İCRA KEFALETİNİN İPTALİNDE YETKİLİ MAHKEME
İcra takibi süreçlerinde, alacaklının alacağına kavuşmasını kolaylaştırmak veya borçlunun mallarının haczedilmesini engellemek amacıyla üçüncü kişilerin takibe dahil olması sıkça rastlanan usuli işlemlerden biridir. Bu dahil olma yöntemi, çoğunlukla icra dairesi nezdinde veya haciz mahallinde düzenlenen tutanakla üçüncü kişinin "icra kefili" sıfatını kazanmasıyla gerçekleşir. İcra kefaleti, İcra ve İflas Kanunu uyarınca ilam niteliğindeki belgelerden sayıldığından, kefil aleyhine doğrudan icra takibi yürütülebilir ve malları haczedilebilir. Ancak icra kefaletinin geçerliliği, Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan eşin rızası, yazılı şekil şartı ve limit gibi son derece sıkı geçerlilik şartlarına bağlıdır. Bu şartlara aykırı olarak alınan kefaletlerin iptali veya usulsüzlüğünün tespiti taleplerinde yetkili icra mahkemesinin hangisi olduğu konusu yetki uyuşmazlıklarına neden olmaktadır. Yargıtay’ın kararlı kararlarına göre, kefalet işlemi talimat icra dairesi aracılığıyla yapılmış olsa dahi, kefaletin geçersizliği iddiasına dayalı şikayetleri inceleme yetkisi kesin olarak asıl icra takibinin yürütüldüğü yer icra mahkemesine aittir.
İCRA KEFALETİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ VE ŞARTLARI
İcra kefaleti, icra dairesinde düzenlenen ve borçlunun borcuna üçüncü bir kişinin kefil olmasını sağlayan resmi bir sözleşmedir. İİK’nın 38. maddesi uyarınca icra dairesindeki kefaletler ilam hükmündedir ve bu yönüyle adi kefalet sözleşmelerinden çok daha ağır hukuki sonuçlar doğurur. İcra kefaletinin geçerli olabilmesi için Türk Borçlar Kanunu’nun 583. ve 584. maddelerindeki emredici şartlara uyulması zorunludur. Kefilin el yazısıyla sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini belirtmesi ve evli ise eşinin yazılı rızasını sunması geçerlilik şartıdır. Bu şartların bulunmaması kefaleti mutlak olarak geçersiz kılar.
KESİN YETKİ KURALI VE İSTİSNAİ HALLER
İcra ve İflas Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca, takibin yürütüldüğü icra dairesinin işlemlerine karşı yapılacak şikayet ve itirazlar, o icra dairesinin bağlı olduğu yer icra mahkemesinde çözümlenir. Bu kural kamu düzenine ilişkin kesin yetki niteliğindedir. Mahkeme yetkisizlik kararını re'sen vermek zorundadır. Yasanın 79. ve 360. maddeleri bu yetki kuralına sınırlı bazı istisnalar getirmiştir. Ancak bu istisnaların kapsamı dar yorumlanmalı ve yasanın amacını aşacak şekilde genişletilmemelidir.
TALİMAT İCRASINDA YETKİ SINIRLARININ TAYİNİ
İİK’nın 79. maddesi kapsamında, haczolunacak malların başka bir yerde bulunması durumunda talimat icra dairesi görevlendirilir. Talimat icra dairesinin yaptığı haciz işlemi, kıymet takdiri veya satış gibi fiili uygulamalara karşı şikayetler talimat icra mahkemesince incelenir. Ancak talimat dairesinin yaptığı işlem, asıl icra dairesinin kararlarının uygulanmasından ibaret olup, takibin esasına veya borçluluk sıfatının kendisine ilişkin bir uyuşmazlık içeriyorsa, bu durumda yetki yine asıl icra mahkemesindedir. Talimat mahkemesinin yetkisi sadece yerel uygulama adımlarıyla sınırlıdır.
KEFALETİN GEÇERSİZLİĞİ İDDİASININ USULİ YERİ
İcra kefilliğinin usulsüz veya geçersiz olduğu iddiası, takibin taraflarından birinin (suretin) borçluluk sıfatına doğrudan itiraz etmesi anlamına gelir. Kefalet sözleşmesinin imzalandığı yerin talimat icra dairesi olması yetkili mahkemeyi değiştirmez. Çünkü kefil, imzaladığı tutanakla birlikte asıl takip dosyasının bir borçlusu haline gelmektedir. Takip dosyasının esasına, takibin taraflarına ve borçluluk sıfatına yönelik bu tür köklü şikayetler, takibin merkezileştirilmesi ilkesi gereğince asıl icra mahkemesinde çözümlenmelidir.
NOKTA HACZİ VE GENEL HACİZ AYRIMININ ETKİLERİ
Yargıtay yetki sınırlarını çizerken "nokta haczi" kavramına da atıf yapmaktadır. Eğer talimat yazısı, genel nitelikte bir haciz yetkisi vermeyip, borçlunun belirli bir malının veya hakkının haczedilmesini isteyen nokta haczi niteliğinde ise, bu hacze karşı şikayetler de talimat mahkemesinde değil, talimatı yazan asıl icra mahkemesinde incelenir. Benzer şekilde, icra kefaleti gibi asıl takibin borçlu kadrosunu doğrudan genişleten ve hukuki niteliği itibariyle genel bir borç üstlenimi olan işlemlerde İİK m. 79’un uygulanma yeri bulunmamaktadır.
YARGI YERİNİN MERCİ TAYİNİ İLE BELİRLENMESİ
Uyuşmazlığa konu olan davada, icra kefili olan borçlu, kefalet işleminin usulsüz olduğunu ileri sürerek kefaletinin iptalini ve maaşı ile taşınmazları üzerindeki hacizlerin kaldırılmasını talep etmiştir. Kastamonu ve Karabük İcra Mahkemelerinin her ikisi de yetkisizlik kararı verince olumsuz yetki uyuşmazlığı doğmuş ve dosya Yargıtay’a intikal etmiştir. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, icra kefaletinin iptali şikayetinin asıl takip dosyasının esasına ilişkin olduğunu saptamış ve İİK m. 4 uyarınca Kastamonu İcra Mahkemesini kesin olarak yargı yeri olarak belirlemiştir.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
İcra dairesinde veya haciz sırasında düzenlenen tutanakla, üçüncü bir kişinin borçlunun borcuna kefil olması işlemidir ve ilam niteliğindedir.
Kural olarak, asıl icra takibinin başlatıldığı yerdeki icra mahkemesine kesin yetkiyle başvurulmalıdır.
Hayır, kefalet sözleşmesi talimat dairesinde imzalanmış olsa dahi, iptal davası asıl icra takibinin bağlı olduğu icra mahkemesinde açılmalıdır.
Sadece talimat dairesince doğrudan gerçekleştirilen kıymet takdiri, fiili haciz uygulaması veya satış ihaleleri gibi yerel işlemlerle sınırlıdır.
Kefaletin usulsüzlüğü iddiasının takibin esasına ve tarafların borçluluk sıfatına ilişkin olması nedeniyle İİK m. 4'teki genel kesin yetki kuralının geçerli olmasıdır.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Danıştay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.