İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN SINIRLARI VE HUKUKİ İSTİSNALARI
Demokratik hukuk devletlerinin en temel yapı taşı olan "ifade özgürlüğü", Anayasa'nın 26. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 10. maddesi ile güvence altına alınmıştır. Bireylerin veya medya organlarının siyasi figürleri, bürokratları veya kurumları sert, şok edici ve hatta rahatsız edici bir dille eleştirebilmesi, çoğulculuğun gereğidir. Ancak uygulamada sıkça rastlanılan en büyük sorun, ifade özgürlüğünün sınırsız bir "dokunulmazlık zırhı" olarak algılanması ve bu zırhın arkasına sığınılarak kişilerin özel hayatlarına, onur ve haysiyetlerine fütursuzca saldırılmasıdır. Danıştay 13. Daire Başkanlığı'nın bu makaleye konu olan emsal kararı, idare hukuku ve anayasa hukuku bağlamında "ifade özgürlüğünün kırmızı çizgilerini" listeleyen evrensel bir manifestodur. Danıştay, muhatabın (eleştirilen kişinin) statüsünün yüksek olmasının (örneğin siyasetçi veya sanatçı olmasının) ona karşı her türlü hakaretin veya iftiranın mubah sayılacağı anlamına gelmediğini vurgulamaktadır. Kararda açıkça belirtildiği üzere; kişileri karalamak, asılsız suçlamalarda bulunmak (iftira atmak), küfür etmek, nefret, ayrımcılık ve şiddet kışkırtıcılığı yapmak, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez. Bu tür eylemler, Anayasal özgürlüğün açıkça kötüye kullanılmasıdır ve demokratik toplum düzeninde hukuki (ve cezai) korumadan tamamen yoksundur. Bu makale, özgürlük-sorumluluk dengesini ve ifade hürriyetinin istisnalarını tahlil etmektedir.
Hukuk felsefesinde "Benim özgürlüğümün sınırı, başkasının özgürlüğünün başladığı yerdir" kuralı, en net şekilde ifade hürriyetinde karşılık bulur. İnsanların fikirlerini yayma hakkı mutlak (sınırsız) bir hak değildir. Bir gazetecinin veya vatandaşın eleştiri hakkı; diğer vatandaşın veya bürokratın "şeref, haysiyet ve özel hayatın gizliliği" hakkı ile çarpıştığı anda, hukuk terazisi "ölçülülük" ilkesine başvurur.
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KAVRAMI VE SINIRLARI
İfade özgürlüğü; habere, bilgiye ve düşünceye ulaşma, bu düşünceleri kanaat olarak benimseme ve bunları söz, yazı veya resim yoluyla dışa vurma serbestisidir.
Ancak Anayasa'nın 26. maddesinin 2. fıkrasında bu hakkın sınırlandırılabileceği haller sayılmıştır: Milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık, genel ahlak ve başkalarının şöhret veya haklarının korunması. Danıştay kararı, "başkalarının şöhret ve haklarının (onurunun) korunması" sınırının altını kalın çizgilerle çizmektedir.
MUHATABIN KONUMU VE ÖZGÜRLÜK ALANI
Emsal kararın en can alıcı giriş cümlesi şudur: "...ifadenin muhatabının konumu, ifadeyi kullananlar açısından sınırsız bir ifade özgürlüğü alanı bahşetmez."
AİHM ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, siyasetçilerin ve tanınmış kişilerin katlanması gereken eleştiri dozu sıradan vatandaşlara göre çok daha geniştir. Ancak Danıştay, bu genişliğin "sınırsızlık" olmadığına dikkat çekmektedir. Yani bir bakanı, valiyi veya sporcuyu sertçe eleştirebilirsiniz, kararlarını yerden yere vurabilirsiniz; ama ona "hırsız, rüşvetçi, ahlaksız" diyemezsiniz (eğer ispatlanmış bir yargı kararı yoksa).
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN KÖTÜYE KULLANILMASI YASAĞI
Anayasa'nın 14. maddesi "Temel Hak ve Hürriyetlerin Kötüye Kullanılamaması" başlığını taşır. Danıştay kararı da bu ilkeye dayanarak, "ifade özgürlüğü kalkanı arkasına gizlenerek" yapılan hukuka aykırı saldırıların maskesini düşürmektedir.
Bir gazete köşesinde veya sosyal medyada "Ben sadece fikrimi söylüyorum" diyerek asılsız (delilsiz) iftiralar atmak, hukuk sisteminde düşünce olarak değil, "haksız fiil" veya "suç" olarak nitelendirilir.
ONUR VE SAYGINLIĞI ZEDELEYİCİ BEYANLAR
Kararda ifade özgürlüğü dışında kalan eylemler liste halinde sayılmıştır. Bunların başında "iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici keyfi söz ve beyanlar" gelmektedir.
Keyfi (temelsiz) sözden kasıt, olgusal bir temele (belgeye, ispatlanabilir bir olaya) dayanmayan, salt karşı tarafı kamuoyu önünde küçük düşürmek (itibar suikastı yapmak) amacıyla uydurulan dedikodular ve sarf edilen galiz küfürlerdir.
ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNE YÖNELİK SALDIRILAR
İfade hürriyetinin en sert şekilde duvara çarptığı yer, Anayasa'nın 20. maddesinde korunan "Özel Hayatın Gizliliği"dir. Danıştay kararında da "özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı saldırılar" ifade özgürlüğü kapsamı dışında tutulmuştur.
Bir bürokratın (veya sanatçının) kamu göreviyle/sanatıyla ilgili hataları manşet yapılabilir. Ancak o kişinin yatak odasındaki gizli görüntüleri, aile içi mahrem sorunları veya tıbbi (psikolojik) rahatsızlıkları "haber veya fikir" adı altında ifşa edilemez. Bu eylem TCK m. 134 (Özel hayatın gizliliğini ihlal) kapsamında doğrudan hapis cezasını gerektirir.
NEFRET SÖYLEMİ VE ŞİDDET KIŞKIRTICILIĞI
Evrensel hukukun tahammül edemediği en tehlikeli ifadeler; "savaş kışkırtıcılığı, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik olan ifadeler"dir.
Bir kişinin etnik kökeni, dini, ırkı veya cinsiyeti üzerinden toplumu kışkırtan, grupları birbirine karşı şiddet kullanmaya teşvik eden söylemler (TCK 216 - Halkı kin ve düşmanlığa tahrik), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin de "özgürlük sayılamaz" diyerek kesin olarak yasakladığı eylemlerdir.
HUKUK DÜZENİNİ CEBİRLE DEĞİŞTİRME TEHDİDİ
Demokrasilerde anayasal veya idari düzen eleştirilebilir ve hatta tamamen değiştirilmesi gerektiği savunulabilir. Ancak kararda da açıkça belirtildiği üzere, bu değişimin "cebir yoluyla (silah, terör, ayaklanma)" yapılmasını hedefleyen ifadeler (terör propagandası) özgürlük korumasına giremez.
DANIŞTAYIN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE İSTİSNA YAKLAŞIMI
Sonuç olarak; Danıştay 13. Daire Başkanlığı'nın bu emsal kararı, Türkiye'de medya, idare ve vatandaşlar arasındaki ifade özgürlüğü tartışmalarında turnusol kağıdı görevi görecek bir rehberdir. Karar, ifade özgürlüğünün geniş bir hak olduğunu kabul etmekle birlikte; iftiranın, namus ve şerefe yönelik küfrün, özel hayatın mahremiyetine fütursuzca saldırmanın, ırkçılık ve nefret söyleminin, şiddeti ve savaşı kışkırtmanın "fikir beyanı" olmadığının altını çizmiştir. Kamuoyunca tanınan siyasetçi, bürokrat veya sanatçıların, statüleri gereği ağır eleştirilere katlanma yükümlülüğü bulunsa da; bu durum onlara "sınırsız bir hakaret edilebilir" alanı yaratmaz. Bu sınırları aşan eylem, yayın ve beyanlar; ifade özgürlüğü kalkanından yararlanamaz ve idari yaptırımlara (para cezası, erişim engeli, kapatma) veya cezai yaptırımlara hukuka uygun olarak konu edilebilirler. Hukuk, eleştiriyi korurken; şeref, haysiyet ve toplumsal barışı yıkan itibar suikastlarını reddeder.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Siyasi figurlerin eylemlerine ve yönetim kararlarına yönelik en ağır, şok edici ve rahatsız edici "eleştiriler" Anayasal ifade özgürlüğü kapsamındadır ve suç değildir.
Elinizde ispatlanmış kesin bir yargı kararı (veya olgusal temel) yoksa diyemezsiniz. Bu kelimeler eleştiri değil, "iftira ve onur zedeleyici suçlama" kapsamına girer ve tazminat/hapis cezası doğurur.
Hayır, vermez. Danıştay ve Yargıtay içtihatlarına göre, bir kişinin kamu görevlisi veya tanınmış olması, onun "özel hayatının gizliliğinin (yatak odasının)" ifşa edilebileceği anlamına gelmez. Bu tür yayınlar ifade özgürlüğü kalkanı arkasına sığınamaz.
Kesinlikle hayır. Nefret söylemi, ayrımcılık ve düşmanlık kışkırtıcılığı, dünyadaki hiçbir demokratik sistemde (AİHM dahil) ifade özgürlüğü sayılmaz. TCK m. 216 kapsamında yargılanırsınız.
Eğer yayın, gerçekten sadece bir "eleştiri" ise Danıştay o cezayı iptal eder. Ancak yayın bu kararda sayılan istisnalara (küfür, nefret, özel hayata saldırı) giriyorsa, Danıştay "ifade özgürlüğü aşıldı" diyerek idarenin kestiği cezayı hukuka uygun bulur ve onar.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir