İŞ KAZALARINDA İŞVERENİN CEZAİ SORUMLULUĞU
İş kazaları ve iş sağlığı ve güvenliği (İSG), sosyal devlet ilkesinin, iş hukukunun ve ceza hukukunun en hassas kesişim noktalarından biridir. İş yerinde mal ve hizmet üretimi gerçekleştirilirken, işçilerin yaşam haklarının ve vücut bütünlüklerinin korunması, kâr elde etme amacından önce gelen mutlak bir anayasal ve yasal zorunluluktur. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve Türk Ceza Kanunu (TCK) hükümleri uyarınca işverenler, iş yerindeki her türlü mesleki riski önlemek, iş güvenliği tedbirlerini eksiksiz almak, işçilere gerekli eğitimleri vermek ve en önemlisi bu kuralların uygulanıp uygulanmadığını sürekli denetlemekle (duty of supervision) yükümlüdür. İş yerinde yedek veya temiz koruyucu eldiven bulunmaması nedeniyle ıslak eldiven yerine sol eline sardığı bezin ucunu zımpara makinesinde kesmeye çalışırken kolunu makineye kaptıran ve kolunda parçalı kırık oluşacak şekilde ağır yaralanan bir işçinin (kazazedenin) uğradığı zarar, sadece basit bir dikkatsizlik veya şanssızlık değildir. Alt derece mahkemeleri bu tür kazalarda sıklıkla "işçinin kendi kusurlu hareketiyle bez sarması" gerekçesine sığınarak işverenler hakkında beraat kararı vermektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (YCGK) iş hukuku ve ceza taksiratı teorisinde adeta devrim niteliğinde olan bu tarihi emsal kararı; işçinin kendi kusuru bulunsa dahi, işverenin işçilere gerekli İSG eğitimini vermemesi, yeterince kişisel koruyucu malzemeyi temin etmemesi ve işçilere verilen malzemelerin kullanılıp kullanılmadığını aktif olarak denetlememesi nedenleriyle kazanın meydana gelmesinde asli düzeyde kusurlu olduğunu, dolayısıyla TCK'nın 89. maddesinde düzenlenen "Taksirle Yaralama Suçu"ndan mahkûm edilmesi gerektiğini tescil etmiş ve beraat yönündeki yerel mahkeme direncini kesin olarak bozmuştur.
Uygulamada, işverenlerin en büyük yanılgısı, "Ben işçiye eldiven aldım, gerisi beni ilgilendirmez" veya "Bez sarmasaydı, kendi hatası" mantığıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu keyfi savunmaları yerle bir etmiştir. Ceza hukukunda taksir sorumluluğunun belirlenmesinde "objektif özen yükümlülüğünün ihlali" esas alınır. İşveren, sadece koruyucu malzeme (eldiven, kask, gözlük) satın almakla yükümlülüğünü ifa etmiş sayılmaz. İşverenin asıl hukuki görevi, işçinin o malzemeyi fiziken kullanmasını sağlamak, eldiven ıslak veya eksik olduğunda derhal yenisini tedarik edecek bir organizasyon kurmak ve en kritik unsur olarak, işçinin tehlikeli zımpara makinesinde eline bez sararak çalışmasına engel olacak aktif bir denetim mekanizması (ustabaşı, İSG uzmanı denetimi) yürütmektir. Eğitim vermemek, yeterli malzeme sunmamak ve denetim yapmamak, doğrudan "taksirli bir ihmal" (negligent omission) eylemidir. İşçinin kendi dikkatsizliği (müterafık kusur - contributory negligence), işverenin bu asli denetim ve eğitim yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz veya onun cezai sorumluluğunu sıfırlamaz. Bu karar, iş yerlerinde işçilerin can güvenliğini işverenin vicdanına veya işçinin şansına bırakmayan, İSG kurallarını ceza tehdidiyle zorunlu kılan sarsılmaz bir adalet beyannamesidir. Karar, tüm iş kazalarında işveren sorumluluğunun en üst düzey yasal sınırıdır.
İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KANUNU YÜKÜMLÜLÜKLERİ
6331 sayılı İSG Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca işveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlüdür.
Bu yükümlülük kapsamında işveren; mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması ve gerekli araç gereçlerin eksiksiz sağlanması süreçlerini yürütür. İş yerinde koruyucu malzemenin yedeksiz veya yetersiz olması, kanunun açık bir ihlalidir.
İŞVERENİN AKTİF DENETİM YÜKÜMLÜLÜĞÜ
İşverenin en hayati sorumluluklarından biri, iş güvenliği malzemelerinin sadece satın alınması değil, işçiler tarafından fiilen kullanılmasının denetlenmesidir.
İşçinin bizzat iş güvenliği kurallarına aykırı davrandığı (örneğin eline bez sararak zımpara makinesini kullandığı) durumlarda bile, işverenin veya onun yetkilendirdiği amirlerin bu tehlikeli çalışmayı görüp derhal durdurma görevi vardır. Denetim eksikliği, iş kazalarında işverenin asli taksir nedenidir.
KİŞİSEL KORUYUCU DONANIMLARIN (KKD) TEDARİKİ
İşçilerin çalışırken kullanmak zorunda oldukları kişisel koruyucu malzemelerin (eldiven, maske vb.) yedekli, temiz ve erişilebilir olması zorunludur.
Somut olayda işçinin sol eline giyeceği eldivenin ıslak olması ve iş yerinde başka eldiven bulunmaması, işverenin tedarik zincirini ve malzeme sağlama yükümlülüğünü ağır şekilde ihmal ettiğini gösterir. İşçi, çalışmayı sürdürmek için bez sarmak gibi tehlikeli alternatiflere yönelmek zorunda bırakılmıştır.
TAKSİRLE YARALAMA SUÇUNUN UNSURLARI
TCK'nın 89. maddesinde düzenlenen taksirle yaralama; failin öngörülebilir bir sonucu dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak öngöremeyip gerçekleştirmesidir.
İş kazalarında, gerekli önlemlerin alınmaması halinde işçinin yaralanacağı son derece öngörülebilir (foreseeable) bir durumdur. İşverenin yasal eğitim, malzeme ve denetim özen yükümlülüklerini yerine getirmemesi sonucu parçalı kırık yaralanmasının meydana gelmesi, suçun tüm unsurlarıyla kurulmasını sağlar.
İŞÇİNİN KUSURUNUN (MÜTERAFIK KUSUR) ETKİSİ
Ceza hukukunda, işçinin kendi tedbirsizliği veya dikkatsizliği, işverenin cezai taksir sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmaz.
İşçi, eğitimsizlik ve malzeme yokluğu nedeniyle tehlikeli bir yöntem seçmiş olsa dahi, işveren kendi asli denetim kusurundan dolayı bağımsız olarak sorumludur. İşçinin kusuru sadece ceza tayininde (cezanın alt ve üst sınırının belirlenmesinde) veya haksız fiil tazminat davalarında kusur oranlarının dağılımında dikkate alınır.
YARGITAY CEZA GENEL KURULU İÇTİHADININ ÖNEMİ
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun bu emsal kararı, iş kazası davalarında işverenin cezai sorumluluk sınırlarını çizen en üst düzey ve bağlayıcı içtihat belgesidir.
Karar, yerel mahkemelerin 'işçi kendi kusuruyla bez sarmış' diyerek işverenleri beraat ettirme eğilimine son darbeyi vurmuştur. Bu içtihat sayesinde, iş kazası sonucu sakat kalan veya yaralanan işçilerin hakları korunduğu gibi, işverenlerin iş yerlerinde iş güvenliği yatırımlarını ve denetimlerini en üst düzeye çıkarmaları yasal bir zorunluluk haline getirilmiştir.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Evet, kesinlikle açabilirsiniz. Geçirdiğiniz iş kazası nedeniyle iki ayrı hukuki süreci başlatabilirsiniz: 1. Şikayetçi olarak işverene karşı Cumhuriyet Savcılığına başvurup TCK 89 uyarınca 'Taksirle Yaralama' suçundan ceza davası açılmasını sağlayabilirsiniz, 2. İş Mahkemesi'nde işverene karşı 'Maddi ve Manevi Tazminat Davası' açarak iş gücü kaybı, tedavi giderleri ve yaşadığınız acının tazminini isteyebilirsiniz.
Hayır, engellemez. Yargıtay Ceza Genel Kurulu emsal kararına göre, sizin eldiven bulamadığınız için elinize bez sararak çalışmanız sizin hatanız olsa bile, işverenin size temiz/yedek malzeme sağlamaması, iş güvenliği eğitimi vermemesi ve bu şekilde çalışmanızı denetlememesi işvereni asli kusurlu kılar. İşveren taksirle yaralama suçundan ceza alacaktır.
İşverenin denetim yükümlülüğü, iş güvenliği kurallarının iş yerinde fiilen uygulanıp uygulanmadığını kontrol etmektir. Yani işveren işçiye sadece baret veya eldiven vermekle kurtulamaz; işçinin o bareti kafasına takmasını, takmıyorsa uyarılmasını ve çalıştırılmamasını sağlamak zorundadır. Denetim yapmayan işveren kazadan sorumlu olur.
İş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zamanaşımı süresi Borçlar Kanunu uyarınca kazanın meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıldır. Ancak ceza davasının zamanaşımı süresi (taksirle yaralama için 8 yıl) daha uzunsa, uzamış ceza zamanaşımı süreleri uygulanır.
Evet. İş kazası sonucunda meslekte kazanma gücünü en az %10 oranında kaybetmiş (sürekli iş göremezlik derecesi) olan işçilere, SGK tarafından ömür boyu 'Sürekli İş Göremezlik Geliri' bağlanır. Ayrıca tedavi sürecinde çalışılamayan günler için de 'Geçici İş Göremezlik Ödeneği' (rapor parası) ödenir.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir