avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

KAMU GÖREVLİLERİNİN KUSURU VE HUSUMET

Hukuk devleti ilkesinin en temel gereklerinden biri, idarenin ve onun adına hareket eden kamu görevlilerinin eylemleriyle bireylere verdikleri zararların tazmin edilmesini güvence altına almaktır. Ancak anayasal düzenimiz, kamu hizmetlerinin kesintiye uğramadan yürütülebilmesi ve kamu görevlilerinin yasal yetkilerini kullanırken sürekli dava tehdidi altında kalıp çekingen davranmalarını engellemek amacıyla özel bir sorumluluk mekanizması ihdas etmiştir. T.C. Anayasası'nın 40/3 ve 129/5. maddeleri ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 13. maddesinde vücut bulan bu sistem; kamu görevlilerinin görevlerini ifa ederken kişilere verdikleri zararlardan dolayı kendilerine doğrudan şahsi dava açılamayacağını, tazminat davasının ancak emrinde çalıştıkları "kamu kurumu aleyhine" (idareye karşı) açılması gerektiğini emretmektedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin incelediğimiz emsal kararı, bu emredici kuralı ihlal ederek Endüstri Meslek Lisesi'nde öğretmenlik yapan kamu görevlilerine doğrudan şahsen dava açan davacının talebini reddetmiştir. Kararda, memura doğrudan dava yöneltilmesinin (husumet tevcih edilmesinin) hukuka açıkça aykırı olduğu belirtilerek, davanın "husumet yokluğu" nedeniyle reddedilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.

Uygulamada pek çok vatandaş, kendisini mağdur ettiğini düşündüğü memurun (örneğin öğretmen, polis, doktor veya belediye çalışanı) doğrudan şahsını mahkemeye verme eğilimindedir. Oysa kamu görevlisinin görevi esnasında sergilediği kusurlu davranışlar, hukuken memurun şahsi kusuru değil, doğrudan doğruya idarenin "hizmet kusuru" (faute de service) olarak kabul edilir. Bu nedenle davanın açılması gereken doğru merci, memurun şahsı değil, o memurun bağlı olduğu kamu kurumudur (örneğin Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı veya ilgili Belediye). Yargıtay'ın bu emsal bozma kararı, sorumluluk hukukunun bu emredici anayasal ilkesini bir kez daha hatırlatarak, alt derece mahkemelerinin usule aykırı bir şekilde işin esasına girip memuru mahkum etme hatalarına set çekmektedir.

ANAYASAL KORUMA: ANAYASA MADDE 129/5

T.C. Anayasası'nın "Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetki ve sorumlulukları" başlıklı 129. maddesinin 5. fıkrası, sarsılmaz bir güvence hükmüdür. Bu fıkraya göre; memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir.

Anayasa koyucu, buradaki sorumluğu "rücu" esasına bağlamıştır. Zarar gören vatandaş davasını doğrudan idareye karşı açar, idare mahkemesi veya şartları varsa adli yargı tazminata hükmederse; idare, ödediği bu tazminatı daha sonra kendi memurunun ağır kusuru veya kastı oranında memura rücu eder (ondan tahsil eder). Bu anayasal kural emredici nitelikte olup, tarafların veya mahkemenin bu kuralın dışına çıkması, memurun şahsını doğrudan davalı yapması yasal olarak imkansızdır.

657 SAYILI KANUN MADDE 13 UYGULAMASI

Anayasa'nın bu emredici hükmü, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun "Kişilerin uğradıkları zararlar" başlıklı 13. maddesinde de somutlaştırılmıştır. Madde uyarınca, kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlar, o görevi yerine getiren personelin rücu edilmek kaydıyla bağlı olduğu kurum aleyhine açacağı dava ile tazmin edilir.

Bu düzenleme, sadece memuru korumakla kalmaz, aynı zamanda zarar gören vatandaşı da korur. Zira şahsi malvarlığı yetersiz olabilecek bir memur yerine, arkasında devletin mali gücü bulunan kamu kurumunun muhatap alınması, zarar görenin tazminat alacağına kavuşması yönünde sarsılmaz ve en büyük hukuki teminattır. Kanun koyucu, hem kamu hizmetinin sürekliliğini sağlamış hem de alacaklının haklarını devlet güvencesine almıştır.

HİZMET KUSURU VE ŞAHSİ KUSUR AYRIMI

İdare hukukunda ve sorumluluk hukukunda en hayati ayrım, "hizmet kusuru" ile kamu görevlisinin "şahsi kusuru" arasındaki çizgidir. Eğer kamu görevlisinin eylemi, görevini yaparken, göreviyle ilişkili olarak, görev mahallinde veya görevin sağladığı nüfuz/araçlar kullanılarak gerçekleşmişse, bu eylem doğrudan "hizmet kusuru" teşkil eder.

Öğretmenin okulda dersteyken, polisin devriyedeyken veya doktorun ameliyattayken yaptığı hatalar hizmet kusurudur ve davanın muhatabı sadece idaredir. Buna karşılık, kamu görevlisinin göreviyle hiçbir ilgisi olmayan, tamamen özel hayatında, mesai saatleri dışında kendi şahsi ilişkilerinden kaynaklanan haksız fiilleri (örneğin komşusuyla kavga etmesi veya özel aracıyla kaza yapması) "şahsi kusur" olup, bu durumlarda doğrudan memurun şahsına dava açılır. İncelediğimiz olayda, Endüstri Meslek Lisesi öğretmenlerinin eylemleri okulda ve görevleri sırasında gerçekleştiği için tartışmasız bir biçimde hizmet kusurudur.

HUSUMET YOKLUĞU NEDENİYLE DAVANIN REDDİ

Hukuk davalarında "husumet" (taraf ehliyeti), davanın doğru davacı tarafından doğru davalıya karşı açılmış olması şartıdır. Davanın yanlış kişiye yöneltilmesi durumunda mahkeme, işin esasına (olayın haklılığına, haksızlığına, zarar miktarına) hiç girmeden davayı usulden, yani "husumet yokluğu" nedeniyle reddetmek zorundadır.

Emsal karara konu olayda, öğretmenlere doğrudan tazminat davası açılmıştır. İlk derece mahkemesi, anayasal ve yasal kuralları göz ardı ederek işin esasına girmiş ve karar vermiştir. Yargıtay bu durumu ağır bir usul hatası olarak görerek kararı bozmuştur: "Mahkemece açıklanan yasal düzenlemeler gözetilerek, adı geçen davalılar hakkında davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken..." Bu bozma, usul kurallarının kamu düzeninden olduğunu ve mahkemelerce resen (kendiliğinden) gözetilmesi gerektiğini bir kez daha teyit etmiştir.

YARGITAY HUKUK GENEL KURULU İÇTİHATLARI

Kamu görevlilerinin sorumluluğuna ilişkin bu emredici kural, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) 2011/4-592 E., 2012/25 K. sayılı kararı başta olmak üzere çok sayıda kararıyla istikrarlı bir şekilde uygulanmaktadır. HGK, bu düzenlemenin emredici niteliğini ve kamu düzeninden olduğunu her fırsatta vurgulamaktadır.

Yargıtay daireleri ve genel kurulu, memura doğrudan yöneltilen davalarda hiçbir istisna tanımamaktadır. Eylemin kasıtlı olması, ağır ihmal içermesi dahi davanın memura açılmasını meşrulaştırmaz. Kasıt ve ağır kusur, sadece davanın idareye karşı kazanılmasından sonra, idarenin kendi içinde memuruna yapacağı "rücu" davasının konusudur. Vatandaşın muhatabı her koşulda devlet tüzel kişiliğidir.

YARGITAY KARARININ KAMU HİZMETİNE ETKİLERİ

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin bu kararı, kamu hizmetlerinin huzur ve güven içinde yürütülmesi açısından hayati bir işlev görmektedir. Karar, öğretmenlerin, doktorların, polislerin veya diğer devlet memurlarının görevlerini yaparken "Acaba bir hata yaparsam doğrudan şahsıma yüz binlerce liralık tazminat davası açılır mı, evim haczedilir mi?" korkusu yaşamalarını engellemektedir.

Bu güvence, kamu personelinin yasal yetkilerini cesaretle ve etkin bir şekilde kullanmasını sağlar. Vatandaşın zararı ise devletin güçlü hazinesi tarafından derhal karşılanarak mağduriyet önlenir. Hukuk sistemi, hem devlet çarkının güvenle dönmesini sağlamakta hem de bireylerin hak arama özgürlüğünü anayasal güvenceye bağlamaktadır. Adalet, dengeyi ve emredici kuralları korumaya devam etmektedir.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. Devlet okulunda öğretmen olan biri çocuğuma görev esnasında zarar verdi. Doğrudan öğretmene tazminat davası açabilir miyim?

Hayır, açamazsınız. Anayasa'nın 129/5. maddesi ve 657 sayılı Kanun'un 13. maddesi gereğince, kamu görevlilerinin görevleri sırasındaki kusurlarından doğan tazminat davaları ancak onların bağlı olduğu kurum aleyhine (örneğin Millî Eğitim Bakanlığına) açılabilir. Öğretmene açarsanız dava husumet yokluğundan reddedilir.

2. Devlet hastanesindeki doktorun ameliyatta hata (malpraktis) yapması durumunda davayı kime açmalıyım?

Eğer ameliyat bir devlet hastanesinde veya üniversite hastanesinde gerçekleşmişse, doktor kamu görevlisi statüsündedir. Bu nedenle doğrudan doktora dava açamazsınız; davayı Sağlık Bakanlığına veya ilgili Üniversite Rektörlüğüne karşı idari yargıda (tam yargı davası olarak) açmanız gerekir.

3. Memurun görevi esnasında bilerek (kasten) veya çok ağır bir kusurla zarar vermesi durumunda da mı kuruma dava açılır?

Evet. Memurun eyleminin kasıtlı veya ağır kusurlu olması, vatandaşın doğrudan memura dava açabileceği anlamına gelmez. Vatandaş yine kuruma dava açar. İdare tazminatı ödedikten sonra, memurun kasıt veya ağır kusuru oranında memura rücu eder.

4. Hangi durumlarda kamu görevlisinin şahsına doğrudan dava açılabilir? Şahsi kusur nedir?

Kamu görevlisinin göreviyle, mesleğiyle ve resmi yetkileriyle hiçbir ilgisi olmayan, tamamen özel hayatında gerçekleştirdiği haksız fiiller şahsi kusurdur. Örneğin bir memurun haftasonu özel aracıyla yaptığı trafik kazasında veya komşuluk ilişkilerinden doğan kavgalarda doğrudan memurun şahsına dava açılır.

5. Yanlışlıkla memurun şahsına dava açtım ve mahkeme davayı reddetti. Haklarımı tamamen kayıp mı ettim?

Hayır, haklarınızı kaybetmezsiniz. Mahkeme davayı esastan değil, "husumet yokluğu" nedeniyle usulden reddedecektir. Bu kararın ardından, yasal süreler içinde doğru davalı olan ilgili kamu kurumuna karşı idare mahkemesinde tam yargı davası açarak tazminat talep edebilirsiniz.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir

YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2016/4992 Ε.. 2018/807 K. "Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken kişilere zarar vermesi ilgili kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturur. Bu durumda sorumlu, kamu görevlisinin emrinde çalışmakta olduğu kamu kurumu olup dava o kurum aleyhine açılmalıdır. (T.C. Anayasası 40/3 ve 129/5, 657 Sayılı Kanun'un 13. maddesi, HGK 2011/4-592 Ε., 2012/25 K. sayılı kararı) Bu konudaki yasal düzenlemeler emredici hükümler içermektedir. Diğer yandan sorumluluk hukukunun temel ilkeleri açısından bakıldığında da bu şekilde düzenlemenin mevzuatta yer almış olması zarar görenin zararının karşılanması yönünde önemli bir teminattır.Davaya konu edilen olayda; Endüstri Meslek Lisesinde öğretmen olarak görev yapan davalılarının, görevleri sırasında ve görevlerinden dolayı davacıyı zarara uğrattığı ileri sürülmektedir. Anayasa'nın 129/5 maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 13/1 maddesi gereğince; kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen koşullara uygun olarak, idare aleyhine açılabileceğine göre; davalılara husumet tevcih edilmesi doğru değildir.Mahkemece açıklanan yasal düzenlemeler gözetilerek, adı geçen davalılar hakkında davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile işin esasına girilerek karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir."