belirli bir "eser" (örneğin düzgün bir burun, orantılı bir vücut hatları) meydana getirip teslim etmeyi taahhüt eder. Sözleşmenin odağında süreç (tedavi) değil, sonuç (estetik görünüm) vardır. Hukuki nitelendirmenin eser sözleşmesi olması, hekimin sorumluluk alanını olağanüstü derecede genişletmekte ve kusursuzluğun ispatını oldukça zorlaştırmaktadır.
ESER SÖZLEŞMESİ VE SONUÇ TAAHHÜDÜ
Eser sözleşmesinin belirleyici unsuru "sonuç taahhüdü"dür. Estetik operasyon öncesinde hekim, hastanın fotoğrafları üzerinde bilgisayar simülasyonları yaparak veya sözel beyanlarda bulunarak belli bir şekli vadeder. Eğer operasyon sonrasında ortaya çıkan tablo, vadedilen bu sonuçtan belirgin bir şekilde uzaksa, asimetriler, çökmeler veya şekil bozuklukları meydana gelmişse, hekim eser sözleşmesinden doğan asli edimini yerine getirmemiş (ayıplı eser teslim etmiş) sayılır.
Bu noktada hekimin, "Ben ameliyatı çok özenli yaptım, tıp kurallarına uydum, komplikasyon gelişti" şeklindeki savunması, eser sözleşmesinin sonuç taahhüdü ilkesi karşısında genellikle zayıf kalır. Eser sözleşmesinde özen borcu, sadece süreci değil, sonucun başarılı bir şekilde ortaya çıkarılmasını da kapsar. Yargıtay kararında açıkça belirtildiği üzere; "Davalının edimi Borçlar Kanunu'nda düzenlenen eser sözleşmesi hükümlerine göre sonuç taahhüdünü içermekte olup bu taahhüdün ilk operasyonda yerine getirilmediği anlaşılmaktadır." Bu tespit, hekimin sözleşmeye aykırı davrandığının hukuki ilanıdır.
İLK OPERASYONDA TAAHHÜDÜN YERİNE GETİRİLMEMESİ
Estetik cerrahide başarısızlık, genellikle operasyon sonrası iyileşme sürecinin (ödemlerin inmesi vb.) tamamlanmasıyla ortaya çıkar. Giderilemeyen şekil bozukluğu, sadece bir "estetik hoşnutsuzluk" değil, aynı zamanda hukuki bir "ayıp"tır. İlk operasyonda sonucun elde edilememesi, borçlunun (hekimin) ifada temerrüdü ve ayıplı ifası anlamına gelir.
TBK m. 475, eserin ayıplı olması halinde iş sahibine (hastaya) seçimlik haklar sunar. Bunlar; sözleşmeden dönme, bedel indirimi veya eserin ücretsiz onarılmasını isteme haklarıdır. Ancak insan bedeni söz konusu olduğunda, bu hakların kullanımı klasik bir inşaat veya eşya tamirinden çok daha hassas kurallara tabidir. Hatalı bir müdahale sonucunda bedeni deforme olan hastanın psikolojik dengesi alt üst olur. İlk operasyondaki başarısızlık, sadece fiziki bir zarar değil, aynı zamanda derin bir hayal kırıklığı ve güven bunalımı yaratır.
HASTA VE HEKİM ARASINDA GÜVEN İLİŞKİSİ
Hekim-hasta ilişkisinin (vekalet veya eser sözleşmesi fark etmeksizin) temelinde "güven" (fides) yatar. Hasta, en değerli varlığı olan bedenini, hayatını ve fiziksel görünümünü hekimin uzmanlığına, el becerisine ve sadakatine güvenerek teslim eder. Estetik müdahalelerde bu güven, vadedilen güzelleşme beklentisiyle en üst seviyededir.
Operasyonun başarısızlıkla sonuçlanması ve şekil bozukluklarının ortaya çıkması, bu güven ilişkisini temelinden sarsar. Yargıtay içtihatlarında "güveni sarsılmış davacı" kavramı, borçlar hukukundaki dürüstlük kuralının (TMK m. 2) doğrudan bir yansımasıdır. Kendisini ameliyat edip durumunu daha da kötüleştiren bir hekime karşı hastanın duyduğu korku, endişe ve güvensizlik son derece insani ve haklı bir hukuki reflekstir.
İKİNCİ OPERASYONA GİTME ZORUNLULUĞUNUN BULUNMAMASI
Estetik ihtilaflarında hekimlerin (veya hastanelerin) en sık başvurduğu def'i, "Hastayı revizyon (düzeltme) ameliyatı için ücretsiz olarak kliniğe davet ettik, gelmeyerek zararın artmasına kendisi sebep oldu" argümanıdır. Ancak Yargıtay'ın emsal kararı, bu argümanı hukuken geçersiz kılmaktadır.
Kararda çok net bir şekilde ifade edildiği üzere; "Güveni sarsılmış olan davacının ikinci operasyon için davalıya gitmesi beklenemeyeceğinden..." ibaresi, hastanın seçimlik haklarını özgürce kullanabileceğini gösterir. Bir eşyanın tamiri için aynı servise gidilmesi beklenebilir; ancak insan bedeni bir eşya değildir. İlk ameliyatta taahhüdünü yerine getiremeyen ve hastaya zarar veren hekime, hastanın ikinci bir kez bedenini (ve canını) emanet etmesini beklemek, hukukun koruyacağı bir menfaat değildir. Hasta, hekimin ücretsiz düzeltme teklifini reddetmekte sonuna kadar haklıdır ve bu reddediş, hastanın tazminat talep etme hakkını kesinlikle ortadan kaldırmaz veya kusur indirimi (müterafik kusur) sebebi yapılamaz.
ÜÇÜNCÜ KİŞİYE YAPTIRILAN MASRAFLARIN TAZMİNİ
Güveni sarsılan hasta, doğal olarak şekil bozukluğunu gidermek için başka bir uzman hekime (üçüncü kişiye) başvuracaktır. Somut olayda da davacının, şekil bozukluğunu başka bir uzman tarafından giderdiği anlaşılmaktadır. Bu durum, TBK hükümleri çerçevesinde "ayıbın üçüncü kişiye giderilmesi" ve masrafların kusurlu yükleniciden (ilk hekimden) talep edilmesi hakkını doğurur.
Yargıtay'a göre yerel mahkemenin yapması gereken; davacının burun ile ilgili estetik (düzeltme) operasyonu için başka bir hekime yaptığı (veya yapması gereken) masrafın, yeni bir bilirkişi heyetinden alınacak rapor ile hesaplattırılmasıdır. Bu masraf (maddi tazminat), ilk operasyonu başarısız yapan hekimden tahsil edilir. Zira ilk hekim sözleşmeye aykırı davranmasaydı, hasta ikinci bir ameliyat parası ödemek zorunda kalmayacaktı. Hukuk düzeni, aradaki bu illiyet bağına dayanarak maddi zararın tamamını kusurlu hekime (veya hastaneye) yükler.
MANEVİ TAZMİNATIN HUKUKİ DAYANAĞI VE ŞARTLARI
Estetik operasyon facialarının en ağır bedeli maddi değil, manevidir. Kişinin yüzünde veya bedeninde oluşan bir şekil bozukluğu, onun sosyal hayattan soyutlanmasına, aynalara küsmesine, özgüven kaybı yaşamasına ve ağır bir depresyona girmesine neden olabilir. TBK m. 56 uyarınca, bedensel bütünlüğü zedelenen kimseye hakimin takdir edeceği uygun bir miktar manevi tazminat ödenmesi gerekir.
Yargıtay kararında, mahkemenin salt maddi tazminatı reddetmekle kalmayıp manevi tazminatı da eksik incelemeyle değerlendirmesi bozma nedeni sayılmıştır. Estetik mağduriyetleri, doğrudan doğruya kişilik haklarına ve beden bütünlüğüne saldırı teşkil ettiğinden, manevi tazminatın şartları fazlasıyla oluşmuştur. Manevi tazminat miktarı belirlenirken; şekil bozukluğunun ağırlığı (örneğin yüzdeki asimetrinin belirginliği), hastanın çektiği fiziki acı (birden fazla ameliyat geçirmek zorunda kalması), sosyal statüsü ve hekimin ağır kusuru dikkate alınarak caydırıcı ve tatmin edici bir rakam belirlenmelidir.
YARGITAY İÇTİHATLARINDA TÜKETİCİNİN KORUNMASI
Günümüzde estetik ve güzellik hizmetleri alan gerçek kişiler, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında "tüketici" sıfatını taşır ve bu uyuşmazlıklara Tüketici Mahkemeleri bakar. Yargıtay'ın bu yöndeki içtihatları, zayıf konumda olan hastayı (tüketiciyi), güçlü sağlık kuruluşları karşısında korumaya yöneliktir. Hekimlerin aydınlatılmış onam formlarının (rıza belgelerinin) arkasına sığınarak "hasta olası komplikasyonları kabul etmişti" savunması, eser sözleşmesindeki sonuç taahhüdü ihlal edildiğinde yargı nezdinde itibar görmemektedir. Zira hiçbir hasta, ameliyattan şekil bozukluğu ile çıkmaya rıza göstermez.
Sonuç olarak; estetik (rinoplasti vb.) operasyonlar, hukukumuzda salt bir tedavi değil, sonucun vadedildiği birer eser sözleşmesidir. Hekimin ilk operasyonda taahhüt ettiği estetik görünümü sağlayamaması ve hastada giderilemeyen bir şekil bozukluğu bırakması, sözleşmenin ağır ihlalidir. Bu ağır ihlal karşısında güveni sarsılan hastanın, ücretsiz düzeltme bahanesiyle aynı hekime gitmeye zorlanması hukuken mümkün değildir. Yargıtay'ın emsal kararında altını çizdiği üzere, hasta ikinci operasyonu dilediği başka bir uzmana yaptırabilir ve bunun tüm masraflarını, çektiği acı ve ızdıraba karşılık gelecek uygun bir manevi tazminatla birlikte ilk hekimden (veya sağlık kuruluşundan) talep etme hakkına mutlak surette sahiptir. Yerel mahkemelerin, hekimin "ben revizyona çağırdım, gelmedi" savunmasına itibar ederek davaları reddetmesi hukuka, mantığa ve insan psikolojisine açıkça aykırıdır.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Estetik ameliyatlar, klasik hekim-hasta ilişkisinden (vekalet sözleşmesinden) farklı olarak Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenen "Eser Sözleşmesi" hükümlerine tabidir; yani doktor belli bir estetik sonucu yaratmayı taahhüt eder.
Kesinlikle hayır. Yargıtay içtihatlarına göre, ilk ameliyatta başarılı olamayan doktora karşı hastanın güveni sarsılmış kabul edilir. Hastanın, doktorun "ücretsiz düzeltme" teklifini reddederek başka bir doktora gitme hakkı saklıdır.
İlk ameliyatı hatalı yapan doktor (veya hastane), sizin başka bir uzmana yaptırmak zorunda kaldığınız (veya kalacağınız) düzeltme operasyonunun tüm masraflarını maddi tazminat olarak ödemekle yükümlüdür.
Evet. Vücudunuzda oluşan şekil bozukluğunun yarattığı psikolojik yıkım, sosyal hayattaki zorluklar ve çektiğiniz fiziki acılar nedeniyle, mahkemeden hatırı sayılır bir miktarda manevi tazminat talep edebilirsiniz.
İmzalanan aydınlatılmış onam formları, hastanın şekil bozukluğuna veya doktorun ağır kusuruna (sonuç taahhüdünün ihlaline) rıza gösterdiği anlamına gelmez. Hatalı tıbbi uygulamalarda (malpraktis) onam formu doktoru sorumluluktan kurtarmaz.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir