KAMBİYO TAKİBİNDE MENFİ TESPİT DAVASI
İcra ve İflas Hukuku sistemimizde, kambiyo senetlerine (bono, çek, poliçe) dayalı alacakların tahsili amacıyla özel ve hızlı bir takip usulü öngörülmüştür. Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla yapılan bu takiplerde, borçluya ödeme emri gönderildikten sonra borçlunun icra mahkemesine itiraz edebilmesi için kanunda beş günlük son derece kısa bir süre sınırlandırılmıştır. Borçlunun bu beş günlük süre içinde icra mahkemesine borca veya imzaya itiraz etme hakkı bulunmakla birlikte, bu hakkın varlığı borçlunun genel mahkemelerde borçsuzluğunun tespiti için dava açmasını engellemez. Uygulamada yerel mahkemelerin, beş günlük itiraz süresinin henüz dolmadığı gerekçesiyle borçlunun menfi tespit davası açmasında "hukuki yarar" (dava şartı) bulunmadığına hükmederek davayı usulden reddetmesi önemli bir usul hatasıdır. Yargıtay’ın yerleşik ve kararlı içtihatları çerçevesinde, borçlunun icra dairesine veya icra mahkemesine itiraz hakkının bulunması, genel mahkemelerde İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesi kapsamında bağımsız bir menfi tespit davası açmasına engel teşkil etmez ve bu aşamada dava açmakta borçlunun hukuki yararı mevcuttur.
MENFİ TESPİT DAVASININ YASAL ÇERÇEVESİ
Menfi tespit davası, İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde borçluyu cebri icra tehdidine karşı korumak amacıyla düzenlenmiş maddi hukuk nitelikli bir davadır. Bu davanın konusu, davacının davalıya belirli bir ilişkiden veya belgeden dolayı borçlu olmadığının tespit edilmesidir. Yasa koyucu, bu davanın icra takibinden önce açılmasına izin verdiği gibi, icra takibi başladıktan sonra da takibin kesinleşmesine bakılmaksızın açılabilmesini açıkça öngörmüştür. Davanın açılmasıyla borçlu, borç sarmalından kurtulmayı ve yargılama sonunda alacaklının haksızlığını tescil ettirmeyi hedefler.
KAMBİYO SENETLERİNE MAHSUS TAKİPTE İTİRAZ USULÜ
Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolunda borçlu, ödeme emrinin tebliğinden itibaren beş gün içinde İİK’nın 169. maddesi uyarınca icra mahkemesine başvurarak borca itiraz edebilir. Bu itiraz, icra takibini kendiliğinden durdurmaz ancak icra mahkemesinden takibin muvakkaten durdurulması talep edilebilir. İcra mahkemesi dar yetkili bir mahkeme olup, borcun ödendiği veya senedin bedelsiz kaldığı iddialarını ancak İİK’nın 169/a maddesinde sayılan belirli resmi veya imzası ikrar edilmiş belgelerle kanıtlanması halinde kabul edebilir.
İCRA MAHKEMESİNE İTİRAZ VE GENEL MAHKEME İLİŞKİSİ
İcra mahkemesindeki itiraz prosedürü ile genel mahkemelerdeki (Asliye Hukuk veya Asliye Ticaret Mahkemeleri) menfi tespit davası farklı nitelikte usuli yollardır. İcra mahkemesi kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğinden, borçlu icra mahkemesinde itiraz etmiş ve kaybetmiş olsa dahi, genel mahkemede her zaman menfi tespit davası açabilir. Dolayısıyla, borçlunun icra mahkemesindeki dar yetkili ve katı delil kurallarına tabi olan itiraz yolunu kullanmaya zorlanması, hak arama hürriyetini kısıtlayıcı bir yorumdur.
HUKUKİ YARAR KOŞULUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesinde dava şartları arasında sayılan "hukuki yarar", davacının mahkemeden hukuki koruma talep etmesindeki meşru ve güncel menfaatidir. Aleyhine icra takibi başlatılmış olan ve malvarlığı haciz tehdidi altında bulunan bir borçlunun, bu borçtan kurtulmak için menfi tespit davası açmasında güncel ve korunmaya değer hukuki yararının bulunmadığını iddia etmek hukuken savunulamaz. Borçlunun menfaati, takibin başlatıldığı an itibariyle doğrudan tehdit altına girmiştir.
İTİRAZ SÜRESİ DOLMADAN DAVA AÇMA HAKKI
Yerel mahkemelerin, ödeme emrinin tebliğinden itibaren başlayan beş günlük itiraz süresi geçmeden menfi tespit davası açılamayacağı yönündeki görüşleri yasal dayanaktan yoksundur. İİK m. 72, takipten sonra açılacak davalar için herhangi bir ön itiraz şartı veya bekleme süresi öngörmemiştir. Borçlu, icra dairesine hiç başvurmadan veya beş günlük süre henüz dolmadan doğrudan genel mahkemeye giderek menfi tespit davası açma hakkına sahiptir. İtiraz süresinin varlığı, borçlunun dava hakkını erteleyici bir etkiye sahip değildir.
ALACAKLININ KÖTÜNİYET TAZMİNATI SORUMLULUĞU
İİK’nın 72/4. maddesi uyarınca, menfi tespit davasında borçlu lehine karar verilmesi ve alacaklının takibe girişmekte veya senedi ciro etmekte kötüniyetli olduğunun anlaşılması halinde, alacaklı aleyhine takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilir. Bu tazminat, alacaklının haksız ve kötüniyetli icra takipleriyle borçluyu taciz etmesini engellemek amacıyla getirilmiş caydırıcı bir yasal müeyyidedir. Mahkeme, davanın esasına girerek ödeme iddialarını incelemeli ve alacaklının kötüniyet durumunu da bu doğrultuda takdir etmelidir.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Evet, borçlu icra dairesine veya icra mahkemesine herhangi bir itirazda bulunmadan doğrudan genel mahkemelerde menfi tespit davası açabilir.
Ödeme emrinin borçluya tebliğ edilmesinden itibaren 5 (beş) gündür. Bu süre hak düşürücü niteliktedir.
Hayır, icra mahkemesinin kararları maddi anlamda kesin hüküm oluşturmadığı için itiraz hakkının kullanılması menfi tespit davası açılmasına engel teşkil etmez.
Evet, borçlu aleyhine icra takibi başlatıldığı an itibariyle cebri icra tehdidi doğduğundan, 5 günlük itiraz süresi dolmadan dahi menfi tespit davası açmakta güncel hukuki yararı vardır.
Mahkemece davanın esasına girilerek borçlunun sunduğu makbuzlar, banka dekontları ve diğer deliller toplanıp borcun ödenip ödenmediği genel hükümlere göre karara bağlanır.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Danıştay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.