avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

GÜVEN SARSICI DAVRANIŞ VE KISKANÇLIK TEPKİSİ

Aile hukuku, bireylerin en mahrem alanlarını ve duygusal dünyalarını ilgilendiren yapısı gereği, ceza veya borçlar hukuku gibi diğer disiplinlerden ayrışan çok hassas dengeler üzerine kuruludur. Boşanma davalarında evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı yargılamalar yürütülürken, mahkemelerin çözmek durumunda olduğu en karmaşık meselelerden biri kusur tespiti ve bu kusurun taraflara adil bir biçimde paylaştırılmasıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 166 uyarınca boşanmaya karar verilebilmesi için ortak hayatın çekilmez hale gelmesi ve evlilik birliğinin sürdürülmesinin eşlerden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılması aranır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin incelememize konu emsal kararı, aile mahkemesi yargılamalarında devrim niteliğinde bir prensibi perçinlemektedir: Bir eşin sergilediği süreğen güven sarsıcı davranışlara karşı diğer eşin gösterdiği kıskançlık ve baskı şeklindeki reaksiyonlar, reaksiyonu gösteren eşe kusur olarak yüklenemez. Başka bir anlatımla, haksız veya güven kırıcı fiile meşru bir tepki olarak ortaya çıkan davranışlar boşanmada kusur derecesini belirlerken göz ardı edilmeli ve asıl kusur, zincirleme ihlalleri başlatan tarafa ait kabul edilmelidir.

Uygulamada boşanma davalarının tarafları, karşılıklı olarak birbirlerini evlilik birliğinin getirdiği ödevleri ihlal etmekle suçlarlar. Bir taraf diğerinin kendisini aldattığını, sadakat yükümlülüğünü zedelediğini veya güven kırıcı bir yaşam sürdüğünü ileri sürerken; karşı taraf da buna karşılık olarak kendisinin sürekli denetlendiğini, kıskançlık krizleriyle hayatının zindana çevrildiğini ve üzerinde baskı kurulduğunu savunur. Yerel mahkemeler ve Bölge Adliye Mahkemeleri (BAM) ise çoğu zaman bu iddiaları birbirinden bağımsız iki ayrı kusur olarak ele alıp, her iki tarafı da eşit kusurlu veya birbirine yakın derecelerde kusurlu kabul etme hatasına düşmektedir. Yargıtay'ın işbu kararı, neden-sonuç ilişkisini ceza hukukundaki "haksız tahrik" veya borçlar hukukundaki "müterafık kusur" prensiplerine benzer bir mantıkla aile hukukuna uyarlamakta ve haksız davranışa verilen doğal tepkilerin cezalandırılmayacağını net bir dille ilan etmektedir.

BOŞANMA DAVALARINDA KUSUR VE ÖNEMİ

Türk boşanma hukukunda kusur ilkesi, boşanmanın hukuki, mali ve kişisel sonuçlarını belirleyen en temel mihenk taşıdır. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı boşanma davasında kusursuz olan eş dava açabileceği gibi, az kusurlu veya tam kusurlu olan eş de dava açabilir. Ancak TMK 166/2 uyarınca, davacının kusuru daha ağır ise davalının açılan davaya itiraz hakkı mevcuttur. Daha da önemlisi, boşanma kararı verilmesi halinde hükmedilecek olan nafaka (TMK 175 yoksulluk nafakası) ile maddi ve manevi tazminatlar (TMK 174) tamamen tarafların kusur oranlarına göre şekillenir. Yasaya göre boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri haleldar olan kusursuz veya az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Aynı şekilde, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat talep etme hakkına sahiptir.

Bu yasal düzenlemeler nedeniyle kusur derecelendirmesi sadece boşanıp boşanmamaya karar vermek için değil, tarafların gelecek hayatlarındaki ekonomik dengeleri kurmak açısından da son derece hayatidir. Eşit kusurlu eşler lehine tazminata hükmedilemeyeceği gibi, ağır kusurlu eşin de diğerinden tazminat alması mümkün değildir. Mahkemelerin her eylemi ayrı birer kusur kalemi olarak toplayıp mekanik bir teraziyle tartmak yerine, o eylemlerin arka planındaki psikolojik ve fiili süreçleri, yani davranışların başlangıç noktalarını analiz etmesi gerekir. Yargıtay'ın bu emsal bozma kararı, mekanik kusur toplama yönteminin önüne geçerek olaylar arasındaki organik ve nedensel bağların kurulmasını zorunlu kılmıştır.

GÜVEN SARSICI DAVRANIŞLARIN HUKUKİ BOYUTU

TMK m. 185 uyarınca evlilik birliğinin kurulmasıyla eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak yükümlülüğü altına girerler. Sadakat yükümlülüğü sadece cinsel sadakatle (zina eyleminin olmamasıyla) sınırlı değildir. Eşlerin birbirlerine karşı dürüst davranması, yalan söylememesi, aile bütünlüğünü tehlikeye atacak gizli ilişkiler kurmaması ve güveni zedeleyici ortamlardan kaçınması da sadakat ödevinin ayrılmaz birer parçasıdır. Yargıtay uygulamasında; karşı cinsle evlilik birliğinin sınırlarını aşacak derecede samimi mesajlaşmalar, eşten gizlenen telefonlar, sürekli olarak şüpheli saatlerde dışarıda bulunmalar, yalan beyanlarla evden ayrılmalar gibi eylemler "güven sarsıcı davranış" başlığı altında toplanır.

Güven sarsıcı davranışlar, evlilik birliğinin temel dayanağı olan "karşılıklı güven" duygusunu kökünden kazır. Güven duygusu bir kez sarsıldığında, tarafların artık huzurlu bir ortak yaşam sürdürmesi imkansız hale gelir. Yargıtay da bu eylemleri sadakat yükümlülüğünün doğrudan ihlali kabul ederek ağır kusur hanesine yazmaktadır. Emsal kararda erkeğe yüklenen "evden ayrılarak evlilik birliğini devam ettirmek istememe" ve "güven sarsıcı davranışlarda bulunma" fiilleri, evliliğin devamını imkansız kılan asli kusurlu davranışlar olarak tespit edilmiş ve erkek tarafının bu kusurları temyiz etmemesi sebebiyle hukuken kesinleşmiştir.

TEPKİ NİTELİĞİNDEKİ DAVRANIŞLARDA KUSURSUZLUK İLKESİ

Kararın en önemli doktrinel katkısı, "tepki niteliğindeki davranışlar" teorisidir. Bir eşin, diğer eşin sürekli olarak güven sarsıcı eylemlerde bulunması (örneğin başka kişilerle gizlice görüşmesi, sadakat dışı hayat tarzı sürmesi) karşısında tamamen sessiz kalması, hiçbir tepki göstermemesi hayatın olağan akışına aykırıdır. İnsani bir duygu ve doğal bir reaksiyon olan kıskançlık, eğer ortada hiçbir haklı sebep yokken patolojik (hastalıklı) bir boyutta ve sürekli bir denetleme arzusuyla uygulanıyorsa şüphesiz ki bir kusurdur ve diğer eşe baskı yapılması anlamına gelir.

Ancak, kıskançlık ve baskı eylemi, karşı tarafın süregelen ve ispatlanmış güven sarsıcı davranışlarının doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıkmışsa, hukuk düzeni bu tepkiyi gösteren eşi cezalandıramaz. Çünkü bu durumda kıskançlığı ve baskıyı tetikleyen, yani haksız fiili ilk başlatan bizzat diğer eştir. Yargıtay kararında kelimesi kelimesine belirtildiği üzere: "Kadının kıskançlığı erkeğin süregelen güven sarsıcı davranışlarına tepki niteliğinde olduğundan, kadına bu kusurun yüklenmesi yerinde görülmemiştir." Bu muazzam tespit, tepki gösteren tarafı kusursuz kılmakta ve kusur dengesini tamamen haksız fiili başlatan tarafın aleyhine çevirmektedir. Kadın bu kusurdan arındırıldığında, boşanmadaki kusur dengesinde erkek "ağır kusurlu", kadın ise "kusursuz" veya en fazla "az kusurlu" konumuna gelmektedir.

BOŞANMADA MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT

Kusur dengesinin haksız fiili başlatan eş aleyhine ağırlaşmasının en doğrudan sonucu, TMK 174. maddesi uyarınca tazminat yükümlülüğünün doğmasıdır. Maddi tazminat talebinin kabulü için; talep eden eşin boşanmada kusursuz veya daha az kusurlu olması, boşanma kararı verilmiş olması ve boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmiş olması gerekir. Evlilik birliğinin sona ermesiyle kadının, erkeğin maddi desteğinden (sosyal güvencesinden, gelirinden, miras hakkından) mahrum kalacak olması maddi tazminatın en tipik gerekçesidir.

Manevi tazminat için ise ek olarak, boşanmaya sebep olan olayların davacının kişilik haklarına (şeref, onur, beden ve ruh sağlığı gibi kişisel değerlerine) saldırı niteliğinde olması aranır. Güven sarsıcı davranışlara maruz kalmak, sadakatsizlikle yüzleşmek ve eşin evi terk etmesi nedeniyle toplum içinde ve aile çevresinde yıpranmak, kişilik haklarını ağır derecede zedeleyen olgulardır. Yargıtay, bölge adliye mahkemesinin kadının maddi ve manevi tazminat taleplerini reddeden kararını hatalı bularak, az kusurlu olan kadın lehine uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğine karar vermiştir.

YARGITAY KARARININ KUSUR AÇISINDAN ANALİZİ

Dava sürecinde Bölge Adliye Mahkemesi, kadının kıskançlık eylemlerini erkeğe baskı kurma boyutunda görerek kadını da kusurlu kabul etmiş ve bu kusur nedeniyle tazminat taleplerini reddetmiştir. Ancak Yargıtay, bu kararı bozarken adeta bir adalet dersi vermektedir. Olayların kronolojisi ve nedenselliği incelendiğinde, erkeğin evden ayrılması ve güven sarsıcı davranışlarının süreklilik arz etmesi, kadının kıskançlık hissini ve buna bağlı tepkilerini doğuran ana sebeptir. Sebep ortadan kaldırılmadan sonuca kusur yüklemek hukuka aykırıdır.

Eşler arasındaki kusur oranlarının belirlenmesinde "ağır kusur" kavramı, evliliğin sona ermesinde birincil ve en etkili ihlalleri gerçekleştiren tarafa yöneliktir. Güven sarsıcı davranışlar sergileyerek sadakat bağını koparan ve üzerine evi terk ederek evlilik birliğini devam ettirme iradesini tamamen sonlandıran erkek, bu süreçlerin doğal bir sonucu olarak kıskançlık gösteren kadına kıyasla tartışmasız bir biçimde "ağır kusurlu"dur. Yargıtay'ın bu tespiti yerel mahkemelerin önüne gelen davalarda neden-sonuç ilişkisini göz ardı etmemeleri gerektiğini gösteren çok önemli bir emsal teşkil etmektedir.

AİLE HUKUKUNDA TAZMİNAT TALEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Boşanma davalarında tazminat miktarları belirlenirken tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusurlarının ağırlığı, ülkenin ekonomik şartları ve paranın alım gücü gibi pek çok kriter bir arada değerlendirilir. Hâkim, TMK 174/1-2. maddesi kapsamında tazminat miktarlarını tayin ederken hakkaniyet ilkesini (TMK m. 4) gözetmek zorundadır. Hükmedilecek tazminat, ne zenginleşme aracı olmalı ne de kusurlu tarafı fakirleştirecek derecede fahiş olmalıdır. Ancak az kusurlu veya kusursuz eşin yaşadığı manevi yıkımı hafifletecek, kaybettiği hayat standartlarını ikame edecek düzeyde makul ve adil olmalıdır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin bu kararı, sadece tazminat hakkını teslim etmekle kalmamakta, aynı zamanda boşanma hukukunda kusur teorisine çok daha insani, psikolojik gerçekliklerle uyumlu ve hakkaniyetli bir bakış açısı getirmektedir. Eşlerin robot gibi duygulardan arınmış varlıklar olmadığı, haksızlığa ve güven kırıcı davranışlara tepki vermelerinin en doğal hakları olduğu kabul edilmiştir. Bu meşru tepkilerin boşanma davasında aleyhe delil veya kusur olarak kullanılamayacağının tespiti, adaletin sadece kanun lafzıyla değil, hayatın gerçekleriyle de örtüşmesi gerektiğinin en güzel kanıtıdır.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. Eşimin sürekli beni şüphelendiren, güven sarsıcı hareketleri var. Kıskançlık göstermem boşanma davasında aleyhime kusur sayılır mı?

Hayır, sayılmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin emsal kararına göre, eğer kıskançlığınız eşinizin süregelen güven sarsıcı davranışlarına (örneğin başka kişilerle şüpheli ilişkiler kurması, yalan söylemesi vb.) bir tepki niteliğindeyse, bu kıskançlık size boşanma davasında kusur olarak yüklenemez.

2. Boşanma davasında "tepki niteliğinde davranış" ne anlama gelir?

Bir eşin evlilik birliğine aykırı haksız ve ağır bir davranışına (fiziksel şiddet, aldatma, güven sarsıcı eylemler, terk vb.) karşılık olarak diğer eşin gösterdiği insani ve doğal reaksiyonlara tepki niteliğinde davranış denir. Hukuk düzeni, haksız eylemi başlatan eşin davranışlarına karşı gösterilen haklı tepkileri kusur olarak kabul etmemektedir.

3. Eşim evden ayrıldı ve evliliği bitirmek istiyor. Kusur durumu nasıl etkilenir?

Haklı bir sebep olmaksızın ortak konuttan ayrılmak ve evlilik birliğini devam ettirmek istememek boşanma hukukunda ağır bir kusurdur. Bu eylemleri gerçekleştiren eş, evliliğin sona ermesinde diğer eşe kıyasla ağır kusurlu kabul edilir ve tazminat ödemekle yükümlü tutulabilir.

4. Boşanmada maddi ve manevi tazminat alabilmek için kusur oranları nasıl olmalıdır?

Tazminat talep eden tarafın boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz ya da diğer eşe göre daha az kusurlu (az kusurlu) olması şarttır. Eşit kusurlu veya daha ağır kusurlu olan tarafın maddi ve manevi tazminat talepleri mahkemece reddedilir.

5. Eşimin güven sarsıcı davranışları nedeniyle boşanıyoruz, ne kadar tazminat alabilirim?

Tazminat miktarı sabit bir tarife veya formüle bağlı değildir. Hâkim, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını (gelirleri, malvarlıkları), tarafların kusur derecelerini, evlilik süresini ve tarafların gelecekteki menfaat kayıplarını analiz ederek hakkaniyete uygun (TMK m. 4) bir maddi ve manevi tazminat tutarı belirler.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/1370 Ε.. 2019/6652 Κ. "davacı-davalı erkeğin evden ayrılarak evlilik birliğini devam ettirmek istemediği ve güven sarsıcı davranışlarının olduğu sabittir. Bölge adliye mahkemesince kadına kıskançlık nedeniyle eşine baskı yaptığı kusuru yüklenmişse de, kadının kıskançlığı erkeğin süregelen güven sarsıcı davranışlarına tepki niteliğinde olduğundan, kadına bu kusurun yüklenmesi yerinde görülmemiştir. Bu durumda; boşanmaya sebebiyet veren olaylarda gerçekleşen ve bölge adliye mahkemesince kabul edilerek erkek tarafından temyiz edilmediğinden kesinleşen kusurlara göre; evden ayrılarak evlilik birliğini devam ettirmek istemeyen ve güven sarsıcı davranışları bulunan erkek güven sarsıcı davranışları bulunan kadına göre ağır kusurludur. Gerçekleşen bu durum karşısında, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakları zarar gören, mevcut ve beklenen menfaatleri zedelenen az kusurlu davalı-davacı kadın yararına Türk Medeni Kanunu'nun 174/1-2.maddesi gereğince uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, erkeğin kusur belirlemesi ve tazminatlara yönelik istinaf talebinin kabul edilerek kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi yerinde görülmemiştir."