ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS VE YARALAMA AYRIMI
Ceza yargılamasının en karmaşık, en hassas ve sonucunda verilecek ceza miktarı bakımından failin hayatını en derinden etkileyecek olan konularının başında, kasten öldürmeye teşebbüs suçu ile kasten yaralama suçu arasındaki görünmez ama hukuken son derece belirgin olan çizginin tayin edilmesi gelmektedir. Bu iki suç tipi, maddi unsurları, icra hareketleri ve olay anındaki dışsal görünüşleri itibarıyla sıklıkla birbirine karışabilen, failin zihinsel süreçlerinin ve gerçek niyetinin derinlemesine analiz edilmesini zorunlu kılan hukuki kavramlardır. Hukuk sistemimiz, failin eyleminin dış dünyada meydana getirdiği salt fiziki neticeye odaklanmaz; aynı zamanda o fiziki neticeyi doğuran iradenin, yani failin iç dünyasındaki gerçek amacının ne olduğunu büyük bir titizlikle araştırır. Bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs olarak mı yoksa kasten yaralama olarak mı nitelendirileceği, ceza adaletinin sağlanması, kanunilik ilkesinin korunması ve orantılılık prensibinin hayata geçirilmesi açısından yaşamsal bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, Yargıtay kararları ve özellikle Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatları, bu iki suç arasındaki hukuki ayrımın hangi somut, objektif ve şüpheye yer bırakmayan kriterler çerçevesinde yapılması gerektiğini belirleyen sarsılmaz ilkeler manzumesi oluşturmuştur. Bu kapsamlı hukuki makalede, failin iradesini ve kastını deşifre etmeye yarayan maddi ölçütler, olay öncesi, sırası ve sonrasındaki davranış kalıplarının suç vasfına etkisi, kullanılan vasıtanın niteliği ve doktrinsel tartışmalar detaylı bir akademik perspektifle ele alınmaktadır.
SUÇ KASTININ HUKUKİ MAHİYETİ
Ceza hukukunun temel taşlarından biri olan kast kavramı, suçun manevi unsurunu oluşturur ve failin eylemini gerçekleştirirken sahip olduğu zihinsel iradeyi ifade eder. Kast, en yalın haliyle, suçun yasal tanımındaki unsurların fail tarafından bilinmesi ve istenmesi olarak tanımlanabilir. Kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama arasındaki temel fark, dış dünyada gerçekleşen maddi eylemden ziyade, failin zihninde şekillenen ve eylemi yönlendiren bu manevi unsurda gizlidir. Öldürme kastı, failin mağdurun hayat hakkını bilerek ve isteyerek sona erdirme iradesidir. Yaralama kastı ise, failin sadece mağdurun vücut dokunulmazlığını ihlal etmeyi, ona fiziksel acı vermeyi veya sağlığını bozmayı hedeflemesidir. Hukuk yargılamasında en zorlu görevlerden biri, failin zihninin derinliklerinde yer alan bu görünmez kastı, dış dünyadaki somut bulgulara dayanarak görünür ve ispatlanabilir hale getirmektir. Zira hiç kimsenin iç dünyasına girip gerçek niyetini kesin olarak bilmek mümkün olmadığından, kastın belirlenmesi süreci tamamen failin dışa yansıyan hareketlerinin, kullandığı araçların, olayın gerçekleşme biçiminin ve mağdurla olan ilişkisinin mantıksal ve objektif bir analizi sonucunda elde edilen veriler ışığında gerçekleştirilir. Bu nedenledir ki ceza hakimi, olayın tüm detaylarını, failin eylem öncesi hazırlıklarını, olay anındaki kararlılığını ve eylem sonrasındaki psikolojik reaksiyonlarını bir bütün olarak değerlendirerek, eyleme yön veren asıl iradeyi ortaya çıkarmakla mükelleftir.
TÜRK CEZA KANUNU MADDE 81
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81. maddesi, "Kasten öldürme" suçunu düzenlemekte olup, ilgili kanun hükmü "Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır." şeklindedir. Bu madde, insan hayatının dokunulmazlığını ve en üst düzeyde korunması gerektiğini vurgulayan temel ceza normudur. Bir eylemin bu madde kapsamında değerlendirilebilmesi için failin mutlak surette öldürme kastıyla hareket etmesi gerekir. Ancak fail, öldürme kastıyla hareket etmesine rağmen, elinde olmayan nedenlerle (örneğin mağdurun kaçması, üçüncü kişilerin araya girmesi, silahın tutukluk yapması veya tıbbi müdahalenin zamanında yapılması gibi) ölüm neticesi gerçekleşmemişse, eylem Türk Ceza Kanunu'nun 35. maddesinde yer alan suça teşebbüs hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. Suça teşebbüs, kişinin işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaması durumudur. Dolayısıyla kasten öldürmeye teşebbüs suçu, asıl olan kasten öldürme suçunun tamamlanamamış halidir. Bu durumda fail, meydana gelen neticeye (yaralanmaya) göre değil, meydana gelmesini amaçladığı asıl neticeye (ölüme) yönelik iradesi üzerinden yargılanır ve cezası öldürme suçunun cezası üzerinden belirli oranlarda indirim yapılarak tayin edilir. Bu husus, ceza hukukunun failin tehlikelilik halini ve eyleminin haksızlık içeriğini cezalandırma felsefesinin bir sonucudur.
TÜRK CEZA KANUNU MADDE 86
Öte yandan, Türk Ceza Kanunu'nun 86. maddesi "Kasten yaralama" suçunu düzenler. Bu maddeye göre, "Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." Yaralama suçu, mağdurun vücut bütünlüğüne yönelik her türlü haksız müdahaleyi kapsar. Kasten yaralama suçunda failin iradesi, mağdurun yaşamına son vermek değil, yalnızca ona acı vermek, onu bedensel olarak zarara uğratmaktır. Bir olayda mağdur ağır şekilde yaralanmış hatta hayati tehlike geçirmiş olsa dahi, eğer failin asıl niyeti öldürmek değil de sadece cezalandırmak, korkutmak veya acı vermek ise, bu eylem kasten yaralama (veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama) kapsamında değerlendirilmelidir. Yargıtay kararlarında ısrarla vurgulandığı üzere, sırf yaranın niteliği veya mağdurun ölümden dönmüş olması, failin doğrudan öldürme kastıyla hareket ettiğini kabule yeterli değildir. Eylemin yaralama mı yoksa öldürmeye teşebbüs mü olduğunun ayrımı, verilecek cezanın üst sınırı, infaz rejimi, tutukluluk süreleri ve failin toplum içindeki damgalanma süreci açısından o kadar büyük farklılıklar yaratır ki, mahkemeler bu vasıflandırmayı yaparken çok sayıda objektif kriteri eşzamanlı olarak süzgeçten geçirmek zorundadır.
HUSUMETİN NEDENİ VE NİTELİĞİ
Yargıtay içtihatlarında, adam öldürmeye teşebbüs ve kasten yaralama suçlarını birbirinden ayırmada kullanılan en temel ölçütlerden ilki, fail ile mağdur arasındaki olay öncesine dayanan ilişkinin mahiyeti, yani aralarındaki husumetin nedeni ve ağırlığıdır. Ceza hukuku mantığına göre, bir insanın başka bir insanın hayatına son verme gibi son derece ağır ve dönüşü olmayan bir kararı alabilmesi için, ortada bu kararı destekleyecek nitelikte güçlü, köklü veya şiddetli bir husumet bulunması beklenir. Basit bir yol verme kavgası, anlık bir tartışma veya önemsiz bir alacak verecek meselesi gibi durumlarda, failin aniden silahına sarılıp ateş etmesi halinde, olayın özel şartları aksini göstermedikçe öldürme kastının varlığına ulaşmak zor olabilir. Ancak fail ile mağdur arasında uzun süredir devam eden kan davası, namus meselesi, ciddi boyutlara ulaşan tehditleşmeler veya ağır hakaretler silsilesi varsa, bu durum failin öldürme kastı ile hareket ettiğinin önemli bir karinesini oluşturur. Husumetin niteliği, failin olay anındaki ruh halini ve motivasyonunu anlamak için geçmişe dönük yapılan bir psikolojik kazı çalışmasıdır. Mahkemeler, husumetin sadece varlığını değil, bu husumetin bir insanı öldürmeye sevk edecek yoğunlukta olup olmadığını da titizlikle irdelemekle yükümlüdür.
KULLANILAN SİLAHIN MAHİYETİ
Suçun işlenmesinde kullanılan vasıtanın niteliği, kastın belirlenmesinde bir diğer hayati ölçüttür. Yargıtay kararlarında, failin saldırıda kullandığı aletin öldürmeye elverişli olup olmaması büyük önem taşır. Ateşli silahlar (tabanca, tüfek vb.), kesici, delici ve öldürücü nitelikteki büyük bıçaklar (sustalı, kasatura, döner bıçağı vb.) doğası gereği insan hayatını sonlandırmaya mutlak surette elverişli araçlardır. Failin, elinde sadece yaralamaya veya korkutmaya yetecek kadar basit bir alet (örneğin küçük bir çakı, sopa veya taş) varken öldürmeye teşebbüs suçundan yargılanması istisnai durumlara tabidir. Silahın niteliği kadar, failin bu silahı nasıl seçtiği de önemlidir. Fail olay yerine gelirken bilerek ve isteyerek öldürücü nitelikte ağır bir silah temin etmişse, bu durum hazırlık aşamasında bir öldürme iradesinin şekillendiğine delalet eder. Ancak fail, o an tesadüfen eline geçen veya günlük hayatta yanında taşıdığı bir aleti anlık bir öfkeyle kullanmışsa, eylemin yaralama kastıyla gerçekleştirilmiş olma ihtimali daha ağır basabilir. Suç aletinin öldürmeye elverişliliği, failin bu aleti kullanma biçimiyle birleştiğinde eylemin hukuki vasfını belirleyen en keskin objektif kriterlerden birini oluşturur.
HEDEF SEÇME VE DARBE SAYISI
Failin olay esnasında hedef seçme imkanı olup olmadığı, darbelerin isabet ettiği bölgeler ve atış veya darbe sayısı, kastın tespitinde neredeyse matematiksel bir kesinlik sağlayan unsurlardır. Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre, failin mağdurun hayati organlarının bulunduğu bölgeleri (baş, boyun, göğüs, batın bölgesi gibi) özellikle hedef alarak atış yapması veya darbe indirmesi, öldürme kastının en güçlü göstergelerinden biridir. Eğer failin hedef seçme imkanı varken (örneğin mağdur savunmasız ve yakın mesafedeyken) özellikle ayak veya bacak gibi hayati tehlike oluşturmayacak bölgelere ateş etmesi, failin amacının öldürmek değil yaralamak veya uyarmak olduğunu açıkça ortaya koyar. Aynı şekilde, darbe sayısı da iradenin yoğunluğunu gösterir. Mağdura öldürücü nitelikte bir silahla defalarca vurulması, şarjördeki tüm mermilerin mağdurun üzerine boşaltılması, failin eylemdeki kararlılığını ve ölüm neticesini elde etme konusundaki ısrarını kanıtlar niteliktedir. Buna karşılık, failin tek bir atış yaptıktan veya tek bir darbe vurduktan sonra, mağdur henüz sağ iken ve eylemine devam etmesi için hiçbir engel yokken kendi iradesiyle eylemine son vermesi, kastının öldürmek olmadığını, eylemini tamamladığını ve amacına (yaralama) ulaştığını gösteren çok güçlü bir hukuki karinedir.
İRADE DIŞI ENGEL DURUMU
Kasten öldürmeye teşebbüs suçunun oluşabilmesi için, failin eylemini kendi iradesi dışında gelişen hukuki veya fiili engeller nedeniyle tamamlayamamış olması şarttır. Bu durum, failin eylemi gerçekleştirirken ortaya koyduğu kastın kesintiye uğraması anlamına gelir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun emsal kararlarında vurgulanan "irade dışı engel" kavramı, kastın türünü belirlemede turnusol kağıdı işlevi görür. Eğer fail, mağdura ateş ettikten veya bıçakla saldırdıktan sonra, şarjörünün bitmesi, silahının tutukluk yapması, çevredekilerin araya girerek fiali engellemesi, mağdurun kaçarak kurtulması veya olay yerine polis ekiplerinin intikal etmesi gibi kendi elinde olmayan dışsal ve zorlayıcı sebeplerle eylemine son vermek zorunda kalmışsa, bu durum failin aslında öldürmek istediğini ancak başaramadığını gösterir ve eylem öldürmeye teşebbüs olarak vasıflandırılır. Ancak fail, elinde silahı ve mağduru öldürme fırsatı varken, araya giren hiçbir dış etken olmaksızın, tamamen kendi hür iradesiyle eyleminden vazgeçip mağduru o halde bırakarak olay yerinden uzaklaşıyorsa, bu durum failin başlangıçtaki kastının öldürmek olmadığını, eyleminin kasten yaralama aşamasında kaldığını gösterir. Bu nedenle olayın akışı ve eylemin neden sona erdiği, mahkemelerce saniye saniye analiz edilmesi gereken bir süreçtir.
OLAY SONRASI FAİLİN DAVRANIŞLARI
Suçun işlenmesinden hemen sonra failin sergilediği davranışlar ve psikolojik reaksiyonlar, olay öncesi ve sırasındaki kastın aydınlatılmasında tamamlayıcı bir rol üstlenir. Failin mağduru ağır şekilde yaraladıktan sonra onun kan kaybından ölmesini beklemek yerine, bizzat 112 Acil Servis'i araması, mağduru kendi aracıyla hastaneye yetiştirmeye çalışması veya çevreden yardım istemesi gibi hayat kurtarmaya yönelik pozitif davranışları, kural olarak eylemin baştan beri öldürme kastıyla yapılmadığına dair ciddi şüpheler uyandırır. Zira gerçekten bir insanı öldürmek isteyen ve bu amaçla hareket eden bir failin, eylem sonrasında mağdurun yaşamını kurtarmak için samimi bir çaba sarf etmesi, ceza hukuku mantığı ve olağan insan psikolojisi ile bağdaşmaz. Elbette failin bu davranışları salt cezadan kurtulmak amacıyla bir mizansen olarak yapıp yapmadığı mahkemece takdir edilecektir. Ancak genel kural olarak, olay sonrası pişmanlık göstergeleri, mağdura yardım edilmesi veya eylemin sonucundan duyulan üzüntünün dışa vurumu, suç vasfının yaralama lehine değerlendirilmesinde mahkemelerin dikkate aldığı önemli indikatörlerdir. Aksine failin mağduru yaraladıktan sonra onun tıbbi yardım almasını engelleyecek şekilde telefonunu kırması, onu ıssız bir yere kilitlemesi veya olay yerinden soğukkanlılıkla uzaklaşması, öldürme kastının varlığını destekleyen unsurlardır.
DOKTRİNSEL BAKIŞ VE UYGULAMADAKİ ÖNEMİ
Ceza hukuku doktrininde kastın belirlenmesi teorisi, objektif ölçütlerin sübjektif niyetin ispatında kullanılması temeline dayanır. Suç vasfının doğru tayin edilmesi, sadece adil bir ceza verilmesi için değil, aynı zamanda masumiyet karinesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkelerinin bir gereğidir. Bir eylemin öldürmeye teşebbüs mü yoksa ağırlaştırılmış yaralama mı olduğu konusunda mahkemenin zihninde her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı bir kanaat oluşmamışsa, ceza hukukunun evrensel ilkeleri gereği eylemin failin lehine olan suç tipi, yani kasten yaralama olarak kabul edilmesi yasal bir zorunluluktur. Yargıtay'ın ortaya koyduğu; husumetin niteliği, darbe sayısı, hedef alınan bölge ve kullanılan silah gibi kriterler, tek başlarına mutlak doğruyu vermeyebilirler. Ceza hakimi, bu kriterleri bir şablon gibi uygulamak yerine, her somut olayın kendine özgü dinamikleri, failin sosyokültürel yapısı, anlık öfke patlamaları ve olayın meydana geliş biçimiyle harmanlayarak bir bütünsellik içinde değerlendirmelidir. Hukuk, mekanik bir kural uygulama sanatı değil, insan doğasını ve davranışlarını derinlemesine anlama ve adalet terminalinde tartma bilimidir. Yargıtay kararlarındaki bu yerleşik ilkeler, yargılamanın keyfilikten uzaklaşarak rasyonel, öngörülebilir ve adil bir zemine oturmasını sağlayan en önemli güvencelerden biridir.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
En temel fark, failin zihnindeki suç işleme iradesidir (kast). Fail mağdurun yaşamına son vermek isteyip de başaramamışsa adam öldürmeye teşebbüs; sadece mağdura fiziksel acı vermeyi ve vücuduna zarar vermeyi hedeflemişse kasten yaralama suçu oluşur.
Kural olarak bacak gibi hayati tehlike oluşturmayan bölgelere hedef alınarak ateş edilmesi yaralama kastını gösterir. Ancak fail hedef gözetmeksizin rastgele ateş etmiş ve tesadüfen bacağa isabet etmişse veya fail ateş etmeye devam etmek isterken engellenmişse, durum öldürmeye teşebbüs olarak da değerlendirilebilir. Tüm şartlar birlikte incelenmelidir.
Yargıtay; fail ile mağdur arasındaki husumetin ağırlığını, kullanılan aletin öldürücü niteliğini, yaranın yerini ve hayati tehlike yaratıp yaratmadığını, darbe sayısını, hedef seçme imkanını ve olayın irade dışı bir engelle mi yoksa failin kendi isteğiyle mi sona erdiğini temel ölçüt olarak kabul eder.
Failin eyleminden hemen sonra pişmanlık duyarak mağdurun hayatını kurtarmaya çalışması, kural olarak baştan beri öldürme kastı ile hareket etmediğinin güçlü bir kanıtı olarak kabul edilir ve eylemin kasten yaralama olarak nitelendirilmesi ihtimalini kuvvetlendirir.
Mahkeme, dosyadaki tüm delilleri incelemesine rağmen failin kastının öldürmek mi yoksa yaralamak mı olduğu konusunda kesin bir vicdani kanaate varamazsa, evrensel hukuk kuralları gereği sanığın lehine olan yorumu yaparak eylemi kasten yaralama suçu olarak cezalandırmak zorundadır.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.