avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

İŞ KAZALARINDA CEZAI SORUMLULUK VE DEVİR

İş kazaları, hem işçi sağlığı ve güvenliği mevzuatının en hassas konusunu hem de ceza hukukunun taksirle yaralama veya taksirle ölüme sebebiyet verme (TCK m. 85, 89) suçları kapsamındaki en karmaşık uyuşmazlık alanlarını oluşturmaktadır. Özellikle inşaat sektörü gibi çok aşamalı ve karmaşık üretim süreçlerinin yürütüldüğü işyerlerinde, işin farklı uzmanlık gerektiren bölümleri alt işverenlere (taşeronlara) devredilmektedir. Bu alt işverenlik ilişkisinde, asıl işveren ile alt işveren arasındaki yetki ve sorumluluk sınırlarının tespiti, bir iş kazası meydana geldiğinde "cezai sorumluluğun" kime ait olacağını saptamak açısından hayati bir meseledir. Ceza hukukunda geçerli olan "ceza sorumluluğunun şahsiliği" (Anayasa m. 38, TCK m. 20) ilkesi gereğince, hiç kimse başkasının kusurlu eyleminden dolayı cezalandırılamaz. Dolayısıyla, bir taşeronun kendi işçisine gerekli güvenlik önlemlerini aldırmaması nedeniyle meydana gelen iş kazasından, asıl işverenin ortakları veya yönetim kurulu üyeleri doğrudan ve otomatik olarak sorumlu tutulamaz. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin bu makaleye konu olan emsal kararı, taşeronluk sözleşmelerindeki sorumluluk devri hükümlerinin asıl işverenin cezai sorumluluğuna etkisini mükemmel bir şekilde analiz etmektedir. Karar uyarınca; düzenlenen sözleşmede iş kazalarından doğacak hukuki ve cezai sorumluluğun tamamen taşerona ait olduğu açıkça kararlaştırılmışsa ve kaza taşeronun yürüttüğü özel uzmanlık alanında meydana gelmişse, asıl işverenin yönetim kurulu üyesi hakkında beraat kararı verilmesi yasal bir zorunluluktur.

Uygulamada, inşaat şantiyelerinde meydana gelen iş kazalarında, cumhuriyet savcılıkları ve ilk derece mahkemeleri, kazanın meydana geldiği alanın mülkiyetine veya asıl inşaat ruhsatı sahibine bakarak doğrudan asıl işverenin temsilcilerini, ortaklarını veya yönetim kurulu üyelerini sanık sıfatıyla yargılama yoluna gitmektedirler. Yerel mahkemeler, taşeronluk sözleşmelerinin sadece hukuki (tazminat) sorumluluğu devredeceğini, cezai sorumluluğun sözleşmeyle devredilemeyeceğini ileri sürerek asıl işverenin yöneticilerine mahkumiyet hükümleri kurabilmektedirler. Oysa Yargıtay’ın bu emsal kararı, bu hatalı yaklaşımı tamamen çürütmektedir. Ceza hukuku taksirli suçlarda "fiili hakimiyet" ve "özen yükümlülüğünün kime ait olduğunu" inceler. Eğer asıl işveren, işin dış cephe kaplaması gibi uzmanlık gerektiren bir bölümünü taşerona devretmiş ve sözleşmeyle bu personelin her türlü güvenliğinden ve kazalardan taşeronun tek başına sorumlu olacağını kararlaştırmışsa, bu durum asıl işverenin denetim ve özen yükümlülüğünün sınırlarını belirler. Taşeronun işçisinin şantiyede merdivenlerden düşerek yaralanması olayında, asıl işverenin yönetim kurulu üyesinin doğrudan cezai kusuru bulunmadığından beraat kararı verilmesi gerekir. Yargıtay’ın bu kararı, ticari hayatın gerçeklerine uygun, adil ve şahsiyet ilkesini koruyan çok güçlü bir içtihattır.

İŞ KAZALARINDA CEZA HUKUKU SORUMLULUĞU

İş kazaları sonucunda meydana gelen yaralanma veya ölüm olayları, ceza hukukunda "taksirli suçlar" (taksirle yaralama TCK m. 89, taksirle öldürme TCK m. 85) kapsamında değerlendirilir. Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın öngörülebilir neticesinin öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir (TCK m. 22/2).

İş kazalarında cezai sorumluluğun doğabilmesi için, sanığın İSG (İş Sağlığı ve Güvenliği) mevzuatı çerçevesinde kendisinden beklenen dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal etmiş olması ve bu ihlal ile meydana gelen kaza (neticenin gerçekleşmesi) arasında doğrudan bir "illiyet bağı" (nedensellik bağı) bulunması şarttır. İşyerinde meydana gelen her kazadan, sırf yönetici veya ortak sıfatı taşınıyor diye kişilerin sorumlu tutulması, objektif sorumluluk (kusursuz sorumluluk) olur ki bu durum ceza hukukunun en temel suç teorisi ilkeleriyle tamamen çelişir.

ASIL İŞVEREN ALT İŞVEREN HUKUKİ İLİŞKİSİ

4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinde asıl işveren - alt işveren (taşeron) ilişkisi detaylı olarak tanzim edilmiştir. Alt işveren, bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde çalıştıran diğer işverendir.

Hukuki açıdan (tazminat, ücret alacakları ve SGK borçları yönünden), asıl işveren alt işverenin işçilerine karşı alt işverenle birlikte müteselsilen sorumludur. Ancak ceza hukuku, bu hukuki müteselsil sorumluluk kuralını doğrudan kabul etmez. Ceza sorumluluğu müteselsil olamaz; zira ceza sorumluluğu tamamen şahsidir ve bireysel kusura dayanır. Bu nedenle, asıl işverenin cezai açıdan sorumlu tutulabilmesi için, kazanın meydana gelmesinde kendi şahsi ihmalinin veya kusurlu bir talimatının bulunması gerekir.

TAŞERONLUK SÖZLEŞMELERİNDE SORUMLULUK DEVİRİ ŞARTLARI

İnşaat ve sanayi projelerinde asıl işveren ile alt işveren arasında akdedilen taşeronluk sözleşmeleri, sadece tarafların hak ve borçlarını belirlemekle kalmaz; aynı zamanda iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin kimin tarafından alınacağını ve denetleneceğini de kararlaştırır.

Emsal karara konu olan sözleşmede şu emredici hükme yer verilmiştir: "Taşeronun sözleşme konusunu ifa için görevlendirdiği personeller ile ilgili ve iş yerinde meydana gelebilecek her türlü kazalardan,... hukuki veya cezai sorumluluk doğuracak diğer her türlü olaydan taşeron tek başına sorumludur." Yargıtay 12. Ceza Dairesi, bu sözleşme hükmünün hukuken geçerli olduğunu ve bu hüküm uyarınca iş kazasından kaynaklanan cezai sorumluluğun tamamen taşerona geçtiğini kabul etmiştir. Taşeron, bu sözleşmeyle işçilerinin güvenliğini sağlama ve İSG önlemlerini alma yükümlülüğünü tek başına üstlenmiştir. Bu net sözleşmesel sınır karşısında, asıl işverenin sorumluluğuna gidilmesi imkansızdır.

İŞ SAĞLIĞI GÜVENLİĞİ VE CEZAİ KUSUR

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenlerin genel yükümlülüklerini ve işyerlerinde alınması gereken önlemleri belirler. Kanun uyarınca, işveren işçilerin sağlığını ve güvenliğini korumakla yükümlüdür. Ancak alt işverenlik ilişkisinde, bu yükümlülüklerin kapsamı yapılan işin niteliğine göre bölünür.

