avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

GİZLİ KAMERA İLE HABER YAPMA SINIRI

Halkın haber alma hakkı ve basın özgürlüğü, demokratik toplumların vazgeçilmez unsurlarıdır. Basın, toplumsal aksaklıkları ortaya çıkarmak, yolsuzlukları belgelemek ve kamuoyunu aydınlatmak gibi hayati bir görev üstlenir. Ancak bu kutsal görev, gazetecilere sınırsız bir hareket alanı tanımaz. Özellikle araştırmacı gazetecilik adı altında başvurulan "gizli kamera" ve "gizli ses kaydı" yöntemleri, kişilik haklarının en mahrem kalesi olan özel hayatın gizliliği ile doğrudan çatışmaktadır. Hukuk düzeni, bir davanın kazanılması veya bir haberin yapılması için başvurulan yöntemin "hukuka uygun" olmasını şart koşar. Bilgi ve belge toplarken "tuzak kurma" veya "kurgu yapma" yöntemlerine başvurulması, basının tarafsızlık ve dürüstlük ilkesini zedelediği gibi, anayasal bir hak olan mahremiyetin ihlaline yol açar. Yargıtay’ın emsal kararları, basın özgürlüğü ile kişilik hakları arasındaki dengeyi kurarken, yayının elde ediliş biçimine ve "üstün kamu yararı" kriterine odaklanmaktadır.

Basın yoluyla kişilik haklarına saldırı davalarında en çok tartışılan hususlardan biri, "kamusal alanda mahremiyet" ve "iş yerinde özel hayat" kavramlarıdır. Bir doktorun hastanesindeki odası veya bir memurun makamı, dışarıya karşı "umumi alan" sayılabilir mi? Hukuk doktrinine ve Yargıtay’ın muhalefet şerhlerine yansıyan görüşe göre; bir kişinin çalışma odası, o kişinin şerefi ve itibarının korunması gereken, teknik takip kararı olmaksızın gizlice izlenemeyecek bir "özel yaşam alanı"dır. Eğer bir basın kuruluşu, üçüncü kişilere gizli kayıt cihazı temin ederek bir "tuzak" kurguluyor ve bu kayıtları yayınlıyorsa, artık sadece haberci değil, hukuka aykırılığın bir parçası haline gelmiş demektir. Bu durumda, haberin içeriğindeki "kamu yararı" mazereti, yöntemin hukuka aykırılığını her zaman örtemeyebilir. Bu makalemizde, gizli kamera ile haber yapmanın hukuki sınırlarını, doktor odasındaki mahremiyet hakkını, medya kuruluşlarının tazminat sorumluluğunu ve Yargıtay’ın "tuzak kurarak haber yapma" konusundaki güncel duruşunu akademik bir perspektifle ele alacağız.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN KIRILMA NOKTASI

Anayasa'nın 28. maddesi ile güvence altına alınan basın hürriyeti, basına olayları araştırma ve kamuoyuna duyurma yetkisi verir. Ancak bu yetki, başka bir anayasal hak olan "kişilik hakları" (Anayasa m. 17) ile sınırlandırılmıştır. Basın özgürlüğü, bir başkasının mahremiyetini kasten çiğnemek için bir "imtiyaz" değildir. Basının görevi, gerçekleri aktarmaktır; gerçekleri "kurgulamak" veya "tuzağa düşürerek üretmek" değildir.

Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarında vurgulandığı üzere, ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından hoş karşılanan düşünceler için değil, "şok edici, rahatsız edici veya endişelendirici" bilgiler için de geçerlidir. Ancak bu "şok etme" hali, haberin içeriğiyle ilgili olmalıdır; haberin elde edilme biçimindeki "hukuksuzluk" ile ilgili değil. Basın, hukuka aykırı bir yöntemle elde edilen bir veriyi yayınlarken, o hukuksuzluğa iştirak etmiş sayılabilir.

Hukuka aykırı yollarla (gizli kamera, izinsiz ses kaydı) elde edilen deliller, kural olarak yargılamalarda kıymet görmediği gibi, bu verilerin basın yoluyla ifşası da ağır tazminat yükümlülükleri doğurur. Basın özgürlüğünün kırılma noktası, haberin "kamu yararı" ile "bireyin mahremiyeti" arasındaki terazinin bozulduğu yerdir.

DOKTORUN ODASI "UMUMİ ALAN" MIDIR?

