avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

İŞ KAZASINDA İLLİYET BAĞI VE KUSUR AYRIMI

İş hukuku ve sosyal güvenlik hukuku bağlamında "iş kazası" kavramı, sadece inşaattan düşmek veya bir makineye uzuv kaptırmak gibi mekanik ve dışsal etkenlere dayanan olaylardan ibaret değildir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (SSGSSK) m. 13, iş kazasını oldukça geniş bir perspektifte tanımlayarak, işçinin işverenin otoritesi altında olduğu süre zarfında yaşadığı pek çok travmayı bu şemsiye altına almıştır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin bu makaleye konu olan emsal kararı, uygulamada mahkemelerin, işverenlerin ve hatta Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) müfettişlerinin sıklıkla hataya düştüğü çok kritik iki dogmatik ayrımı muazzam bir hukuki netlikle ortaya koymaktadır. Birinci ayrım; kanunda "dıştan gelen bir etki" zorunluluğunun bulunmaması nedeniyle, kalp krizi, beyin kanaması ve hatta intihar vakalarının dahi anilik unsurunu taşıması şartıyla iş kazası sayılması gerektiğidir. İkinci ve çok daha hayati olan ayrım ise; bir olayın Sosyal Güvenlik Hukuku anlamında "iş kazası sayılması" ile o kazada "işverenin kusurlu (tazminatla yükümlü) sayılması" durumlarının birbirinden tamamen bağımsız iki hukuki müessese olduğudur. Bu makalede; iş kazasının anilik unsuru, uygun illiyet bağı ve işverenin kusursuz sorumluluğunun sınırları yargısal içtihatlar ışığında detaylı bir biçimde tahlil edilmektedir.

Uygulamada işverenler, işyerinde kalp krizi geçirerek vefat eden bir işçinin ailesi SGK'ya "iş kazası" bildirimi yapmak istediğinde sıklıkla itiraz etmekte ve "Benim işçimin kalp hastası olması benim kusurum değil, bu olay iş kazası olamaz" savunmasını yapmaktadırlar. Mahkemeler de bazen bu "kusursuzluk" halini, "iş kazası olmama" hali ile karıştırarak davanın reddine karar verebilmektedir. Oysa Yargıtay'ın emsal kararında atıf yaptığı gibi, bir olayın iş kazası sayılması tamamen SGK'nın işçiye (veya hak sahiplerine) bağlayacağı gelirler (dul-yetim aylığı, iş göremezlik geliri) ile ilgilidir. İşverenin kusurunun olup olmaması, kazanın iş kazası statüsünü değiştirmez; sadece işverenin SGK'ya veya işçi ailesine ödeyeceği "tazminatların" varlığını veya yokluğunu belirler.

İŞ KAZASI VE MESLEK HASTALIĞI AYRIMI

Sosyal güvenlik hukukunda sigortalının bedensel veya ruhsal bütünlüğüne zarar veren iki temel risk vardır: İş kazası ve meslek hastalığı. Meslek hastalığı (SSGSSK m. 14), sigortalının çalıştığı işin niteliğine göre tekrarlanan bir sebeple (örneğin yıllarca tozlu ortamda çalışmaktan dolayı silikozis hastası olmak) meydana gelen geçici veya sürekli hastalıktır. Temel özelliği "zaman içinde yavaş yavaş" oluşmasıdır.

İş kazasını (SSGSSK m. 13) meslek hastalığından ayıran en keskin çizgi ise Yargıtay kararında vurgulandığı üzere "anilik" unsurudur. Kaza, yavaş yavaş değil, aniden (bir anda) meydana gelen ve sigortalıyı zarara uğratan bir olaydır.

ANİLİK UNSURUNUN BELİRLEYİCİ ROLÜ

Anilik unsuru, olayın gerçekleşme anına ilişkindir. Ancak zararın (bedensel veya ruhsal çöküntünün) illa o an (kazanın olduğu saniyede) ortaya çıkması şart değildir. Yargıtay kararında; "Ani olayın gerçekleşmesinden sonraki bir vakitte sigortalıda bedenen veya ruhen zararlar meydana gelebilmektedir" denilerek bu hususa dikkat çekilmiştir.

Örneğin, işyerinde kafasına tuğla düşen (ani olay) bir işçi, o an hiçbir belirti göstermeyip, 3 gün sonra evinde beyin kanaması geçirirse, bu olay yine iş kazası sayılır. Çünkü zararı doğuran tetikleyici olay (anilik) işyerinde ve işin ifası sırasında gerçekleşmiştir.

DIŞ ETKEN ZORUNLULUĞUNUN BULUNMAMASI

Mülga 506 sayılı Kanun dönemindeki eski içtihatlarda veya klasik borçlar hukuku teorisinde, kaza tanımı yapılırken genellikle "dıştan gelen, beklenmedik ve şiddetli bir etki" (örneğin yıldırım düşmesi, araba çarpması) aranırdı.

Ancak mevcut sosyal güvenlik sistematiğinde Yargıtay'ın tespiti çok nettir: "Kanunda iş kazası tanımlanırken dıştan gelen bir etkinin varlığından bahsedilmemiştir." Kanun koyucu, işçiyi koruma gayesiyle (sosyal devlet ilkesi gereği) kaza kavramını subjektifleştirmiş, içsel (fizyolojik) çöküşleri de bu kapsama almıştır.

KALP KRİZİ VE BEYİN KANAMASI VAKALARI

Dış etken zorunluluğunun kalkmasının en büyük sonucu, işyerinde geçirilen kalp krizlerinin ve beyin kanamalarının iş kazası statüsüne kavuşmasıdır.

Eğer bir işçi, mesai saatleri içerisinde (işyerinde bulunduğu sırada) veya işverenin verdiği bir görevi ifa ederken dışarıda kalp krizi geçirirse, bu krizin sebebi %100 genetik (ailesel kalp hastalığı) veya aşırı sigara kullanımı olsa bile, olay yer ve zaman itibarıyla iş kazası sayılır. Çünkü kriz "aniden" gelmiş ve "işteyken" yaşanmıştır.

İNTİHARIN İŞ KAZASI OLARAK NİTELENDİRİLMESİ

Karardaki en çarpıcı tespitlerden biri de intihardır. İşçinin işyerinde intihar etmesi eylemi de anilik unsuru taşıdığından ve işyerinde gerçekleştiğinden, kanunun lafzı (SSGSSK m. 13/a) gereği iş kazası kapsamında değerlendirilmektedir.

İntiharın iş kazası sayılması, işverenin otomatik olarak bu ölümden sorumlu (tazminat ödemekle yükümlü) olacağı anlamına gelmez. Sadece ölen işçinin geride kalan ailesine SGK tarafından "iş kazası ölüm geliri" bağlanmasının yolunu açar.

UYGUN İLLİYET BAĞININ TESPİTİ

Bir olayın iş kazası sayılabilmesi için son ve en önemli şart "illiyet (nedensellik) bağı"dır. Kararda, "illiyet bağının varlığı için sigortalının yaptığı iş ile gerçekleşen kaza arasında bir bağ olması gerekmektedir" şeklinde özetlenen kural, hukuki sorumluluğun temelidir.

Bununla birlikte, Yargıtay uygulamasına göre salt "yer (mekan)" illiyeti bile olayın SGK nezdinde iş kazası sayılması için yeterlidir. İşçi işyerindeyken yıldırım çarpması sonucu ölse (işin niteliğiyle ilgisi olmasa bile) bu bir iş kazasıdır.

İŞ KAZASI SAYILMA İLE KUSUR AYRIMI

Gelelim kararın en can alıcı noktasına: "Bir olayın iş kazası sayılması ile işverenin kusurunun bulunması durumu aynı değildir." Bu cümle, mahkemelerin bilirkişi raporlarını değerlendirirken uyması gereken altın kuraldır.

İş kazasının tespiti davası (olay iş kazası mıdır?) ile maddi/manevi tazminat davası (işveren kusurlu mudur?) birbirinden farklı davalardır. Bir olayın iş kazası sayılması için işverenin kusuru (ihmali, kastı) aranmaz.

İŞVERENİN KUSURSUZLUĞU HALİNDE HUKUKİ DURUM

İşçi, kalp hastasıdır ve işyerinde masasında otururken aniden kalp krizi geçirip vefat eder. İşverenin çalışma şartları harikadır, mesai normaldir, stres yoktur. Bu olay SGK kanunu m. 13'e göre tartışmasız bir "iş kazası"dır.

İş kazası tespiti davası açıldığında mahkeme "bu bir iş kazasıdır" demek zorundadır. Ancak işçinin ailesi işverene karşı "maddi-manevi tazminat davası" açtığında; işveren "Benim hiçbir kusurum yok, olay işçinin kendi genetik hastalığından oldu" diyerek illiyet bağını kesecek ve tazminat ödemekten (kusuru oranında veya tamamen) kurtulabilecektir. İş kazası tespitinin yapılmış olması, işvereni tazminata mahkum etmek için tek başına yeterli değildir; ayrıca kusur ispatı gerekir.

YARGITAYIN SOSYAL GÜVENLİK YAKLAŞIMI

Sonuç olarak; Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin bu emsal nitelikteki kararı, işçi ve işveren ilişkilerinde "iş kazası" kavramının dar ve mekanik yorumlardan arındırılarak, sosyal devlet ilkesine uygun, geniş ve insan odaklı bir perspektifle okunmasını emretmektedir. Kanun koyucu, işçiyi işyerine girdiği andan itibaren sosyal güvenliğin koruma şemsiyesi altına almış; kalp krizi, beyin kanaması ve intihar gibi dışsal bir kuvvete dayanmayan fizyolojik ve psikolojik yıkımları da "anilik" ve "yer/zaman" unsurları taşıdığı sürece iş kazası olarak tanımlamıştır. Uygulayıcıların (SGK ve Mahkemelerin) yapması gereken en kritik ayrım; olayı "iş kazası" statüsüne sokarak işçi ailesine devletin (SGK'nın) bağlayacağı geliri güvence altına almak ile bu kazanın meydana gelmesinde hiçbir ihmali bulunmayan işvereni hukuki tazminatlardan (kusursuzluk def'i ile) korumak arasındaki dengeyi hassasiyetle kurmaktır. Olayın iş kazası olması objektif bir hukuki durum iken, işverenin kusuru subjektif ve ayrıca ispatlanması gereken bir tazminat şartıdır.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. İşyerinde stresten veya kendi hastalığımdan kalp krizi geçirirsem bu iş kazası sayılır mı?

Evet, sayılır. Yargıtay kararına göre, işyerinde mesai saatleri içinde geçirilen kalp krizleri, dışarıdan bir etki (darbe vb.) olmasa dahi kanun gereği iş kazası kabul edilmektedir.

2. Çalışanım işyerinde intihar etti, ben tazminat ödemek zorunda kalır mıyım?

İntihar eylemi işyerinde olduysa SGK nezdinde "iş kazası" sayılır. Ancak tazminat ödemeniz için "kusurlu" (mobbing, aşırı baskı vb.) olmanız gerekir. Kusurunuz yoksa tazminat ödemezsiniz.

3. Bir olayın iş kazası sayılması kime fayda sağlar?

En çok işçiye (veya vefatında ailesine) fayda sağlar. Olay iş kazası sayıldığında SGK tarafından işçiye geçici/sürekli iş göremezlik geliri veya ailesine ölüm (dul/yetim) geliri bağlanır.

4. İşveren "benim kusurum yok" diyerek olayın iş kazası sayılmasını engelleyebilir mi?

Hayır, engelleyemez. Yargıtay emsal kararında belirtildiği gibi "iş kazası sayılma ile işverenin kusuru aynı şey değildir". Kusursuzluk sadece tazminat davasında işvereni kurtarır, kazanın niteliğini değiştirmez.

5. İş kazası ile meslek hastalığı arasındaki en belirgin fark nedir?

İş kazası "aniden" (bir kalp krizi veya kaza anı gibi) gerçekleşen ve zarar veren olaydır. Meslek hastalığı ise işin niteliğine göre "zaman içinde, yavaş yavaş" (örneğin yıllarca kimyasala maruz kalmak gibi) meydana gelir.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2022/10788 E., 2022/11379 K. "İş kazasını meslek hastalığından ayıran en önemli husus iş kazasının ani meydana gelen bir olay olmasıdır. Ani olayın gerçekleşmesinden sonraki bir vakitte sigortalıda bedenen veya ruhen zararlar meydana gelebilmektedir. Burada önemli olan husus meydana gelen zarar ile ani olay arasında illiyet bağının olup olmadığı meselesidir. Kanunda iş kazası tanımlanırken dıştan gelen bir etkinin varlığından bahsedilmemiştir. Bu nedenle sigortalının kalp krizi veya beyin kanaması geçirmesi ile intihar etmesi de iş kazası kapsamında değerlendirilmektedir. Burada önemli olan bir husus, olayın iş kazası sayılması ile İşverenin kazanın meydana gelmesinde kusuru olup olmadığı halinin karıştırılmaması gerektiğidir. Zira bir olayın iş kazası sayılması ile işverenin kusurunun bulunması durumu aynı değildir. Önemine binaen belirtmek gerekir ki illiyet bağının varlığı için sigortalının yaptığı iş ile gerçekleşen kaza arasında bir bağ olması gerekmektedir. (Özdemir, Halil, Türk Mevzuatında İş Kazasının Tespiti Davaları, Yargıtay Dergisi, Temmuz 2018, cilt 44, sayı 3)"