Dış cephe kaplama işi gibi yüksek derecede uzmanlık ve iskele kurulumu gerektiren işlerde, asıl işverenin bu alanda doğrudan teknik bir uzmanlığı veya denetim gücü bulunmayabilir. Yargıtay’ın kusur tespitinde esas aldığı en önemli kriter "fiili hakimiyet"tir. Kazanın meydana geldiği çalışma alanında (Örn: 15. kattaki merdiven inişi ve dış cephe iskelesi) fiili denetim ve çalışma yetkisi tamamen taşeron firmada ise, asıl işverenin yöneticilerine cezai kusur atfedilemez. Taksirli suçlarda özen yükümlülüğünün ihlali, ancak kişinin fiilen engelleyebileceği veya öngörebileceği riskler yönünden söz konusu olabilir.

YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN KİŞİSEL SORUMLULUĞU

Anonim şirketlerde veya limited şirketlerde, yönetim kurulu üyeleri ve şirket ortakları şirketi temsil ve ilzam ederler. Ancak şirket tüzel kişiliğinin faaliyetleri kapsamında işlenen suçlarda veya meydana gelen iş kazalarında, yönetim kurulu üyelerinin doğrudan "organ sıfatıyla" cezalandırılması ceza hukuku ilkelerine aykırıdır.

Bir şirket yöneticisinin iş kazasından sorumlu tutulabilmesi için, İSG önlemlerinin alınması amacıyla gerekli bütçeyi ayırmamış olması, iş güvenliği uzmanı veya şantiye şefi görevlendirmemiş olması gibi doğrudan kendi yetki alanındaki bir ihmalinin bulunması gerekir. Şirketin taşerona devrettiği ve İSG sorumluluğunu sözleşmeyle tamamen taşerona yüklediği spesifik bir işte meydana gelen kazadan dolayı, asıl işveren firmanın ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan sanığın şahsen cezalandırılması yasal dayanaktan yoksundur. Yargıtay bu ayrımı yaparak şirket yöneticilerini haksız cezai yaptırımlardan korumuştur.

TAKSİRLE YARALAMA VE İLLİYET BAĞI

TCK’nın 89. maddesinde düzenlenen taksirle yaralama suçunun oluşması için, sanığın kusurlu eylemi ile mağdurun yaralanması neticesi arasında kesintisiz bir "illiyet bağı" (nedensellik ilişkisi) bulunmalıdır. Eğer araya üçüncü bir kişinin (taşeronun) ağır kusuru veya müstakil eylemi girmişse, asıl işverenle kaza arasındaki illiyet bağı hukuken kesilir.

Somut olayda, alt işveren çalışanı olan mağdur, inşaatın 15. katındaki işini bitirdikten sonra merdivenlerden inerken 2 kat aşağıya düşerek yaralanmıştır. Kazanın meydana geldiği alan ve çalışma koşulları üzerinde doğrudan denetim yetkisi taşerona aittir. Taşeronun kendi işçisine gerekli emniyet kemerini sağlama, merdiven boşluklarına korkuluk yapma veya güvenlik ağları kurma yükümlülüğü bulunmaktadır. Asıl işveren yönetim kurulu üyesinin bu spesifik koruma önlemlerini bizzat alması veya denetlemesi fiilen imkansızdır. Dolayısıyla, sanık ile meydana gelen kaza arasında cezai sorumluluk doğuracak bir illiyet bağı bulunmamaktadır.

TÜRK CEZA KANUNU 20, 22 VE 89 MADDELERİ

İş kazalarında cezai sorumluluğun saptanmasında ve asıl/alt işveren ilişkisinin ceza hukukuna yansıtılmasında esas alınacak temel yasal düzenlemeler şu şekildedir:

TCK Madde 20/1 -
"Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz."

TCK Madde 22/2 -
"Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın öngörülebilir neticesinin öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir."

Bu yasal mevzuat sınırları içinde, sorumluluğun sözleşmeyle taşerona devredildiği durumlarda asıl işverenin cezalandırılması bu kuralların açıkça çiğnenmesi anlamına gelir.

CMK UYARINCA İSPAT VE USUL DENETİMLERİ

Ceza mahkemelerinde görülen iş kazası davalarında, ispat hukuku kuralları Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) çerçevesinde şekillenir. CMK’nın en temel ilkesi olan "maddi gerçeğin araştırılması" ve "şüpheden sanık yararlanır" prensipleri gereğince, sanığın kusurlu olduğu şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlanmalıdır.

İspat sürecinde, şantiyede yapılan keşif raporları, iş güvenliği uzmanlarının hazırladığı bilirkişi raporları, tanık beyanları ve en önemlisi taraflar arasında akdedilen taşeronluk sözleşmesi delil olarak incelenir. CMK uyarınca, mahkeme sözleşmedeki sorumluluk devri hükümlerini ve kazanın oluş şeklini bir bütün olarak değerlendirmekle yükümlüdür. Bilirkişi raporlarında sanığa "tali kusur" verilmiş olması, mahkemenin doğrudan mahkumiyet kararı vermesini haklı kılmaz; zira kusurun hukuki nitelendirmesi bilirkişiye değil tamamen hakime aittir. Yargıtay, somut sözleşme karşısında sanığa atfedilecek bir özen yükümlülüğü ihlali bulunmadığını saptayarak yerel mahkemenin mahkumiyet kararını yasaya aykırı bulmuş ve bozmuştur.

YARGISAL HATA VE BERAAT HÜKMÜ

İlk derece mahkemeleri, iş kazalarının yarattığı toplumsal hassasiyet ve mağdurların korunması refleksiyle, İSG kurallarının uygulayıcılarını tespit ederken sıklıkla yargısal hatalara düşebilmektedir. Asıl işverenin yöneticilerine "tali kusurlu" denilerek ceza verilmesi, bu hataların en belirgin olanıdır.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, bu emsal bozma kararıyla yerel mahkemenin yaptığı bu vahim hatayı düzeltmiştir. Sanığın ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu firmanın sözleşmeyle tüm cezai ve hukuki sorumluluğu taşerona devrettiği açıkça ortadayken, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken mahkumiyet kurulması kanuna aykırıdır. Mahkeme, Yargıtay’ın bu bozma ilamına uyarak sanık hakkında beraat hükmü kurmak zorundadır. Bu karar, iş dünyasında doğru risk yönetimi ve hukuki sözleşmelerin cezai davalardaki koruyucu etkisini gösteren en önemli içtihatlardan biridir.

HUKUKİ ÇIKARIMLAR VE EMSAL YORUMLAR

Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin bu son derece dengeli ve adil kararı, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin taksirli suçlardaki ve iş kazalarındaki yansımasını mükemmel bir şekilde göstermektedir. Karar, sözleşmesel irade serbestisinin ceza yargılamasındaki güçlü etkisini tescillemiştir.

Sonuç olarak; asıl işveren ile alt işveren (taşeron) arasında yapılan sözleşmede, iş kazalarından kaynaklanan her türlü hukuki ve cezai sorumluluğun tek başına taşerona ait olacağı kararlaştırılmışsa ve kaza taşeronun yürüttüğü uzmanlık işi esnasında meydana gelmişse, asıl işverenin yönetim kurulu üyeleri ve ortaklarının cezai sorumluluğu bulunmamaktadır. Bu kişilerin doğrudan beraatlerine karar verilmelidir. Yargıtay, bu kararla hem ticari sözleşmelerin güvenirliğini korumuş hem de ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesini güvence altına alarak Türk ceza adaletine paha biçilemez bir değer katmıştır.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. Şantiyede taşeronun işçisi kaza geçirdi, asıl işveren olarak ben de ceza davasında yargılanır mıyım?

Evet, savcılık başlangıçta asıl işvereni de davaya dahil edebilir. Ancak aranızda İSG sorumluluğunun tamamen taşerona ait olduğuna dair geçerli bir sözleşme varsa ve kaza taşeronun işi sırasında meydana gelmişse, Yargıtay emsal kararına göre cezai sorumluluğunuz bulunmadığından beraat etmeniz gerekir.

2. Taşeronluk sözleşmesine "Tüm cezai sorumluluk taşerona aittir" yazmak bizi ceza davasından tamamen korur mu?

Evet, büyük oranda korur. Ancak bu koruma için kazanın gerçekten taşeronun yürüttüğü uzmanlık işi (Örn: dış cephe kaplama, elektrik vb.) esnasında ve onun fiili hakimiyet alanında meydana gelmiş olması gerekir. Asıl işverenin kendi kusuru (Örn: şantiyenin ortak kullanım alanlarındaki genel eksiklikler) varsa sorumluluk devam edebilir.

3. Ceza hukukunda "Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği" ilkesi ne anlama gelir?

Anayasa m. 38 ve TCK m. 20 uyarınca ceza sorumluluğu şahsidir. Hiç kimse, ortağı veya yöneticisi olduğu şirkette taşeronun yaptığı bir hatadan veya başka bir kişinin kusurlu eyleminden dolayı şahsen cezalandırılamaz. Herkes sadece kendi kusurlu fiilinden sorumludur.

4. İş kazası ceza davasında bilirkişinin asıl işverene "tali kusur" vermesi durumunda mahkeme ceza vermek zorunda mıdır?

Hayır, değildir. Bilirkişinin kusur tespiti mahkemeyi bağlamaz. Hakim, HMK ve CMK uyarınca delilleri ve aradaki taşeronluk sözleşmesini serbestçe değerlendirir. Yargıtay emsal kararında da belirtildiği üzere, bilirkişi tali kusur vermiş olsa dahi sözleşmesel sorumluluk devri nedeniyle sanık hakkında beraat kararı verilmelidir.

5. İş kazası nedeniyle asıl işveren firmanın yönetim kurulu üyesi hapis cezası alabilir mi?

Eğer kazanın meydana gelmesinde yöneticinin doğrudan şahsi ihmali (Örn: bütçe ayırmamak, gerekli uzman atamalarını yapmamak vb.) kanıtlanırsa ve aradaki illiyet bağı kesilmemişse hapis cezası alabilir. Ancak İSG sorumluluğu sözleşmeyle taşerona devredilmişse yöneticinin cezai sorumluluğu doğmaz ve beraat eder.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2019/5134 E., 2020/980 K. "Dosya içeriğine göre... Tur. Müh. Mim. San. Ve Tic. A.Ş. unvanlı firma tarafından yapılan inşaatın dış cephe kaplama işlerini yapan alt işveren...Dekorasyon Yapı Ürün. İnş. Taah. Ltd. Şti. unvanlı firma çalışanı olan katılanın olay günü inşaatın 15. katındaki işini bitirdikten sonra inşaat merdivenlerinden inerken 2 kat kadar aşağıya düşmesi şeklinde meydana gelen iş kazasına sanığın tali kusurlu olarak sebebiyet verdiği olayda... Tur. Müh. Mim. San. Ve Tic. A.Ş. unvanlı firma ile...Dekorasyon Yapı Ürün. İnş. Taah. Ltd. Şti. unvanlı firma arasında düzenlenen taşeronluk sözleşmesinde yer alan "Taşeronun sözleşme konusunu ifa için görevlendirdiği personeller ile ilgili ve iş yerinde meydana gelebilecek her türlü kazalardan,... hukuki veya cezai sorumluluk doğuracak diğer her türlü olaydan taşeron tek başına sorumludur. Herhangi bir nedenle işveren bu nedenlerden herhangi biriyle sorumlu tutulacak olursa bu sorumluluğu taşeron üstlenecek, buna ilişkin uyuşmazlığa taraf olacak ve sorumululuğun işverenin üzerinden kalkmasını temin edecektir." hükmü gereğince asıl işveren firma olan... Tur. Müh. Mim. San. Ve Tic. A.Ş.'nin sorumluluğu bulunmadığından, ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi; Kanuna aykırı olup..."