avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA VE HİZMET İLİŞKİSİ

Modern ekonomik ve toplumsal ilişkiler, bireylerin birbirlerine duydukları güven üzerine inşa edilmiştir. Özellikle ticari hayatta ve iş ilişkilerinde, mülkiyet hakkı sahibi olan kişinin malını, belirli bir amaçla kullanması veya saklaması için bir başkasına emanet etmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 155. maddesinde düzenlenen "Güveni Kötüye Kullanma" suçu, bu güven temelini sarsan, zilyetliğin (elde bulundurma yetkisinin) devri amacına aykırı davranan kişileri yaptırıma bağlar. Bu suç tipinde, malın faile teslimi rıza ile gerçekleşmiş olsa da, failin bu mal üzerindeki tasarruf yetkisini kötüye kullanarak mülkiyet sahibine karşı haksız bir menfaat sağlaması cezalandırılır. Suçun, taraflar arasındaki bir "hizmet", "meslek" veya "ticaret" ilişkisinden kaynaklanması durumunda ise hukuk, faile duyulan nitelikli güveni ve bu güvenin ihlalinin yarattığı daha büyük haksızlığı gözeterek cezayı ağırlaştırır.

Güveni kötüye kullanma suçunda en kritik ayrım, "basit hal" (TCK 155/1) ile "nitelikli hal" (TCK 155/2) arasındaki sınırdır. Basit halinde faile duyulan güven kişisel bir yakınlıktan kaynaklanırken, hizmet nedeniyle işlenen suçlarda güvenin kaynağı profesyonel bir sözleşme veya görev ilişkisidir. Örneğin, bir arkadaşına emanet edilen paranın harcanması ile bir kuryeye teslim edilen paranın harcanması arasında hukuki bir fark mevcuttur. İş ilişkisinin sağladığı kolaylık ve güvenin suistimal edilmesi, adalet sistemimiz tarafından daha ağır bir yaptırımla karşılanmaktadır. Bu makalemizde, güveni kötüye kullanma suçunun yasal unsurlarını, "tevdi ve teslim" olgusunun hukuki niteliğini, malik gibi tasarrufta bulunma kriterini ve hizmet ilişkisinin suçun vasıflandırılmasındaki belirleyici rolünü akademik bir perspektifle ele alacağız.

GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNUN TANIMI

Güveni kötüye kullanma suçu, mülkiyeti başkasına ait olan ancak belirli bir şekilde kullanılmak veya geri verilmek üzere rızayla faile teslim edilen bir mal üzerinde, failin zilyetliğin amacı dışında tasarrufta bulunmasıdır. Bu suçun oluşabilmesi için öncelikle geçerli bir "zilyetlik devri" bulunmalıdır. Yani mal, failin eline hırsızlıkta olduğu gibi gizlice veya zorla değil, bizzat mülkiyet sahibinin veya onun yetkilendirdiği bir kişinin rızasıyla geçmiştir. Fail, bu malı korumak, bir yere nakletmek, tamir etmek veya belirli bir işte kullanmak üzere teslim almıştır. Suç, bu teslim amacının dışına çıkılmasıyla (örneğin malın satılması, harcanması veya iade edilmemesiyle) vücut bulur.

Hırsızlık suçundan farkı, malın faile baştan "helal" (rıza ile) teslim edilmiş olmasıdır. Ancak failin sonradan bu rızayı suistimal ederek mal üzerinde "sahiplik" iddia etmesi, eylemi hukuka aykırı kılar. Doktrinde bu durum, failin zilyetlikten mülkiyete geçme (malikmiş gibi davranma) iradesi olarak tanımlanır. Suçun konusu her türlü taşınır veya taşınmaz mal olabilir. Ancak uygulamada en çok para, araç, kıymetli evrak veya iş yeri malzemeleri bu suça konu olmaktadır. Failin amacı, kendisine geçici olarak bırakılan bu değeri kendi malvarlığına katmak veya üçüncü bir kişiye yarar sağlamaktır.

Güveni kötüye kullanma suçu, "zenginleşme" amacı gütmese dahi oluşabilir. Failin malı yok etmesi, bozması veya sahibine geri vermeyi inkar etmesi suçun tamamlanması için yeterlidir. Burada korunan hukuki değer, sadece "malvarlığı" değil, aynı zamanda insanlar arasındaki "güven ilişkisi" ve "sözleşme hukuku"dur. Hukuk, birine malını emanet eden kişinin bu güveninin boşa çıkarılmasını toplumsal barış için bir tehdit olarak görür ve cezalandırır.

TEVDİ VE TESLİM OLGUSUNUN ÖNEMİ

Suçun yasal unsurlarından biri olan "tevdi ve teslim", malın fiziksel olarak failin hakimiyetine geçmesini ifade eder. Ancak her türlü teslim bu suçun konusu olamaz. Teslimin, malın "iade edilmesi" veya "belirli bir şekilde kullanılması" kaydıyla yapılmış olması şarttır. Eğer mal, faile mülkiyeti devretmek amacıyla (örneğin bağış veya satış sonucu) verilmişse, artık güveni kötüye kullanma suçundan bahsedilemez. Çünkü o mal artık failin kendi malı olmuştur. Güveni kötüye kullanma, "başkasına ait olan" bir mal üzerinde işlenebilir.

Teslim olgusunun rızaya dayalı olması, bu suçu hırsızlıktan ve yağmadan ayırır. Fail, malı meşru bir yolla elde etmiştir. Ancak bu meşruiyet, teslim amacına sadık kalındığı sürece devam eder. Amacın dışına çıkıldığı an, zilyetlik "hukuka aykırı" bir hal alır. Yargıtay uygulamalarında, malın faile teslim edilip edilmediği, tanık beyanları, teslim fişleri veya iş akdi gibi somut verilerle saptanır. Eğer mal failin eline tesadüfen geçmişse (örneğin yolda bulunmuşsa), bu eylem TCK 160 kapsamındaki "Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf" suçunu oluşturur, güveni kötüye kullanmayı değil.

Özellikle iş hayatında tevdi ve teslim, her zaman doğrudan işveren tarafından yapılmaz. Bir müşteriden alınan tahsilatın kasaya yatırılmak üzere kuryeye verilmesi de bir teslimdir. Burada kurye, parayı işveren adına değil, "işverene teslim etmek üzere" rızayla almıştır. Paranın harcanması durumunda, teslim eden kişi (müşteri) ile kurye arasında doğrudan bir hizmet ilişkisi olmasa da, kuryenin işi gereği bu parayı alması nedeniyle suç "nitelikli" halini alacaktır.

MALİK GİBİ TASARRUFTA BULUNMA KRİTERİ

Güveni kötüye kullanma suçunun maddi unsuru, failin zilyedi olduğu malda "malikmiş gibi" tasarrufta bulunmasıdır. Malik (sahip) gibi davranmak; malı satmak, rehnetmek, tüketmek, başka birine devretmek veya en basit haliyle malın kendisine verildiğini inkar etmek şeklinde tezahür edebilir. Fail, mal üzerinde sadece "kullanım" veya "koruma" yetkisine sahipken, sanki mülkiyet hakkı kendisindeymiş gibi hareket ettiğinde suç tamamlanır.

Bu kriter, failin "kastını" dış dünyaya vuran en önemli ölçüttür. Örneğin, tamir için bırakılan bir bilgisayarın tamircide durması suç değildir. Ancak tamircinin o bilgisayarı bir başkasına satması veya "bana böyle bir bilgisayar verilmedi" demesi, malik gibi tasarrufta bulunmaktır. Para söz konusu olduğunda ise, paranın harcanması veya "karıştırılması" malik gibi davranma sayılır. Çünkü para, harcandığı anda tüketilen bir değerdir ve iade edilmemesi kastın varlığını gösterir.

Bazı durumlarda fail, malı geri verme niyetinde olduğunu ancak o an imkanı olmadığını savunabilir. Ancak Yargıtay, malın iade süresi geçtiği halde makul bir sebep olmaksızın geri verilmemesini veya malın özgülendiği amacın dışına çıkarılmasını suçun oluşumu için yeterli görmektedir. Failin sonradan zararı gidermesi (etkin pişmanlık), suçun oluşumuna engel olmaz; sadece verilecek cezada indirim yapılmasını sağlar. Malik gibi davranma iradesi bir kez açığa çıktıktan sonra suç tamamlanmış kabul edilir.

