ERKEN İCRA TAKİBİ VE REDDİ
İş hukukunda işçi ile işveren arasındaki en büyük ihtilaflar, iş akdinin sona ermesi sürecinde kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ödenmemiş maaşlar ve fazla mesai gibi işçilik alacaklarının tasfiyesi noktasında yaşanır. Taraflar, yargılama sürecinin uzun ve masraflı olmasından kaçınmak amacıyla sıklıkla iş akdinin feshinden sonra bir araya gelerek sulh (compromise) olmakta ve karşılıklı borçları tasfiye eden "ibraname ve sulh sözleşmesi" imzalamaktadırlar. Bu sözleşmelerde genellikle işverenin ekonomik gücüne göre borçların belirli bir vadeye (maturity) yayılarak veya taksitler halinde ödenmesi kararlaştırılır. Hukuken geçerli olan bu sözleşmeler, tarafları bağlayıcı niteliktedir. Ancak uygulamada, bazı işçiler imzaladıkları sulh sözleşmelerindeki taksit vadelerini veya ödeme sürelerini beklemeden, alacakları henüz muaccel (due) olmadan işverene karşı icra takibi başlatmakta; işverenin itirazı üzerine ise "itirazın iptali davası" (action for annulment of objection) açarak süreci mahkemeye taşımaktadır. Alt derece mahkemeleri de bu davalarda "sonuçta işçinin böyle bir alacağı vardır, borç da ödenmemiştir" gibi hatalı ve yüzeysel bir yaklaşımla, vadeden önce başlatılan icra takibine yapılan haklı itirazları reddederek itirazın iptali davalarını kabul etmektedir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin icra ve iş hukuku usul ilkelerini kusursuz şekilde hatırlatan bu tarihi emsal kararı; işçi ile işveren arasında imzalanan sulh sözleşmesiyle kararlaştırılan 8 aylık ödeme süresi (vade) dolmadan başlatılan icra takibinin haksız olduğunu, alacak henüz muaccel olmadan yapılan "erken takip" nedeniyle açılan itirazın iptali davasının kesin olarak reddedilmesi gerektiğini hükme bağlayarak yerel mahkemenin kabul kararını bozmuştur.
Uygulamada, "İtirazın İptali Davası" ile "Alacak Davası" arasındaki fark ve hukuki nitelikler sıklıkla karıştırılmaktadır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi bu kararında bu iki dava tipinin usul sınırlarını çok net çizmiştir. İtirazın iptali davası, alacak davasından farklı olarak, tamamen "icra takibinin başlatıldığı tarih itibariyle" tarafların haklı olup olmadığını denetleyen sıkı şekle bağlı bir davadır. Takip tarihinde henüz vadesi gelmemiş, yani muaccel olmamış bir alacak için icra takibi başlatılamaz. İcra takibinin başlatıldığı gün itibariyle borçlunun temerrüde (default) düşmüş olması şarttır. Mavi boncuk dağıtır gibi "sonuçta borç var" denilerek erken yapılan icra takibinin devamına karar verilemez. İşçi, 14/05/2015 tarihli sulh sözleşmesiyle işverene 8 ay (yani 14/01/2016 tarihine kadar) süre tanımışsa, bu tarihten bir gün önce dahi icra takibi yapamaz. 25/11/2015 tarihinde yapılan icra takibine işverenin "vade dolmadı" diyerek yaptığı itiraz %100 haklı ve yasaldır. Bu karar, iş hukukundaki sulh sözleşmelerinin ve ibranamelerdeki vade taahhütlerinin ciddiyetini koruyan, işçilerin yasal sürelere uymasını zorunlu kılan ve işverenleri erken ve haksız icra baskılarına karşı koruyan muazzam bir usul hukuku içtihadıdır. Karar, icra hukukunun sarsılmaz rehberidir.
İŞ HUKUKUNDA SULH VE İBRANAME
İşçi ve işveren, fesih sonrası alacakları tasfiye etmek için serbest iradeleriyle sulh sözleşmesi yapabilirler.
Bu sözleşme, taraflar arasındaki uyuşmazlığı mahkemeye gitmeden çözen hukuki bir sözleşmedir. Sözleşmeyle belirlenen alacak tutarları ve ödeme takvimi, taraflar için yasal olarak bağlayıcıdır ve mahkeme kararı hükmündedir.
ALACAĞIN MUACCELİYETİ VE ERKEN TAKİP
Bir alacağın icra yoluyla talep edilebilmesi için borcun muaccel (ödenme zamanının gelmiş) olması şarttır.
Muacceliyet, alacaklının borçludan edimi talep etme yetkisini kazandığı anı ifade eder. Vade belirlenmiş borçlarda vade günü dolmadan alacaklı borçluyu icraya veremez. Vadeden önce başlatılan takipler yasal dayanaktan yoksundur.
İTİRAZIN İPTALİ VE ALACAK DAVASI FARKI
İtirazın iptali davası, icra takibine yapılan itirazın yersiz olduğunu kanıtlamayı amaçlayan özel bir davadır.
Bu davanın temel şartı, takip tarihinde alacaklının icra takibi başlatmakta tamamen haklı olmasıdır. Eğer takip tarihinde borç muaccel değilse, mahkeme davanın esasına girip alacak tutarını incelemeden davayı usulden/haksız takip nedeniyle reddetmek zorundadır.
YABANCI PARA BORÇLARINDA VADE ŞARTI
Uyuşmazlığa konu sulh sözleşmesinde bakiye borç USD (Amerikan Doları) cinsinden kararlaştırılmıştır.
Yabancı para borçlarında da Türk Borçlar Kanunu uyarınca vade kuralları aynen geçerlidir. Kararlaştırılan ödeme süresi (8 ay) dolmadan, kur dalgalanmaları veya başka gerekçelerle erken icra takibi yapılması yasal olarak korunamaz.
TAKİP TARİHİNDEKİ HAKLILIK VE SONUÇLARI
Davacı işçi, 14/01/2016 tarihine kadar ödeme süresi varken 25/11/2015'te icra takibi başlatarak erken takip yapmıştır.
İşverenin borca süresinde itiraz etmesi üzerine duran takibin iptali davasında mahkeme, borcun yargılama sırasında muaccel hale gelmiş olmasını dikkate alarak davayı kabul edemez. Önemli olan tek şey icra takip tarihindeki hak durumudur.
YARGITAY BOZMA KARARI VE ANALİZİ
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin bu emsal kararı, icra dairelerinin ve mahkemelerin usul kurallarını esnetmesini önlemiştir.
Karar, 'borcun varlığı' gerçeğinin, 'erken takip' usulsüzlüğünü örtemeyeceğini tescil etmiştir. İşçinin 8 aylık vadeyi beklemeksizin başlattığı takip haksızdır; bu nedenle açtığı itirazın iptali davası reddedilmelidir. Karar usul hukukunun şaşmaz adaletidir.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin kararına göre, bu icra takibi hukuka aykırı (erken takip) olur. İşverenin 'vade dolmadı, borç henüz muaccel değil' diyerek yapacağı itiraz üzerine icra takibiniz durur. Sonrasında açacağınız itirazın iptali davası da mahkemece doğrudan reddedilir ve karşı tarafa vekalet ücreti ile yargılama gideri ödemek zorunda kalırsınız.
Sözleşmede 'taksitlerden birinin ödenmemesi halinde kalan tüm borç muaccel olur' (muacceliyet kaydı / acceleration clause) şeklinde açık bir hüküm varsa, evet, tek bir taksit geciktiğinde kalan tüm borç için icra takibi başlatabilirsiniz. Ancak sözleşmede böyle bir madde yoksa, sadece vadesi geçmiş olan taksit için takip yapabilirsiniz; vadesi gelmemiş taksitler için beklemek zorundasınız.
Hayır. İşveren sadece icra takibinin usulsüz olduğunu savunarak davanın reddini talep eder. Erken takip nedeniyle açılan itirazın iptali davası reddedildiğinde, işçi alacağını ancak vade günü dolduktan sonra yeniden başlatacağı yeni bir icra takibiyle veya açacağı genel bir alacak davasıyla talep edebilir.
Vade dolduğu ve ödeme yapılmadığı an alacağınız muaccel hale gelir ve işveren temerrüde düşer. Bu aşamada elinizdeki sulh sözleşmesine dayanarak İlamsız İcra Takibi başlatabilirsiniz. İşveren yine itiraz ederse, bu kez açacağınız İtirazın İptali davası kesin olarak kabul edilir ve işveren ayrıca %20 icra inkar tazminatı ödemeye mahkûm edilir.
İcra takibi yabancı para cinsinden başlatılabilir. Takip talebinde yabancı alacağın harca esas Türk Lirası (TL) karşılığı gösterilmelidir. Takipte, yabancı paranın aynen ödenmesi (fiili ödeme) talep edilebileceği gibi, ödeme günündeki Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL olarak ödenmesi de talep edilebilir.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir