avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

İşverenin İş Kazası ve Meslek Hastalıklarından Doğan Rücu Sorumluluğu: Hukuki Analiz ve Uygulama Esasları

Sosyal güvenlik hukukunun en karmaşık ve sonuçları itibarıyla en maliyetli alanlarından biri, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) iş kazası sonrası yaptığı harcamaları işverene rücu etmesidir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 21. maddesi çerçevesinde şekillenen bu sorumluluk rejimi, işverenler için sadece bir tazminat riski değil, aynı zamanda ciddi bir idari ve cezai denetim sürecini de beraberinde getirir. Bu makalede, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2015/21705 E., 2017/9352 K. sayılı kararı ışığında, rücu davalarının temel prensiplerini derinlemesine inceleyeceğiz.

1. İş Kazası Rücu Mekanizması: Sosyal Güvenliğin Finansal Dengesi

SGK, iş kazasına uğrayan sigortalıya veya vefatı halinde hak sahiplerine gelir bağlar, tedavi masraflarını karşılar ve geçici iş göremezlik ödenekleri sunar. Kurum, yaptığı bu harcamaları, kazanın meydana gelmesinde kusuru olan işverenden veya üçüncü kişilerden geri talep etme hakkına (rücu hakkına) sahiptir. 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin birinci fıkrası, bu rücu talebinin yasal dayanağını oluşturur.

Sorumluluğun Doğması İçin Gerekli Şartlar: Bir rücu davasından bahsedebilmek için öncelikle ortada sigortalı bir çalışan ve yasal anlamda tescilli bir "iş kazası" bulunmalıdır. Ancak en kritik unsur, söz konusu kazanın meydana gelmesinde işverenin "kastının" veya "iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketinin" bulunmasıdır. Yargıtay, işverenin bu sorumluluğunu "kusur esasına" dayandırır. İşveren, objektif olarak mümkün olan tüm teknik, idari ve eğitimsel tedbirleri almadığı sürece bu sorumluluktan kurtulamaz.

2. Üçüncü Kişi Kusuru ve Müteselsil Sorumluluk Sınırları

İş kazaları her zaman işverenin kendi fiiliyle meydana gelmez. Bazı durumlarda kaza, iş yerindeki başka bir firmanın çalışanı veya tamamen sisteme yabancı bir üçüncü kişinin kusuruyla da oluşabilir. Kanun'un 21. maddesinin dördüncü fıkrası bu durumu düzenlemiştir. Eğer kaza üçüncü bir kişinin kusuruyla yaşanmışsa, Kurumun rücu hakkı bu üçüncü kişiye ve şayet bir işverene bağlı çalışıyorsa "adam çalıştıranın sorumluluğu" gereği o işverene yönelir.

Önemli Ayrım: Üçüncü kişilerin rücu sorumluluğunda, sigortalıya bağlanan gelirin başladığı tarihteki "ilk peşin sermaye değerinin yarısı" üzerinden hesaplama yapılır. Bu, asıl işverenin %100 kusurlu olduğu durumlardaki sorumluluk miktarından farklılık gösteren bir sınırlamadır. Yargıtay kararlarında, üçüncü kişinin sorumluluğu için de kazayla fiil arasında illiyet bağının ve kusurun mutlak surette ispatlanması aramaktadır.

3. Kamu Görevlileri Üzerindeki Rücu Koruması ve Ceza Mahkûmiyeti Şartı

Hukuk sistemimiz, kamu görevlilerinin vazife icrası sırasında meydana gelen kazalar için özel bir koruma rejimi öngörmüştür. Kanun'un 21. maddesinin beşinci fıkrasına göre; kamu görevlileri, er ve erbaşlar ile kamu idareleri tarafından görevlendirilen diğer kişilerin iş kazasından sorumlu tutulabilmesi için haklarında "kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyeti kararı" bulunması zorunludur.

Kesinleşmiş Mahkûmiyet Ne Anlama Gelir? Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin bu rehber kararında vurguladığı üzere; hapis cezası veya adli para cezası mahkûmiyet sayılırken; takipsizlik, davanın düşmesi veya Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararları rücu davası bakımından "kesinleşmiş mahkûmiyet" olarak kabul edilmez. Bu, kamu kurumlarının rücu baskısı altında felç olmasını engellemek amacıyla getirilmiş bir "prosedürel zırhtır." Ancak somut olayda yargıtay, alt yerel mahkemenin bu maddeyi yanlış yorumlayarak işverenin sorumluluğunu tamamen dışlamasını hukuka aykırı bulmuştur.

4. İlliyet Bağı ve Kusur Dağılımı: Bilirkişi Denetimi

Rücu davalarında mahkemenin ilk yapması gereken iş, alanında uzman bilirkişilerden (genellikle iş güvenliği uzmanları ve makine mühendisleri) kusur raporu almaktır. İşverenin kusuru belirlenirken "kaçınılmazlık ilkesi" de göz önünde bulundurulur. Eğer işveren, bilimin ve tekniğin o anki düzeyiyle alınabilecek her türlü önlemi almasına rağmen kaza yine de meydana gelmişse, kusur oranı düşecek veya tamamen kalkacaktır.

Ancak günümüz teknolojisinde "önlenemez kaza" kavramı oldukça daralmıştır. Yargıtay, işverenden sadece levha asmasını veya kask vermesini değil, bu ekipmanların kullanılmasını denetlemesini, periyodik eğitimler vermesini ve iş yerinde bir "güvenlik kültürü" oluşturmasını beklemektedir. Kusur oranları (%20 işçi - %80 işveren gibi) SGK'nın rücu alacağının miktarını doğrudan belirleyen matematiksel çarpanlardır.

5. Hukuki Sonuçlar ve Sosyal Güvenlik Kurumu'nun Alacak Hakkı

Rücu davaları sonucunda işveren; sigortalıya bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerini, geçici iş göremezlik ödeneklerini ve Kurumca yapılan her türlü rehabilitasyon masrafını ödemekle yükümlü kılınır. Bu borç, kazanın olduğu tarihten itibaren işleyecek olan "yasal faiziyle" birlikte tahsil edilir. Yargıtay'ın 2017/9352 K. sayılı bozma ilamı, kamu iktisadi kuruluşları da olsa, iş kazasında kusuru bulunan işverenin sorumluluğunun 21/1 maddesi uyarınca mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini, vazife gereği yapılan her işin kamu korumasından yararlanamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur.

6. Sonuç ve İşverenlere Tavsiyeler

İş kazası rücu davaları, işverenler için telafisi güç mali yıkımlara neden olabilir. Bu riskten kurtulmanın tek yolu, "kağıt üzerinde" değil, fiilen işleyen bir İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) yönetimi kurmaktır. İşverenler, risk analizlerini periyodik olarak güncellemeli, çalışanların iş başı eğitimlerini belgelemeli ve kişisel koruyucu donanımların kullanımını tavizsiz denetlemelidir. Unutulmamalıdır ki; SGK rücu davası açtığında, mahkeme salonunda sorulacak ilk soru "Daha ne yapabilirdin?" olacaktır.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
10. Hukuk Dairesi 2015/21705 E. , 2017/9352 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 5510 sayılı Kanunun İş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık bakımından işverenin sorumluluğunu düzenleyen 21’inci maddenin birinci fıkrası hükmü, sigortalıya ya da ölümü halinde hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan harcama ve ödemelerin işverenden rücuan tahsili koşulları düzenlenmiş olup; işverenin sorumluluğu için, zarara uğrayanın sigortalı olması, zararı meydana getiren olayın iş kazası veya meslek hastalığı niteliğinde bulunması, zararın meydana gelmesinde işverenin kastının veya sigortalının sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketinin ve bu hareket ile meydana gelen iş kazası ve meslek hastalığı arasında illiyet bağının bulunması gerekir. Buradan, işverenin, işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliğine ilişkin mevzuatın kendisine yüklediği, objektif olarak mümkün olan tüm tedbirleri alma yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve bu nedenle iş kazası veya meslek hastalığı şeklinde sosyal sigorta riskinin gerçekleşmesi halinde, kusur esasına göre meydana gelen zararlardan Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı rücuan sorumlu olduğu sonucu çıkarılmaktadır. 5510 sayılı Kanunun 21’inci maddesinin dördüncü fıkrası üçüncü kişinin sorumluluğunu düzenmekte olup; buna göre, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilebilecektir. Anılan fıkrada geçen “çalıştıranlara” ibaresi, zararlandırıcı sigorta olayına neden olan üçüncü kişinin işverenlerini ifade etmekte olup; söz konusu işverenlerin sorumluluğu için, iş kazası veya meslek hastalığının oluşmasında kusurunun bulunduğunun saptanması gerekir. 5510 sayılı Kanunun 21’inci maddesinin beşinci fıkrası rücu edilemeyecek kişileri düzenlemekte olup; fıkra hükmüne göre, kamu görevlileri, er ve erbaşlar ile kamu idareleri tarafından görevlendirilen diğer kişilerin vazifelerinin gereği olarak yaptıkları fiiller sonucu, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalığın oluşması halinde; bu kişilerin Kurumun rücu alacağından sorumluluğu için haklarında ceza davasında verilmiş kesinleşmiş mahkûmiyet kararının bulunması gerekir. Verilen hapis, adli para cezası, hapis cezasının paraya çevrilmesi veya tecil edilmesi sorumluluğu gerektirecek olup; düşme, takipsizlik, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar ise, kesinleşmiş mahkûmiyet kararları olarak kabul edilemez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.02.2012 gün 2011/19-639 Esas, 2012/30 Kararı; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 gün ve 2009/4-13 Esas, 2009/12 Karar; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.04.2010 gün ve 2010/2-76 Esas, 2010/77 Karar sayılı kararları). Somut olay, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğüne bağlı Çanakkale merkez rıhtımındaki Kurtarma 3 isimli römörkörunda çalışan sigortalının 20.11.2012 tarihinde makine dairesinde çalıştığı esnada Şaban Kurban’nın kullandığı matkap ucunun patlaması üzerine parçalardan biri sigortalının sağ gözüne gelerek yaralanması şeklinde gerçekleşmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu Teftiş Başkanlığının 17.07.2014 tarihli raporunda iş kazası olduğu ve sigortalının %20, isverenin ise; % 80 oranında kusur verilmiştir. Mahkeme, davalı ... kamu iktisadi kuruluşu olduğu, ayrıca dosya kapsamına göre, iş kazasına uğradığı anlaşılan sigortalının, davalı işverenin talimatı ile verdiği ve vazifesi gereği işini yapmakta iken iş kazasına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş ise de yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin, 5510 Sayılı Yasanın 21/1. maddesi gereğince kusuru bulunan işverenin sorumluluğunu dikkate almadan yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 28.12.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.