avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

HIRSIZLIĞA TEŞEBBÜS VE İCRA HAREKETLERİ

Ceza hukuku, toplumsal düzeni ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerini korumak amacıyla suç teşkil eden eylemleri ve bu eylemlere uygulanacak yaptırımları belirleyen kamusal bir hukuk disiplinidir. Bir suçun tamamlanması sürecinde, failin zihninde suç fikrinin doğmasından, eylemin fiilen gerçekleştirilip neticenin alınmasına kadar geçen aşamalar bütününe "suç yolu" (iter criminis) adı verilir. Suç yolu; sırasıyla düşünce aşaması, hazırlık hareketleri aşaması, icra hareketleri aşaması ve suçun tamamlanması aşamalarından oluşur. Ceza hukukunun en temel prensiplerinden biri olan "düşünce özgürlüğü" gereğince, sırf zihinde kurulan suç planları cezalandırılamaz. Aynı şekilde, suçun işlenmesini kolaylaştıran ancak henüz suçun doğrudan icrasına yönelmemiş olan hazırlık hareketleri de kural olarak (kanunda özel bir suç olarak düzenlenmedikçe) cezalandırılmamaktadır. Ancak fail, doğrudan doğruya suçun kanuni tanımındaki unsurları gerçekleştirmeye elverişli icra hareketlerine başladığında ve elinde olmayan harici nedenlerle bu eylemi tamamlayamadığında, ceza adaleti sistemi failin tehlikeliliğini ve hukuki düzene yönelik saldırısını cezalandırmak üzere "teşebbüs" kurumunu devreye sokar. Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 35. maddesinde güvence altına alınan teşebbüs müessesesi, suç yolunda hazırlık hareketleri ile icra hareketlerinin birbirinden kesin sınırlarla ayrılmasını zorunlu kılar. Bu iki aşamanın ayrımında kullanılan en hassas doktrinel ve uygulamasal kriterlerden biri "eser ve izleri silme olanağının mevcut olup olmaması" kriteridir. Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin hırsızlık suçu özelinde verdiği emsal karar, failin apartmana girdikten sonra henüz dairelerin hiçbirine yönelmeden yakalanması durumunda hırsızlık suçunun icra hareketlerinin başlayıp başlamadığını, bu eylemin hangi diğer suçları oluşturabileceğini ve hırsızlığa teşebbüs suçunun hukuki sınırlarını ceza hukuku dogmatiği çerçevesinde son derece berrak bir biçimde tahlil etmektedir.

CEZA HUKUKUNDA TEŞEBBÜS VE ÖNEMİ

Bir suçun tamamlanamamış olması, o eylemin cezasız kalacağı anlamına gelmez. Toplumsal savunma ve adalet refleksi, suç kastı ile harekete geçen ve doğrudan doğruya icra hareketlerine başlayan ancak iradesi dışındaki engeller nedeniyle neticeye ulaşamayan failin de cezalandırılmasını gerektirir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 35. maddesinin 1. fıkrasında teşebbüs şu şekilde tanımlanmıştır: "Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamazsa teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur." Teşebbüsten söz edebilmek için failin neticeyi gerçekleştirmeye elverişli araçlarla doğrudan doğruya icra hareketlerine yönelmiş olması şarttır. Teşebbüs kurumu, hukuki yararın korunması ile bireysel özgürlük sınırlarının belirlenmesi açısından ceza hukukunun en kritik kurumudur. Zira failin ne zaman cezalandırılmaya başlanacağı sorusunun cevabı teşebbüsün başlama anında gizlidir. Bu an, devletin cezalandırma yetkisinin aktif hale geldiği meşru eşiktir. Eğer bu eşik çok geniş tutulursa hazırlık hareketleri de cezalandırılmış olur ki bu durum hukuk devleti ilkesini zedeler. Tam tersine eşik çok dar tutulursa, tehlikeli faillerin topluma zarar vermesi engellenemez.

HAZIRLIK HAREKETLERİ VE HUKUKİ NİTELİĞİ

Suç yolunun (iter criminis) düşünce aşamasından sonraki adımı hazırlık hareketleridir. Hazırlık hareketleri, failin kafasında tasarladığı suçu işlemek amacıyla gerekli araç-gereçleri temin etmesi, suç yerini incelemesi, keşif yapması veya plan yapması gibi, suçun işlenmesini kolaylaştıran ancak henüz doğrudan suçun kanuni tanımındaki eylemleri gerçekleştirmeyen fiillerdir. Örneğin, hırsızlık yapmak amacıyla bir nalburdan maymuncuk, levye veya eldiven satın alınması, ya da hırsızlık yapılacak binanın giriş çıkış saatlerinin gözetlenmesi tipik hazırlık hareketleridir. Modern ceza hukuku sistemlerinde ve Türk Ceza Kanunu'nda, hazırlık hareketleri kural olarak cezalandırılmaz. Bunun temel gerekçesi, hazırlık hareketlerinin aşamasında failin hala suç işleme fikrinden vazgeçme (gönüllü vazgeçme) ihtimalinin son derece yüksek olması ve eylemin henüz korunan hukuki yarara yönelik doğrudan ve yakın bir tehlike oluşturmamasıdır. Ancak kanun koyucu, devletin güvenliğine karşı suçlar veya örgüt faaliyeti gibi son derece ağır bazı tehlike suçlarında hazırlık hareketlerini bağımsız birer suç tipi olarak düzenleyerek istisnai olarak cezalandırabilmektedir (örneğin suç işlemek amacıyla örgüt kurmak veya sahte para basma aletlerini bulundurmak).

İCRA HAREKETLERİ VE BAŞLAMA ANI

Teşebbüsün yasal unsurlarının oluşması ve failin cezai sorumluluğunun doğması için hazırlık hareketlerinin sona erip, "icra hareketlerinin" başlamış olması yasal bir zorunluluktur. TCK 35. maddede yer alan "doğrudan doğruya icraya başlayıp da" ifadesi, icra hareketlerinin başlama anını belirlemede en temel kriterdir. İcra hareketleri, failin işlemeyi kastettiği suçun kanuni tanımında yer alan tipik eylemi gerçekleştirmeye başlamasıdır. İcra hareketlerinin ne zaman başladığının tespiti, ceza hukuku teorisinde uzun yıllardır tartışılan bir konudur. Bu konuda "subjektif teori", "objektif teori" ve günümüzde Yargıtay tarafından da benimsenen "objektif-subjektif teori" (somut tehlike teorisi) geliştirilmiştir. Somut tehlike teorisine göre, icra hareketlerinin başlamış kabul edilebilmesi için failin gerçekleştirdiği hareketlerin, korunan hukuki konuya yönelik doğrudan doğruya ve yakın bir somut tehlike meydana getirmesi gerekir. Failin eylemi, suçun kanuni tanımındaki tipe o kadar yakın olmalıdır ki, araya başka hiçbir ara işlem girmeksizin doğrudan doğruya neticenin gerçekleşmesi olasılığı doğmuş olmalıdır. Hırsızlık suçu özelinde icra hareketleri, sadece hırsızlık niyetinin dışa vurulmasıyla değil, çalınmak istenen malın zilyetliğine yönelik doğrudan bir müdahale veya müdahale girişiminin varlığıyla başlar.

ESER VE İZLERİ SİLME KRİTERİ

Gerek ceza hukuku öğretisinde (doktrin) gerekse Yargıtay'ın istikrar kazanmış kararlarında, hazırlık hareketleri ile icra hareketlerini birbirinden ayıran en işlevsel ve objektif ölçütlerden biri "eser ve izleri silme olanağının mevcut olup olmaması" kriteridir. Bu kritere göre; failin gerçekleştirdiği hareketlerin niteliği ve bulunduğu ortam göz önüne alındığında, failin o ana kadar yaptığı hazırlıkları, gerçekleştirmek istediği suçun hiçbir eserini ve izini bırakmadan, hiçbir şüphe uyandırmadan ortadan kaldırma ve normal hayatına dönme olanağı hala mevcutsa, eylem henüz hazırlık hareketleri aşamasındadır. Ancak fail öyle bir aşamaya gelmiştir ki, artık o noktadan sonra eyleminin izlerini kolayca silmesi, hiçbir şey olmamış gibi arkasını dönüp gitmesi objektif olarak mümkün değilse veya bu kaçış ciddi bir şüphe ve kanıt bırakacak nitelikteyse, icra hareketleri başlamış kabul edilir. Örneğin, bir evin bahçe kapısından içeri giren kişi, henüz eve yönelmeden bahçede yakalandığında, "yanlış adrese geldim" diyerek eyleminin izlerini tamamen silme imkanına sahip olduğundan bu durum hazırlık hareketi aşamasındadır. Ancak evin kapı kilidine levye soktuğu veya pencereyi zorladığı anda, artık kapı ve pencerede maddi hasar (iz) bıraktığı için, hiçbir eser bırakmadan eylemi sonlandırma ihtimali kalmamıştır ve icra hareketleri kesin olarak başlamıştır.

APARTMAN BOŞLUĞUNA GİRMEK VE HIRSIZLIK

Hırsızlık suçu, TCK 141. maddesinde "Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak" olarak tanımlanmıştır. Konut hırsızlıklarında ise genellikle apartman boşluğuna girmek ve ardından dairelerin kapısını zorlamak suretiyle eylem gerçekleştirilir. Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin incelediğimiz emsal kararında hırsızlık amacıyla bir apartmana giren ancak henüz hiçbir daireye yönelmeden, herhangi bir kapıya veya kilide dokunmadan, sadece apartman boşluğunda tanık sesini duyarak kaçmaya çalışan sanığın durumu tartışılmıştır. Yargıtay, sanığın sadece apartman boşluğunda bulunmasını hırsızlık suçu açısından henüz icra hareketlerinin başlamadığı şeklinde değerlendirmiştir. Zira apartmana giren sanık, henüz hırsızlık suçunun konusu olan taşınır malların bulunduğu dairelerin egemenlik alanına (zilyetliğine) yönelik doğrudan bir saldırıda bulunmamıştır. Sanığın apartmandan hiçbir dairenin kapısına dokunmadan, hiçbir iz bırakmadan arkasını dönüp gitme ihtimali objektif olarak mevcuttur. Dolayısıyla eylemin tüm izlerini silme olanağının var olduğu bu aşamada, hırsızlık suçu yönünden icra hareketleri başlamadığından, hırsızlığa teşebbüs suçunun unsurları oluşmamıştır.

KONUT DOKUNULMAZLIĞINI İHLAL SUÇU

Failin apartman boşluğuna girmesi, hırsızlık suçu açısından icra hareketi sayılmasa da, bu durum failin tamamen cezasız kalacağı anlamına gelmez. Hukuk düzeni, suç tiplerini ayrı ayrı korunan hukuki yararlara göre dizayn etmiştir. Apartman boşluğu, ortak alan niteliğinde olsa da, apartman sakinlerinin konutlarının ayrılmaz bir parçası, eklentisi konumundadır. TCK'nın 116. maddesinde düzenlenen "Konut Dokunulmazlığının İhlali" suçu, kişilerin huzur ve sükun içinde, yabancıların müdahalesinden uzak bir şekilde konutlarında yaşamalarını güvence altına alır. Konutun eklentisi niteliğindeki apartman merdivenlerine ve boşluğuna, apartman sakinlerinin rızası hilafına ve üstelik gayri meşru bir amaçla girilmesi, doğrudan doğruya konut dokunulmazlığını ihlal suçunun tamamlanmış halini oluşturur. Yargıtay da kararında bu hususa açıkça işaret ederek, sanığın hırsızlık suçundan sorumlu tutulamayacağını ancak konut dokunulmazlığını ihlal suçundan dolayı cezai sorumluluğunun açıkça tartışılması ve bu suçtan mahkum edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Böylece hırsızlık yönünden korunan mülkiyet hakkı henüz ihlal edilmemiş olsa da, konut dokunulmazlığı yönünden korunan kişi hürriyeti ve huzuru güvence altına alınmış olmaktadır.

MALA ZARAR VERME VE SORUMLULUK

Emsal olayda sanık, apartman boşluğunda yakalanacağını anlayıp panikleyerek kaçmaya çalışırken, apartmanın ortak giriş kapısının camını kırmıştır. Ceza hukukunda "Mala Zarar Verme" suçu TCK'nın 151. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili maddeye göre; başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkan, tahrip eden, yok eden, bozan, kullanılamaz hale getiren veya kirleten kişi cezalandırılır. Sanığın apartmandan kaçmaya çalışırken ortak kapının camını kırması eylemi, doğrudan apartman sakinlerinin ortak mülkiyetinde olan bir mala zarar verme niteliğindedir. Her ne kadar sanık bu zararı doğrudan mala zarar verme kastıyla değil, kaçma kastıyla gerçekleştirmiş olsa da, ceza hukukunda kaçarken kapıyı kırma eyleminde olası kast veya doğrudan kastın varlığı kabul edilir; zira fail kaçmak için camı kırmak zorunda olduğunu bilmekte ve bu neticeyi istemektedir. Yargıtay, hırsızlık suçunun unsurları oluşmasa dahi, sanığın kaçış esnasında gerçekleştirdiği bu tahribat nedeniyle mala zarar verme suçundan da ayrıca sorumlu tutulması gerektiğini hükme bağlamıştır. Bu durum, fiillerin bölünebilirliği ve her suç tipinin kendi unsurlarına göre bağımsız değerlendirilmesi ilkesinin doğal bir sonucudur.

CEZAİ SORUMLULUĞUN SINIRI VE BERAAT

Ceza hukukunun en kutsal amaçlarından biri, suç işleyenlerin cezalandırılması iken, en az onun kadar önemli diğer bir amacı da suçsuz kişilerin veya unsurları oluşmamış suçlardan ötürü bireylerin haksız yere cezalandırılmasının önlenmesidir. Buna "cezalandırma yetkisinin sınırlandırılması" ve "kanunilik ilkesi" denir. Bir fiil, failin ahlaken veya sosyal açıdan kınanması gereken bir niyet taşıdığını gösterse bile, kanundaki suç tanımının maddi unsurlarını (özellikle teşebbüs aşamasındaki doğrudan icraya başlama unsurunu) taşımıyorsa, mahkemelerce o suçtan ceza verilemez. Emsal olayda sanığın gayri meşru bir amaçla apartmana girdiği, amacının büyük olasılıkla hırsızlık olduğu sabittir. Ancak ceza hukuku niyetleri değil, somut dünyada gerçekleşen ve kanuni tanıma uyan fiilleri cezalandırır. Hırsızlık suçu yönünden icra hareketleri henüz başlamadığından, kanuni unsurların yokluğu nedeniyle sanık hakkında hırsızlık suçundan beraat kararı verilmesi zorunludur. Yanlış veya genişletici yorumlarla icra hareketlerinin sınırının geriye çekilmesi, bireylerin ceza hukuku karşısındaki güvencelerini yok eder. Yargıtay'ın beraat yönündeki bozma kararı, kanunilik ilkesinin ve cezai sorumluluğun yasal sınırlarının korunması açısından hukuki bir abidedir.

YARGITAY 13 CEZA DAİRESİ ANALİZİ

Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin 2012/25039 Esas ve 2013/690 Karar sayılı emsal kararı, ceza hukuku uygulamasına çok net ve pratik bir formül kazandırmıştır. Karar, alt derece mahkemelerinin "gayri meşru amaçla binaya giren herkes hırsızlığa teşebbüs etmiştir" şeklindeki toptancı ve kolaycı yaklaşımını mahkum etmiştir. Daire, hazırlık hareketleri ile icra hareketleri arasındaki o ince çizgiyi çizerken, failin içinde bulunduğu somut ortamda "eser ve izleri silme olanağının" bulunup bulunmadığını araştırmıştır. Eğer fail apartmanda dairelerin kapı zilini çalsa, kapı deliğinden baksa, kapı kolunu zorlasa veya kilide bir alet yerleştirseydi, artık geride maddi veya teknik bir iz (şüphe uyandıran hareket) bırakmış olacaktı ve bu durumda icra hareketlerinin başladığı kabul edilecekti. Ancak apartman boşluğunda sadece yürüyen ve henüz hiçbir daireye yönelmeyen failin, geride hırsızlık suçuna ilişkin hiçbir maddi iz bırakmadan oradan ayrılma (vazgeçme veya hata payı) olasılığı hala masadadır. Yargıtay'ın bu bilimsel ve dengeli analizi, suç teorisi ile pratik yaşam gerçeklerini kusursuz şekilde birleştirmektedir.

SONUÇ VE TEORİK AÇIDAN YANSIMALAR

Sonuç olarak; hırsızlık suçu gibi mülkiyete karşı işlenen suçlarda teşebbüsün başlama anı, korunan mülkiyet hakkına yönelik doğrudan doğruya ve yakın bir tehlikenin ortaya çıktığı, yani malın zilyetliğine müdahale girişiminin başladığı andır. Sırf hırsızlık amacıyla da olsa bir apartman boşluğuna girilmesi, hırsızlık suçunun icra hareketlerinin başladığını göstermez. Çünkü failin geride hırsızlık suçuna dair hiçbir somut eser ve iz bırakmadan, hiçbir şüphe yaratmadan arkasını dönüp gitme olanağı hala mevcuttur. Bu aşamada eylem hırsızlık suçu yönünden hazırlık hareketi boyutunda kaldığından, fail hakkında hırsızlığa teşebbüs suçundan ceza verilemez ve beraat kararı tesis edilmesi gerekir. Ancak failin apartmana rızasız ve gayri meşru amaçla girmesi konut dokunulmazlığını ihlal suçunu, kaçarken kapı camını kırması ise mala zarar verme suçunu oluşturur ve fail bu suçlardan ötürü bağımsız şekilde cezalandırılır. Yargıtay'ın bu emsal içtihadı, ceza hukukunda kanunilik ilkesinin, teşebbüs teorisinin ve suçların bağımsızlığı prensibinin eksiksiz ve adil bir biçimde uygulanmasının en somut örneğidir.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. Hırsızlık amacıyla bir apartmana giren ancak hiçbir daireye dokunmadan yakalanan kişi hırsızlıktan ceza alır mı?

Hayır, Yargıtay emsal kararı uyarınca, henüz hiçbir dairenin kapısına veya kilidine dokunmadan yakalanan kişi hırsızlık suçunun icra hareketlerine başlamadığı için hırsızlıktan (veya teşebbüsünden) ceza almaz, beraat eder.

2. Apartman boşluğuna girmek suç değil midir?

Apartman boşluğu konutun eklentisi sayılır. Hırsızlık amacıyla veya rızasız olarak apartman boşluğuna giren kişi, konut dokunulmazlığını ihlal suçunu işlemiş olur ve bu suçtan cezalandırılır.

3. Hazırlık hareketleri ile icra hareketleri arasındaki en önemli fark nedir?

Hazırlık hareketleri suçun işlenmesini kolaylaştıran ön eylemlerdir ve cezalandırılmaz. İcra hareketleri ise doğrudan doğruya suçun kanuni tanımındaki fiilin gerçekleştirilmeye başlanmasıdır ve elinde olmayan nedenlerle yarım kalırsa teşebbüsten ceza alınır.

4. "Eser ve izleri silme olanağı" ne anlama gelir?

Failin o ana kadar yaptığı eylemlerden, geride hiçbir suç izi veya şüphe uyandıracak maddi kanıt bırakmadan kolayca vazgeçip normal hayatına dönebilme ihtimalidir. Bu ihtimal varsa eylem henüz hazırlık aşamasındadır.

5. Hırsızlık yapamadan kaçarken apartman kapısının camını kıran kişi hangi suçlardan ceza alır?

Bu kişi hırsızlık suçundan beraat ederken; apartman boşluğuna girdiği için "Konut dokunulmazlığını ihlal" ve kaçarken camı kırdığı için "Mala zarar verme" suçlarından ötürü cezalandırılır.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir

YARGITAY 13. CEZA DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
Yargıtay 13.Ceza Dairesi 2012/25039 E.. 2013/690 K. "Sanığın apartmana girdikten sonra herhangi bir daireye henüz girme girişiminde bulunmadan görgü tanığının sesini duyarak apartmandan ayrılmaya çalıştığı sırada yakalanması nedeniyle gerçekleştirmek istediği hırsızlık eyleminin bütün eser ve izlerini silme olanağının mevcut olduğu bir ortamda yakalanmış olması, gerçekleştirilmek istenen eylem için yapılan hareketlerin bütün eser ve izlerinin silinme olanağının mevcut olup olmadığının hazırlık hareketleri ile icra hareketlerini ayırmaya yarayan en önemli ölçüt olduğunun gerek uygulamada gerek öğretide benimsenmiş olması ve somut olayda apartmana giren sanığın hırsızlık suçu açısından herhangi bir dairenin kapısına ya da başka bir yere dokunmadan ayrılma ihtimalinin mevcut olması karşısında; gayri meşru amaçla apartmana giren ve kaçmak isterken apartmanın ortak kapısının camını kıran sanığın konut dokunulmazlığını ihlal ve mala zarar vermek suçlarından sorumluluğu düşünülebilir ise de, hırsızlık suçu açısından, henüz icra hareketlerine başlamamış olması nedeniyle hırsızlık suçunun unsurlarının oluşmadığından bahisle hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken..."