HİZMET İLİŞKİSİ VE NİTELİKLİ HAL

TCK 155/2 maddesi, güveni kötüye kullanma suçunun "meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin" gereği olarak işlenmesini nitelikli hal olarak düzenlemiştir. Bu düzenlemenin rasyosu, toplumsal güvenin kurumsallaşmış biçimlerini korumaktır. Bir işçinin işverene, bir vekilin müvekkile veya bir esnafın müşteriye karşı olan sadakat yükümlülüğü, sıradan bir arkadaşlık ilişkisinden daha sıkı bir hukuki bağ içerir. Bu bağın koparılması, sadece bireysel bir mağduriyet değil, ticari hayatın işleyişine de ağır bir darbedir.

Hizmet ilişkisi, fail ile mağdur arasında bir bağımlılık ve görev ilişkisinin bulunmasını ifade eder. Bir şirkette çalışan muhasebecinin tahsil ettiği parayı zimmetine geçirmesi (kamu görevlisi değilse), bir teslimat elemanının paketleri çalması veya bir şoförün kendisine iş için verilen aracı alıp kaçması hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçuna örnektir. Burada önemli olan, malın faile "hizmetin ifası için" teslim edilmiş olmasıdır. Eğer teslim, hizmet ilişkisiyle ilgisiz bir nedenle (örneğin iş arkadaşının şahsi telefonunu emanet etmesi gibi) yapılmışsa, nitelikli hal değil, basit hal oluşur.

Hizmet ilişkisinin varlığı için yazılı bir sözleşme şart değildir; fiili bir çalışma ilişkisinin bulunması yeterlidir. Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2012/15877 E. sayılı kararında görüldüğü üzere, bir börek salonunda sigortalı işçi olarak çalışan kişinin iş yerine ait motosikleti alıp gitmesi, "hizmet ilişkisi gereği teslim edilen eşya" kapsamında değerlendirilerek nitelikli halden cezalandırılmıştır. Motosiklet, işin görülmesi için faile bırakılmış bir araçtır ve bu aracın amacı dışında kullanımı hizmet ilişkisinin doğrudan ihlalidir.

ZİLYETLİK VE MÜLKİYET AYRIMI

Güveni kötüye kullanma suçunu anlamak için zilyetlik ve mülkiyet kavramları arasındaki farkı netleştirmek gerekir. Mülkiyet, bir mal üzerinde kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma (satma, yok etme) yetkilerinin tamamını içeren en geniş ayni haktır. Zilyetlik ise, bir malı fiilen elde bulundurma ve üzerinde hakimiyet kurma durumudur. Bu suçta, malın mülkiyeti mağdurda kalırken, zilyetliği (geçici hakimiyeti) faile devredilmiştir.

Fail, mülkiyeti devralmadığını, sadece belirli bir amaçla malı elinde tuttuğunu bilmektedir. Suç, failin bu "geçici hakimiyetini" hukuka aykırı olarak "kalıcı mülkiyete" dönüştürme çabasıdır. Eğer taraflar arasında malın mülkiyetinin kime ait olduğu konusunda hukuki bir uyuşmazlık varsa (örneğin taksitli satışlarda mülkiyetin saklı tutulması kaydı gibi), eylemin suç teşkil edip etmediği Medeni Kanun hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. Ceza hukuku, sadece "tartışmasız" olan mülkiyet hakkına yönelik açık saldırıları cezalandırır.

Zilyetliğin devri, güveni kötüye kullanma suçunun "kurucu" unsurudur. Eğer mal failin zilyetliğinde değilse, yani mal üzerindeki hakimiyet hala mülkiyet sahibindeyse (örneğin bir dükkandaki müşterinin raftaki ürünü alıp kaçması gibi), bu eylem güveni kötüye kullanma değil, hırsızlık olur. Zira hırsızlıkta zilyetlik rıza ile devredilmemiştir. Güveni kötüye kullanmada ise fail, malın yasal "koruyucusu" veya "kullanıcısı" iken "hırsızı" haline gelir.

MESLEK TİCARET VE SANATIN ETKİSİ

TCK 155/2'de sadece hizmet ilişkisi değil, "meslek ve sanat" ile "ticaret" ilişkisi de nitelikli hal olarak sayılmıştır. Bu, meslek erbaplarına (terzi, tamirci, avukat, mali müşavir) ve tacirlere duyulan toplumsal güvenin korunması içindir. Bir kişinin televizyonunu tamir için tamirciye bırakması veya kumaşını elbise dikilmesi için terziye teslim etmesi "sanat ilişkisi" gereğidir. Bu kişilerin kendilerine emanet edilen malzemeyi satması veya geri vermemesi, mesleki ahlakın ve hukuki güvenin ağır ihlalidir.

Ticaret ilişkisi ise, mal alım satımı veya aracılık faaliyetleri sırasında gerçekleşen teslimleri kapsar. Komisyoncuya satması için bırakılan mallar veya bir antrepoya muhafaza için verilen emtia üzerindeki kötüye kullanmalar bu kapsamdadır. Ticari hayatın hızı ve karmaşıklığı içinde güven, en önemli sermayedir. Kanun koyucu, bu sermayeyi korumak adına cezayı ağırlaştırmıştır. Failin bu işi "meslek edinmiş olması" şart değildir; o anki teslimin bu nitelikte bir ilişkiden doğması yeterlidir.

Yargıtay kararlarında, bu nitelikli halin uygulanabilmesi için failin bu sıfatı (tamirci, tacir vb.) kullanarak malı teslim almış olması gerektiği vurgulanır. Eğer teslim, failin mesleki sıfatıyla ilgisiz bir şekilde gerçekleşmişse, nitelikli hal uygulanmaz. Örneğin, bir avukatın mesleki işiyle ilgili olmayan bir emanet parayı alması basit hal iken, müvekkili adına tahsil ettiği parayı vermemesi TCK 155/2 (Hizmet/Meslek nedeniyle) kapsamına girer.

CEZA TAYİNİNDE ORANTILILIK VE GEREKÇE

Ceza yargılamasında hakimin en önemli görevi, kanunda belirtilen alt ve üst sınırlar arasında, somut olayın vahametine uygun bir ceza belirlemektir. Bu belirleme yapılırken (teşdid), hakimin mutlaka yasal ve ikna edici bir gerekçe sunması gerekir. TCK 61. maddesi uyarınca; suçun işleniş biçimi, failin kastının yoğunluğu, meydana gelen zararın ağırlığı gibi kriterler göz önüne alınır. Eğer hakim, hapis cezasını alt sınırdan veriyorsa, adli para cezasını alt sınırdan uzaklaşarak veremez. Eğer uzaklaşacaksa, bunun nedenlerini ayrı ayrı belirtmelidir.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2012/15877 E. sayılı kararında görüldüğü üzere; mahkeme, hapis cezalarını alt sınırdan tayin etmesine rağmen adli para cezalarını (gün sayısını) asgari hadden uzaklaşarak belirlemiş ve bunun için geçerli bir gerekçe göstermemiştir. Bu durum, "çelişki" ve "gerekçesiz karar" olarak değerlendirilerek bozma nedeni yapılmıştır. Ceza hukukunda orantılılık ve tutarlılık, sanığın haklarını koruyan temel güvencelerdir. Aynı suç ve aynı fail için, cezanın bir türünde (hapis) asgari had uygulanırken diğerinde (para cezası) fahiş bir artırım yapılması adalet duygusuyla bağdaşmaz.

Sonuç olarak; güveni kötüye kullanma suçu, bireyler arasındaki güven akdinin cezai müeyyidesidir. Hizmet ilişkisinin varlığı, bu suçu basit bir mülkiyet ihlalinden çıkarıp, toplumsal ve ekonomik düzene yönelik nitelikli bir saldırıya dönüştürür. Hukuk, teslim edilen malın "malik gibi" kullanılmasını yasaklarken, aynı zamanda mahkemelerin bu cezaları belirlerken adil, tutarlı ve gerekçeli olmasını şart koşar. Güven, korunması gereken en hassas değerdir; bu değerin ihlali ise ancak kanunun çizdiği sınırlar ve hakkaniyet ölçüsünde cezalandırılabilir.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. Bir arkadaşıma emanet ettiğim parayı harcaması suç mudur?

Evet. TCK 155/1 uyarınca "Basit Güveni Kötüye Kullanma" suçu oluşur. Paranın geri verilmek üzere teslim edilmesi ve arkadaşınızın bu parayı kendi çıkarı için harcaması, güveni kötüye kullanmaktır.

2. Çalıştığım iş yerinin aracını şahsi işim için kullanıp geri getirmezsem ne olur?

Bu durumda TCK 155/2 uyarınca "Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma" suçu oluşur. Aracın size iş için verilmesi (hizmet ilişkisi) cezanın artmasına neden olur. Ayrıca suçun konusu "motorlu taşıt" olduğu için 2024 düzenlemeleriyle ceza daha da artabilir.

3. Güveni kötüye kullanma ile hırsızlık arasındaki fark nedir?

Hırsızlıkta mal, sahibinin rızası dışında alınır. Güveni kötüye kullanmada ise mal, sahibinin rızasıyla faile teslim edilmiştir. Suç, mal failin elindeyken, failin malı geri vermemesi veya sahiplenmesiyle oluşur.

4. Emanet aldığım malı kaybedersem ceza alır mıyım?

Güveni kötüye kullanma suçu sadece kastla işlenebilir. Malın kazaen veya dikkatsizlik sonucu kaybedilmesi bu suçu oluşturmaz. Ancak malı kasten vermemek veya "kaybettim" diyerek yalan söylemek suçun oluşması için yeterlidir.

5. Zararı sonradan ödersem hapis yatar mıyım?

Zararın giderilmesi (etkin pişmanlık), TCK 168 uyarınca verilecek cezada önemli bir indirim sağlar. Eğer zarar dava açılmadan önce giderilirse cezanın büyük bir kısmı indirilebilir, ancak suç tamamen ortadan kalkmaz.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY 15. CEZA DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
15. Ceza Dairesi 2012/15877 E. , 2014/7613 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, güveni kötüye kullanma HÜKÜM : Mahkumiyet Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi hâlinde, nitelikli hali oluşmaktadır. Katılan ...'nun börek salonunda sigortalı işçi olarak çalışan sanığın, anılan iş yerine ait ... plakalı motosikleti ile katılan ...'nun kardeşi olan katılan ...'nun iş yerine muhtelif gıda malzemeleri götürerek teslim ettiği, katılan ...'nun, sanığa 238 TL para teslim ederek kasaba vermesini istediği, sanığın, katılan ...'dan teslim aldığı parayı, kasaba götürmesi gerekirken uhdesinde bulundurduğu; ve ayrıca çalıştığı iş yerine ait olan motosikleti de alarak ... iline gittiği, ve bu şekilde sanığın, katılan ... tarafından kasaba verilmek üzere teslim edilen parayı harcamak suretiyle güveni kötüye kullanma suçunu, çalıştığı iş yerine ait olan ve hizmet ilişkisi gereği kendisine kullanması amacıyla teslim edilen motosikleti alıp götürmek suretiyle de hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda; Oluşa, sanığın ikrar içeren savunmalarına, katılanın aşamalardaki beyanlarına ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın, bu şekilde gerçekleştirdiği sabit görülen eylemlerinin hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma ve güveni kötüye kullanma suçlarını oluşturduğuna yönelik mahkemenin kabullerinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın ve müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; Yargılama konusu olan suçlar ile ilgili olarak hapis cezaları alt sınırdan tayin edildiği halde adli para cezaları belirlenirken yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeyle tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle belirlenerek sanığa fazla ceza tayini, Bozmayı gerektirmiş, sanığın ve müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmiş olduğundan, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK'nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun'un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; güveni kötüye kullanma suçundan kurulan hükümde yer alan ''5237 sayılı TCK'nın 155/1, 52/2. maddeleri gereğince sonuç olarak verilen 50 gün adli para cezası karşılığı aynı yasanın 52. maddesi gereğince günlüğü 20.00 TL 'den olmak üzere 1000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ifadelerinin yerine "5237 sayılı TCK'nın 155/1. maddesi gereğince 5 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı kanunun 52/2 maddeleri gereğince verilen 5 gün adli para cezası karşılığı günlüğü 20.00 TL 'den olmak üzere sonuç olarak 100.00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, " ifadelerinin yazılması, ve hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan kurulan hükümde yer alan ''5237 sayılı TCK'nın 155/2, 52/2. maddeleri gereğince sonuç olarak verilen 50 gün adli para cezası karşılığı aynı yasanın 52. maddesi gereğince günlüğü 20.00 TL 'den olmak üzere 1000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ifadelerinin yerine "5237 sayılı TCK'nın 155/2. maddesi gereğince 5 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı kanunun 52/2 maddeleri gereğince verilen 5 gün adli para cezası karşılığı günlüğü 20.00 TL 'den olmak üzere sonuç olarak 100.00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına," ifadelerinin yazılması yazılması suretiyle her iki hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 21.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.