avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

GEÇİMSİZLİK NEDENİYLE BOŞANMA KRİTERLERİ

Aile, toplumun en küçük hücresi, bireyin sığınağı ve toplumsal yapının temel direğidir. Hukuk düzeni, ailenin korunmasını ve evlilik birliğinin sağlıklı temeller üzerinde yükselmesini en önemli önceliklerinden biri olarak kabul eder. Ancak evlilik, karşılıklı sevgi, saygı, sadakat ve anlayış temelinde yürütülen dinamik bir ortak yaşam alanıdır. Taraflar arasındaki bu duygusal ve ahlaki bağların zayıflaması, evlilik birliğinin yüklediği ödevlerin ve sorumlulukların ihlal edilmesi durumunda evlilik çekilmez bir hal alabilir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde düzenlenen "Evlilik birliğinin temelinden sarsılması", uygulamada genel boşanma sebebi olarak adlandırılmakta ve boşanma davalarının çok büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Bu suç ve uyuşmazlık tipinde yasa koyucu, evliliğin devamında taraflar ve toplum açısından hiçbir fayda kalmadığı, ortak hayatın sürdürülmesinin eşlerden beklenemeyeceği durumları hüküm altına almıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları, evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını değerlendirirken eşlerin birbirlerine karşı sergiledikleri kusurlu davranışları titizlikle sınıflandırır. Eşin geliriyle orantılı olmayan ölçüsüz harcamalar yapması, eşyaların sokağa atılması ve eşin iş yerinin aranarak sosyal saygınlığına zarar verilmesi gibi somut fiiller, ortak hayatın devamına imkan bırakmayan nitelikteki ağır geçimsizlik nedenleri arasında kabul edilmektedir.

EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELİNDEN SARSILMASI KAVRAMI

Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılması, belirli bir olguya dayanmayan, evlilik ilişkisini temelinden dinamitleyen her türlü geçimsizliği kapsayan genel ve nispi bir boşanma sebebidir. Kanun koyucu, evlilik ilişkisinin sürdürülebilirliğini yitirdiği hallerde evliliği şeklen devam ettirmenin taraflara ve çocuklara yarar sağlamayacağı, aksine zarar vereceği felsefesinden hareket etmiştir. Birliğin sarsılması durumunun varlığı için iki temel şart aranır: Birincisi, taraflar arasında evlilik ortaklığını temelinden sarsacak derecede ciddi bir geçimsizlik veya anlaşmazlığın mevcut olmasıdır. İkincisi ise, bu sarsıntı nedeniyle ortak hayatın eşler için çekilmez bir hal alması ve birliğin devamına nesnel olarak imkan kalmamasıdır. Bu tespiti yapacak olan yargıç, soyut kurallarla değil, somut olaydaki davranış modellerini analiz ederek karar verir. Eşler arasındaki kavgaların niteliği, birbirlerine yönelik saygısızca yaklaşımlar ve evlilik birliğinin ekonomik ile sosyal yükümlülüklerinin ihlal edilmesi, birliğin sarsıldığının en önemli kanıtlarıdır.

EKONOMİK ŞİDDET: GELİRLE ORANTISIZ HARCAMA YAPMAK

Evlilik birliği, taraflara sadece duygusal değil, aynı zamanda ekonomik ve mali sorumluluklar da yükler. Türk Medeni Kanunu uyarınca eşler, birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıklarıyla katılmak ve ailenin geçimini birlikte sağlamakla yükümlüdür. Bu çerçevede, eşlerden birinin, ailenin ve diğer eşin ekonomik gücünü tamamen aşacak şekilde, ölçüsüz ve bencilce harcamalar yapması ceza hukuku ve aile hukuku doktrininde "ekonomik şiddet" olarak nitelendirilir. Gelirle orantısız harcama yapılması, ailenin geleceğini tehlikeye atan, diğer eşi borç yükü altında bırakan ve evliliğin ekonomik temelini sarsan bir davranıştır. Bireysel lüks harcamalar, kumar, gereksiz borçlanmalar veya eşin rızası dışında yapılan büyük harcamalar bu kapsama girmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de kararlarında, eşinin mali durumunu hiçe sayarak bencilce harcamalar yapan eşin bu davranışını, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında asli bir kusur olarak kabul etmektedir. Güven ilişkisine dayanan evlilik birliği, ekonomik sorumsuzlukların getirdiği güvensizlik ortamında ayakta kalamaz.

FİZİKİ VE MANEVİ ŞİDDET: EŞYALARI SOKAĞA ATMAK

Eşlerin birbirlerinin şahsi eşyalarına, özel alanlarına ve insan onuruna saygı gösterme yükümlülüğü evliliğin en temel ahlaki kurallarındandır. Bir eşin, diğer eşe ait giysi, kişisel eşya, mesleki araç gereç gibi materyalleri ortak konuttan dışarı atması, sokağa savurması veya imha etmesi, hem fiziki hem de çok ağır bir psikolojik şiddet türüdür. Bu davranış, "seni bu evde ve hayatımda istemiyorum" mesajını en kaba ve aşağılayıcı yolla iletme biçimidir. Eşyaların sokağa atılması, sadece eşe karşı değil, aynı zamanda komşulara ve çevreye karşı da eşi küçük düşüren, onun toplumsal saygınlığını ve onurunu zedeleyen sosyal bir saldırıdır. Yargıtay'ın yerleşik kararlarında, eşyaların sokağa atılması eylemi, evlilik birliğinin devamını imkansız kılan, eşler arasındaki duygusal ve saygı bağını tamamen koparan ağır kusurlu bir davranış olarak nitelendirilmektedir. Bu tür bir saldırıya maruz kalan eşten, evlilik birliğini devam ettirmesini ve aynı çatı altında yaşamaya devam etmesini beklemek dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz.

SOSYAL VE MESLEKİ SAYGINLIĞA SALDIRI: İŞ YERİNİN ARANMASI

Çalışma hayatı, bireyin toplum içindeki varoluşunu, ekonomik bağımsızlığını ve sosyal itibarını temsil eder. Eşlerin birbirlerinin mesleki kariyerlerine, iş ortamlarına ve iş arkadaşlarıyla olan ilişkilerine saygı göstermesi, evlilik birliğinin sadakat ve destek yükümlülüğünün bir parçasıdır. Eşlerden birinin, diğerinin iş yerini sürekli araması, iş yerine giderek huzursuzluk çıkarması veya iş arkadaşlarına, yöneticilerine hitaben küçük düşürücü, şüphe uyandırıcı ve itham edici sözler sarf etmesi en ağır güven sarsıcı davranışlardandır. Yargıtay incelemesine konu olan olayda, kadının eşinin iş yerini arayarak "orada ne haltlar karıştırıyor" şeklinde sorgulamalar yapması, eşin iş ortamındaki saygınlığını, ciddiyetini ve mesleki itibarını doğrudan hedef alan bir eylemdir. Bu tür ithamlar, eşin işini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına neden olabileceği gibi, mesai arkadaşları gözünde de küçük düşmesine yol açar. Sosyal şiddet boyutuna varan bu tür davranışlar, evlilik içi güvenin tamamen yok olduğunun ve eşlerin artık birbirlerinin en temel yaşam alanlarına dahi saygı duymadığının açık bir göstergesidir.

ORTAK HAYATIN ÇEKİLMEZ HALE GELMESİ VE KUSUR TESPİTİ

Boşanma davalarında hakimin en zorlandığı ancak en detaylı yapması gereken inceleme, tarafların kusur durumlarının belirlenmesidir. Türk Medeni Kanunu’nun 166/1-2 maddesine göre boşanmaya karar verilebilmesi için, davalının az da olsa kusurlu olması gerekir. Davacının tamamen kusurlu olduğu bir senaryoda, davalının boşanmaya itiraz hakkı doğacaktır. Ancak uyuşmazlıklarda tarafların karşılıklı olarak kusurlu davranışlar sergilediği sıklıkla görülür. Emsal Yargıtay kararında da belirtildiği üzere, davalı-davacı kadının geliriyle orantısız harcamalar yapması, eşinin eşyalarını sokağa atması ve iş yerini arayarak küçük düşürücü ifadeler kullanması, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında ağır bir kusur olarak tespit edilmiştir. Bu gibi durumlarda mahkeme, tarafların sergilediği tüm davranışları teraziye koyarak bir kusur dengesi kurar. Ağır geçimsizliğe yol açan eylemler sabitleştiğinde, artık ortak hayatın devamına nesnel olarak imkan kalmadığı kabul edilir. Kanun, eşlere çekilmez hale gelmiş ve biçimsel bir beraberlikten öteye gitmeyen evlilikleri sonlandırma hakkı tanımaktadır.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ KARARININ HUKUKİ ANALİZİ

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2014/12615 Esas ve 2014/22877 Karar sayılı ilamı, evlilik birliğinin sarsılmasında hangi somut eylemlerin "geçimsizlik" ve "çekilmezlik" unsurlarını oluşturduğuna dair mükemmel bir örnektir. Daire, yerel mahkemenin verdiği kararı denetlerken, davalı-davacı kadının sergilediği üç temel davranışı mercek altına almıştır: geliriyle orantısız harcama yapması, eşinin eşyalarını sokağa fırlatması ve iş yerini arayıp küçük düşürücü sözler sarf etmesi. Yargıtay, bu üç eylemin birleşmesi neticesinde "taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizliğin" mevcut ve sabit olduğuna hükmetmiştir. Bu karar, boşanma davalarında hakimlerin sadece fiziksel şiddet veya aldatma gibi klasik sebeplere sıkışıp kalmaması gerektiğini, ekonomik sorumsuzlukların ve sosyal/mesleki itibara yönelik saldırıların da evliliği bitiren asli nedenler olduğunu tescillemiştir. Üst mahkemenin bu net duruşu, alt derece mahkemeleri için de bağlayıcı bir içtihat oluşturmaktadır.

BOŞANMA DAVALARINDA İSPAT VE DELİL YÖNETİMİ

Aile mahkemelerinde açılan boşanma davalarında iddia edilen kusurlu davranışların hukuka uygun delillerle kanıtlanması davanın kaderini belirler. Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, her iki taraf da iddialarını ispatla yükümlüdür. Aşırı harcama iddiaları yönünden; banka hesap dökümleri, kredi kartı ekstreleri, icra takibi dosyaları ve harcamalara ilişkin faturalar delil olarak sunulabilir. Eşyaların sokağa atılması eylemi yönünden; olayın hemen ardından durumun tespiti amacıyla kolluk kuvvetlerine (polis/jandarma) yaptırılan ihbarlar, karakol tutanakları, komşuların tanık beyanları ve varsa fotoğraf/video kayıtları en güçlü ispat araçlarındandır. İş yerinin aranarak küçük düşürülmesi iddiası yönünden ise; iş yerinin telefon kayıtları, aramaya şahit olan iş arkadaşlarının veya yöneticilerin tanık olarak dinletilmesi ve varsa yazılı mesajlaşmalar mahkemeye delil olarak sunulmalıdır. Hukuka aykırı yollarla elde edilen delillerin (örneğin izinsiz ses kayıtları veya gizli kamera görüntüleri) mahkemede delil olarak değerlendirilemeyeceği, bu nedenle delil toplama sürecinin mutlak surette yasal sınırlar içinde yürütülmesi gerektiği unutulmamalıdır.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. Eşimin aşırı harcama yapması tek başına boşanma sebebi midir?

Eşin aile bütçesini ve diğer eşin gelirini hiçe sayarak lüks, bencilce ve kontrolsüz harcamalar yapması ekonomik şiddet olup, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan asli kusurlu davranışlardan biridir ve boşanma sebebidir.

2. Eşyaların sokağa atılması durumunda ne yapılmalıdır?

Böyle bir durumla karşılaşıldığında derhal kolluk kuvvetlerine haber verilerek durum tutanak altına alınmalı, varsa komşuların şahitliği kaydedilmeli ve olayın fotoğrafları çekilmelidir. Bu belgeler boşanma davasında en önemli ispat araçları olacaktır.

3. Eşin iş yerini arayıp huzursuzluk çıkarmasının hukuki yaptırımı nedir?

Bu davranış, eşin sosyal ve mesleki itibarına saldırı niteliğinde olup boşanma davasında ağır kusur sayılır. Ayrıca eylemin boyutuna göre "kişilerin huzur ve sükununu bozma" suçunu da oluşturabilir.

4. Karşılıklı kusur durumunda boşanma kararı nasıl verilir?

Her iki tarafın da evliliği bitiren kusurlu davranışları varsa, hakim tarafların kusur oranlarını kıyaslar. Eşit kusurlu veya bir tarafın daha ağır kusurlu olduğu durumlarda evlilik birliği temelinden sarsılmışsa boşanmaya karar verilir.

5. Boşanma davasında tanık beyanları ne kadar önemlidir?

Aile hukuku uyarınca boşanma davalarında tanık beyanları en önemli delil türlerinden biridir. Eşlerin günlük yaşamdaki geçimsizliklerine, kavgalarına ve saygısız davranışlarına şahit olan kişilerin yeminli beyanları karara doğrudan etki eder.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
"... davalı-davacı kadının da eşinin geliriyle orantılı harcama yapmadığı, eşinin eşyalarını sokağa attığı eşinin iş yerini arayarak "orada ne haltlar karıştırıyor" dediği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir." Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2014/12615 E., 2014/22877 K.