GÖZ AMELIYATINDA MALPRAKTİS VE HEKİM SORUMLULUĞU
Hekim ile hasta arasındaki ilişki, hukuk kuramında ve yasal düzenlemelerde en yüksek düzeyde karşılıklı güven ve özen esasına dayanan bir "Vekalet Sözleşmesi" (agency contract) niteliğindedir. Eşlerin veya bireylerin sağlıklarını emanet ettikleri hekimlerden, tıp biliminin en güncel kurallarına uygun, titiz ve dikkatli bir tedavi süreci beklemeleri en doğal yasal haklarıdır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 506 (Eski Borçlar Kanunu m. 390) uyarınca hekim, vekil sıfatıyla üstlendiği tedaviyi yürütürken en hafif kusurundan dahi sorumludur. Tıbbi süreçlerde ortaya çıkan hatalı ve kusurlu uygulamalar ("Tıbbi Malpraktis") sonucunda hastanın vücut bütünlüğünün zarar görmesi, hekimin ve hastanenin çok ağır maddi ve manevi tazminat sorumluluklarını doğurur. Lazer göz ameliyatlarında, göz numaralarının lazer makinesine veri olarak girilmesi ameliyatın en hassas aşamasıdır. Lazer makinesine girilecek sayısal değerlerin hemşire veya yardımcı personel tarafından yanlış girilmesi ve ameliyatı bizzat yöneten hekimin bu hayati sayısal verileri ameliyat öncesinde son bir kez kontrol etmeyerek ameliyatı başlatması, doğrudan hekimin özen yükümlülüğünü fahiş düzeyde ihlalidir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin sağlık hukukuna yön veren bu son derece sarsıcı emsal kararı; ameliyat öncesi -2 miyop olan hastanın göz değerlerinin hemşire tarafından lazer makinesine yanlış girilmesi ve hekimin kontrol etmemesi sonucu hastanın ameliyat sonrasında +4.50 hipermetrop olarak ağır hasara uğramasını tıbbi yanlış uygulama (malpraktis) kabul etmiş; ayrıca Adli Tıp Kurumu'nun ihtiyaç duyduğu tıbbi belgeleri saklamayarak/ibraz edemeyerek kusurlu davranan hastane ve hekimin tazminat sorumluluğunun kesinleştiğini hükme bağlamış, yerel mahkemenin davayı reddeden hatalı kararını bozmuştur.
Uygulamada ve malpraktis tazminat davalarında, davalı hekimler ve hastane yönetimleri sıklıkla sorumluluğu yardımcı personele (hemşire, teknisyen vb.) veya makine arızalarına atarak kendilerini kurtarmaya çalışmaktadır. Oysa TBK'nın 116. maddesinde (Eski BK m. 100) düzenlenen "Yardımcı Kişilerin Fiillerinden Sorumluluk" ilkesine göre, borcun ifasını veya tedaviyi yardımcılarına bırakan borçlu/hekim, onların hastaya verdiği her türlü zarardan bizzat kendisi gibi sorumludur. Kaldı ki, Yargıtay kararında açıklandığı üzere, lazer makinesinin değerlerini kontrol etmek, doğrudan ameliyatı yapan baş cerrahın kendi şahsi görevidir. Hemşirenin hatası, hekimi denetim ve kontrol yükümlülüğünden asla kurtarmaz. Bunun da ötesinde, Yargıtay bu kararında ispat hukukuna ilişkin muazzam bir ilke koymuştur: Hastaneler ve hekimler, hastalara ait ameliyat raporlarını, makine kayıtlarını ve tedavi evraklarını yasal olarak saklamakla yükümlüdür. Adli tıp incelemesi sırasında bu belgeleri sunamayan hastane, sırf belge eksikliği nedeniyle kusursuz sayılamaz; aksine tıbbi kayıtları saklama yükümlülüğünü ihlal ettiği için bağımsız olarak kusurlu kabul edilir. Bu karar, hasta haklarını en üst seviyede koruyan sarsılmaz bir içtihat kalesidir.
HEKİMİN ÖZEN YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE VEKALET
Hekim ile hasta arasındaki sözleşme vekalet sözleşmesi olup, hekimin özen borcu vekilin özen borcuna ilişkin TBK 506. maddesi çerçevesinde belirlenir.
Vekil, işçiye oranla daha yüksek bir özen borcu altındadır. Hekim, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirirken mesleki bilgi ve tecrübesinin gerektirdiği tüm dikkat, özen ve titizliği eksiksiz göstermek zorundadır. Hekimin en hafif kusuru dahi tazminat sorumluluğunu doğurur, zira insan hayatı ve vücut bütünlüğü en küçük ihmali dahi tolere edemez.
YARDIMCI PERSONELİN HATASINDAN SORUMLULUK
TBK'nın 116. maddesi uyarınca, borcun ifasını yardımcı kişilere bırakan borçlu, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür.
Lazer göz ameliyatında sayısal verileri makineye giren hemşire veya teknisyen, hekimin yardımcısı konumundadır. Dolayısıyla hemşirenin göz derecelerini ters girmesi (eksi yerine artı değer girmesi) eylemi doğrudan doğruya hekimin ve hastanenin sözleşmesel sorumluluğunu doğurur. Hekim 'ben yapmadım, hemşire yanlış girdi' diyerek sorumluluktan kurtulamaz.
TIBBİ PARAMETRELERİN KONTROLÜ ZORUNLULUĞU
Ameliyatı gerçekleştiren cerrah, tıbbi müdahalenin öncesinde ve sırasında kullanılan tüm ekipmanın, ilaçların ve makinelerin parametrelerini son bir kez kontrol etmekle yükümlüdür.
Göz lazer makinesine girilen değerleri ameliyatı başlatmadan önce kontrol etmeyen hekim, tıp biliminin ve cerrahi protokollerin en temel güvenlik kuralını ihlal etmiş sayılır. Bilirkişi raporlarının da açıkça teyit ettiği üzere, bu kontrolün yapılmaması doğrudan bağımsız bir tıbbi uygulama hatasıdır (malpraktis) ve doktoru asli kusurlu kılar.
TIBBİ BELGE SAKLAMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ
Hastaneler ve hekimler, Sağlık Hizmetleri mevzuatı uyarınca hastalara ait tüm tıbbi kayıtları, ameliyat raporlarını ve tetkikleri eksiksiz olarak arşivlemek ve saklamakla yasal olarak yükümlüdür.
Dava sürecinde Adli Tıp Kurumu veya bilirkişiler tarafından talep edilen bu belgelerin sunulamaması, hastanenin kusurlu olduğunu gösterir. Tıbbi belgelerin yok olması, hastanın iddiasını ispatlamasını zorlaştıracağı için, hukuk düzeni belgeyi saklamayan hastaneyi doğrudan kusurlu kabul ederek ispat yükünü tersine çevirir.
İSPAT KOLAYLIĞI VE KUSUR TAYİNİ
Malpraktis davalarında hastanın hekimin kusurunu kanıtlaması zordur. Bu nedenle Yargıtay, hastanenin belge saklamama kusurunu hastaya büyük bir ispat kolaylığı olarak yansıtmaktadır.
Belgeleri saklamayarak adli tıp raporunun alınmasını engelleyen davalı taraf, bu ihmali ile kusur karinesini kendi üzerine çekmiştir. Yargıtay, mevcut bilirkişi raporları, hekimin kendi yazılı itirafları ve belge saklamama kusurunu birleştirerek hastanın tazminat hakkını son derece hızlı ve adil bir şekilde tescil etmiştir.
YARGITAYIN BOZMA İÇTİHADININ TAHLİLİ
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin bu emsal kararı, tıp hukukunda cerrahların kontrol sorumluluğunu ve hastanelerin arşiv yükümlülüğünü sarsılmaz esaslara bağlayan anıtsal bir karardır.
Bu karar sayesinde, hastanelerin tıbbi evrakları kaybederek veya saklayarak tazminat sorumluluğundan kaçma yolları tamamen kapatılmıştır. Adalet sistemi, hekimlerin ameliyat sırasındaki denetim sorumluluğunu en üst düzeyde tutarken, vücut bütünlüğü bozulan hastaların maddi ve manevi zararlarının kuruşu kuruşuna tazmin edilmesini güvenceye almıştır.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Evet, ameliyat sonrasında göz numarasının düzelmemesi veya hipermetropi gibi kalıcı hasarlar oluşması hekim hatasından (malpraktis) kaynaklanabilir. Tedaviyi yürüten hekime ve hastaneye karşı Tüketici Mahkemesi'nde 'Maddi ve Manevi Tazminat Davası' açabilirsiniz. Davada ameliyat öncesi ve sonrası göz dökümanlarınız, bilirkişi raporları ve hastane kayıtları delil olarak kullanılacaktır.
Hayır, tam aksine bu durum sizin lehinizedir. Yargıtay'ın emsal kararına göre, tıbbi belgeleri saklama ve mahkemeye sunma yükümlülüğü tamamen hastane yönetimine aittir. Hastanenin bu belgeleri sunamaması bağımsız bir kusur olarak kabul edilir ve ispat yükü hastaneye geçer. Belge sunamayan hastane kusurlu sayılarak tazminata hükmedilir.
Davada şu tazminat türlerini talep edebilirsiniz: 1. Maddi Tazminat (Ameliyat masrafları, gözünüzün bozulması nedeniyle yapmak zorunda kaldığınız ek tedavi giderleri, iş gücü kaybı), 2. Manevi Tazminat (Yaşadığınız psikolojik çöküntü, acı, elem ve ızdırabın karşılığı olarak belirlenecek uygun bir manevi tazminat bedeli).
Çünkü TBK m. 116 uyarınca hekim, tedavisinde kullandığı yardımcı personelin hastaya verdiği tüm zararlardan bizzat sorumludur. Ayrıca cerrah, ameliyat öncesinde yardımcı personelin makineye girdiği verileri kontrol etmekle yükümlüdür. Bu kontrolü yapmamak doğrudan cerrahın kendi şahsi kusurudur.
Özel hastanelerde ve hekimlerde vekalet sözleşmesine dayanan davalarda zamanaşımı süresi, ameliyat tarihinden itibaren 5 yıldır. Ancak haksız fiil hükümlerine de dayanılabiliyorsa zarar ve failin öğrenilmesinden itibaren 2 yıl ve her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süreleri uygulanır. Devlet hastanelerinde ise tam yargı davası açma süreleri daha kısadır.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir