avoguzhansisman@hotmail.com Han Plus Çarşısı, Sultaniye Mah. 330. Sk., Esenyurt / İstanbul
Şişman Hukuk Bürosu Emsal Kararlar

MAHREMİYETİN SINIRLARI VE KAMUSAL ALAN

Özel hayatın gizliliği, bireyin toplum içinde kendini güvende hissetmesini sağlayan en temel anayasal haklardan biridir. Ancak mahremiyet kavramı, teknolojinin gelişmesi ve kamusal alanın karmaşıklaşmasıyla birlikte klasik "dört duvar" tanımının çok ötesine geçmiştir. Bir kişinin sadece evinde değil, sokakta, parkta veya kamuya açık herhangi bir mekanda da belirli bir düzeyde mahremiyet beklentisi olması hukuk tarafından korunur. Öte yandan, kamusal alanın herkese açık doğası, suç teşkil eden eylemlerin tanıklığı ve delil elde etme hürriyeti ile mahremiyet hakkı arasında sık sık çatışmalar yaşanmaktadır. "Başkalarının görmesini istemediğim her şey özel hayatımdır" yaklaşımı, hukuk düzeninde illegal eylemleri gizlemek için bir kalkan olarak kullanılamaz. Yargıtay’ın emsal kararları, kamusal alanda mahremiyetin sınırlarını "sürekli denetim" ve "meşru beklenti" ölçütleri üzerinden belirleyerek, suç delili elde etme amacıyla yapılan anlık kayıtları hukuka uygun kabul etmektedir.

Ceza hukukunda özel hayatın gizliliğini ihlal suçu (TCK 134), kişinin başkaları tarafından bilinmesini istemediği yaşam olaylarının rıza dışı elde edilmesi veya ifşa edilmesiyle oluşur. Ancak bir olay ya da bilginin "özel hayat" kapsamına girip girmediği belirlenirken sadece fiziki çevreye değil; kişinin toplumsal konumu, eylemin niteliği ve müdahalenin derecesi gibi çok boyutlu kriterlere bakılır. Kamusal bir alanda, örneğin bir kanalda izinsiz ağaç kesen birinin fotoğrafının çekilmesi, o kişinin "özel yaşam alanına" bir müdahale midir, yoksa bir suçun belgelenmesi midir? Yargıtay’ın "kalabalığın içinde dikkat çekmezlik" prensibi, bireyin kamusal alanda dahi sürekli izlenmeme hakkını korurken; suç üstü durumlarında anlık olarak alınan kayıtları bu korumanın dışında tutmaktadır. Bu makalemizde, özel hayatın güncel hukuki tanımını, kamusal alandaki mahremiyet sınırlarını, "sürekli denetim" kriterini ve suç delili elde etme amacıyla yapılan görüntülemelerin TCK 134 kapsamındaki statüsünü akademik bir perspektifle ele alacağız.

ÖZEL HAYATIN HUKUKİ TANIMI VE KAPSAMI

Özel hayat kavramı, dar anlamda kişinin sadece gözlerden uzak, mahrem ve başkalarıyla paylaşmadığı yaşam dilimini (dört duvar arası) ifade etmez. Hukuki anlamda özel hayat; kişinin toplumun geri kalanından gizlemek istediği, istenildiğinde sadece belirli kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özgü olayların ve bilgilerin tamamıdır. Bu tanım, bireyin dijital verilerinden, kamuya açık alandaki gizli kalmasını istediği görüşmelerine kadar geniş bir alanı kapsar.

Türk Ceza Kanunu'nun 134. maddesi, bu gizliliğin ihlalini cezalandırarak bireye bir "mahremiyet kalkanı" sağlar. Ancak bu kalkan mutlak değildir. Kişinin toplum içindeki konumu, mesleği ve dışa yansıyan davranışları, mahremiyetin sınırlarını esnetebilir. Örneğin, bir kamu görevlisinin görevini icra ederken kamusal alandaki eylemleri, sıradan bir vatandaşın aynı yerdeki eylemlerinden daha az "özel" kabul edilebilir.

Mahremiyetin belirlenmesinde "rıza ve öngörü" ölçütü esastır. Eğer kişi, eyleminin başkaları tarafından görülmesini doğal karşılıyor veya öngörebiliyorsa (örneğin bir stadyumda tezahürat yaparken), o anki görüntüsünün kaydedilmesi kural olarak özel hayat ihlali teşkil etmez. Ancak kamusal alanda dahi, gizli kalması gereken bir görüşmenin (fısıldaşma gibi) kaydedilmesi ihlal sayılabilir.

DÖRT DUVARIN ÖTESİ: KAMUSAL ALANDA MAHREMiYET

Kamusal alanda bulunmak, kişinin her türlü mahremiyetten vazgeçtiği anlamına gelmez. Bir parkta oturan veya sokakta yürüyen birey, "herkes beni görebilir" gerçeğini kabul etse de, "birisi beni sürekli takip ediyor ve her anımı kaydediyor" gerçeğine rıza göstermiş değildir. Kamusal alan mahremiyeti, bireyin toplumsal yaşam içinde "izlenmeme ve gözetlenmeme" hakkını korur.

Yargıtay’ın içtihatlarında vurguladığı üzere, bir olayın özel hayat kapsamına girip girmediği belirlenirken fiziki çevrenin (ev, bahçe, sokak vb.) özellikleri tek başına yeterli değildir. Kişinin o alandaki faaliyetinin niteliği önemlidir. Kamuya açık bir alanda dahi olsa, kişinin başkalarınca bilinmesini istemeyeceği "özel yaşam alanı" içine giren faaliyetleri (örneğin duygusal bir an, bir aile meselesinin konuşulması vb.) koruma altındadır.

Buna karşın, kamusal alandaki "herkese açık" ve "sıradan" faaliyetler bu korumadan yararlanamaz. Bir kişinin sokakta dondurma yemesi veya otobüse binmesi, onun özel hayatının gizli bir parçası değil, toplumsal yaşamın doğal bir yansımasıdır. Bu ayrım, mahremiyetin "mutlak mekan"dan "eylemin niteliği"ne kaydığını göstermektedir.

"DİKKAT ÇEKMEZLİK" PRENSİBİ VE ANONİMİTE

Kamusal alandaki mahremiyetin en önemli sütunu "kalabalığın içinde dikkat çekmezlik" (kalabalık içinde anonimite) prensibidir. Bu prensip; bireyin kamusal alana çıktığında "tanınmazlık, bilinmezlik ve anonim kalma" hakkı olduğunu kabul eder. Yani kişi sokaktayken, kalabalığın bir parçası olarak görülmeye rıza gösterir; ancak belirli bir mercek altına alınmaya rıza göstermez.

Eğer bir kişi, kamusal alanda belirli bir amaçla (örneğin siyasi bir eylem veya sanatsal bir performans) ön plana çıkmıyorsa, o kişinin sürekli olarak kaydedilmesi veya fotoğraflarının çekilerek "bilinir" hale getirilmesi bu prensibi ihlal eder. Ancak bu prensip, "tesadüfi" karşılaşmaları ve kayıtları kapsamaz. Bir turistik yerin fotoğrafı çekilirken kadraja giren yabancıların görüntüsü, bu prensibi bozmaz.

Bu ilkenin sınırı, kişinin kendi rızasıyla alenileştirdiği veya toplumsal bir görev nedeniyle ön planda olduğu durumlarda esner. Ancak genel kural olarak; birey kamusal alandadır diye onun "her saniyesini kaydetmek", anayasal hak ihlali olarak kabul edilmektedir.

SÜREKLİ GÖZETİM VS. TESADÜFİ KAYIT

TCK 134 kapsamında suçun oluşması için Yargıtay’ın aradığı en kritik ölçütlerden biri "süreklilik"tir. Bir kişinin gün boyu nereye gittiği, kiminle görüştüğü, ne yaptığı gibi hususların sistematik olarak takip edilmesi ve kaydedilmesi (paparaazzi tarzı veya dedektiflik gibi), kamusal alanda dahi olsa ağır bir özel hayat ihlalidir. Burada "denetim ve gözetim altına alma" iradesi vardır.

Buna karşılık, "tesadüfi" elde edilen kayıtlar suç oluşturmaz. Bir kişinin yolda yürürken bir kavgaya şahit olup o anı telefonuna kaydetmesi veya bir akrabasının illegal bir eylemini (örneğin ağaç kesmesini) görüp o anı fotoğraflaması sürekli bir denetim değildir. Bu, o an gelişen bir durumun tespiti niteliğindedir.

Hukuk, "pusuda bekleyip sürekli izleyen" ile "o an orada olup tanık olduğu şeyi kaydeden" arasında keskin bir ayrım yapar. Süreklilik içermeyen ve belirli bir takip planı çerçevesinde yapılmayan anlık kayıtlar, özel hayatın gizliliğini ihlal kastı taşımadığı sürece suç olarak değerlendirilmez.

İLLEGAL EYLEMLER MAHREMİYET KAPSAMINDA MIDIR?

Özel hayatın korunması, bireyin yasal ve ahlaki sınırları içindeki mahremiyetini hedefler. Bir suçun işlenmesi süreci (örneğin hırsızlık yapmak, kamu malına zarar vermek, izinsiz ağaç kesmek vb.), hukuki anlamda korunması gereken bir "özel yaşam faaliyeti" değildir. Kişinin "suç işlerken kimse beni görmesin" beklentisi, hukuk tarafından himaye edilmez.

Emsal kararda görüldüğü üzere, bir sulama kanalında (kamuya açık alan) izinsiz ağaç kesen kişilerin görüntülerinin çekilmesi, onların mahremiyetini ihlal etmez. Çünkü ağaç kesmek, doğası gereği gizli kalması gereken bir ailevi veya kişisel mahrem eylem değil, topluma karşı işlenen bir suçtur. Suçun işlendiği anın görüntülenmesi, mahremiyet kalkanını deler.

Hukuk, "mağdurun şahsi alanını" korur; ancak "failin suç mahallini" korumaz. Bir kişi kamusal alanda suç işliyorsa, o anın görüntülenmesi, o kişinin özel hayatının ihlali değil, adaletin tecelli etmesi için bir veri toplama işlemidir.

DELİL ELDE ETME AMACIYLA GÖRÜNTÜLEME

Günümüzde akıllı telefonlar, en hızlı "delil toplama" araçları haline gelmiştir. Yargıtay, bir suçun işlendiğine dair bir daha elde edilmesi imkansız olan bir delili (suç üstü anı) korumak ve yetkili makamlara sunmak amacıyla yapılan anlık kayıtları "hukuka uygun" kabul etmektedir. Burada temel şart, kaydı alan kişinin "suç işleme kastı" ile değil, "delil tespit etme kastı" ile hareket etmesidir.

Eğer bir kişi, maruz kaldığı veya tanık olduğu bir haksızlığı ispatlayacak başka bir yolu yoksa (ani gelişen durumlar), o anı kaydetmekte hukuki bir yarar vardır. Örneğin, hakarete uğrayan birinin o anı kaydetmesi veya kaçak yapılaşmayı fotoğraflaması, "özel hayatı ihlal" değil, "hak arama özgürlüğü" kapsamında değerlendirilebilir.

Ancak bu kayıtların sadece yetkili makamlara (savcılık, mahkeme, polis) sunulması gerekir. Eğer elde edilen bu görüntüler sosyal medyada yayımlanırsa veya şantaj amacıyla kullanılırsa, eylem "ifşa" suçuna (TCK 134/2) dönüşür ve ağır cezalara yol açar.

YARGITAY'IN BERAAT GEREKÇESİ VE ÖLÇÜTLERİ

Emsal olayda Yargıtay, sanığın akrabalarını ağaç keserken fotoğraflamasını ve bunu şikayet sürecinde kanıt olarak kullanmasını hukuka uygun bulmuştur. Beraat kararının temel dayanakları şunlardır: 1) Eylemin (ağaç kesme) özel bir yaşam alanı faaliyeti olmaması, 2) Görüntünün sürekli bir denetim sonucu değil, tesadüfen elde edilmesi, 3) Alanın (DSİ kanalı) kamuya açık bir yer olması.

Karar, mahremiyetin "eylemin niteliğine" göre belirlenmesi gerektiğini netleştirmiştir. Kişinin "başkaları görmesin" dediği her şey mahrem değildir; hukuk sadece "korunmaya değer" mahremiyeti korur. Suç işleme anı, korunmaya değer bir mahrem alan değildir.

Sonuç olarak; özel hayatın gizliliği, kamusal alanda dahi belirli sınırlar içinde yaşayan bir haktır. Ancak bu hak, adaletin ve kamu düzeninin önünde bir engel teşkil edemez. Kamusal alanda suç işleyenin görüntüsü alınabilir; ancak bu, o kişiyi sürekli takip etme veya özelini ifşa etme yetkisi vermez. Adalet, "anonim kalma hakkı" ile "suçu belgeleme hakkı" arasındaki dengeyi, dürüstlük ve delil güvenliği üzerinden kurmaktadır. Kamusal alan herkese açıktır; mahremiyet ise sadece dürüst yaşayanların kalkanıdır.

SORU – CEVAP BÖLÜMÜ

1. Sokakta yürüyen birinin fotoğrafını çekmek suç mudur?

Kural olarak hayır. Kamusal alanda anonim bir şekilde bulunan birinin tesadüfen fotoğrafa girmesi suç değildir. Ancak bir kişiyi hedef alıp, onu rahatsız edecek şekilde ve sürekli takip ederek çekim yapmak suç oluşturabilir.

2. Birinin suç işlediğini görüp videosunu çekersem ceza alır mıyım?

Hayır. Suç delili toplama amacıyla, ani gelişen bir durumda çekilen kayıtlar (örneğin hırsızlık veya darp anı), Yargıtay tarafından "hukuka uygun delil tespiti" olarak görülmekte ve beraat verilmektedir.

3. Çektiğim suç görüntülerini sosyal medyada paylaşabilir miyim?

HAYIR. Görüntüleri sadece adli makamlara vermelisiniz. Sosyal medyada paylaşmak "özel hayatın ifşası" suçuna girer ve suçluyken suçlu duruma düşmenize neden olur.

4. Kamusal alanda mahremiyet ne zaman başlar?

Kişinin başkalarınca bilinmesini istemeyeceği, özel yaşam alanına girdiği şüphe götürmeyen faaliyetleri (örneğin bir bankta ağlayan birinin yakından çekilmesi gibi) mahremiyet kapsamında korunur.

5. "Dört duvar" kuralı hala geçerli mi?

Evet, ancak eksik. Özel hayat sadece evde değil, kişinin gizli kalmasını haklı olarak beklediği her yerde (otel odası, muayenehane, kamusal alandaki özel anlar) korunur.

Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.

YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ İÇTİHAT METNİ
12. Ceza Dairesi 2013/26216 E. , 2014/12690 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi Suç : Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Hüküm : Beraat Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: TCK'nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun konusunu oluşturan özel hayat kavramı; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içerir. Bu nedenle, kamuya açık alanda bulunulması, bu alandaki her görüntü veya sesin dinlenilmesine, izlenilmesine, kaydedilmesine, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterildiği anlamına gelmez. Kamuya açık alanda bulunulduğunda dahi, “kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, tanınmazlık, bilinmezlik” prensibi geçerli olup, kamuya açık alandaki kişinin, gün içerisinde yaptıkları, gittiği yerler, kiminle niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları tespit etmek amacıyla sürekli denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmiş bilgileri ya da onun başkalarınca görülmesi ve bilinmesini istemeyeceği, özel yaşam alanına girdiğinde şüphe bulunmayan faaliyetleri özel hayat kavramı kapsamına dahildir; ancak, süreklilik içermeyen ve özel yaşam alanına dahil olmayan olay ve bilgiler ise bu kapsamda değerlendirilemez. Sonuç olarak, bir olay ya da bilginin, özel hayat kavramı kapsamına girip girmediği belirlenirken, sadece içinde bulunulan fiziki çevrenin özelliklerine bakılmamalı, kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan davranışları, rıza ve öngörüleri, sosyal ilişkileri, müdahalenin derecesi gibi ölçütler de göz önüne alınmalıdır. Dosya içeriğine, sanığın aksi kanıtlamayan savunmaları ile tanık anlatımlarına göre, köyde DSİ kanalı içerisinde izinsiz ağaç kestiği sırada, akrabası olan katılan ile onun eşini kanal içerisinde izinsiz söğüt ağacı kestiklerini görerek uzaktan cep telefonu ile fotoğraflarını çekip, kendisi, şikayetçi ve bir kısım köylüler hakkında kaçak ağaç kesimi nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılması üzerine, köylüsü tanık ....'e, şikayetçi ile eşini ağaç keserken gördüğünü, bu sırada fotoğraflarını çektiğini söyleyerek cep telefonundaki görüntüyü göstermesi şeklinde gelişen olayda; sanık tarafından ağaç keserken tesadüfen elde edilen görüntünün katılanın sürekli denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmiş özel hayatının gizliliğini ihlale yol açacak görüntü olarak kabul edilemeyeceği, katılan ve eşinin köyde DSİ'ye ait olan sulama kanalında ağaç kestikleri sıradaki görüntülerinin başkalarınca görülmesi ve bilinmesini istemedikleri, hukuk tarafından gizliliği ve korunması temel bir şahsiyet hakkı kabul edilmiş özel yaşam alanına ilişkin bir faaliyet olmadığından özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun yasal unsurlarının gerçekleşmediği anlaşılmakla, sanığın atılı suçtan beraatine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan yargılama sonunda, yüklenen suçun kanuni unsurlarının gerçekleşmediği gerekçeleri gösterilerek mahkemce kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılanın eksik incelemeye, suçun yasal unsurlarının oluştuğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraata ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 26.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.