Özel hayatın korunması dendiğinde genellikle akla "dört duvar" yani konut gelir. Ancak güncel hukuk anlayışı, mahremiyeti mekanla değil, "beklenti" ile tanımlar. Bir doktorun hastanedeki muayene odası veya makam odası, hastaların giriş çıkışına açık olsa da, dış dünyaya karşı (kayıt cihazlarına karşı) bir mahremiyet beklentisi taşır.

Doktor odası gibi alanlar, umumi bir cadde veya park gibi "herkesin her şeyi görebileceği" bir yer değildir. Orada yapılan görüşmeler, hasta-doktor gizliliği ve kişisel itibar çerçevesinde korunur. Yargıtay kararlarına yansıyan azınlık ve çoğunluk görüşleri arasındaki çatışma da tam olarak bu noktadadır: "Makam odası özel hayat mıdır?"

Hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesinde, kişinin resmi bir kurumda olması onun her an gizlice kaydedilebileceği anlamına gelmez. Eğer bir kişi hakkında yasal bir teknik takip kararı yoksa, o kişinin odasındaki görüşmelerin gizlice kaydedilmesi, anayasal bir ihlaldir. Basının bu alanı "kamusal tartışma" bahanesiyle ihlal etmesi, kişilik haklarına doğrudan saldırıdır.

"TUZAK KURMA" YÖNTEMİ VE HUKUKA AYKIRILIK

"Tuzak kurma" (entrapment), bir kişiyi belirli bir eyleme zorlamak veya kışkırtmak amacıyla kurgulanan senaryolardır. Gazetecilikte bu yöntem, genellikle bir yolsuzluğu veya görevi ihmal olayını "ispatlamak" için kullanılır. Ancak hukuk, suçun ispatı için dahi olsa "tuzak kuran" tarafı masum görmez.

Emsal olayda, bir kişinin üzerinde gizli kamera ile doktorun odasına gönderilmesi ve doktorun konuşturulmaya çalışılması "tuzak kurma" olarak nitelendirilmiştir. Bu tür bir kurgu ile elde edilen görüntüler, "saf ve doğal bir gerçekliği" değil, "üretilmiş bir durumu" yansıtır. Üretilmiş bir durum üzerinden yapılan haber ise, basın etiği ve hukuka uygunluk şartlarından olan "doğruluk/gerçeklik" kriterini karşılamaz.

Hukuk devletinde delil toplama yetkisi sadece adli makamlara aittir. Basın kuruluşlarının veya bireylerin kendi başlarına "dedektiflik" yaparak, suçüstü yapma amacıyla kişilerin mahremine girmesi, hukuk düzeninde kaosa yol açar. Bu nedenle tuzak kurularak elde edilen kayıtların yayınlanması, yayıncı kuruluşu doğrudan sorumlu kılar.

GİZLİ KAYIT CİHAZI TEMİNİ VE MEDYA ETİĞİ

Bir medya kuruluşunun sadece dışarıdan gelen bir gizli kaydı yayınlaması ile, o kaydın alınması için "cihaz temin edip yönlendirme yapması" arasında hukuki açıdan uçurum vardır. Eğer televizyon kanalı, muhabirine veya bir üçüncü şahsa gizli kamera verip "git şu doktoru kaydet" diyorsa, artık o ihlalin "faili" veya "azmettireni" konumundadır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'ndeki karşı oy yazısında da belirtildiği üzere, medya kuruluşu hukuka aykırılığın bir parçası haline geldiğinde, haberin "kamusal tartışmaya katkı sağlaması" veya "güncel olması" artık o yayını hukuka uygun hale getirmez. Çünkü başlangıcı (elde edilişi) hukuka aykırı olan bir eylemin sonucu (yayını) hukuka uygun olamaz.

Araştırmacı gazetecilik, kamu yararı olan konuları araştırmayı gerektirir; ancak bu araştırma yasal sınırlar içinde kalmalıdır. Gizli kayıt cihazı temin ederek bir kişinin özel alanına müdahale etmek, basın özgürlüğünün değil, "kişilik haklarına saldırı"nın bir enstrümanıdır.

YARIŞAN HAKLAR: İTİBAR VS. HABER ALMA

Hukuk, basın davalarında "yarışan haklar" arasında denge kurar. Bir tarafta toplumun "bilgi edinme hakkı", diğer tarafta bireyin "itibarını koruma hakkı" vardır. Bu dengeleme yapılırken; haberin hedef aldığı kişinin tanınırlığı, haberin doğruluğu, haberde kullanılan dilin sertliği ve haberin toplumdaki yankısı göz önüne alınır.

Eğer bir haber, bir kişinin mesleki onurunu yerle bir edecek nitelikteyse ve bu haber "şüpheli ve hukuka aykırı" yöntemlerle elde edilmişse, terazinin kefesi "kişilik hakları" lehine ağır basmalıdır. Toplumun bir skandalı öğrenmesindeki yarar, o skandalın "bir kişinin özel hayatını gizlice kaydederek" üretilmesini haklı çıkarmaz.

Basın kuruluşları, "biz sadece kamuoyunu bilgilendiriyoruz" savunmasının arkasına sığınarak bireylerin hayatlarını magazinel veya sansasyonel amaçlarla ifşa edemezler. İtibar, bir bireyin manevi varlığının en değerli parçasıdır ve geri getirilmesi en zor olan değerdir.

MANEVİ TAZMİNAT VE YAYIN DURDURMA

Kişilik haklarına saldırı gerçekleştiğinde, mağdurun başvurabileceği yolların başında "manevi tazminat" davası gelir. Manevi tazminatın amacı, saldırıya uğrayan kişinin duyduğu acı, elem ve üzüntüyü bir nebze olsun dindirmektir. Basın yoluyla yapılan saldırılarda tazminat miktarı, yayının ulaştığı kitle (izlenme oranları) ve saldırının ağırlığına göre belirlenir.

Ayrıca, yayının devam etmesi durumunda "durdurma kararı" (ihtiyati tedbir) talep edilebilir. Hukuka aykırı yollarla elde edilen bir kaydın televizyonda veya internette dolaşıma girmesi, zararı her saniye artırır. Bu nedenle mahkemeler, kişilik haklarını korumak adına hızlı kararlar vermekle yükümlüdür.

Tazminat sorumluluğu sadece görüntüyü çeken şahısta değil, o görüntüyü kontrol etmeden veya bilerek yayınlayan kanalın tüzel kişiliğinde ve sorumlu müdüründe de bulunur. Medya kuruluşları, yayınladıkları içeriklerin "elde ediliş kaynağını" denetlemek zorundadırlar.

YARGITAY KARARI VE MUHALEFET ŞERHİ ANALİZİ

Emsal kararda, Yargıtay çoğunluğu alt mahkemenin televizyon kanalını sorumlu tutmayan kararını onamıştır. Ancak karşı oy yazısı, modern hukuk anlayışı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) standartları açısından ders niteliğindedir. Muhalif görüşe göre; "bir kişinin mahrem alanını haber uğruna çiğnemek, basın özgürlüğü gerekçesiyle korunamaz."

Muhalefet şerhi, basının "tuzak kuran taraf" olmasını eleştirmekte ve bu durumun basın özgürlüğü zırhını deldiğini savunmaktadır. Bu görüş, gelecekteki davalar için önemli bir referans niteliğindedir. Hukuk, zamanla "yöntemin hukuka aykırılığını" daha ön planda tutmaya başlamıştır.

Sonuç olarak; basın özgürlüğü, demokrasinin bekçisidir; ancak bu bekçi, başkasının evine (veya odasına) gizlice girme yetkisine sahip değildir. Gizli kamera ile yapılan haberler, ancak "kamu yararının mutlak ve kaçınılmaz" olduğu istisnai durumlarda, o da çok kısıtlı ölçütlerle meşru sayılabilir. Aksi takdirde, her türlü kurgu ve tuzak "haber" maskesiyle meşrulaştırılır ki bu durum hukuk devletinin sonu olur. Adalet, özgür bir basın kadar, haysiyetli ve özel hayatı korunmuş bireylere de ihtiyaç duyar. Gerçeği ararken, insanın onurunu kaybetmemek asıldır.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. Gizli kamera ile çekilen görüntülerimin televizyonda yayınlanması suç mudur?

Evet. Rızanız dışında özel alanınızdaki (ev, ofis, özel görüşme) görüntülerin kaydedilmesi ve yayınlanması TCK m. 134 uyarınca suçtur ve manevi tazminat sorumluluğu doğurur.

2. Haber kanalının "kamu yararı var" demesi gizli çekimi haklı çıkarır mı?

Her zaman değil. Kamu yararı olsa bile, haberin elde edilme biçimi (tuzak kurma, gizli cihaz temini) hukuka aykırıysa, kanal tazminat ödemek zorunda kalabilir.

3. Bir doktorun hastanedeki odası "özel hayat" sayılır mı?

Yargıtay içtihatlarında bu konu tartışmalıdır ancak baskın görüşe göre; doktor odası gibi alanlar umumi yerler olmayıp, kişilerin itibar ve mahremiyetinin korunması gereken "özel yaşam alanı" kapsamındadır.

4. Gizli kamera ile yapılan bir habere karşı ne yapabilirim?

Hukuka aykırı yayının durdurulması için mahkemeden tedbir talep edebilir, yayıncı kuruluş ve sorumlu kişiler aleyhine maddi-manevi tazminat davası açabilirsiniz.

5. Haber kanalı "biz çekmedik, biri bize gönderdi" diyerek kurtulabilir mi?

Hayır. Kanal, yayınladığı içeriğin hukuka uygunluğunu denetlemekle yükümlüdür. Hele ki kayıt cihazını kanal temin etmişse, sorumluluk kaçınılmazdır.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ İÇTİHAT METNİ (KARŞI OY İLE BİRLİKTE)
4. Hukuk Dairesi 2018/4286 E. , 2020/3179 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi ...Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen... hükmün... ONANMASINA... 05/10/2020 gününde kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle hukuka aykırılığın tespiti, kararın yayınlanması, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir... Davacı vekili, müvekkilinin tıp fakültesi hastanesinde doktor olarak görev yaptığını, davacı ...’nin diğer davalı basın kuruluşu (... TV) çalışanlarının yardımı, yönlendirmesi ve gizli kayıt cihazı temini ile müvekkilinin kamu kurumundaki odasında gizlice ses ve görüntüsünün kaydedilerek davalı şirkete ait televizyonda yayınlandığını, böylece müvekkilinin izni ve bilgisi olmaksızın özel hayatına müdahale edildiğini beyanla... tazminat taleplerinde bulunmuştur... ...Somut davada göz önünde bulundurulması gereken en önemli husus, davalıların işbirliği içinde bir program dâhilinde davacının kamu kurumundaki odasına gidip, bilgisi, izni ve muvafakati olmadan sesli ve görüntülü kayıt alınmasını kurgulamış olmalarıdır. Diğer bir deyişle davalı basın kuruluşu da hukuka aykırılığın bir parçası hâline gelmiştir. Davalı ... ile birlikte kişinin mahrem alanını bir haber uğruna çiğnemişlerdir. Bu aşamada verilecek haberin kamusal tartışmaya katkı yapması, haber değeri ve güncelliğine artık bakılamaz. Çünkü kişilerin özel hayatları da anayasal koruma altındadır... Bir kişiye hukuka aykırı bir biçimde, tuzak kurarak, gizli kayıt yöntemiyle özel alanının kayda alınması sonucu ulaşılan kayıtlar hiçbir şekilde yayınlanamaz... ...Öte yandan belirtilmelidir ki davacının kamu kurumundaki makam veya muayene odası, umumi alan sayılamaz. Kişi hakkında açılmış bir soruşturma kapsamında teknik ve fiziki takip kararı alınmaksızın özel veya resmi odasındaki görüşmesinin sesli ve/veya görüntülü kayda alınması hukuka aykırıdır. Bu şekilde elde edilen deliller hukuken hiçbir kıymet göremez... Aksi takdirde hakkında herhangi bir suç isnadı bulunmayan kişinin özel hayatı kamusal veya özel alan fark etmeksizin kayda alınabilir ki bu durum kişilerin şeref ve itibarının korunması yönündeki Anayasa’nın 17. maddesi ile ...’nin 8. maddesinde yer bulan özel hayat ve aile hayatının korunması ilkesiyle çelişir... ...Anayasa’nın 17. ve ...’nin 8. maddesi kapsamında değerlendirilebilecek kişilerin şeref ve itibarının bir diğer deyişle özel hayatlarının korunması ilkesi kapsamında kalması nedeniyle davalı şirket (... TV) aleyhine de manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, basın özgürlüğü gerekçesiyle hükmedilmemiş olması doğru olmamıştır. Bu düşüncelerle, Sayın Çoğunluğun istinaf mahkemesi kararın onanması yönündeki düşüncesine iştirak edemiyorum. 05/10/2020