YETKİ İTİRAZI VE İCRA İNKAR TAZMİNATI
İcra ve İflas Hukuku, borçlu ile alacaklı arasındaki hassas menfaat dengesini korumayı amaçlayan usul kurallarıyla doludur. İlamsız icra takiplerinde borçlunun en güçlü silahı olan "itiraz" kurumu, her zaman borcun tamamını toptan inkar etmek anlamına gelmez. Borçlu bazen "Benim asıl borcum var, bunu kabul ediyorum ama siz benden haksız faiz istiyorsunuz" diyebileceği gibi, "Borcum var ama beni İstanbul icra dairesinden icraya veremezsiniz, yetkili yer Ankara'dır" diyerek sadece şekli (usule ilişkin) bir itirazda da bulunabilir. İcra hukukunda "Kısmi İtiraz" olarak adlandırılan bu durumda takibin durması üzerine, alacaklının açtığı İtirazın İptali davasının en korkutucu kılıcı olan %20 "İcra İnkar Tazminatı"nın nasıl uygulanacağı hukuk dünyasında büyük tartışmalara neden olmuştur. Bir borçlu, sırf "yetkili icra dairesi burası değil" dediği ve mahkemece haksız bulunduğu için on binlerce liralık inkar tazminatına mahkum edilebilir mi? Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin uyuşmazlığa son noktayı koyan emsal kararı, icra inkar tazminatının felsefesini adeta bir cerrah titizliğiyle incelemiş; asıl alacağa (borcun aslına) itiraz etmeyen, sadece faize ve icra dairesinin yetkisine itiraz eden iyi niyetli bir borçlunun, yetki itirazında haksız çıksa bile sırf bu yüzden inkar tazminatıyla cezalandırılamayacağını net bir şekilde tescillemiştir.
İCRA TAKİBİNDE KISMİ İTİRAZ KAVRAMI
Bir borçlu eline ödeme emri ulaştığında, borcun tamamına "Böyle bir borcum yoktur" şeklinde itiraz edebileceği gibi (külli itiraz), borcun belirli kısımlarına veya takibin şekline de itiraz edebilir (kısmi itiraz). Borçlu, icra dairesine giderek "Talep edilen 100.000 TL asıl alacağı kabul ediyorum ancak istenen 25.000 TL işlemiş faize ve %50 faiz oranına itiraz ediyorum, ayrıca bu icra dairesi yetkisizdir" beyanında bulunabilir. Bu durumda, borçlunun kabul ettiği asıl alacak (100.000 TL) kısmı kesinleşir ve alacaklı derhal bu miktar için haciz işlemlerine başlayabilir. Ancak borçlunun itiraz ettiği "yetki" ve "faiz" kısımları için takip durur. Alacaklı, duran faiz alacağını tahsil edebilmek ve kendi seçtiği icra dairesinin yetkisini kesinleştirmek için "İtirazın İptali" davası açmak zorundadır. İşte hukuki düğüm tam bu mahkeme aşamasında çözülmektedir.
YETKİ VE FAİZ İTİRAZININ SONUÇLARI
Emsal yargılamaya konu olan olayda, davalı borçlu asıl alacağı açıkça kabul etmiş, itirazını iki noktada yoğunlaştırmıştır: İcra dairesinin yetkisi (örneğin sözleşmenin ifa yeri veya borçlunun ikametgahı nedeniyle başka bir şehrin icra dairelerinin yetkili olması gerektiği) ve fahiş olarak uygulanan faiz oranları. Mahkeme sürecinde alınan bilirkişi raporları ve yapılan hukuki inceleme sonucunda, davalı borçlunun faiz itirazında haklı olduğu ortaya çıkmıştır (Yani alacaklının gerçekten de haksız ve fahiş faiz talep ettiği sabittir). Ancak mahkeme, icra dairesinin yetkisi konusundaki itirazı haksız bulmuştur (Yani alacaklının takibi başlattığı icra dairesi hukuken doğru/yetkili bulunmuştur). Bu tabloya bakıldığında; borçlu asıl borcunu zaten inkar etmemiş, faiz konusunda haklı çıkmış, sadece usule ilişkin bir mesele olan "yetki" konusunda yanılmıştır.
İCRA İNKAR TAZMİNATININ VARLIK SEBEBİ
İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 67. maddesinin 2. fıkrasında yer alan İcra İnkar Tazminatının kanuna konulma amacı (ratio legis), alacağını resmi belgelerle (fatura, sözleşme, çek) kanıtlayan alacaklıyı, borcunu sırf ödemeyi geciktirmek, süreci uzatmak ve sürüncemede bırakmak amacıyla yalan yere inkar eden kötü niyetli (veya haksız) borçluya karşı korumaktır. Kanun koyucu, "Biliyorum borcum var ama icra dairesinde 'itiraz ediyorum' derim, adam bir de mahkemelerde yıllarca uğraşır" diyen uyanık borçluyu caydırmak için bu %20'lik asgari yaptırımı getirmiştir. Dolayısıyla bu tazminatın uygulanabilmesi için ortada "haksız yere inkar edilmiş" (reddedilmiş) bir alacak meblağı olması gerekir. Şayet borçlu borcun varlığını ve asıl miktarını inkar etmiyorsa, sırf "Beni buradan değil şuradan icraya vermelisin" (yetki itirazı) diyorsa, ortada bir borç inkarı söz konusu değildir.
ASIL ALACAĞIN KABULÜ VE TAZMİNAT
Emsal kararda Yargıtay'ın en fazla önem atfettiği durum, "asıl alacak yönünden icra takibine itiraz edilmemesi" olgusudur. İcra inkar tazminatı, asıl alacak üzerinden hesaplanan (veya itiraz edilen kısmın değerine göre belirlenen) bir cezadır. Borçlu, borcunun ana parasını kabul ederek zaten dürüstlüğünü ve iyi niyetini ortaya koymuştur. Asıl alacağın kabul edilmiş olması, alacaklının o miktar yönünden takibe ve hacze devam etmesine olanak tanır. Yani alacaklının alacağına kavuşması geciktirilmemiş, sürüncemede bırakılmamıştır. Sırf yasal haklarını kullanarak faizin hesaplanma şekline veya hukuki yetki kurallarına itiraz eden bir borçluyu, asıl alacağı inkar etmiş gibi ağır bir tazminatla cezalandırmak, hukukun temel prensibi olan ölçülülük ve hakkaniyet (TMK m. 4) ilkeleriyle bağdaşmaz.
SADECE YETKİ İTİRAZINDA HAKSIZ ÇIKMAK
Peki bir borçlu, sadece yetki itirazında haksız çıkarsa ne olur? Emsal davada alt derece mahkemesi muhtemelen, "Borçlu yetki itirazında haksız çıkmıştır, davanın kısmen kabulüne ve itirazında haksız çıkan borçlunun %20 inkar tazminatına mahkum edilmesine" karar vermiştir. Oysa Yargıtay bu katı usulcü ve şekilci yaklaşımı reddetmektedir. Yetki itirazı, borcun esasına (varlığına) değil, takibin hangi coğrafi sınırda yapılacağına (usule) dair bir savunmadır. Bir kişinin kanunların (HMK ve İİK) karmaşık yetki kurallarını yanlış yorumlayarak yetkisizlik itirazında bulunması, onun "borcunu inkar ettiği" anlamına gelmez. Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve İcra İflas Kanunundaki kesin ve kesin olmayan yetki kuralları usta hukukçuların bile saatlerce tartıştığı konularken, sıradan bir borçlunun yetki konusunda haksız çıkması tek başına inkar tazminatının şartlarını (haksız borç inkarı kastını) oluşturmaz.
FAİZ İTİRAZINDA HAKLI ÇIKMANIN ETKİSİ
Emsal yargılamada borçluyu inkar tazminatı giyotininden kurtaran ikinci çok önemli etken ise "faiz itirazında haklı çıkmasıdır." Borçlu, alacaklının talep ettiği işlemiş faiz ve işleyecek faiz oranının yasalara veya sözleşmeye aykırı olduğunu iddia etmiş ve mahkeme sürecinde bu iddiasını ispatlamıştır. Bu durum, aslında alacaklının icra takibinde dürüst davranmadığını, hukuken hakkı olandan (ana paradan) çok daha fazlasını (fahiş faizi) borçlunun sırtına yüklemeye çalıştığını gösterir. Yargıtay'ın bakış açısı şöyledir: Eğer borçlu faize itiraz etmeseydi, alacaklı haksız yere fahiş bir faiz tahsil etmiş olacaktı. Borçlu bu haksızlığa yasal itiraz hakkını kullanarak karşı koymuş ve haklı çıkmıştır. Hal böyleyken, alacaklının faiz konusundaki haksız talebini (şişirilmiş takibini) durduran borçluyu, sırf yetki konusunda yanıldığı için %20 tazminata mahkum etmek hukuken izah edilemez ve adaletin ruhuna aykırıdır.
YARGITAY 11 HUKUK DAİRESİ İÇTİHADI
Ticaret hukuku ve ticari davalarda uzman olan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2017/3285 Esas ve 2017/5958 Karar sayılı bu içtihadı, İİK m. 67 uygulamasında alt mahkemelerin düştüğü "matematiksel ceza" tuzağını ortadan kaldıran kusursuz bir metindir. Kararda; davalı borçlunun asıl alacağı kabul ettiği, işlemiş faiz ve oranları konusunda yaptığı itirazda (esasa yönelik itirazda) haklı çıktığı vurgulanmıştır. Borçlunun icra dairesinin yetkisine yönelik itirazında haksız çıkmasının (usule yönelik bir yanılgının) "İİK 67. maddesinde düzenlenen tazminat koşullarını gerçekleştirmediğine" hükmedilmiştir. Yargıtay açıkça demiştir ki: İcra inkar tazminatı, alacağı inkar eden haksız borçluya verilir; yetki kuralını yanlış yorumlayan ve esasta (faiz itirazında) haklı olan borçluya inkar tazminatı verilemez. Yerel mahkemenin aksi yöndeki kararı, hukukun özüne (ratio legis) aykırı olduğu gerekçesiyle oybirliğiyle bozulmuştur.
SONUÇ VE BORÇLU SAVUNMA HAKKI
Sonuç olarak; İcra ve İflas Kanunu sistematiğinde yer alan %20 İcra İnkar Tazminatı, otomatiğe bağlanmış, borçlunun kaybettiği her davada standart olarak kesilen bir ceza makbuzu değildir. Bu tazminatın asıl varlık sebebi, haklı alacaklının parasını ödememek için yargıyı meşgul eden ve borcu asılsız yere inkar eden kötü niyetli borçluları caydırmaktır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin emsal içtihadında şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya konduğu üzere; kendisine gönderilen ödeme emrindeki "asıl alacak (ana para)" borcunu kabul edip, alacaklının haksız yere talep ettiği "fahiş faize" ve hukuken yanlış olduğuna inandığı "icra dairesinin yetkisine" itiraz eden bir borçlu, sırf yetki itirazında haksız çıktı (davayı kısmen kaybetti) diye %20 inkar tazminatına mahkum edilemez. Hele ki borçlu faiz itirazında haklı çıkmışsa, mahkemenin borçlu aleyhine tazminata hükmetmesi yasanın amacına taban tabana zıttır. Bu emsal karar, ilamsız icra takiplerinde borçluların "Acaba %20 tazminat yer miyim?" korkusu olmadan, yasal savunma haklarını (faiz ve yetki itirazlarını) sonuna kadar ve özgürce kullanabilmelerinin hukuki teminatıdır.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Bu durumda itirazınız "Kısmi İtiraz" sayılır. Kabul ettiğiniz asıl borç kısmı kesinleşir ve icra işlemleri devam eder. Ancak itiraz ettiğiniz "faiz" kısmı durur. Alacaklı bu faizi alabilmek için dava açmak zorundadır.
Yetki itirazı, borca değil "Beni kendi şehrimden değil, başka bir şehrin icrasından takibe koymuşsun, bu icra dairesi yetkisizdir" savunmasıdır. Yargıtay kararına göre asıl alacağı inkar etmeyip sadece yetki itirazında bulunup haksız çıkarsanız, inkar tazminatı ödemezsiniz.
Hayır, ödemezsiniz. Emsal kararda da görüldüğü üzere, asıl alacağı en baştan kabul edip, sadece haksız istenen faize itiraz etmiş ve bu itirazınızda da haklı çıkmışsanız, aleyhinize icra inkar tazminatına hükmedilmesi hukuka aykırıdır.
İİK m. 67 uyarınca, itirazın iptali davalarında borçlu haksız ve alacak "likit" ise, mahkemenin borçluya keseceği asgari ceza asıl alacağın %20'sidir. Mahkeme haklı görürse bu oranı daha da artırabilir ama %20'nin altına indiremez.
Eğer borcun tamamını haksız yere inkar etmişseniz, alacaklı itirazın iptali davasını kazandığında hem asıl alacağı ve yasal faizlerini ödemek zorunda kalırsınız hem de asıl alacağın en az %20'si oranında İcra İnkar Tazminatı ödemeye mahkum edilirsiniz.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir