GÜRÜLTÜ SUÇUNDA İNSAN SAĞLIĞI KRİTERİ
Modern kent yaşamının en büyük handikaplarından biri olan gürültü kirliliği, hukuk sistemimizde hem idari yaptırımların (Çevre Kanunu/Kabahatler Kanunu) hem de ceza yargılamasının (Türk Ceza Kanunu) konusunu oluşturmaktadır. Eğlence mekanlarından, fabrikalardan veya inşaatlardan yayılan gürültü seviyelerinin idari yönetmeliklerdeki desibel (dB) sınırlarını aşması durumunda, fail hakkında idari para cezası kesilmesi olağandır. Ancak, idari sınırın aşılmış olması, failin otomatik olarak ceza mahkemesinde "Gürültüye Neden Olma Suçundan" hapis cezasıyla mahkum edileceği anlamına gelmez. Ceza hukuku, özgürlüğü kısıtlayıcı ağır doğası gereği, idari normlardan (yönetmeliklerden) çok daha katı ve somut zarar tehlikesi kriterleri arar. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin bu makaleye konu olan emsal kararı, tam olarak bu ince çizgiyi çizmektedir: Gürültü seviyesi yönetmelik değerlerini aşmış olsa bile, bu gürültünün "insan sağlığının zarar görmesine elverişli" boyutta olup olmadığı tıbbi ve bilimsel yönden ispatlanmadıkça mahkumiyet kararı verilemez. Üstelik Yargıtay, bu ispatın sıradan bir çevre mühendisiyle değil, spesifik olarak Üniversitelerin Kulak Burun Boğaz (KBB) ve Odyoloji ana bilim dalından seçilecek uzman bir doktor heyeti marifetiyle yapılması gerektiğini dogmatik bir katiyetle hükme bağlamıştır.
Uygulamada, yerel mahkemeler çoğunlukla kolluk kuvvetleri veya belediye zabıtası tarafından tutulan "gürültü ölçüm tutanaklarına" (veya Çevre ve Şehircilik Bakanlığı normlarına göre desibelin aşıldığını belirten tek kişilik bir bilirkişi raporuna) dayanarak, TCK m. 183 kapsamında sanıklara hapis veya adli para cezası vermektedir. Emsal karardaki mahkeme de aynı hataya düşmüş; "yönetmelik değerlerine uygun değil, o halde suç oluştu" şeklinde eksik bir çıkarımla mahkumiyet kurmuştur. Ancak Yargıtay'ın ceza teorisine uygun bu bozma ilamı, ceza hukukunun idari mevzuatın gölgesinde kalamayacağını ve salt "düzen bozucu" eylemlerin değil, insan bedeninde veya psikolojisinde anatomik tahribat yaratmaya "elverişli" eylemlerin (somut tehlike suçlarının) cezalandırılabileceğini çok net bir bilirkişi şablonu çizerek ortaya koymuştur.
GÜRÜLTÜYE NEDEN OLMA SUÇUNUN UNSURLARI
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 183. maddesi "Gürültüye Neden Olma" suçunu düzenler: "İlgili kanunlarla belirlenen yükümlülüklere aykırı olarak, başka bir kimsenin sağlığının zarar görmesine elverişli bir şekilde gürültüye neden olan kişi, iki aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır."
Bu suçun tipikliğinin oluşması için iki şartın birlikte gerçekleşmesi (kümülatif) gerekir: Birincisi, kanun ve yönetmeliklerle belirlenen gürültü sınırlarının (yükümlülüklerin) aşılması. İkincisi ve en önemlisi ise, yaratılan bu gürültünün bir kimsenin "sağlığının zarar görmesine elverişli" nitelikte olmasıdır.
İDARİ İHLAL VE CEZAİ SUÇ AYRIMI
Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği (ÇGDYY), örneğin konut alanları için gece 22:00'den sonra belli bir desibel (örneğin 45-50 dB) sınırı koymuştur. Bu sınırı 1 desibel (örneğin 51 dB) aşan bir işletme, yönetmeliği ihlal etmiştir ve Çevre Kanunu m. 20 uyarınca yüksek miktarda idari para cezası alır (İdari İhlal).
Ancak 51 dB'lik bir ses (idari sınırı aşsa da), insanın kulak zarını patlatacak, duyma yetisini bozacak veya ciddi bir psikiyatrik uyku bozukluğu yaratacak fizyolojik bir eşik midir? Hayır. İşte Yargıtay, sırf idari sınır aşıldı diye hakimin ceza (TCK 183) veremeyeceğini, "elverişlilik" unsurunun idari normlardan tamamen bağımsız olarak tıbbi bir incelemeye tabi olduğunu belirtmektedir.
İNSAN SAĞLIĞINA ZARAR VERME ELVERİŞLİLİĞİ
TCK 183. maddesindeki suç, bir "somut tehlike" suçudur. Yani illa bir mağdurun sağlığının bozulmuş (örneğin sağır olmuş) olması gerekmez (bu durumda ayrıca kasten veya taksirle yaralama suçu oluşur). Ancak yaratılan gürültünün, maruz kalan insanların sağlığını bozma "potansiyeline/kapasitesine" (elverişliliğine) sahip olması şarttır.
Elverişlilik; gürültünün şiddetine (desibel), frekansına (hertz), maruz kalınan süreye ve gürültünün yapısına (darbeli, sürekli vb.) göre değişir. Mahkeme hakimi tıp veya fizik uzmanı olmadığı için, bu potansiyelin varlığını kendi başına hukuki takdir yetkisiyle tespit edemez.
BİLİMSEL ÖLÇÜTLERLE DEĞERLENDİRME ZORUNLULUĞU
Emsal kararda Yargıtay, yerel mahkemenin "ölçüm sonuçlarının yönetmeliğe uygun olmamasını" yeterli görmesini kesin bir dille eleştirmiş ve şöyle demiştir: "Ölçülen gürültü düzeyinin insan sağlığının zarar görmesine elverişli olup olmadığının bilimsel ölçütlere göre değerlendirilmesi gerekir."
Bu değerlendirme, mahkemeye sunulan basit bir Çevre Bakanlığı raporuyla yapılamaz. Çevre mühendisi gürültünün miktarını ölçebilir, ancak o miktarın "insan fizyolojisine" yapacağı etkiyi ölçmek doğrudan doğruya tıp biliminin işidir.
UZMAN BİLİRKİŞİ HEYETİNİN NİTELİĞİ
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, bu tıbbi ispatın (elverişliliğin) rastgele bir doktordan alınacak raporla yapılamayacağını, çok katı bir uzmanlık şablonu çizerek emretmektedir:
1. Bilirkişiler üniversitelerin Kulak Burun Boğaz (KBB) Anabilim dalından seçilmelidir (Devlet veya eğitim araştırma hastanesi değil, üniversite akademik kadrosu vurgusu vardır).
2. İki uzman KBB hekimi olmalı ve tercihen "odyoloji" (işitme bilimi) uzmanlıkları bulunmalıdır.
3. Heyette hekimlerin yanı sıra mutlak surette bir de "Odyolog" (işitme ve denge bozuklukları uzmanı) yer almalıdır.
ODYOLOJİ VE KBB UZMANLARININ ROLÜ
Bu üç kişilik (KBB ve Odyolog) uzman heyetine dosya tevdi edilecek, heyet kolluğun veya çevre mühendislerinin ölçtüğü dB seviyelerini, o saat aralığını ve mesafeyi baz alarak bilimsel bir simülasyon yapacaktır. Raporun sonuç kısmında; "Ölçülen şu değerdeki (örneğin 85 dB) sesin, şu kadar süre maruz kalınması halinde insan işitme sisteminde veya sinir sisteminde tıbbi olarak zarar yaratmaya elverişli olduğu (veya olmadığı)" net bir şekilde belirtilmek zorundadır.
Eğer tıp heyeti "Evet idari sınır aşılmış ama bu seviyedeki bir ses insan sağlığına zarar verecek tıbbi bir elverişlilikte değildir" derse, sanık derhal beraat ettirilir.
EKSİK KOVUŞTURMA VE BASİT YARGILAMA USULÜ
Yerel mahkemenin, böylesi teknik bir KBB/Odyoloji raporu almadan, sadece kolluk tutanağı ve çevre ölçümüne dayanarak (eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçeyle) mahkumiyet kararı vermesi mutlak bir bozma sebebi yapılmıştır.
Kararın sonunda ayrıca CMK m. 251 (Basit Yargılama Usulü) vurgusu yapılmıştır. 2 yıla kadar hapis cezası gerektiren (TCK 183 gibi) suçlarda, Anayasa Mahkemesi iptalleri sonrası lehe kanun değerlendirmesi yapılması ve sanığa cezadan 1/4 oranında indirim sağlayan basit yargılama usulünün uygulanıp uygulanmayacağının mahkemece yeniden tartışılması gerektiği de usuli bir hatırlatma olarak bozmaya eklenmiştir.
Sonuç olarak; Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin bu emsal içtihadı, çevre ceza hukukunda "düzen bozan" idari kabahatler ile "insan sağlığını tehlikeye atan" adli suçlar arasındaki kalın çizgiyi tıp biliminin referansıyla çekmiştir. Gürültü kirliliği nedeniyle TCK m. 183'ten yargılanan bir sanığa ceza verilebilmesi için, mekanın desibel sınırlarını aşması yetmez; ortaya çıkan gürültünün insan bedeninde tahribat yaratma potansiyeli (elverişliliği) olduğu, muhakkak surette "Üniversitelerin KBB anabilim dalından seçilecek 2 uzman hekim ve 1 odyologdan oluşan 3 kişilik bilimsel heyet" raporuyla şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanmak zorundadır. Bu akademik rapor alınmadan verilecek her türlü mahkumiyet kararı, Yargıtay nezdinde usul, yasa ve eksik inceleme yönünden bozulmaya mahkumdur.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
İdari para cezası yemeniz (yönetmeliği ihlal etmeniz) otomatik olarak hapis (TCK 183) alacağınız anlamına gelmez. Ceza alabilmeniz için o gürültünün "insan sağlığına zarar vermeye elverişli" boyutta olduğunun tıp heyetince ispatlanması şarttır.
Gürültü rahatsız edici olabilir ancak "sağlığı bozacak" (örneğin sürekli ve çok yüksek şiddette kompresör sesi vb.) düzeyde değilse, savcılık genellikle olayı "kabahat" veya "hukuki ihtilaf" sayarak takipsizlik verebilir.
Çünkü desibelin (sesin fiziksel şiddetinin) insan kulağı ve sinir sistemi üzerindeki yıkıcı etkisini çevre mühendisleri değil, doğrudan doğruya işitme bilimi uzmanları (odyologlar ve KBB doktorları) ölçebilir.
Emsal kararda olduğu gibi, mahkemenin 3 kişilik (KBB ve Odyolog) uzman heyeti raporu almadan verdiği mahkumiyet kararı "eksik kovuşturma" nedeniyle hukuka aykırıdır. İstinaf veya Yargıtay aşamasında mutlaka bozulur.
Evet. TCK 183 gibi cezası 2 yılın altındaki suçlarda mahkeme basit yargılama usulünü uygularsa, kanun (CMK 251) gereği sanığın sonuç cezasında otomatik olarak 1/4 (dörtte bir) oranında indirim yapılmak zorundadır.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir