İDARİ DAVANIN DERDESTLİK TEŞKİL ETMEMESİ
Hukuk devletinde idare ile özel hukuk kişileri arasındaki ilişkiler karmaşık hukuki rejimlere tabi olabilmektedir. İdarenin denetim organlarınca düzenlenen raporlar doğrultusunda, kamu hizmeti veya eğitim faaliyeti yürüten özel kurumların mevzuata aykırı işlemleri nedeniyle "kamu zararı" oluştuğu iddiasıyla açılan davalar, adli ve idari yargı sınırlarında önemli yetki sorunları doğurmaktadır. Özel eğitim kurumlarının ücretsiz kursiyer okutma yükümlülüğünü ihlal etmesi, yetkisiz öğretmen çalıştırması veya süre aşımına rağmen haksız ödeme alması gibi fiillerden kaynaklanan zararların tahsili davaları adli yargının görev alanına girmektedir. Davalı kurumların, idarenin bu işlemlerine karşı İdare Mahkemesinde "iptal davası" açmış olması, hukuk mahkemesinde devam eden rücu davası bakımından bir "derdestlik" (lis pendens) engeli oluşturmaz. Zira iki davanın hukuki niteliği, tarafları ve dava nedenleri tamamen farklıdır. Yargıtay’ın emsal kararı, bu tür uyuşmazlıklarda derdestlik nedeniyle davanın reddedilmesinin usulsüz olduğunu, idari davanın ancak bir "bekletici mesele" yapılması gerektiğini açıkça kurala bağlamıştır.
DERDESTLİK DAVA ŞARTININ YASAL UNSURLARI
Derdestlik, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-ı maddesi uyarınca olumsuz bir dava şartıdır. Derdestlik engelinin kabul edilebilmesi için aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak açılmış ve halen görülmekte olan bir başka davanın bulunması gerekir. Bu şartların kümülatif olarak bir arada bulunmaması halinde derdestlik itirazı dinlenemez. Mahkemeler, derdestliğin varlığını re'sen araştırmak ve saptadığında davayı usulden reddetmekle yükümlüdür.
ADLİ VE İDARİ YARGI DAVALARININ NİTELİĞİ
Adli yargıda açılan tazminat/alacak davası, taraflar arasındaki sözleşmesel veya özel hukuk ilişkisine dayanır ve maddi bir edimin tahsilini amaçlar. İdari yargıda açılan iptal davası ise, idari makamların tek taraflı irade açıklamasıyla tesis ettiği idari işlemlerin hukuka aykırılık gerekçesiyle ortadan kaldırılmasını hedefleyen inşai bir davadır. İki yargı kolundaki davaların usul kuralları, yargılama teknikleri ve tarafların sıfatları tamamen farklı olduğundan, aralarında derdestlik ilişkisi kurulamaz.
KAMU ZARARININ TAZMİNİ VE ADLİ YARGININ GÖREVİ
Devlet dairelerinin veya bakanlıkların, hizmet alımı veya mevzuat kapsamındaki teşvik ödemeleri çerçevesinde özel kurumlara yaptıkları haksız ödemelerin iadesini talep etmeleri, özünde bir özel hukuk uyuşmazlığıdır. Kamu zararının rücuen tahsiline ilişkin bu davalar, idarenin egemenlik gücüne dayalı idari eylemlerinden kaynaklanmaz; sözleşmeye aykırılık veya sebepsiz zenginleşme hükümlerine tabidir. Bu nedenle görevli yargı yeri adli yargı mahkemeleridir.
İPTAL DAVALARI VE BEKLETİCİ MESELE İLİŞKİSİ
İdare Mahkemesinde açılan iptal davasının konusu olan idari işlemin geçerliliği, adli mahkemedeki tazminat davasının temel dayanağını oluşturabilir. Eğer idari mahkeme, idarenin raporunu veya işlemini hukuka aykırı bularak iptal ederse, adli yargıdaki tazminat davasının hukuki zemini ortadan kalkabilir. Bu nedenle, iki dava arasında derdestlik olmasa da, idari yargıdaki iptal davası adli yargıdaki dava için HMK m. 165 kapsamında mutlak bir bekletici mesele (bekletici sorun) yapılmalıdır.
BİLİRKİŞİ RAPORUNUN DENETİME ELVERİŞLİ OLMASI
Hukuk mahkemesi, bekletici mesele yapılan idari davanın sonucunu bekledikten sonra işin esasına girmelidir. İddia edilen kamu zararının miktarını, mevzuata aykırı derse giren rehber öğretmenlerin durumunu ve ücretsiz öğrenci kontenjanı ihlallerini netleştirmek adına uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmalıdır. Alınacak bu raporun gerekçeli, denetime elverişli, taraf itirazlarını karşılar nitelikte ve Yargıtay denetimine uygun şekilde hazırlanması zorunludur.
SÖZLEŞMEYE AYKIRILIK VE HAKSIZ TAHSİLAT SORUMLULUĞU
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi incelemesine konu olan olayda, Milli Eğitim Bakanlığı müfettişlerinin denetimleri sonucunda özel bir eğitim kurumunun haksız ödemeler alarak kamu zararına yol açtığı iddia edilmiş ve tazminat davası açılmıştır. Davalı taraf, bu işleme karşı idare mahkemesinde iptal davası açtığını savunarak davanın reddini istemiştir. Yerel mahkemece idari davayı derdest kabul ederek davayı reddetmesi üzerine Yargıtay, bu iki davanın tarafları ve konusunun farklı olduğunu belirterek derdestlik kararını bozmuş; idari davanın bekletici mesele yapılarak işin esasına girilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Derdestlik, daha önce açılmış ve halen görülmekte olan bir davanın bulunmasıdır. Şartları; aynı taraflar, aynı dava konusu ve aynı dava sebebidir.
Hayır, davaların yargı kolları, hukuki nitelikleri, dava sebepleri ve talepleri farklı olduğundan derdestlik oluşturmaz.
Bu davalar sözleşmeye aykırılık ve haksız tahsilata dayandığından görevli yargı yeri genel adli yargı (Asliye Hukuk) mahkemeleridir.
Evet, idari yargıdaki iptal davasının sonucu tazminat davasının temelini etkileyeceğinden mahkemece bekletici mesele yapılmalıdır.
İdari iptal davası ile adli tazminat davasının hukuki nitelik ve sebeplerinin farklı olması nedeniyle dava şartı noksanlığından reddinin usule aykırı bulunmasıdır.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Danıştay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.