İHTİYATİ TEDBİR VE YAKLAŞIK İSPAT
Hukuk yargılamasının temel amacı, taraflar arasındaki uyuşmazlıkları maddi gerçeğe ve adalet ilkelerine uygun şekilde çözüme kavuşturmaktır. Ancak yargılama faaliyeti doğası gereği belirli bir usuli süreci, delillerin toplanmasını, tanıkların dinlenmesini ve uzman bilirkişi incelemelerini gerektirdiğinden uzun bir zaman dilimine yayılabilmektedir. Bu süreçte, dava konusu hakkın veya varlığın durumunda meydana gelebilecek fiziksel ya da hukuki değişiklikler, davanın sonunda elde edilecek nihai hükmün icra edilmesini tamamen imkansız kılabilir veya hak sahibinin telafisi imkansız derecede büyük zararlarla karşı karşıya kalmasına yol açabilir. İşte bu tehlikeleri bertaraf etmek amacıyla hukukumuzda "Geçici Hukuki Korumalar" başlığı altında son derece kritik usuli araçlar düzenlenmiştir. Bu araçların en dinamik ve işlevsel olanı hiç şüphesiz "İhtiyati Tedbir" kurumudur. İhtiyati tedbir, asıl davanın sonuçlanmasına kadar hak konusunu güvence altına alan geçici nitelikte bir mahkeme kararıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 389. ve devamı maddelerinde detaylıca düzenlenen bu kurum, bir yandan hak arama hürriyetini desteklerken diğer yandan haksız müdahaleleri önleme işlevi görür. Ancak geçici de olsa bir hakkın veya durumun sınırlandırılması anlamına gelen ihtiyati tedbir, mahkemelerce keyfi veya sığ incelemelerle verilebilecek bir karar değildir. Kanun koyucu, ihtiyati tedbir taleplerinde tarafların menfaat dengesini korumak adına "yaklaşık ispat" ölçütünü şart koşmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin uyuşmazlığa konu emsal kararı, ihtiyati tedbirin yasal sınırlarını, delillerin henüz toplanmadığı aşamada yaklaşık ispat şartının nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ve ilk derece mahkemelerinin bu konudaki geniş takdir yetkisini usul hukuku dogmatiği çerçevesinde mükemmel bir şekilde analiz etmektedir.
İHTİYATİ TEDBİRİN TANIMI VE NİTELİĞİ
İhtiyati tedbir; kesin hükme kadar dava konusu hakkın elde edilmesini güvenceye almak, uyuşmazlık konusu şeyin mevcut durumunun değişmesini engellemek veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ciddi bir zararın doğmasını önlemek amacıyla verilen, geçici nitelikte bir hukuki koruma önlemidir. İhtiyati tedbir kararları, nihai bir mahkeme hükmü olmadıkları gibi, uyuşmazlığın esasına ilişkin maddi anlamda kesin hüküm de teşkil etmezler. Bu kararların temel karakteristiği "geçici" ve "araçsal" olmalarıdır. Tedbirin geçici olması, onun asıl davanın açılmasına veya devam etmesine bağlı olduğu, nihai karar verilip kesinleştiğinde ya da şartların değişmesi durumunda kendiliğinden veya mahkeme kararıyla ortadan kalkacağı anlamına gelir. Araçsal olması ise, tedbirin tek başına bir amaç olmayıp, asıl davada verilecek hükmün icra kabiliyetini korumaya hizmet eden usuli bir enstrüman olmasını ifade eder. İhtiyati tedbir sayesinde, davacı davasını kazandığında kağıt üzerinde bir hak elde etmekle kalmaz, aynı zamanda fiilen de o hakka kavuşma imkanını korumuş olur. Ancak tedbir kararı uyuşmazlığı esastan çözen bir nitelik taşımamalı, davanın sonucunu önden tayin eder şekilde taraflardan birine haksız bir avantaj sağlamamalıdır.
HMK 389 VE TEDBİRİN ŞARTLARI
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389. maddesi, ihtiyati tedbirin hangi genel şartlar altında verilebileceğini açık ve net bir biçimde sınırlandırmıştır. İlgili yasa hükmü uyarınca, ihtiyati tedbir kararının verilebilmesi için üç temel ihtimalden birinin varlığı gerekmektedir. Birincisi; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle, davanın sonunda elde edilecek hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacak olmasıdır. İkincisi; bu değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin tamamen imkansız hale geleceği tehlikesidir. Üçüncüsü ise; gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi, telafisi güç bir zararın doğacağından endişe edilmesi halidir. Bu şartların varlığı halinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı tesis edilebilir. Kanundaki "uyuşmazlık konusu hakkında" ifadesi son derece kritiktir; kural olarak ihtiyati tedbir sadece davanın konusunu oluşturan mal, hak veya alacak üzerinde kurulabilir. Davanın konusu dışındaki üçüncü kişilere ait varlıklar veya uyuşmazlık dışı kalemler üzerinde ihtiyati tedbir kurulması usulen mümkün değildir. Bu şartların somut olayda mevcut olup olmadığını denetleyecek olan merci ise davayı yürütmekte olan veya açılacak dava öncesinde kendisine başvurulan yetkili ve görevli mahkemedir.
YAKLAŞIK İSPAT KAVRAMI VE ÖNEMİ
İhtiyati tedbir yargılaması, ivedi kararlar alınmasını gerektiren, uzun araştırmalara ve derinlemesine bilirkişi incelemelerine tahammülü olmayan dinamik bir süreçtir. Bu nedenle kanun koyucu, asıl davadaki gibi kesin ve mutlak bir ispat ölçütü aramamıştır. HMK'nın 390. maddesinin 3. fıkrasında açıkça belirtildiği üzere: "Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır." Yaklaşık ispat (semiprobantio), hakimde uyuşmazlık konusu hakkın varlığı ve davanın haklılığı konusunda "kesin bir kanaat" yerine "yüksek bir ihtimal" veya "güçlü bir inanış" uyandırılması anlamına gelir. Bu ölçütte hakim, iddia edilen hakkın gerçekten var olduğuna dair büyük bir olasılık görürse tedbir talebini kabul edebilir. Yaklaşık ispatın amacı, hakkı tehlikede olan davacıyı korurken, henüz davasını savunma fırsatı bulamamış veya davası hakkında nihai karar verilmemiş davalının da mülkiyet ve tasarruf haklarının durup dururken, hiçbir somut dayanak olmaksızın kısıtlanmasını önlemektir. Hak arama özgürlüğü ile mülkiyet hakkı arasındaki bu ince denge, yaklaşık ispat süzgeci sayesinde kurulur.
TAM İSPAT İLE YAKLAŞIK İSPAT
Usul hukuku doktrininde ispat faaliyeti derecesine göre "tam ispat" ve "yaklaşık ispat" olarak ikiye ayrılır. Tam ispat, asıl davanın esasına ilişkin yargılamada aranan ispat derecesidir. Burada davacı, iddiasını şüpheye yer bırakmayacak şekilde, kanunun öngördüğü kesin ve takdiri delillerle (senet, yemin, kesinleşmiş mahkeme kararları, bilirkişi raporları vb.) ortaya koymalıdır. Tam ispatta hakim, iddia edilen vakıanın doğruluğu konusunda tam bir vicdani kanaate (kesinliğe) ulaşmak zorundadır. Oysa yaklaşık ispatta bu düzeyde bir kesinlik aranmaz. Yaklaşık ispat, geçici hukuki koruma önlemlerine özgü, basitleştirilmiş ve hızlandırılmış bir ispat modelidir. Tedbir talep eden taraf, sunduğu başlangıç belgeleriyle, fotokopilerle, e-posta yazışmalarıyla veya basit delil başlangıçlarıyla davasındaki haklılığını "kuvvetle muhtemel" kılıyorsa yaklaşık ispat şartı gerçekleşmiş sayılır. Hakim, uyuşmazlığın esasına girmeden, sadece sunulan bu ilk belgeler üzerinden yapacağı yüzeysel bir değerlendirme (prima facie) ile kararını verir. Tam ispatta hakimin hata payı sıfıra yakın olmalıyken, yaklaşık ispatta geçici kararın niteliği gereği düşük düzeyde bir yanılma payı hukuk düzeni tarafından tolere edilir; zira hatalı verilen tedbirlerin zararı sonradan tazminat veya teminat mekanizmalarıyla giderilebilmektedir.
DELİL DURUMUNUN TEDBİR KARARINA ETKİSİ
Bir davada veya dava açılmadan önceki süreçte ihtiyati tedbir talep edildiğinde, mahkemenin önündeki en büyük parametre dosyadaki mevcut "delil durumu" ve "yargılamanın aşamasıdır". İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin emsal kararında da vurgulandığı üzere, talep ve karar tarihi itibarıyla henüz dosyada hiçbir delilin toplanmamış olması, tarafların iddia ve savunmalarını destekleyen belgelerin dosyaya girmemiş olması durumunda, yaklaşık ispat koşulunun gerçekleştiğinden söz edilemez. İhtiyati tedbir talep edenin sadece soyut iddiaları, hiçbir somut belge veya veriyle desteklenmiyorsa, hakim yaklaşık ispatın oluşmadığı gerekçesiyle talebi reddetmelidir. Yargılamanın başlangıcında, henüz dilekçeler aşaması tamamlanmadan veya tensip zaptı yeni hazırlanmışken, uyuşmazlığın niteliği gereği (örneğin karmaşık hesaplamalar gerektiren tazminat davaları veya inşai hak uyuşmazlıkları) haklılık durumunun ilk bakışta anlaşılması mümkün olmayabilir. Bu gibi durumlarda, deliller toplanıp dosya belirli bir olgunluğa erişene kadar tedbir talebinin reddedilmesi usul kurallarına tamamen uygundur. Deliller toplandıkça, bilirkişi raporu geldikçe veya tanıklar dinlendikçe davacının haklılığı netleşirse, aynı tedbir talebi yargılamanın ilerleyen aşamalarında yeniden ileri sürülebilir ve kabul edilebilir.
HAKİMİN GENİŞ TAKDİR YETKİSİ VE SINIRI
Hukuk usulümüzde ihtiyati tedbir kararı verilmesi veya bu talebin reddedilmesi hususunda yargılamayı yürüten ilk derece mahkemesi hakimine son derece geniş bir "takdir yetkisi" tanınmıştır. HMK 389. maddesindeki "...ihtiyati tedbir kararı verilebilir" ibaresi, hakime bu konuda mutlak bir zorunluluk yüklemeyip, somut olayın özelliklerine göre bir değerlendirme yapma yetkisi vermektedir. Hakim, uyuşmazlığın taraflarını, iddiaların ciddiyetini, telafisi imkansız zararın doğma ihtimalinin yakınlığını ve sunulan delillerin gücünü vicdani kanaatiyle tartar. İlk derece mahkemesi hakiminin bu takdir yetkisi, onun uyuşmazlığa ve taraflara doğrudan temas eden, delilleri bizzat inceleyen yargıç olmasından kaynaklanır. Ancak bu yetki sınırsız ve keyfi değildir. Hakimin takdir yetkisinin sınırı; anayasal haklar, dürüstlük kuralı, ölçülülük ilkesi ve kanunun açık lafzıdır. Hakim, yaklaşık ispatın fazlasıyla gerçekleştiği ve telafisi imkansız zararın kapıda olduğu apaçık durumlarda tedbir talebini gerekçesiz reddedemeyeceği gibi; hiçbir delili olmayan soyut talepleri de doğrudan kabul edemez. Takdir yetkisinin hukuka uygun kullanılıp kullanılmadığı ise üst mahkemelerin usuli denetimine tabidir.
TEDBİRİN YENİDEN TALEP EDİLEBİLME İMKANI
Usul hukukumuzda ihtiyati tedbir taleplerinin reddedilmesi, o davada bir daha hiçbir şekilde tedbir istenemeyeceği anlamına gelen kesin bir engel (kaziyye-i muhkeme) oluşturmaz. İhtiyati tedbir, şartların ve delil durumunun dinamizmine sıkı sıkıya bağlı bir kurumdur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararında da çok önemli bir ilke olarak belirtildiği üzere; "değişen koşul ve delil durumuna göre her zaman yeniden ihtiyati tedbir talep edilmesi mümkündür". Davanın başlangıcında, delillerin henüz toplanmadığı ve yaklaşık ispatın sağlanamadığı gerekçesiyle reddedilen bir tedbir talebi; yargılama ilerleyip dosyaya lehe bir bilirkişi raporu girdiğinde, karşı tarafın ikrarı halinde veya hakkı tehlikeye düşüren yeni somut gelişmeler yaşandığında (örneğin davalının mallarını kaçırmaya başladığına dair somut emareler belirdiğinde) tekrar ileri sürülebilir. Hakim, değişen bu yeni koşulları ve delil durumunu göz önüne alarak, daha önce reddettiği tedbir talebini bu kez kabul edebilir. Bu kural, geçici hukuki korumaların değişken şartlara uyum sağlama yeteneğinin ve hak arama hürriyetinin kısıtlanmamasının en büyük güvencesidir.
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN DENETİM YETKİSİ
Bölge Adliye Mahkemeleri (İstinaf), ilk derece mahkemelerinin ihtiyati tedbir taleplerinin kabulü veya reddi yönünde verdikleri kararlara karşı yapılan itirazları denetleyen üst derece yargı mercileridir. HMK'nın 391. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, ihtiyati tedbir talebinin reddi kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf dairesinin bu denetimdeki yetkisi, ilk derece mahkemesi hakiminin yerine geçerek yeniden bir takdir yaratmak değil; ilk derece mahkemesinin takdir hakkını kullanırken hukukun genel ilkelerine, kanunun lafzına, ölçülülük prensibine ve dosyadaki somut verilere uygun davranıp davranmadığını denetlemektir. Eğer ilk derece mahkemesi, delil durumunu ve yargılamanın aşamasını gözeterek, yaklaşık ispat koşulunun henüz oluşmadığı gerekçesiyle talebi reddetmişse ve bu değerlendirme dosya kapsamıyla uyumluysa, Bölge Adliye Mahkemesi bu takdire müdahale etmez ve ret kararını usul ve yasaya uygun bularak istinaf başvurusunu esastan reddeder. Üst mahkemenin bu denetimi, adli sistemde kararların tutarlılığını ve yasal sınırlar içinde kalmasını sağlayan hayati bir subap görevi görür.
KAMU DÜZENİ VE İHTİYATİ TEDBİR
İstinaf incelemesinde Bölge Adliye Mahkemesi daireleri, tarafların ileri sürdüğü istinaf sebepleriyle bağlı olarak inceleme yaparlar. Ancak bu kuralın çok önemli bir istisnası mevcuttur: "Kamu düzenine aykırılık". Eğer ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir kararı veya tedbirin reddi yönündeki kararı, kamu düzenini doğrudan ilgilendiren, emredici hukuk kurallarına, mahkemenin görev ve yetkisine ya da anayasal hakların özüne açıkça aykırılık teşkil ediyorsa, BAM dairesi taraflar ileri sürmese dahi bu hususu resen (kendiliğinden) gözetmek ve kararı düzeltmek zorundadır. İncelediğimiz emsal kararda da İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesinin delillerin henüz toplanmamış olmasını gerekçe göstererek verdiği tedbirin reddi kararında kamu düzenine açık veya zımni hiçbir aykırılık bulunmadığını tespit etmiştir. İhtiyati tedbir yargılamasında hakimin yaklaşık ispat yokluğu nedeniyle ret kararı vermesi, yasal takdir sınırları içinde kalan usuli bir tasarruf olduğundan, kamu düzenini ihlal eden veya adalet mekanizmasını felce uğratan bir yön barındırmaz.
SONUÇ VE USULİ DEĞERLENDİRMELER
Sonuç olarak; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin emsal nitelikteki bu kararı, ihtiyati tedbir kurumunun usul hukukundaki dengeli ve sağlıklı uygulanışı açısından çok önemli prensipleri teyit etmektedir. Karar; ihtiyati tedbirin alelade ve mesnetsiz iddialarla, sırf dava açıldı diye otomatik olarak verilebilecek bir sipariş kararı olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Geçici hukuki koruma talep eden taraf, uyuşmazlığın niteliğine uygun deliller sunarak davasındaki haklılığını hakimde güçlü bir kanaat uyandıracak derecede "yaklaşık olarak" ispat etmekle mükelleftir. Yargılamanın henüz başında olunduğu, delillerin henüz toplanmadığı ve uyuşmazlığın esası hakkında hakime bir fikir verecek asgari verilerin dosyada yer almadığı aşamalarda tedbir taleplerinin reddedilmesi usulün özüne ve amacına uygundur. İlk derece mahkemelerinin bu süreçteki geniş takdir yetkisine üst mahkemelerce duyulan saygı, yargısal bağımsızlığın ve yerindelik denetimi yasağının bir gereğidir. Koşulların değişmesi halinde tedbirin her zaman yeniden talep edilebileceği gerçeği ise, hak arama özgürlüğünün önündeki tüm tıkanıklıkları aşan, usul hukukunun dinamik ve adil yüzünü gösteren en büyük güvencedir.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Hayır, ihtiyati tedbir için "tam ispat" aranmaz, "yaklaşık ispat" yeterlidir. Hakimde davanızda haklı olduğunuza dair güçlü bir ihtimal ve kanaat uyandıracak deliller sunmanız tedbir kararı verilmesi için kafidir.
Evet, ihtiyati tedbir kararları kesin hüküm teşkil etmez. Davanın ilerleyen aşamalarında yeni deliller toplandıkça veya koşullar değiştikte, mahkemeden her zaman yeniden ihtiyati tedbir talebinde bulunabilirsiniz.
Evet, tamamen uygundur. Emsal BAM kararında da belirtildiği üzere, henüz delillerin toplanmadığı ve dosya kapsamının haklılık durumunu göstermeye yetmediği aşamalarda, yaklaşık ispat şartı oluşmadığından tedbir talebinin reddi gerekir.
Evet, ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin kararlarına karşı, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Bölge Adliye Mahkemesi'ne (İstinaf) başvurarak itiraz etme hakkınız mevcuttur.
Yargılamayı yürüten ilk derece mahkemesi hakimi somut olayın özelliklerine, delil durumuna ve telafisi imkansız zarar tehlikesine göre geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Üst mahkemeler kanuna ve ölçülülüğe açık aykırılık olmadıkça bu takdir yetkisine müdahale etmez.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir