İMAR İHYASI DAVALARINDA HUSUMET EHLİYETİ
İmar hukuku ve eşya hukuku disiplinlerinin kesişim noktasında yer alan en karmaşık uyuşmazlıklardan biri, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca idare tarafından tesis edilen imar uygulamalarının idari yargıda iptal edilmesinin ardından tapu sicilinde yapılacak düzeltmelerdir. Belediye veya valilik tarafından yapılan imar şuyulandırma işlemlerinin idare mahkemelerince iptal edilmesi, tapuda oluşan imar parsellerinin yasal dayanağını ortadan kaldırarak bu tescilleri Türk Medeni Kanunu’nun 1024. maddesi anlamında "yolsuz tescil" haline getirir. Hak kaybına uğrayan mülk sahipleri, bu yolsuz tescilin düzeltilmesi ve taşınmazın eski haline getirilmesi amacıyla adli yargıda "imar parselinin iptali ve kadastral parselin ihyası" davası açarlar. Ancak bu davalarda, davanın kime karşı yöneltileceğini belirleyen "husumet" (taraf sıfatı) kurallarında sıklıkla hatalar yapılmaktadır. Özellikle davanın konusunun imar uygulaması olması sebebiyle, kamu kurumu niteliğindeki Maliye Hazinesinin de davalı olarak gösterildiği görülmektedir. Yargıtay’ın emsal kararları, imar ihyası davalarında tescilin düzeltilmesinden doğrudan etkilenecek olan ilgili belediyeler ile sicil malikleri dışında, olayla mülkiyet bağı bulunmayan Maliye Hazinesinin davada hasım gösterilemeyeceğini, hazine hakkındaki davanın pasif husumet yokluğundan reddedilmesi gerektiğini kesin bir dille ortaya koymaktadır.
KADASTRAL PARSELİN İHYASI VE TAPU İPTAL DAVALARININ HUKUKİ NİTELİĞİ
İmar parselinin iptali ile kadastral parselin ihyası davaları, özü itibariyle tapu sicilinin düzeltilmesi (TMK m. 1025) davalarıdır. Bu davaların amacı, idari işlemin iptaliyle dayanağını yitirmiş olan imar tapularının silinerek, taşınmazın imar uygulamasından önceki sınırlarına ve pay sahiplerine (kadastral durumuna) geri döndürülmesini sağlamaktır. Adli yargı hakimi, idari yargıda verilmiş olan kesinleşmiş iptal kararını esas alarak tapu kaydını düzeltir. Bu dava ayni hakka dayandığı için zaman aşımına tabi değildir. Ancak davanın açılabilmesi ve başarıyla sonuçlanabilmesi için, dava konusu taşınmazların üzerinde hukuken geçerliliğini koruyan yeni bir imar uygulamasının bulunmaması şarttır. Aksi takdirde, mahkemenin kadastral durumu ihya etme kararı fiilen uygulanamaz hale gelecektir.
İMAR UYGULAMALARININ İPTALİNİN TAPU SİCİLİNE VE TESCİLE ETKİSİ
Tapu siciline egemen olan en temel ilkelerden biri, tescilin geçerli bir hukuki sebebe dayanması zorunluluğudur (illilik ilkesi). İmar Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca yapılan şuyulandırma ve tescil işleminin hukuki sebebi, idare tarafından alınan imar uygulaması kararıdır. İdari yargı yerinde açılan iptal davası sonucunda bu kararın iptal edilmesi ve kararın kesinleşmesiyle birlikte, tescilin dayanağı olan idari işlem geriye dönük olarak ortadan kalkar. Bu durum, tapudaki imar parseli tescilini ilk andan itibaren yolsuz hale getirir. Yolsuz tescil nedeniyle mülkiyet hakkı doğrudan ihlal edilen kadastral parsel sahipleri, tapunun düzeltilmesini isteyerek mülkiyet haklarının iadesini talep edebilirler. İptal kararı adli yargı hakimini bağlar ve hakim tescilin yolsuzluğunu kendiliğinden gözetir.
YARGILAMA SIRASINDA İKİNCİ İMAR UYGULAMASI YAPILMASININ DAVAYA ETKİSİ
İmar ihyası davalarının yargılama aşamasında, idari organlar (belediye veya valilik) tarafından iptal edilen imar uygulamasının yerine yasal eksiklikleri giderilmiş "ikinci bir imar uygulaması" yapılabilmektedir. Eğer bu ikinci imar uygulaması yapılmış, tapuya tescil edilmiş ve bu yeni uygulamaya karşı idari yargıda açılmış bir iptal davası bulunmuyorsa ya da açılan dava reddedilmişse, tapudaki tescil artık hukuki dayanağa kavuşmuş demektir. Yargıtay içtihatları uyarınca, ikinci imar uygulamasının hukuken geçerli olduğu durumlarda, birinci uygulamanın iptal edilmiş olmasının bir önemi kalmaz. Çünkü taşınmaz yeni bir idari tasarrufla yeniden tescil edilmiştir. Bu durumda mahkemece, davanın esastan reddine karar verilmelidir. Mahkemenin "dava konusuz kaldı" gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına hükmetmesi usulen yanlıştır.
TAPU İPTALİ VE İHYA DAVALARINDA DAVALI TARAFLAR VE HUSUMET
Hukuk davalarında taraf sıfatı (husumet), davanın tarafları ile dava konusu hak arasındaki ilişkiyi ifade eder. Tapu iptal ve tescil davalarında pasif husumet (davalı sıfatı), dava konusu taşınmazın tapu sicilinde malik olarak görünen kişilere veya bu tescilin yapılmasına doğrudan sebep olan idari birime aittir. İmar parselinin iptali davasında husumet, imar uygulamasını gerçekleştiren ilgili belediye başkanlığına (veya büyükşehir belediye sınırları dışındaysa il özel idaresine) ve imar parsellerinde pay sahibi kılınan diğer şahıslara yöneltilmelidir. Bu kişilerin dışında kalan, taşınmaz üzerinde herhangi bir mülkiyet veya hak iddiası bulunmayan, imar uygulamasını tesis etmeyen üçüncü kişilerin davada hasım olarak gösterilmesi hukuken imkansızdır.
HAZİNENİN HUSUMET EHLİYETİ BULUNMAMA NEDENLERİ VE YASAL BOYUTU
Maliye Hazinesi (Devlet), imar uygulamalarını gerçekleştiren bir yerel yönetim organı değildir. 3194 sayılı Kanun kapsamında imar uygulaması yapma yetkisi münhasıran belediyelere ve valiliklere verilmiştir. Eğer dava konusu edilen kadastral veya imar parsellerinde Maliye Hazinesi adına kayıtlı bir pay bulunmuyorsa, Hazinenin bu davada taraf olması için hiçbir yasal gerekçe yoktur. Hazinenin davalı olarak gösterilmesi, davanın niteliğinin ve idari yetki paylaşımının yanlış yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Yargıtay’ın kararlarında açıkça belirtildiği üzere, mülkiyet ilişkisi bulunmayan ve işlemi tesis etmeyen devlet kurumunun davaya dahil edilmesi durumunda, mahkemece hazine hakkındaki davanın "pasif husumet ehliyeti (sıfat) yokluğundan" usulden reddine karar verilmesi emredici bir kuraldır.
YOLSUZ TESCİL İDDİALARINDA SIFAT VE PASİF HUSUMET YOKLUĞU
Taraf sıfatı, dava şartı olmayıp maddi hukuka ilişkin bir husustur; bu nedenle davanın her aşamasında mahkemece resen (kendiliğinden) gözetilmelidir. Pasif husumet yokluğu, davalının o davada davalı sıfatını taşımadığını gösterir ve davanın esasına girilmeden usulden reddini gerektirir. Yolsuz tescile dayalı imar ihya davalarında, davacının mülkiyet hakkını koruma gayesi ne kadar haklı olursa olsun, husumetin yanlış yöneltilmesi durumunda dava reddedilecektir. Davalı Hazine vekilinin temyiz başvurusu üzerine Yargıtay’ın verdiği bozma kararı da bu ilkeye dayanmaktadır. Mahkemece işin esası hakkında karar verilirken, Maliye Hazinesinin durumunun netleştirilmemesi ve davanın husumetten reddine karar verilmemesi ağır bir usul hatasıdır ve hükmün Hazine yararına bozulmasını gerektirir.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Hayır. İdari yargı kararı tapu sicilini kendiliğinden düzeltmez. İptal kararının kesinleşmesinden sonra adli yargıda (Asliye Hukuk Mahkemesinde) tapu iptal ve ihya davası açılması zorunludur.
Bu dava, imar uygulamasını gerçekleştiren ilgili Belediye Başkanlığına ve imar parsellerinin güncel tapu sicilinde malik veya paydaş olarak görünen kişilere karşı açılır.
Maliye Hazinesi imar uygulamasını yapan idare olmadığı gibi, taşınmazda pay sahibi de değilse, davada herhangi bir mülkiyet bağı bulunmadığından pasif husumet ehliyeti yoktur.
İkinci imar uygulaması tapuya tescil edilmiş ve iptal edilmemişse, güncel tesciller yasal dayanak kazanmış olur. Bu durumda kadastral parselin ihyası artık istenemez ve dava reddedilir.
Davanın husumet yönünden reddedilmesi durumunda, davalı kendisini vekille temsil ettirmişse davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilir ve yargılama giderleri davacıya yüklenir.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Danıştay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.