İMALI SÖZLERLE TEHDİT SUÇU KRİTERİ
Ceza hukuku, bireylerin huzur, sükun, vücut bütünlüğü ve güvenlik hissini korumayı en temel amaçlarından biri olarak kabul eder. Bireyin özgürce hareket edebilmesi ve geleceğe dair kaygı duymadan yaşamını sürdürebilmesi, ancak kendisini güvende hissetmesiyle mümkündür. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen "Tehdit Suçu", bireyin bu iç huzurunu, karar verme ve hareket etme özgürlüğünü hedef alan en yaygın suç tiplerinden biridir. Tehdit, genel olarak bir kimseye gelecekte kendisine veya yakınlarına yönelik bir kötülük yapılacağının bildirilmesi suretiyle onun iradesinin sakatlanması, korkutulmasıdır. Ancak ceza hukuku uygulamasında en çok tartışılan ve uyuşmazlık yaratan husus, tehdit eyleminin mutlaka açık, doğrudan ve kaba kelimelerle yapılıp yapılmaması gerektiğidir. Gerçek hayatta failler, yasal yaptırımlardan kaçınmak amacıyla tehditlerini açıkça dile getirmek yerine, imalı, üstü kapalı ve yaşanmış olumsuz örnekleri hatırlatarak ("örnekleme yoluyla") gerçekleştirmektedirler. Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin emsal kararlarında ve yerleşik ceza hukuku ilkelerinde kabul edildiği üzere, imalı, kıyaslamalı ve mağdurun psikolojik dünyasında haklı bir endişe uyandıracak nitelikteki üstü kapalı her türlü sözlü saldırı, TCK’nın 106. maddesi kapsamında cezalandırılması gereken bir tehdit suçunu oluşturur. Kararda da vurgulandığı üzere, mağdurun yanına gelerek geçmişte benzer davranış sergileyenlerin başına gelen kötü şeyleri hatırlatıp "sonu iyi olmadı" şeklinde gözdağı vermek, "sair bir kötülükle tehdit" suçunun en belirgin görünümlerindendir.
TÜRK CEZA KANUNUNDA TEHDİT SUÇU VE HUKUKİ YARAR (TCK 106)
Türk Ceza Kanunu'nun 106. maddesinde düzenlenen tehdit suçu ile korunan hukuki yarar, bireyin iç huzuru, güvenlik duygusu ve irade özgürlüğüdür. Tehdit eylemi, mağdurun ruhsal yapısında derin sarsıntılara yol açarak, onun serbestçe karar almasını ve normal hayat akışını sürdürmesini engeller. Tehdidin varlığından söz edebilmek için, bildirilen kötülüğün mağdurun iradesini etkileyebilecek nitelikte olması ve onda korku uyandırmaya elverişli olması gerekir. Yasa koyucu, tehdit suçunun ağırlığına ve bildirilen kötülüğün niteliğine göre ikili bir sınıflandırma yapmıştır. TCK'nın 106/1. fıkrasının birinci cümlesinde; hayat, vücut veya cinsel dokunulmazlığa yönelik ağır saldırı tehditleri şikayete tabi olmayan ve daha ağır cezayı gerektiren genel tehdit olarak düzenlenmiştir. Aynı fıkranın ikinci cümlesinde ise; malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratılacağından veya "sair bir kötülük edileceğinden" bahisle yapılan tehditler, şikayete tabi ve daha hafif yaptırıma bağlanan tehdit türü olarak yer almıştır.
"SAİR BİR KÖTÜLÜKLE TEHDİT" SUÇU KAVRAMI (TCK 106/1-İKİNCİ CÜMLE)
TCK’nın 106/1. maddesinin ikinci cümlesinde yer alan "sair bir kötülük edileceğinden bahisle tehdit" suçu, mağdurun veya bir yakınının hayatı, vücut bütünlüğü ya da cinsel dokunulmazlığı dışındaki diğer haklarına, hukuki menfaatlerine yönelik bir kötülük yapılacağının bildirilmesidir. "Sair kötülük" kavramı son derece geniş bir yelpazeyi kapsar. Eşinden boşanmasını engellemek amacıyla onu işinden attırmakla tehdit etmek, mesleki kariyerine zarar vereceğini söylemek, okul hayatını bitireceğini beyan etmek veya mağduru sosyal çevresinde lekelemek gibi eylemler sair kötülük kapsamında değerlendirilir. Bu suçun oluşabilmesi için kötülüğün haksız ve hukuka aykırı olması şarttır. Tehdit eden fail, mağdura doğrudan bir zarar vereceğini bildirmese dahi, onun üzerinde bir baskı kurmayı ve iradesini kısıtlamayı hedeflemektedir. Yargıtay uygulamasında, doğrudan fiziksel bir zarar içermeyen ancak mağduru belirsiz, kötü ve endişe verici sonuçlarla karşı karşıya bırakacağını bildiren eylemler bu madde kapsamında cezalandırılmaktadır.
İMALI VE ÜSTÜ KAPALI TEHDİTLERİN HUKUKİ NİTELİĞİ
Ceza hukuku doktrininde ve yargısal içtihatlarda, tehdit eyleminin mutlaka sarih (açık) olması gerekmediği kabul edilmektedir. Tehdit; sözle, yazıyla, davranışla veya imalı hareketlerle de gerçekleştirilebilir. Failin, mağdura doğrudan "seni döverim" veya "sana zarar veririm" demesi açık tehdit iken; geçmişte yaşanmış trajik olayları örnek göstererek "senin sonun da onun gibi olur", "başına neler geleceğini tahmin bile edemezsin", "seni çok kötü şeyler bekliyor" gibi ifadeler kullanması imalı ve üstü kapalı tehdittir. Üstü kapalı tehditlerde, fail doğrudan yapacağı kötülüğü tanımlamaz ancak mağdurun zihninde belirsiz ve ürkütücü bir korku tablosu oluşturur. İnsan psikolojisinde belirsizlik, tanımlanmış bir tehlikeden çoğu zaman daha büyük bir korku ve kaygı yaratır. Bu nedenle, imalı sözlerle yapılan tehditler, mağdurun iç huzurunu bozmaya ve güvenlik duygusunu sarsmaya fazlasıyla elverişlidir. Hukuk düzeni, faillerin kelime oyunlarının arkasına sığınarak mağdurları sindirmesine müsaade etmez.
İMALI TEHDİTLERDE "GÖZDAĞI" VE ELVERİŞLİLİK KRİTERİ
Bir sözün veya eylemin tehdit suçunu oluşturup oluşturmadığı değerlendirilirken nesnel (objektif) elverişlilik kriteri esas alınır. Eylemin, ortalama bir insanda korku uyandırabilecek, iç huzurunu sarsabilecek ve iradesini sakatlayabilecek nitelikte olması gerekir. Yargıtay incelemesine konu olan somut uyuşmazlıkta sanık, mağdurenin sınıfına girerek ona yönelik şu ifadeleri kullanmıştır: "Bak seni uyarıyorum, geçen sene aynı bu sınıfta bir kız vardı, onun da üzerine senin gibi gitmiştim, o da senin gibi ters davrandı, onun başına neler geldi, sonu hiç iyi olmadı, çok kötü şeyler oldu." Bu beyanlar, klasik bir gözdağı verme eylemidir. Sanık, geçmişte kendisinin bizzat mağdur ettiği bir başka kızı örnek göstererek, şimdiki mağdureye de benzer "kötü şeylerin" olacağını açıkça ima etmiştir. Mağdurenin, okul ortamında sınıfına kadar giren bir kişinin bu ürkütücü beyanları karşısında ciddi bir korku ve endişe yaşaması hayatın olağan akışına uygundur. Dolayısıyla, bu imalı uyarının mağdurun huzurunu bozmaya elverişli bir "sair kötülükle tehdit" eylemi olduğu tartışmasızdır.
YARGITAY 14. CEZA DAİRESİ KARARININ HUKUKİ YORUMU
Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2011/13863 Esas ve 2012/5097 Karar sayılı ilamı, tehdit suçunun şekli ve unsurları konusundaki eksik değerlendirmeleri ortadan kaldıran çok önemli bir emsal karardır. İlk derece mahkemesi, sanığın sözlerini doğrudan bir fiziksel saldırı tehdidi içermediği veya net bir kötülük tanımlanmadığı gerekçesiyle suç olarak görmemiş ve sanığın beraatine karar vermiştir. Ancak Yargıtay bu kararı incelediğinde, delillerin ve ifadelerin değerlendirilmesinde ağır bir yanılgıya düşüldüğünü saptamıştır. Üst mahkeme, sanığın "sonu iyi olmadı, başına kötü şeyler geldi" şeklindeki sözlerinin, mağdure üzerinde korku yaratmayı amaçlayan ve TCK'nın 106/1. maddesinin ikinci cümlesinde düzenlenen "sair bir kötülükle tehdit" suçunu tam anlamıyla oluşturan bir eylem olduğunu hükme bağlamıştır. Yargıtay, yerel mahkemenin beraat kararını kanuna açık aykırılık nedeniyle bozarak, ceza yargılamasında kelime oyunlarının ve imaların arkasına gizlenen tehditlerin cezasız kalmayacağını tescil etmiştir.
OKUL VE EĞİTİM KURUMLARINDA TEHDİT EYLEMLERİ
Eğitim kurumları (okullar, üniversiteler), öğrencilerin kendilerini güvende hissetmeleri, eğitim ve öğretim hakkını hiçbir kaygı duymadan kullanmaları gereken özel sosyal alanlardır. Bir okulda, sınıf ortamına girilerek bir öğrenciye yönelik olarak gerçekleştirilen tehdit eylemleri, suçun işleniş yeri ve şekli itibariyle toplumsal vahameti artıran unsurlardır. Sınıf ortamına girilerek mağdurun üzerine gidilmesi ve geçmişte yaşanan olumsuz olayların hatırlatılması, mağdur üzerinde sadece bireysel bir korku yaratmakla kalmaz, aynı zamanda okul içindeki huzur ve eğitim ortamını da baltalar. TCK'nın tehdit suçunu düzenleyen hükümlerinde eylemin işlendiği yer doğrudan bir ağırlaştırıcı neden olarak sayılmasa da, mahkeme ceza miktarını tayin ederken (TCK m. 61 uyarınca temel cezanın belirlenmesinde) suçun işlendiği yerin okul olması, mağdurun öğrenci olması ve eylemin yaratabileceği psikolojik baskının yoğunluğu gibi unsurları alt sınırdan uzaklaşma gerekçesi yapmalıdır.
CEZA YARGILAMASINDA TEHDİT SUÇUNUN İSPATI
Tehdit davalarında, eylemin genellikle sözlü olarak gerçekleştirilmesi nedeniyle ispat süreci ceza muhakemesinin en kritik aşamasıdır. Karşılıklı iddiaların bulunduğu durumlarda mahkeme, olayın gerçekleştiği ortamdaki tanıkların beyanlarına, varsa güvenlik kamerası kayıtlarına veya olay sonrasında tarafların sergilediği davranışlara odaklanır. Okul ve sınıf gibi toplu alanlarda işlenen suçlarda, sınıftaki diğer öğrencilerin, öğretmenlerin veya okul idarecilerinin tanıklığı davanın seyrini doğrudan belirler. Tanıkların, sanığın mağdurenin üzerine yürüdüğünü, sınıfa girerek tehditkâr ve imalı sözler sarf ettiğini, olay esnasında mağdurenin korktuğunu ve tepki verdiğini doğrulaması en güçlü delildir. Ceza muhakemesinde "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi geçerli olmakla birlikte, tanık anlatımlarının tutarlı, çelişkisiz ve görgüye dayalı olması halinde mahkeme şüpheyi aşarak mahkumiyet kararı vermelidir. Yargıtay emsal kararında da eylemin "sabit olduğu" vurgulanarak beraat kararının hatalı olduğu belirtilmiştir.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Evet, failin açıkça zarar vereceğini söylemeyip, "sonun kötü olur", "başına neler geleceğini görürsün" gibi imalı ve üstü kapalı sözlerle mağduru korkutması da TCK 106/1-2 kapsamında sair kötülükle tehdit suçunu oluşturur.
Evet, malvarlığına yönelik veya sair bir kötülük edileceğinden bahisle yapılan tehditler (TCK 106/1-2. cümle) şikayete tabidir. Şikayet süresi fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren 6 aydır.
Sair bir kötülükle tehdit suçunun cezası TCK 106/1-2 uyarınca altı aya kadar hapis veya adli para cezasıdır. Hakaret veya diğer suçlarla birleşmesi durumunda cezalar toplanarak verilir.
Hayır, tehdit suçunun oluşması için mağdurun fiilen korkmuş olması şart değildir; söylenen sözün veya sergilenen davranışın objektif olarak korku yaratmaya elverişli ve ciddi olması suçun tamamlanması için yeterlidir.
Yerel mahkeme tehdit eyleminin sabit olmasına rağmen hukuki nitelendirmede hataya düşerek beraat kararı verirse, mağdur ve katılan vekili süresi içinde karara karşı istinaf ve sonrasında temyiz (Yargıtay) yoluna başvurmalıdır.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.