FİİLEN EVLİ GİBİ YAŞAMA VE NAFAKA
Aile Hukuku uyuşmazlıklarında yoksulluk ve tedbir nafakası, boşanma sürecinde ve sonrasında eşlerin ekonomik dengesizliklerini gidermek, daha zayıf konumda olan tarafın hayatta kalabilmesini güvence altına almak amacıyla ihdas edilmiş son derece sosyal ve insani bir kurumdur. Ancak hukuk düzeni, hakkaniyete ve dürüstlük kuralına aykırı olan hiçbir davranışı himaye etmez. Uygulamada sıkça rastlanan ve büyük adaletsizliklere yol açan durumlardan biri, boşanma davası açan veya boşanan tarafın (nafaka alacaklısının), bir yandan eski eşinden yoksulluk nafakası almaya devam edip (veya davada nafaka talep edip), diğer yandan üçüncü bir şahısla resmi nikah yapmaksızın "fiilen evliymiş gibi" bir hayat sürmesidir. Bu şekilde hem yeni bir hayat kurup ekonomik destek almak hem de eski eşten gelen nafakayı kaybetmemek için resmi nikah yapmaktan kaçınmak, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) dürüstlük ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkeleriyle açıkça çatışır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin uyuşmazlığa konu olan emsal kararı, TMK'nın 176. maddesinin 3. fıkrasını yorumlayarak, bir başkasıyla fiili olarak evli gibi yaşayan eş lehine yoksulluk nafakası bağlanamayacağını; dahası bu durumun davanın başından beri var olması halinde, o kişiye bırakın yoksulluğu, dava süresince geçerli olan "tedbir nafakası"nın dahi verilemeyeceğini çok net bir içtihatla hükme bağlamıştır.
NAFAKANIN ÖDENME BİÇİMİ VE SONA ERMESİ
Türk Medeni Kanunu'nun 176. maddesi, mahkemece hükmedilecek maddi tazminat ve nafakanın (yoksulluk veya iştirak) ödenme biçimini ve bu yükümlülüğün hangi şartlarda ortadan kalkacağını düzenler. Yoksulluk nafakası kural olarak süresizdir; ancak bu süresizlik, nafaka alacaklısının (veya borçlusunun) durumunda köklü değişiklikler olmadığı müddetçe geçerlidir. Kanun koyucu, yoksulluk nafakasının ömür boyu garantili bir maaş olmadığını, belirli hukuki ve fiili şartların gerçekleşmesi halinde bu ekonomik bağın mutlak surette koparılması gerektiğini öngörmüştür. Bir evliliğin sona ermesinin ardından, eski eşin hayatını tamamen idame ettirmesi beklenen taraf, yeni bir hayat kurana kadar desteklenir. Ancak bu destek sonsuz bir krediye dönüştürülemez. Kanun, nafakanın kaldırılması hallerini iki ana başlık altında sınıflandırmıştır: Herhangi bir mahkeme kararına gerek olmaksızın "kendiliğinden kalkan haller" ve ancak bir dava açılarak "mahkeme kararıyla kalkan haller". Bu ayrım, nafaka borçlusunun yasal olarak ne zaman ödemeyi durdurabileceğini belirlemesi açısından hayati önem taşır.
KENDİLİĞİNDEN KALKMA VE MAHKEME KARARIYLA KALDIRILMA
TMK m. 176/3'e göre irat (aylık taksitler) biçiminde ödenmesine karar verilen nafaka, iki durumda hiçbir mahkeme kararına gerek olmaksızın "kendiliğinden" (ipso jure) kalkar: Birincisi taraflardan birinin (nafaka ödeyenin veya alanın) ölümü; ikincisi ise nafaka alacaklısının "yeniden evlenmesi"dir. Alacaklı eski eş, yeni biriyle resmi nikah masasına oturduğu an, yoksulluk nafakası hukuken sıfırlanır ve borçlunun icra dairesine bildirim yapması yeterli olur. Ancak bazı durumlar vardır ki, nafakanın kesilmesi için mutlaka borçlu tarafından bir "Nafakanın Kaldırılması Davası" açılması ve durumun ispatlanması gerekir. Kanun bu durumları; 1) Alacaklının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, 2) Yoksulluğunun ortadan kalkması (Örneğin yüksek maaşlı bir işe girmesi, piyango çıkması, miras kalması) ve 3) Haysiyetsiz hayat sürmesi olarak saymıştır. Bu üç durumda nafaka kendiliğinden kesilmez; borçlunun Aile Mahkemesinde dava açıp bu vakıaları (ispat yükü kendisinde olacak şekilde) kanıtlaması ve hakimin "nafakanın kaldırılmasına" hükmetmesi zorunludur.
FİİLEN EVLİYMİŞ GİBİ YAŞAMAK KAVRAMI
Nafakanın iptali davalarının en çetrefilli kavramı olan "fiilen evliymiş gibi yaşamak" (nikahsız birlikte yaşama/imam nikahlı yaşama), Yargıtay içtihatlarında özel olarak şekillenmiştir. Sadece karşı cinsten iki kişinin aynı evde birkaç gün kalması veya sıradan bir flört/sevgililik ilişkisi yaşanması "fiilen evliymiş gibi" yaşamak anlamına gelmez. Hukukun aradığı kriter; tarafların tıpkı yasal bir evlilikte olduğu gibi, hayatı ve ekonomiyi ortak paylaşma kastıyla, sürekli, düzenli, dışarıdan bakıldığında karı-koca intibası uyandıran ve toplum nezdinde böyle bilinen bir birliktelik (hayat arkadaşlığı) kurmalarıdır. Aynı evi sürekli paylaşmak, mutfak ve fatura masraflarını ortak karşılamak, çevreye eş olarak tanıtılmak, tatillere sürekli birlikte gitmek, hatta çocuk sahibi olmak bu durumun en somut göstergeleridir. Kanun koyucunun amacı, "nafakam kesilmesin diye resmi nikah yapmayayım ama başka bir adamla/kadınla karı koca hayatı yaşayıp onun ekonomik desteğinden de faydalanayım" şeklindeki kötü niyetli (hakkın kötüye kullanılması) davranışları engellemektir. Hukuk, hileli eylemleri korumaz.
NİKAHSIZ BİRLİKTELİĞİN NAFAKAYA ETKİSİ
Nafaka alacaklısının, eski eşinden aylık düzenli para alırken bir yandan da yeni hayat arkadaşıyla (resmi nikahsız) evlilik hayatı sürmesi, yoksulluk nafakasının varoluş felsefesine aykırıdır. Zira yoksulluk nafakası, evliliğin yıkılması nedeniyle yoksulluğa düşen ve yalnız kalan kişiye verilir. Oysa fiilen evli gibi yaşayan kişi, hayatını ve ekonomik külfetlerini yeni partneriyle birleştirmiş, dayanışma içine girmiş ve (çoğu zaman) yoksulluğunu bu yeni birliktelik sayesinde aşmıştır. Bu durumda eski eşin, hukuken veya fiilen hiçbir bağının kalmadığı ve artık başka birinin hayat arkadaşı olmuş kişiye nafaka ödemeye zorlanması, adalete ve mülkiyet hakkına ağır bir müdahaledir. Bu nedenle TMK m. 176/3, bu fiili (imam nikahlı vb.) birlikteliği, nafakanın kaldırılması için başlı başına ve kesin bir hukuki sebep saymıştır. Borçlu, bu durumu Aile Mahkemesinde açacağı dava ile ispatlarsa, mahkeme nafakayı "dava tarihinden (veya fiili birlikteliğin kanıtlandığı tarihten) itibaren" geçerli olmak üzere kaldırır.
YOKSULLUK NAFAKASININ BAŞTAN REDDEDİLMESİ
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin kararına konu olan olayda hukuki bir nüans (incelik) vardır. Genelde bu durum, nafaka bağlandıktan yıllar sonra ortaya çıkar ve "nafakanın kaldırılması" davası açılır. Ancak emsal karardaki olayda, henüz boşanma davası devam ederken veya karar aşamasındayken, kadının başka bir erkekle fiilen evli gibi yaşadığı tespit edilmiştir. Mahkeme, sırf usulen şartları var diye "önce yoksulluk nafakası bağlayayım, sonra koca dava açsın iptal edeyim" şeklinde bir bürokratik mantık yürütemez. Yargıtay'ın çok net ifadesiyle; "Ortada yoksulluk nafakasının kaldırılması koşulları varken, (baştan) yoksulluk nafakasına hükmetmek yasanın amacına uygun değildir." Yani, şayet boşanma davası sırasında tarafın bir başkasıyla evliymiş gibi yaşadığı ispatlanmışsa, o tarafa hiçbir surette, tek kuruş dahi yoksulluk nafakası bağlanamaz. Nafaka talebi esastan ve kesin olarak reddedilir. Yargıtay bu içtihadıyla, hukukun dolambaçlı yollara (gereksiz dava silsilelerine) girmeden, doğrudan ve anında adaleti sağlaması gerektiğini vurgulamaktadır.
TEDBİR NAFAKASI VE BİRLİKTE YAŞAMA
Emsal kararın belki de en çarpıcı olan ve Aile Hukuku uygulamasında ciddi yankı uyandıran kısmı "Tedbir Nafakası" ile ilgilidir. Tedbir nafakası, kural olarak davanın başında, haklılık/haksızlık veya kusur araştırması yapılmadan, eşin geçici olarak korunması için hemen bağlanan bir nafakadır. Birçok hakim, boşanma davası süresince eş (kadın veya erkek) kusurlu bile olsa, geçinmesi için tedbir nafakası takdir eder. Ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bu kurala devasa bir fren getirmiştir: "Yine aynı şekilde başka bir erkekle birlikte yaşayan kadın yararına tedbir nafakasına hükmedilemez." Bu cümlenin arkasındaki mantık şudur: Boşanma davası henüz kesinleşmediği için taraflar halen (hukuken) "evli" statüsündedir ve evlilik birliğinin sadakat yükümlülüğü devam etmektedir. Dava süresince bir başkasıyla "birlikte yaşayan" eş, hem ağır kusurlu (sadakatsiz) hale gelmekte hem de ekonomik olarak yoksulluk karinesini (başkasıyla ortak hayat kurduğu için) kendi eliyle ortadan kaldırmaktadır. Bu kişiye, hala yasal kocası olan kişiden (geçici de olsa) nafaka bağlamak hukukun koruyacağı bir menfaat olamaz.
FİİLİ BİRLİKTELİĞİN İSPATI VE DELİLLER
Bir kişinin "fiilen evliymiş gibi yaşadığını" iddia etmek kolay, ancak mahkemede hukuka uygun delillerle ispat etmek oldukça zordur. Bu ispat yükü, iddia eden eski eşe (nafaka borçlusuna) aittir. Yargıtay uygulamalarında bu durumun ispatı için mahkemeye çok çeşitli deliller sunulabilir. Aynı adreste birlikte yaşamayı (ikametgahı) gösteren kolluk (polis/jandarma) araştırması, aynı evde sürekli kalınmasına şahit olan komşuların, apartman yöneticisinin veya muhtarın tanık beyanları en güçlü delillerdir. Bunun yanı sıra, günümüzde sosyal medya hesaplarında paylaşılan samimi ve sürekli "aile/çift" fotoğrafları, birlikte gidilen tatillere ait otel konaklama kayıtları (aynı odada kalma), birlikte çekilmiş kredi veya ortak banka hesap hareketleri de bu fiili karı-koca ilişkisini ispatlayan yan delillerdir. Salt bir kere yemeğe çıkmak veya bir otelde kahve içmek bu ispat için yeterli değildir; ilişkinin devamlılık arz etmesi, kamuoyuna (dışarıya) açıkça bir çift/aile intibası vermesi şarttır.
YARGITAY 2 HUKUK DAİRESİ İÇTİHADI
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2019/6499 Esas ve 2019/10715 Karar sayılı bu ilamı, Aile Hukuku davalarında sıklıkla suistimal edilen nafaka müessesesine yönelik çok sert ve adil bir müdahaledir. Yerel mahkeme, şekli kurallara bakarak kadının o an resmi bir evliliği olmadığını (gelirinin de olmadığını) tespit etmiş ve muhtemelen tedbir/yoksulluk nafakası bağlamıştır. Ancak Yargıtay, olayın sadece resmi (kağıt üzerindeki) boyutuna değil, fiili (yaşanan) boyutuna bakılması gerektiğini emretmiştir. TMK 176. maddesinin ruhu; yoksul ve yalnız kişiyi korumaktır. Başkasıyla yeni bir hane kurmuş, hayatını fiilen birleştirmiş bir kişinin hukukun bu koruma kalkanına ihtiyacı yoktur. Yargıtay, bu kişinin lehine nafaka bağlamayı, yasanın korumadığı bir kötüniyeti ödüllendirmek olarak değerlendirmiş ve hem yoksulluk hem de tedbir nafakasının reddedilmesi gerektiğine hükmederek kararı esastan bozmuştur.
SONUÇ VE KÖTÜNİYETİN KORUNMAMASI
Sonuç olarak; Türk Medeni Kanunu m. 176 uyarınca yoksulluk veya tedbir nafakası, kişinin boşanma nedeniyle düştüğü ekonomik darboğazı bir nebze olsun hafifletmek için kurulan insani bir mekanizmadır. Ancak bu hakkın, nafaka borçlusunun sırtına bir ömür boyu bindirilen, haksız bir zenginleşme aracına dönüştürülmesi kanun koyucu tarafından engellenmiştir. Emsal Yargıtay kararıyla çok net biçimde ortaya konulduğu üzere; nafaka talep eden veya almakta olan eşin, resmi bir nikah yapmaksızın bir başkasıyla "fiilen evliymiş gibi" hayat sürmesi (imam nikahlı yaşama, sürekli aynı evi paylaşma, hayat arkadaşlığı kurma), o kişinin nafaka alma hakkını kökünden yok eden kesin bir hukuki nedendir. Ortada nafakanın kaldırılmasına veya baştan verilmemesine yol açacak bu tür bir "fiili birliktelik" varken, mahkemenin o kişi lehine yoksulluk veya (dava sürecinde dahi olsa) tedbir nafakasına hükmetmesi TMK'nın amacına, dürüstlük kuralına ve kamu vicdanına açıkça aykırıdır. Bu tür uyuşmazlıklarda nafaka ödemek istemeyen (veya nafakasını iptal ettirmek isteyen) tarafın, söz konusu fiili birlikteliği hukuka uygun tanık, kolluk araştırması ve dijital delillerle mahkeme huzurunda somut ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlaması davanın kaderini belirleyen en kritik unsurdur.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Kendiliğinden kesip ödememezlik edemezsiniz, aksi halde icra ve ceza yaptırımıyla karşılaşırsınız. Ancak derhal Aile Mahkemesinde "Nafakanın Kaldırılması" davası açarak, eski eşinizin fiilen evli gibi yaşadığını ispat ederseniz, mahkeme kararıyla nafakayı tamamen iptal ettirebilirsiniz.
Yargıtay emsal kararına göre alamaz. Dava devam ederken bir başkasıyla fiilen evli gibi yaşamaya başlayan eş lehine, bu durumu ispat etmeniz halinde mahkemece tedbir nafakasına hükmedilemez; hükmedilmişse derhal kaldırılır.
Sadece flört etmek, görüşmek veya ara sıra buluşmak "fiilen evli gibi yaşamak" anlamına gelmez. Nafakanın iptali için tarafların hayatı ekonomik ve fiili olarak ortak paylaştıkları, aynı hanede sürekli yaşadıkları karı-koca benzeri bir ilişkinin varlığı ispat edilmelidir.
Aynı adreste oturduklarına dair muhtarlık/nüfus kayıtları, polis (kolluk) araştırması, apartman komşularının ve yöneticinin tanıklığı, ortak tatil faturaları, sosyal medyada paylaşılan "birlikte yaşam" fotoğrafları ile bu durum ispatlanabilir.
Kural olarak nafakanın kaldırılması kararları dava tarihinden itibaren hüküm ifade eder. Dava tarihinden önce ödenen nafakaların "sebepsiz zenginleşme" kapsamında geri istenmesi çok istisnai ve hukuken tartışmalı bir konudur; ancak dava açıldıktan sonra ödedikleriniz için iade talebinde bulunabilirsiniz.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir