KATKI PAYI ALACAĞI DEĞER TESPİTİ
Boşanma davalarının ardından açılan mal rejiminin tasfiyesi davaları, uyuşmazlıkların niteliği ve uygulanacak matematiksel formüller yönünden aile hukukunun en teknik uzmanlık gerektiren alanıdır. Eşlerin evlilik birliği süresince edindikleri malvarlığı unsurlarının (özellikle taşınmazların ve araçların) paylaşımı sırasında, alacak miktarının hakkaniyete ve yasal kurallara uygun olarak hesaplanabilmesi için kıymet takdirinin yapılacağı "tarih" en kritik eşiktir. Enflasyonist ekonomik koşullar ve gayrimenkul fiyatlarındaki hızlı değişimler dikkate alındığında, değerleme tarihinin yanlış seçilmesi taraflardan birinin ağır hak kaybına uğramasına, diğerinin ise haksız şekilde zenginleşmesine neden olabilmektedir. 743 sayılı eski Türk Kanunu Medenisi döneminde geçerli olan yasal mal ayrılığı rejimi kapsamında edinilen malların tasfiyesinde doğan alacak talebi, "Katkı Payı Alacağı" olarak adlandırılmaktadır. Katkı payı alacağı davalarında, değer tespiti yapılırken tasfiyeye konu taşınmazın durumuna göre farklı hukuki kurallar uygulanmaktadır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin yerleşik ve sarsılmaz içtihatlarında belirtildiği üzere, mal rejiminin sona erdiği tarihte tasfiyeye konu taşınmazın mevcut olduğu durumlarda, katkı payı alacak miktarının belirlenmesi için taşınmazın **dava tarihindeki** sürüm (rayiç) değerinin esas alınması zorunludur. Yerel mahkemelerin delilleri takdir ederken hataya düşerek taşınmazın alım, devir veya boşanma davası tarihindeki eski değerlerini esas alarak alacağa hükmetmesi, Yargıtay tarafından doğrudan bozma sebebi yapılmaktadır.
KATKI PAYI ALACAĞININ HUKUKİ NİTELİĞİ VE 743 SAYILI KANUN DÖNEMİ
01.01.2002 tarihinden önce kurulan evliliklerde, eşler arasında aksine bir sözleşme bulunmadığı takdirde yasal "mal ayrılığı" rejimi geçerlidir. Mal ayrılığı rejiminde, evlilik birliği içerisinde edinilen mal, tapu sicilinde kimin adına kayıtlı ise yasal olarak onun kişisel malı sayılır. Ancak diğer eş, bu malın alınmasına veya iyileştirilmesine kendi birikimiyle, ziynet eşyasıyla ya da çalışarak elde ettiği maddi gelirle katkıda bulunmuşsa, Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri ve Medeni Kanun’un dürüstlük kuralı uyarınca bir tazminat talep etme hakkına kavuşur. Bu tazminata "Katkı Payı Alacağı" denir. Katkı payı alacağının hesaplanabilmesi için öncelikle davacı eşin, malın satın alınma tarihindeki toplam alım bedeli içerisindeki kendi katkı oranının (örneğin %30 veya %50) netleştirilmesi gerekir. Katkı oranı belirlendikten sonra bu oranın, malın tasfiye tarihindeki güncel değeriyle çarpılması suretiyle nihai alacak miktarı tespit edilir. İşte bu noktada, çarpılacak olan güncel değerin hangi tarihe göre belirleneceği sorusu davanın en önemli hukuki tartışmasını oluşturur.
MAL REJİMİNİN TASFİYESİ DAVALARINDA DEĞERLEME TARİHİ PROBLEMİ
Mal rejimi davalarında taşınmazların değerinin tespiti yapılırken, davanın açıldığı tarih ile karar tarihi arasında geçen uzun yargılama süresi nedeniyle taşınmazın değeri sürekli değişmektedir. Hukukta temel ilke, borcun ifa edileceği veya tasfiyenin yapılacağı andaki gerçek değerin esas alınmasıdır. Eğer mahkemeler, malın yıllar önceki satın alma tarihindeki değerini esas alırsa, paranın satın alma gücündeki erime nedeniyle davacı eş komik derecede düşük bir tazminat alacak ve mağdur olacaktır. Öte yandan, mal rejiminin sona ermesinden sonra eşlerin mal üzerindeki tasarrufları ve ekonomik piyasa koşulları da değer üzerinde etkilidir. Bu nedenle Yargıtay, hem hakkaniyeti korumak hem de ispat kolaylığı sağlamak amacıyla değerleme tarihine ilişkin çok net, objektif ve bağlayıcı sınırlar çizmiştir. Taşınmazın tasfiye tarihindeki mevcut durumuna göre dava tarihi esası, bu dengenin kurulmasındaki en temel yasal argümandır.
TAŞINMAZIN MEVCUT OLMASI HALİNDE DAVA TARİHİNDEKİ RAYİÇ DEĞER ESASI
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, mal rejiminin tasfiyesine konu edilen taşınmaz, mal rejiminin sona erdiği (boşanma davasının açıldığı) tarihte hala davalı eşin mülkiyetinde mevcut ise; katkı payı alacağının hesaplanmasında esas alınacak değer, taşınmazın **tasfiye davasının açıldığı tarihteki** sürüm (rayiç) değeridir. Rayiç değer, taşınmazın serbest piyasa koşullarında, davanın açıldığı tarihte alıcı bulabileceği gerçek nakit satış değeridir. Mahkeme, dava tarihindeki piyasa değerini uzman bilirkişiler aracılığıyla tespit ettirmelidir. Davacı eşin evlilik dönemindeki katkı oranı, bu rayiç değer ile çarpılarak alacak miktarı netleştirilir. Taşınmazın mevcut olduğu durumlarda dava tarihi değerinin esas alınması, davacının parasının enflasyon karşısında değer kaybetmesini önlediği gibi, davalının da taşınmazın dava sürecindeki fahiş değer artışlarından haksız şekilde sorumlu tutulmasını engeller.
YEREL MAHKEMELERİN "DEVİR TARİHİ" YANILGISI VE BOZMA GEREKÇESİ
Mal rejimi davalarında ilk derece mahkemelerinin en sık yaptığı usul ve yasa hatalarından biri, taşınmazın "devir tarihindeki" değerini esas alarak hesaplama yapmasıdır. Yargıtay incelemesine konu olan uyuşmazlıkta da, yerel mahkeme taşınmazın mal rejiminin sona erdiği tarihte davalı eşin zilyetliğinde mevcut olduğunu tespit etmesine rağmen, hesaplamada taşınmazın geçmişte yapılan devir tarihindeki değerini esas almıştır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi bu uygulamayı açık bir bozma nedeni saymıştır. Eğer tasfiyeye konu taşınmaz, mal rejiminin sona erdiği tarihte hala mevcut ise, geçmişteki hiçbir devir, alım veya eski işlem tarihi değerleme için esas alınamaz. Devir tarihindeki değerin esas alınması, taşınmazın gerçek değer artışlarını ve davacının emeğinin güncel karşılığını yok saymak anlamına gelir. Üst mahkeme, yerel mahkemenin bu hatalı değerlendirmesini "delillerin takdirinde hataya düşmek" olarak nitelendirmiş ve kararı kanuna aykırılık nedeniyle bozmuştur.
TAŞINMAZIN ÜÇÜNCÜ KİŞİYE DEVREDİLMİŞ OLMASI DURUMUNDA DEĞERLEME TARİHİ
Konunun tam olarak anlaşılabilmesi için, taşınmazın mevcut olmaması durumundaki değerleme tarihinin de açıklanması gerekir. Eğer tasfiyeye konu taşınmaz, mal rejiminin sona ermesinden (boşanma davasının açılmasından) önce veya tasfiye davası açılmadan önce davalı eş tarafından kötü niyetli olarak veya normal yollarla üçüncü bir kişiye satılmış/devredilmişse, artık taşınmaz davalı eşin mülkiyetinde mevcut değildir. Bu istisnai durumda, katkı payı alacağı hesabı yapılırken taşınmazın **"devir tarihindeki"** sürüm değeri esas alınır ve bu değer Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca faizle güncellenir. Ancak Yargıtay kararında da vurgulandığı üzere, mal rejiminin sona erdiği tarihte taşınmaz hala mevcut ise, devir tarihi değeri kesinlikle uygulanamaz; mutlak surette dava tarihindeki rayiç değer esas alınmalıdır. Mevcut olan taşınmaz ile elden çıkarılmış taşınmaz arasındaki bu ikili ayrım, mal rejimi hukukunun en temel teknik kuralıdır.
YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ KARARININ HUKUKİ ANALİZİ
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2015/16857 Esas ve 2017/6715 Karar sayılı ilamı, mal rejiminin tasfiyesinde hakkaniyete uygun değer tespiti yapılması adına verilmiş çok önemli bir karardır. Daire, "mal rejiminin sona erdiği tarihte tasfiyeye konu taşınmazın mevcut olduğu" gerçeğinden hareketle, dava konusu taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin belirlenmesi gerektiğini net bir dille ifade etmiştir. Kararda, yerel mahkemenin taşınmazın devir tarihindeki eski değerini esas alarak hüküm kurmasının yasal metodolojiye aykırı olduğu belirtilmiştir. Bu bozma ilamı, bilirkişi raporlarının denetlenmesinde hakimlerin uyması gereken zorunlu adımları çizmiştir. Mahkemeler, Yargıtay’ın bu net yönergesi doğrultusunda, dava tarihi itibariyle gayrimenkulün piyasa değerini belirleyecek nitelikte yeni ve ek bilirkişi raporları alarak uyuşmazlığı çözüme kavuşturmalıdır.
AİLE MAHKEMELERİNDE BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ VE RAYİÇ DEĞER TESPİTİ
Mal rejimi tasfiyesi davalarında mahkeme, uyuşmazlığın çözümü için mutlaka uzman bilirkişilerden oluşan bir heyet görevlendirir. Bu heyette genellikle bir gayrimenkul değerleme uzmanı (inşaat mühendisi veya spk lisanslı değerleme uzmanı) ve bir hesap bilirkişisi (hukukçu veya mali müşavir) yer alır. Değerleme uzmanı bilirkişi, dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgeye giderek keşif yapar, imar durumunu inceler, emsal satışları değerlendirir ve taşınmazın "tasfiye davasının açıldığı kesin tarih itibariyle" piyasa sürüm değerini belirler. Hesap bilirkişisi ise bu değer üzerinden, davacı eşin katkı oranını uygulayarak nihai katkı payı alacağını kuruşu kuruşuna hesaplar. Bilirkişi raporlarının Yargıtay içtihatlarına uygun tarihleri esas alıp almadığı, taraflar ve vekilleri tarafından titizlikle denetlenmeli, hatalı tarihleri esas alan raporlara karşı usulüne uygun olarak itiraz edilmelidir.
SORU – CEVAP BÖLÜMÜ
Eğer ev boşanma davasının açıldığı tarihte hala davalı eşin mülkiyetinde mevcut ise, tasfiye davasının açıldığı (dava tarihindeki) piyasa rayiç değeri esas alınır.
Eğer ev mal rejiminin sona ermesinden önce üçüncü bir kişiye satılmış ve artık mevcut değilse, hesaplamada evin üçüncü kişiye satıldığı "devir tarihindeki" rayiç değeri esas alınır.
Sürüm veya rayiç değer, bir malın serbest piyasa koşullarında, belirlenen tarihte alıcı ve satıcı arasında gerçekleşebilecek gerçek ve nakit satış değeridir.
Hayır, mahkemenin evin yıllar önceki satın alma bedelini esas alarak alacağa hükmetmesi yasal olarak hatalıdır ve Yargıtay tarafından doğrudan bozma sebebi sayılır.
Bilirkişi raporunun taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içinde, rapordaki değerleme hataları, yanlış tarih esas alınması veya eksik incelemeler belirtilerek mahkemeye yazılı itiraz dilekçesi sunulmalıdır.
Bu makalede yer verilen değerlendirmeler, Yargıtay’ın emsal nitelikteki kararları esas alınarak ve resmi internet sitesinde yayımlanan metinler üzerinden hazırlanmıştır. Ancak olası güncellemeler ve hata ihtimallerine karşı, ilgili kararların kullanılmadan önce mutlaka Yargıtay’ın resmi kaynaklarından teyit edilmesi gerekmektedir.